17 Şubat 2010 Türkiye’de art arda “ilk”leri yaşamaya başladık:
Önceki gün cumhuriyet tarihinde ilk kez ordu komutanı olan bir orgeneral, şüpheli sıfatıyla ifade vermeye çağırıldı. On gün içinde ifade vermeye gitmezse, zorla götürüleceği açıklandı…
Dün de yine cumhuriyet tarihinde ilk kez görevdeki bir başsavcının makam odasına ve evine “baskın” yapıldı, bazı evraklara el konuldu, kendisi gözaltına alındı…
İkisine de yöneltilen suçlama aynı:
“Ergenekon Terör Örgütü’ne üye olmak…”
***
Tüm bu operasyonların 2 Kasım 2007’ye kadar gittiğini dün yazmıştım.
Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığı, 2 Kasım 2007’de İsmailağa Cemaati’nin okul öncesi çocuklara eğitim verdiği ihbarı üzerine, 16 ilde 235 şüpheliye yönelik bir soruşturma için düğmeye basmıştı.
Ama soruşturma daha sonra Erzurum’daki 9 cemaat üyesiyle sınırlı kalmıştı…
Sonra da bu operasyona katılan herkes, “büyük bir rastlantı eseri” Ergenekon şüphelisi konumuna düşmüştü!
Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner hakkında da “görevi kötüye kullanmak” suçlamasıyla Tunceli Ağır Ceza Mahkemesi’nde 26 yıl hapis istemiyle son soruşturma açılmasına karar verilmişti…
Dava Yargıtay 11. Ceza Dairesi’nde görülecekti…
Fakat dün ne olduysa; Erzurum Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı, Erzincan Başsavcısı’na eşi benzeri görülmemiş bir “baskın” yaptı…
Bu baskını Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı’nın avukatı Turgut Kazan’a sordum… O da yapılanların hukuka ve yasalara aykırı olduğunu belirterek, şunları söyledi:
***
“Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner’in makam odasında ve evinde arama yapılması dehşet vericidir ve Türkiye’de bir ilktir. Kesinlikle kural dışıdır. Tam bir hukuk devleti ihlalidir.
2802 Sayılı Hâkimler ve Savcılar Yasası’nın 90 ve Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 250/3 maddeleri çok açıktır. Müvekkilimin yargılanacağı yer Yargıtay 11. Ceza Dairesi’dir. Zaten, İsmailağa soruşturmasındaki eylemi esas alınarak, görevi kötüye kullandığı iddiasıyla dava açılmıştır. Bu dava 11. Ceza Dairesi esasına kaydolmuştur. Yakında duruşması başlayacaktır.
Bir eylem için, başka soruşturma, başka dava açılamaz. Dolayısıyla, yapılan arama, yasaya aykırıdır, hukuka aykırıdır. Üstelik, soruşturmaya gelen Savcı Osman Şanal’ın kıdemi, müvekkilimin kıdeminden düşüktür. Kendisi; hakkında soruşturma izni istediğimiz, verilmeyince dava açtığımız biridir. Ankara 1. İdare Mahkemesi’nin 2009/2113 esasına kayıtlı olan davamız halen derdesttir. Dolayısıyla, arama güvenliği açısından da büyük kuşku duyduğumu belirtmek istiyorum.
Yargıtay’da başlayacak yargılamaya güvenilemediği için, yasaya aykırı olan bir yolun seçildiğini düşünüyorum.”
***
Eğer Turgut Kazan’ın iddiaları ve kaygıları doğruysa…
O zaman durum sandığımızdan da vahim demektir!
***
GÜNÜN SORUSU
Önceki gün ilk kez bir ordu komutanı ifadeye çağrıldı… Dün ilk kez bir başsavcı gözaltına alındı, evi ve makam odası arandı…
Bakalım bugün “Türkiye’deki ilk olma” piyangosu hangi kamu görevlisine vuracak?
***
‘Adlarını ağzıma almayacağım!’
“Bundan sonra da fevkalade bir durum yaşanmadıkça, ne Sayın Baykal’ın, ne de Sayın Bahçeli’nin adlarını ağzıma kolay kolay almam.”
“Sayın Baykal” kim?
Ana muhalefet partisi lideri…
“Sayın Bahçeli” kim?
Meclis’te grubu bulunan üçüncü büyük partinin genel başkanı…
Peki; onların adlarını ağızlarına almamaya karar veren kişi kim?
İktidar partisinin genel başkanı ve bu ülkenin Başbakanı…
Sözüm ona “demokratik açılım”ı hayata geçirmeye çalışıyor ama Türkiye’nin en büyük ikinci ve üçüncü partilerinin liderlerini yok sayıyor!
***
Demokrasinin özünde “uzlaşma” ve karşı siyasi düşüncelere saygı yatar…
Siyasi aktörleri yok saymak ise sadece “baskıcı tek parti rejimleri” nin benimsediği bir yöntemdir!
Hadi; yeni baştan tartışalım:
Türkiye sivil diktatörlüğe gidiyor mu, gitmiyor mu?
Ve bir de basit soru:
“Yok sayma”nın ardından hangi tavır gelir?