• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
Sayfa: 1 | Toplam: 3 123 SonSon
21 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    Neşeli düşler√V^√V'^~--- zeyna_ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    27-01-2008
    Mesajlar
    12,517
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    7

    Onay Trabzon hakkında bilgiler



    Karadağ Yaylası - Akçaabat - Trabzon

    1. 946 m. yükseklikteki yayla bol oksijeni ile akciğer tedavisi görmüş hastaların tatil için tercih ettiği yerdir. Alt yapı hizmetleri tamamlanmış olan yaylada hediyelik eşya satış yerleri bulunmaktadır. Yaylada yaban hayatı da oldukça zengindir.


    Nasıl Gidilir: Akçaabat - Düzköy yolunun 12. kilometresinden batıya dönülerek 28 km. toprak yolla gidilebilen yaylaya, yayla mevsiminde ticari taşıtlarla yolcu taşımacılığı yapılmaktadır

    Nerde Kalınır: 10 yataklı pansiyonda konaklanabilir.

    Ne Yenir: Yaylada bakkal, fırın, kır kahvesi ve lokanta hizmet vermektedir.




  2. #2
    Neşeli düşler√V^√V'^~--- zeyna_ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    27-01-2008
    Mesajlar
    12,517
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    7

    Onay Cephanelik - Trabzon

    Trabzon yapıları içinde en çok dikkati çeken ve tartışılan bir yapıdır.
    Yapının Yıldız Sarayı albümlerindeki resminin altında H.1305 yılında yaptırıldığı yazılıdır. Kapısı üzerindeki II. Abdülhamit�in Tuğrası ve kitabe de bunu doğrular. Cephaneliğin 1887 tarihinde yaptırıldığı kesin olarak anlaşılmaktadır.

    Yaklaşık 25-40 m çapında iç içe dairevi iki bölümden oluşmaktadır.
    İç bölüm dört, dış bölüm ise üç katlıdır. İç ve dış yapılarda oval kemerli üçer adet pencere bulunmaktadır. Yüksek bir koruma duvarı içine alınmış olup, batı yakınında ise karakol hanesi vardı. 1916-1918 Rus işgali sırasında mühimmat deposu olarak kullanılmış ve 9 Temmuz 1919� da bir patlamayla örtüsü yıkılmıştır.




  3. #3
    Neşeli düşler√V^√V'^~--- zeyna_ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    27-01-2008
    Mesajlar
    12,517
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    7

    Onay Trabzon'dan Manzaralar




    BOZTEPE'DEN TRABZON



    KARACAKAYA KÖYÜ-SÜRMENE/TRABZON



    TRABZON -MEYDAN



    TRABZON-AKÇAABAT LİMANI'NDAN



    TRABZON KEMERALTI



    FAROZ'DA BALIK TUTMAK



    FAROZ'DA TAKALAR



    TAÇLI ÇAY AĞACI.HİÇ GÖRMÜŞ MÜYDÜNÜZ?



    TRABZON ARNASDAL YAYLASI



    SERA GÖLÜ'NDE SONBAHAR-AKÇAABAT/TRABZON



    TRABZON KUNDURACILAR.AHHH AH



    TRABZON GAZİPAŞA CADDESİ


  4. #4
    Neşeli düşler√V^√V'^~--- zeyna_ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    27-01-2008
    Mesajlar
    12,517
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    7

    Onay Trabzon Horonu

    Horon, Doğu Karadeniz'in geleneksel halk dansı şeklinde tarif edilir. Trabzon horonları ile ilgili bazı bilgileri bu knuda sizlerle paylaşmak istiyorum. Bilgileri edindiğim kişi 35 yıllık bir horoncu. Profösör. Halk oyunları ekipleri çalıştırdığı gibi aynı zamanda halk oyunları yarışmalarında jür görevi de yapıyor.Trabzon'da yaşıyor.
    Yazacağım bilgilerden bazıları bana oldukça ilginç geldi.

    -Türkiye'de sadece Trabzon tek bir halk oyunu oynanan ildir.Bu oyun da horondur.
    -Trabzon'da oynanan bütün horonlar en doğudaki Çaykara'dan en batıdaki Şalpazarı'na kadar temelde aynıdır. Oyunların süsleri farklılık gösterir.
    -Trabzon'daki bütün horonlar 10 sayı üzerine kuruludur.
    -Trabzon'da bazı yerler horon yönünden çok zengin iken bazı yerlerde ise horon bilen çok azdır.
    -Horonların asıl vatanı sahiller değil yaylalardır. Bu sebeple horon özellikle iç kesimlerdeki ilçelerde revaçtadır. Sahillerdeki ilçelerin ise yüksek kesimlerinde yaygındır.

    Hocanın anlatmasına göre bir oyunun halk oyunu sayılabilmesi için iki şart gerekliymiş:
    1-Belli bir coğrafi bölgede oynanması.
    2-Yöredeki oyunların genel karakterine uyması.
    Kolbastı 2. şıkka uymadığı için halk oyunu sayılmıyormuş.

    Türkiye'deki halk oyunlarını anlatan bir kitapta kolbastının eskiden kadın oynatmadan çıktığı söyleniyordu.
    Ormanlarda, mağaralarda kadın oynatan gençler , kendileri de hem oynayıp hem de etrafı gözlerken o zamanın jandarmalarına verilen isimden oyuna "kolbastı" denmiş.

    rabzon'da karşılama türü bir oyun olarak Sürmene sallaması var. Ancak bildiğim kadarıyla o da horon formunda. iki kişi karşılıklı oynadığında karşılama gibi oluyor. Yani Giresun karşılaması türünde değil.(Bu oyunu tv de bir Sürmene Belgeseli'nde horon formunda oynarken gördüm.Ekiplerde de iki kişi oynuyor. Bilgisi olan açıklarsa daha iyi olur)

    Çalgılara gelince, davul zurna açık alan ve kalabalığın çalgısıdır. Kapalı bir ortamda pek de gitmez. O yüzden eski düğünlerde düğün sahibinin durumu iyi ise Şalpazarı'nda da davul zurna kullanılırdı. Ama kemençe de olurdu.Halen de aynıdır. Biraz davulcu çalar biraz da kemençeci.
    Kemençenin modernize olması ise son yılların sorunu. Hepimizin şikayet ettiğimiz bir durum.

    Trabzon'da oynanan başlıca oyun türlerine aşağıdaki şekilde sıralayabiliriz. (Bunları gittiğim kursta ve katıldığım toplantılrada öğrendim)
    Erkek horonları:
    1-Horon kurma:Akçaabt ile kısmen Vakfıkebir ve Çarşıbaşı'nın bazı köylerinde oynanıyor. Vakfıkebir ve Çarşıbaşı'nda oynanan çeşidine "artırma horonu" da denir.
    2-Hozagel(kozangel):Akçaabta'ın Hıdırnebi Yaylası'na yakın köylerde oynanıyor. Kendi içinde
    a)İleri-geri gidip gelme
    b) Yana yürüme
    c)Diz
    d)Çökme
    e)Hozangel sallaması
    olmak üzere beş bölümden oluşur.
    3-Akçaabat sallama:Genellikle akçaabat ilçesi'nde oynanır.
    +-Sıksaray(Sıksara): Trabzon'un hemen her tarafında oynanan temel horon türüdür.
    5-Tonya sıksaralarıonya,Vakfıkebir, Şalpazarı ve çevresinde oynanan oyunlardır.Kendi içinde çeşitleri:
    a)Doldurma(Şalpazarı'nda "dik horan" diyoruz.
    b)sağdan (sıva sıva)
    c)Parmak ucu (Eşkıya)
    Kız horonları:
    1-Horon kurmau an halk arasında oynanmaz. artırma horonundan esinlenerek yapılmıştır.
    2-Düz horonürmene ve çaykara'da oynanır.
    3-Sürmene sallamasıürmene ve Çaykara civarında oynanır. Müziği ve yapısı bakımından horon yapısından oldukça farklıdır.
    4-Atlamarabzon'un tüm ilçelerinde değişik süslerle oynanan çeşitleri vardır. başlıca çeşitleri:
    a)Soldo-Tahir Tahironya, Vakfıkebir ve Şalpazarı civarında oynanır.
    b)Lankepson (Kuşak sallam)Akçaabat'ın Işıklar Köyü ile Düköy İlçesi'nde oynanır.
    c)İzmeaçka'da oynaır.

    Bu türler genel ypıya göre belirlenmiştir. Kendilerine özgü müzikleri vardır. Ancak daha farklı çeşitler de çıkarılabilir.
    Ekiplerde erkek horonlarında bir standartlaşma varıdr. Ancak kız oyunlarında ancak yeni yeni oyunlar düzene girmeye başlamıştır.Kız oyunlarında pek çok eğitici kafasına göre ve ritme uydurarak pek çok oyun üretmiştir.

    Aynı horona farklı ilçelerde, hatta farklı köylerde değişik isimler veriliyor. Yukarıdaki liste genel bir liste sayılabilir.
    Örneğin orda yazdığınız Ağasar erkek horonu deiğiniz horon yukardaki listedeki doldurma oluyor. Vakfıkebir kız horonu dediğiniz sanırım soldo denen oyun. Sağa sola dönerek oynanıyor. soldo oyununun bir bölümüne Şalpazarı'nda "yan horon" diyoruz.
    İsimlendirirken ekipleri ilk kuranların verdikleri isimler kullanılıyor. Örneğin ilk düzenli ekipler İstanbul'da çoğunluğu Akçaabat ve Tonyalı olan üniversite öğrencileri tarafından kurulmuş. Dolayısıyla isimler de kendi çevrelerinde söylendiği gibi olmuş. Gittiğim kursta hoca Tonyalılar'a "soldo" oyunu oynattı. Bizim köylerde , düğünlerde oynadığımız horon. Ama soldo kelimesini ben orda duydum.

  5. #5
    Neşeli düşler√V^√V'^~--- zeyna_ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    27-01-2008
    Mesajlar
    12,517
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    7

    Onay Trabzon'da Çeşitli Turizm Aktiviteleri

    --------------------------------------------------------------------------------

    Çeşitli Turizm Aktiviteleri

    Yayla Turizmi: Yayla Turizmini geliştirmek, özel sektörü teşvik etmek ve öncü örnek olmak amacıyla İlimiz Özel İdare marifeti ile biri Hıdırnebi Yaylası’nda diğeri Kayabaşı Yaylası’nda olmak üzere 2 adet Yayla Kent inşa edilmiş ve özel sektöre kiralanarak turizmin hizmetine sunulmuştur. Bir diğer yayla kentin ise Haçka Yaylası Savandoz Mevkiinde yapımı devam etmekte olup, çevre düzenlemesi aşamasına gelmiştir. Son yıllarda İlimizde özel sektör tarafından yaptırılarak turizme açılan birçok turistik yayla tesisi mevcuttur.

    Kültür Turizmi: Trabzon’un önemli bir tarih kenti olduğu ve buna paralel olarak çok sayıda kültür varlığını bünyesinde barındırdığı kuşkusuzdur. Bu özelliği Trabzon’u bölge illeri arasında ayrıcalıklı kılmaktadır. İl dahilinde kentsel, doğal, arkeolojik sit alanı olmak üzere toplam 25 adet sit alanı bulunmaktadır. Kent dahilinde toplam 983 adet tescilli taşınmaz kültür varlığı mevcuttur.

    Bunlar arasında Sumela Manastırı başta olmak üzere Ayasofya Müzesi, Kızlar Manastırı, Kuştul ve Vazeleon Manastırı gibi Bizans dönemi yapılarının yanında Gülbaharhatun Camii, İskenderpaşa Camii, Cephanelik, Trabzon Müzesi ve Atatürk Köşkü gibi Osmanlı dönemi eserleri başlıcalarıdır.

    Trabzon turizminin önemli bir ayağını oluşturan kültür turizmi sayesinde kente önemli bir turist girdisi sağlanmaktadır.Trabzon kentinin tarihi ve kültürel dokusunu ortaya çıkarmak üzere uzun zamandan beri konuşulan ve tartışılan iki proje uygulamaya başlandı. Bunlardan biri Ortahisar Mahallesi “Turistik Amaçlı Özel Planlama Alanı” projesidir. Trabzon kentinin kurulduğu yer olan ve tarihi dokusu nedeniyle kentsel sit alanı olarak tescillenen Ortahisar Mahallesinde Kültür ve Turizm Bakanlığınca kamulaştırılan 10 bin m2’lik alan, “Turistik Amaçlı Özel Planlama Alanı” olarak yeniden fonksiyonlandırılmak üzere çevre düzenlemesi ve restorasyon projeleri ihalesi yapılmıştır.

    Bu alan üzerinde, Etnografik Müze ile birlikte Kanuni Evi, Anfora Müzesi, yöresel el sanatlarının yapım ve satışının yer aldığı mekanlar ile Trabzon mutfak kültürünün tanıtımına yönelik mekanlara projede yer verilmiştir.İkinci önemli proje ise, Zağnos ve Tabakhane Vadileri Kentsel Dönüşüm projesidir. Eski kent merkezi olan Ortahisar Mahallesi’nin iki yanından geçen derin vadilerdeki yapılaşmanın tamamen kaldırılarak yeniden tarihsel konumuna uygun şekilde yeşillendirilmesi amaçlanmaktadır. Başbakanlık Toplu Konut İdaresince yürütülen proje tamamlandığında kentin imajı değişecek ve turizm potansiyeli de artacaktır.Ayrıca, Trabzon Ayasofya Müzesi ve çevresi 2. Derece Arkeolojik Sit Alanı ilan edilerek Bakanlığımızca 2004 yılında takas programına alınmıştır. Takas işlemleri sırasında mülkiyetlerin çok hisseli olmasından dolayı bir takım sorunlar yaşanmaktadır. Bu nedenle takas işlemi yerine bu alanın kamulaştırma yolu ile Bakanlığımıza kazandırılması uygun mütala edilmektedir.

    İş Turizmi : Bölgesel ticaret ve sanayi merkezi olan Trabzon kentine civar ve uzak merkezlerden gelenler toplam turizm faaliyetleri içinde önemli bir yer tutar. Gelecekte ülke ve bölgedeki kalkınmaya paralel olarak iş turizminin de gelişmesi beklenmektedir.

    Sağlık Turizmi: Trabzon İlinde kaplıca kaynağı bulunmamaktadır. Buna karşın çok yerde maden suları ve şifalı sular mevcuttur. Bazı hastalıklara iyi geldiği bilinen bu maden sularının bir kısmı şişelenerek piyasaya sürülmektedir.Kisarna maden suyu, il merkezinin yaklaşık 8 km güneyindeki Bengisu (Kisarna) köyündedir. Hadipazarı Maden Suyu, Çaykara İlçesi Şahinkaya Köyündedir. Acısu diye bilinen şifalı sular; Araklı İlçesi Bereketli Köyünde, Akçaabat İlçesi Acısu (Koryana) Köyünde, yine Akçaabat İlçesi Uçarsu (Kokana) Köyünde, Maçka İlçesi Akarsu Köyünde, Şalpazarı İlçesi Doğansu Köyünde, Tonya İlçesi Biçinlik Köyünde, Vakfıkebir İlçesi Rıdvanlı Köyünde, Yomra İlçesi İkisu Köyünde bulunmaktadır. İlimizde KTÜ Tıp Fakültesi Farabi Hastanesinin bulunması, çevre illerden buraya tedavi için gelenlerin sayısını arttırmaktadır.

    Kongre Turizmi: İlimizde bulunan ve çevre illerdeki okulları ile de büyük bir potansiyel oluşturan Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) İlimiz ve Bölgede yarattığı hareketliliğin yanı sıra çeşitli kongre, panel, sempozyum ve spor müsabakalarına ev sahipliği yaparak bu daldaki turizmde de her geçen gün artış meydana getirmektedir. Kongre turizmi için gerekli olan her türlü tesis ve donanım İlimizde faaliyetini sürdüren çok yıldızlı otellerde mevcuttur.

    Spor Turizmi: İl'de mevcut bulunan spor tesisleri büyük bir spor aktivitesi yaratmaktadır. Futbol en popüler spor kolu olup, tanıtımda önemli rol oynamaktadır. Birinci Ligde Trabzonspor, İkinci Lig A Kategorisinde Akçaabat Sebatspor, Üçüncü Ligde Trabzon Telekom, Değirmendere ve Of Spor takımları İlimiz spor turizminin gelişmesindeki önemli etkenleri arasındadır.

    Karavan Turizmi: Trabzon sahil şeridinde yer alan Beşikdüzü, Akçaabat, Araklı, Çamburnu, Sera Gölü gibi yerleşimlerde ve Uzungöl, Hıdırnebi Yaylası, Kayabaşı Yaylası, Hamsiköy gibi yüksek plato yerleşimlerinde karavan turizmi yapılabilecek imkanlar mevcuttur. Yol standartlarının yükseltilmesi karavan turizminin gelişmesinde önemli bir ivme olacaktır

    Gençlik Turizmi: Daha çok batı bölgelerinde organize edilen bu turizm türünün, okulların tatil dönemlerinde yatılı okulların konaklama imkanlarının da kullanılarak İlimizde gelişmesinde yarar görülmektedir. Yaylalar; yürüyüş turları, yaban hayatı ve doğayı seven pek çok gencin ilgisini çekmektedir.

    Deniz Turizmi: Yaklaşık 115 km’lik kıyı şeridine sahip olan Trabzon, güneşli günlerin azlığı ve bol yağışlı iklim nedeniyle, deniz turizminden umulan gelişmeyi sağlayamamıştır.Son yıllarda yapımı devam eden Sarp-Samsun karayolu nedeniyle, Karadeniz kıyı bandının önemli bir kısmına dolgu yapılmaktadır. Bu dolgu çalışmaları , kıyılardaki doğal alanları olumsuz etkilemektedir. Böylece, kısmen de olsa olabilecek deniz turizmi olumsuz yönde etkilenmektedir. Bu olumsuzluklara rağmen, Of İlçesinin doğusunda yer yer denize girilecek alanlar bulunmaktadır. İl merkezinin batısında ise, Akçaabat İlçesinin Mersin Beldesinde ve Beşikdüzü İlçesinin batısındaki kıyı boyunda denize girilebilecek yerler vardır. Belirtilen bu yerlerde az sayıda da plaj bulunmaktadır.

    Doğu Karadeniz Bölgesinin merkezi konumunda olan Trabzon’da, deniz turizmi için önemli bir adım atılmıştır. İl merkezinin yaklaşık 6 km doğusunda bir yat limanı yapılmıştır. Trabzonspor Tesislerinin hemen yanında yapılan bu marina, yüksek kapasitede yat barındıracak büyüklüktedir.

  6. #6
    Ra_
    Ra_ çevrimdışı
    oysa ben ... Ra_ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    17-02-2009
    Mesajlar
    7,338
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    5
    Trabzon denilince aklıma Sumela manastırı, uzun göl ve fırtına deresi geliyor..
    ama ahdettim.. görmeyi çok istiyorum..kendime sz verdim emekli olduğumda tur organizasyonu ile oraları mutlaka gezeceğim..
    güzel paylaşım için teşekkür ederim.
    Her gidiş zamansızdır, bir yosmanın gülüşü kadar
    vurdumduymaz...
    dönüp bakmak istersin ardına, geride bıraktığın piç
    sevdalara...
    üşürsün bencilce..
    .....

  7. #7
    Neşeli düşler√V^√V'^~--- zeyna_ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    27-01-2008
    Mesajlar
    12,517
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    7

    Onay Trabzon'da Horon Ve Çalgılarımız

    HORONUN MENŞE-İ VE KELİME ANLAMI

    Türkler, tarihin akışı içinde Orta Asya'dan batı dünyasına doğru akarken, hiç kuşkusuz sosyal kültürel özelliklerini de birlikte götürmüşlerdir. Yoğun göç dalgaları ve tutulan yeni "yurtluklar-vatan"da karşılaşılan değişik ulus ve halklarla da etkileşimde bulunmuşlardır.

    1071 öncesi ve sonrasında Anadolu'ya akmaya başlayan Türk-Budun-Boy ve Oymakları çok kısa bir zaman diliminde Anadolu'yu Türkleştirip, İslamlaştırırlar. Yalnız Türkler, Anadolu'nun ötesindeki Türk ellerinde İslamiyet’i her ne kadar benimsememişlerse de eski "Gök dinleri" ya da "Şamanist" inanışlarının kalıntılarını çağımıza dek yaşatabilmişlerdir.

    Bugün Anadolu'nun kırsal ve dağlık kesimlerinde, Orta Asya'nın kültürel özelliklerini - Şamanist inanışlarını görmek mümkündür. Oğuz Türkleri 12. Yüzyıl dan itibaren sürekli ve yoğun bir şekilde Karadeniz yöresini yurt tutmaya başlarlar. 200 yıl içerisinde bu olgu tamamlanır, tüm Karadeniz yörelerini fetheden ve Türkleştiren Oğuz Türklerinden olan "ÇEPNİLER"dir. Çepniler, bu yöreyi kıyı çizgisine paralel olarak doğu-batı yönünde fethederken Anadolu'nun iç kesimlerinden de diğer Türk boy ve oymakları Erzincan, Gümüşhane ve Harşut dolaylarından sahile akmaya başlarlar.

    1461 yılı başlarında iç kesimlerden gelen 100.000 Çepni Türk'ün Giresun-Trabzon arasına yerleştirildiğini, yine Yavuz Sultan Selimin Trabzon'da, Şehzadeliği sırasında İran'da Şah İsmail'in kılıcından kaçan Ak koyunlu Türklerini de Rize-Trabzon arasındaki yörelere yerleştirildiğini tarihi kaynaklardan biliyoruz. Yöreye yapılan bu tarihi göç Doğu Karadeniz'in kısa bir zaman içinde Türkleşmesini sağlar. Türkler Doğu Karadeniz bölgesine yerleştiklerinde yabancı olmadıkları bir doğa parçasıyla karşılaşırlar. Yöre çok engebeli, sarp, dik ve dağlıktır. Öte yandan bölgeyi kuzey yönünde baştan başa kuşatan, sürekli dalgalı ve hırçın bir deniz vardır. Bu acımasız özellikleri içeren bir doğa üzerinde mücadele veren insanların tipik, yöreye özgü Folkloru ve Halk Oyunları da böylece oluşur.

    Romanya'da düğünlerde oynanan halk danslarına "Gagavuz Türkleri"ince "horon" denilmektedir.[1] Yine eski bir Bulgar ve Peçenek Türklerinde varolması dikkate şayandır. Öte yandan Erzincan, Malatya, Siirt ve Afyon'da birer yerin adı "Horon"dur. Yunanca "xogos" kelimesi ile büyük bir benzerlik gösteren horonun nereden geldiği hakkında bazı fikirler ortaya atılmıştır. Bunlardan birisi Yunanlıların Karadeniz'in doğu sahillerine yerleşmiş olması, bir diğeri ise; horonun kemençe gibi Cenevizlilerden kalmasıdır. Gerçekten Fransa'da "Carole" adı ile tanınmış bir oyun vardır ki bir halka oluşturularak oynanırdı. "Carole" kelimesini Fransızca sözlükler bozuk Latince "Carola" olarak gösteriyorlardı. Ancak, bu kelimenin diğer şekilleri olan "Harol, Horol" kelimeleri ve oyunun kalabalık oynanması dikkate alınırsa, Fransız oyunu ile Doğu Karadeniz oyunu (Horon) arasında şaşırtıcı bir benzerlik göstermektedir. O halde Yunanca

    "xogos" nedir?

    xogos - Hora, raks, dans

    Yunanca- Türkçe sözlükte;

    1. Takım, grup

    2. Bir kilisenin görevlilerinden oluşan kilise korosu

    3. Kilise görevlilerinin kilisede durdukları yer.

    Şimdi karşılaştırmaya geçelim.

    a . xogos kelimesinde "topluluk" esas olarak görülüyor. Bu Karadeniz horonlarında da böyledir.

    b . xogos kelimesinin üçüncü maddesi "kilise görevlilerinin kilisede durdukları yer" dir. Kelimenin bu anlamı ile Carole kelimesinin ikinci anlamı olan

    "Halka şeklinde oynanan oyun" arasında açıkça görülen bir ilişki vardır.

    Mimari ve kuyumculukta daire teşkil eden birçok şeye ve 18.yy'da kilisedeki koro dairesine Carole deniyordu.

    Yukarıdaki karşılaştırmalar gösterir ki, Horon, Carole ve xogos kelimeleri arasında bir anlam birliği oluşturur.

    Şimdi de bunlarla ilişkili olan diğer bir kelime üstünde duralım.

    xor(hor) veya Kör - Destan söylenirken nakarat

    xoroy (horoy)-Sırayla durmak (Pekarski-Yakut sözlüğü)

    Esas vasıfları "topluluk" olan bu Yakutça kelimeler ile Karadeniz horonu, Fransız "carole"sı ve Yunanca xogos arasındaki anlam birliğini tespit ettikten sonra yukarıdaki araştırmalarımızı şöylece özetleyebiliriz: Horon, Carole, Xogos, Hor, Kör, Horoy kelimeleri birbirlerinden ayrı olmayıp, aynı Hor kökünün muhtelif şekilleridir.[2] Bu açıklamalarla yöredeki "horom" ve "horon" kelimelerinin kullanımı arasında benzerlik olduğu görülmektedir.

    Horon; mısır saplarının ve çayır (ot)'ların 10-15 kucak bir araya getirilerek dikey durumda yığılıp, tarlada bulunan "KABAK DEVEKLERİ" ile üst kısımdan bağlanmasıdır. Başka bir deyişle daire (halka) şeklinde sıkıca bağlamaktır.Yöre oyunlarını oynarken bir arada toplanarak sıkıca elele tutup daire halinde horon kurmalarındaki şekil ve benzerlik Horon ile Horom sözcüğünün gerek mana gerekse kelime yapısı bakımından birbirini tamamlamaktadır. Horona başlarken "Hayde bir horom kuralım" sözü, bir araya toplanıp, sıkıca birbirimize bağlanalım demekten başka bir şey değildir.

    HORONLARIN OYNANDIĞI YERLER VE ETKİLENDİĞİ UNSURLAR
    Horonlar neşeli zamanlarda; Bayram, İmece, Düğün, Yayla - Dernek, Askere Uğurlama ve arkadaşlar arasında düzenlenen eğlencelerde oynanır. Yürekleri dolduran coşkular, sevinçler buralarda horona dönüşür. Nerede bir durak, bir oturak yeri varsa orası "HORONDÜZÜ" dür. Üstünde horon oynanmayan tek bir düzlük yoktur Karadeniz'de...
    Horon Karadeniz’in soluk alışı, yürek atışı, dalgalanışıdır.
    Horon doğa ile insanın elele, kol kola şahlanışıdır.
    İneğiyle, çadırıyla, çoluğu - çocuğuyla, silahıyla, giysisiyle dağlara çıkması, yol boyunca yol havalarının kemençe ve davul-zurna eşliğinde çalınıp söylenmesi, horon oynaya oynaya yolların bitirilmesi ve yaylâ düzüne silâh atarak, nara atarak ve tabii ki horon oynayarak (sallama ritminde) kollar halinde girmeleri, halka içinde saatlerce horon oynamaları bahara olan özlemin coşkuya dönüşmesi, dile gelmesidir.
    Trabzon’a özgü horonun yapısında tarım kültürünün varlığı apaçık ortadadır. İlkbahar aylarında tarla ve bahçelerde gruplar halinde yapılan kazımadaki, bellemedeki ritmik hareketler oyuna da yansımıştır. Bellemedeki kol, bacak ve vücuttaki hareketler başlı başına horon olayıdır. Dağ havasının, mısır ekmeğinin, hamsinin etkisi altında yoğrulan horonlar, hamsinin titreyişini ve çırpınışını ifade etmektedir.
    Karadeniz de yalnız başına iş yapmak çok zordur. Horon; Karadenizlinin her işte elele verilmesinin, birlikte çalışmaya duyulan ihtiyacın anlatımıdır. Doğa yapısının sert ve dağlık oluşu, denizinin ve havasının kararsızlığı horon oyunlarında göze çarpar.Doğu Karadeniz bölgesinde horon, kardeşliğin, dürüstlüğün, yiğitliğin ve mertliğin sembolüdür. Günümüzde Ordu, Giresun, Trabzon, Rize, Artvin, Gümüşhane ve Bayburt illerinde oynanmaktadır. Doğa yapısının sert ve dağlık oluşu, yöre insanını hareketli kılmıştır. Hemen hemen günün her saatinde evinden tarlasına, gidip yük taşıyan insanların oturup dinlenmeleri, oyundaki çöküp kalkma figürü gibidir. Öte yandan, Karadeniz'in önce hafif sonra haşin, sert dalgalarının görünüşü ve bu büyük dalgaların kıyıdaki yankıları, bu dalgalar üzerinde denize batıp çıkan kayıklar, ağlara takılan balıkların çırpınışı horonun figürlerinde görülür.
    Denizin hırçın dalgalarındaki oynaklık, havasındaki kararsızlık halkın yapısına da yansımıştır. Bunun için çabuk kızar, çabuk dost olurlar. Cesur ve atılgandırlar. Çabuk sezer, çabuk karar verirler. Bu durum oyunda da göze çarpar. Oyuncular oynadıkça haz duyar, deniz dalgası gibi köpürür, coşar, rüzgâr gibi eser, yaprak gibi sallanır, sıçrar ve naralar atar. Oyuncuların birlikte yaptıkları omuz sallamalar, öne eğilmeler, çöküp-kalkmalar, ileri-geri gidip gelmeler, sağa-sola açılıp kapanmalar, kolların aşağı-yukarı-ileri hareketleri ayak sallamalar, diz kırmalar ve çömelmeler büyük bir coşku, titizlik, ciddiyet, samimiyet ve mutlak bir disiplin vardır. Bu, karma oyunlarda (kadın-erkek) biraz daha yumuşak ve sevecen bir tavırla neşe içinde oynanır.
    Trabzon ve çevresinde horonlar, davul, zurna, kemençe, kaval, tulum-zurna , güğüm, sini, bakraç,leğen ve kufa ile oynanır. Müziklerinin, kısa motif ve cümlelerin ara vermeden sürekli olarak tekrar edilmesi, ritim canlılığı ve çabukluğu gösteren bir havası vardır. Horonlar halka şeklinde, yarım daire ve düz çizgi formunda oynanmaktadır. Küçük grupları "ekip başı", "çavuş" veya "mimar" 50-60 kişilik birkaç halkadan meydana gelen grupları da "çalgıcı" idare eder. Yalnız erkek, yalnız kadınlar tarafından oynandığı gibi alaca(karma) (kadın-erkek) tarafından da oynanmaktadır. Oyundan oyuna geçişlerde “AL AŞAĞI”, “ALDANMA” ve “HOP HOP”,”AL OĞLUM”, “KİM ULA”, "TAK TUM", “DÜŞ”, “YIK OĞLUM” veya "ISLIK" komutları kullanılır.

  8. #8
    Neşeli düşler√V^√V'^~--- zeyna_ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    27-01-2008
    Mesajlar
    12,517
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    7

    Onay Trabzon'da Tarım Ürünleri

    Tarım Ürünleri

    Fındık :
    Fındık tarihe kutsal bir yemiş olarak geçmiştir.Eski Türklerin din hayatında pek önemli yeri olan fındık, aynı zamanda barış,esenlik sembolü sayılıyordu. Türk gibi bazı uluslarda da fındık sayılır.

    Mısır :
    Tarım ürünlerindeki artış, yıllık bazda artış göstermektedir. Trabzon, gerek coğrafi gerekse iklim şartları yönünden tarım ürünleri üretmeye çok elverişli konumdadır. Mısır bu ürünler arasında önemli bir yere sahiptir.

    Çay :
    Bölgede çay tarımına 1930’lu yıllarda başlandı. Dikildikten beş yıl sonra ve yılda 3 kez ürün verebilen çay bitkisi asırlık bir bitkidir. Özellikle Trabzon’un doğusundaki ilçelerde çay tarımı yapılmaktadır.

    Tütün :
    Trabzon ülkemizin önemli tarım ürünlerinin yetiştiği önemli illerinden birisidir. Ülkemizdeki tütün üretiminin yüzde (% 20) yirmisi Trabzon'dan karşılanmaktadır.

    Balıkçılık :
    Trabzon özellikle ülkemizin balıkçılık sektöründe önemli bir potansiyele sahiptir. Ülkemizin balık üretiminin % 20’ si Trabzon’da elde edilmektedir.
    __________________

  9. #9
    Neşeli düşler√V^√V'^~--- zeyna_ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    27-01-2008
    Mesajlar
    12,517
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    7

    Onay Trabzon İşi Takı Sanatı

    Trabzon İşi Takı Sanatı

    Hasır Bilezikler

    Evlerde genç kızlar tarafından elde örülen hasır bilezikler altın yada gümüş ince tellerden yapılır. Örme sanatıyla çeşitli araç gereçler kaplar ve birçok ürünün yapılmasının yanı sıra, Trabzon'a özgü olan "hasır bilezik" yapımı çok yaygındır. Gerek altın ve gerekse gümüşten hasır bilezik ve kolye yapılmakta ve ülkemizin hemen her yerine ve dünyanın birçok ülkesine gerek gurbetçi vatandaşlarımızla ve gerekse de ilimizi ziyaret eden yerli ve yabancı turistlerle götürülmektedir. Hasır bilezik, 31-32 mikron inceliğindeki altın ya da gümüş tellerin ilmek ilmek örülmesiyle yapılmaktadır. Tamamen el emeği, göz nuru olan bu sanat Trabzonlu genç kızlar ve kadınlarımız tarafından dokunmaktadır.

    Örme gümüş ve altın "tespih püskülleri" de Trabzon kuyumculuğunun özgün örnekleridir.

    Kazaz Sanatı (Kazaziye İşi)

    İpek veya naylon tel üzerine burularak sarılan çok ince (0,08 mikron) 995 ayar altın ve 999 ayar gümüş teller ile yapılan yöresel bir el sanatıdır. Altın ve Gümüş tellerin sarılması sırasında, içte kalan ipek yada naylon iplik kıvrak tutularak sarma işlemi yapılır. Bunun neticesinde bitmiş bir telin kalınlığı ise 03-05 mm kalınlığına ulaşır.

    Kazazlık ürünlerinin başında kolye, küpe, bileklik ve buroloklar bayanların, tespih ve tespih püskülleri ise erkeklerin en çok tercih ettiği ürünler arasında yer almaktadır.

    Tarihi geçmişi konusunda kesin bir bilgi bulunmayan bu sanatın Mezopotamya uygarlığından günümüze kadar ulaştığı tahmin edilmektedir. 1.Dünya savaşı yıllarında Trabzon’da 50’nin üzerinde kazaz dükkanı bulunurken şuan sınırlı sayıda sanatkarlar bulunmaktadır.

    Telkari İşlemeciliği

    Tel işi anlamına gelen telkarinin kökeni M.Ö. 3000 lerde Mezopotamya da, 2500 lerde de Anadolu olduğu ve buralarda kullanıldığı bununla birlikte eski Yunan ve Roma da yaygın olduğu bilinmektedir.15. yüzyıldan sonra Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da yaygın olduğu ve telkarinin Trabzon'a yerleşmesinde Dağıstanlı ustaların etkisinin olduğu ustalar tarafından da dile getirilmektedir.

    Trabzon işi telkariler, likör ve kahve takımı, çay tepsisi, takunya ve ev ve mutfaklarımızda kullandığımız çeşitli saklama kapları gibi örnekler telkariden üretilen işler arasında sayılabilir.

  10. #10
    Neşeli düşler√V^√V'^~--- zeyna_ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    27-01-2008
    Mesajlar
    12,517
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    7

    Onay Sürmene Yöresel Yemekleri

    Sürmene Mutfağı

    MISIR EKMEĞİ

    Yöresel yiyeceklerin temelinde genellikle mısır ve mısır unu bulunmaktadır. Bunun böyle olması da tabiidir. Eskiden anbarda mısır oldu mu korkacak bir şey yoktu. Evde her zaman ekmek varsa yiyecek de var demekti.
    Mısır ekmeği pişirmenin iki safhası bulunmaktadır. Bir; ekmeğin piş irileceği plekiyi bu işe hazırlamak, ikincisi de ekmek hamurunu yoğurmak.
    Plekiler üç kiloluktan altı kiloluğa kadar küçükten büyüiğe doğru sıralanır. Diyelimki üç kiloluk plekide ekmek yapmaya karar verdik: Tok bir ateş yakar, ateşin iki yanına demir ayakları koyarız, plekiyi ağzı aşağı olarak bu demirleıin üzerine yerleştiririz.
    Ateş plekiyi iyice kızdırırken bol köz ve kül de bırakır. Bu arada ekmek hamurunu sıcak su ile yoğurmak için yanan ateşin kenarına bir güğüm su konur.
    Pleki ateşin Üzerinde pişedursun, biz diğer yandan ekmek hamurunu hazırlarız. En eskilerde ekmek teknesi ağaçtandı ve çekme olarak yapılırdı. Anbardan üç kiloluk un alarak ekmek teknesine elekleıiz. Tuz kalın olduğundan bir kapa konur ve sıcak su ile temizlendikten sonra eritilerek teknedeki unun ortasına dökülür, yeteri kadar da el yakan sıcak su ilave edilir ve hamur iyice yoğrulur. Bu arada sıcak su eli yakar ve hamur parmaklara yapışır. Bunun için hamuru yoğuran kadın, yanında bir sahanla bir miktar soğuk su alır ve zaman zaman elini bu soğuk suya batırarak ve parmaklardan temizliyerek işini tamamlar.
    Yoğurma işi bitince hamur yuvarlak hale getirilir ve tekneye konan bir tutam un üzerine gezdiriliı. Bu unlar hamunın plekiye yapış masım önler. Ekmek hamuruna bir miktar şeker, bir miktar balli lobya unu, bir miktar zeytinyağı koymak ekmeğe tad verir. Süt ve yumurta da konabilir. Hamur tarif edildiği gibi yoğrulduktan sonra sıra pişirmeye gelmiştir. Şimdi de ekmeğin pişiıilmesini görelim.
    Pleki, iyice piştiğine emin olunduktan sonra (Pişmiş plekinin üzerine bırakılan bir damla su hemen buharlaş ir) bir kukari ve bir parça paçavra yardımıyla ateş in üzerinden alınır ve yana çekilir. Hazırlanan hamur sıcak olan plekiye yerleştirilir ve çevirme ekmek yapilacaksa pleki paçavra ile dildendirilir, içindeki hamur elin ayasına alınarak plekiye ters konur. Böylece yapışmayı önleyen un da görevini yapmıştır. Ateşteki közler ve küller kenara çekilerek pleki, alttan da kızmış olan ocak taşının üzerine sürülür ve üzeri bir sacla kapatılarak, sac üzerine hafif bir ateş yakilır. Aıtan küller ve közlerle plekinin çevresi çepeçevıe sanlır. Böylece plekideki ekmek alttan, üstten ve yanlardan yavaş yavaş pişer. Üstten kızarmışsa pişmiş demektir. Iyi bir usta, ateşi ustalikla yakarak olduğu gib bırakır ve ekmeğin pişip pişmediğini kontrol etmeye gerek görmez.
    Sıcak ekmek, tereyağı ve minci ile katık edilince bir hoş olur. Aclığı fevkalade giderir ve başka bir şey istemez.


    ÇORBALAR
    Her yerde birinci yemek olarak alınan sulu çorbalar Rize bölgesinde pek fazla bilinmez. Birinci yemek olarak sofraya gelenler genellikle tava yemekleridir. Bu yemekler sofraya sıcak olarak getirilirler. Turşu kavurması, muhlama ve bunların değişik çeşitleri gibi. Rize'de bazı sulu yemekler "manca" diye adlandınlır. Bunlar çorba türü yemekler olarak mütalaa edilebilirse de umumiyetle tava yemeklerinden sonra ikinci yemek olarak alınırlar. Fasulye mancası, lahana mancası, kabak mancası gibi.


    KORKOTO ÇORBASI VEYA AYRAN ÇORBASI

    Korkoto : Kırılmış mısır
    Malzemeler: İki su bardağı korkoto, Bir su bardağı ayran, İki çorba kaşığı tereyağı
    Yapılışı: Önce korkoto suya atılır, ayran ve tuz katılır, tereyağı konup pişirilir. Günümüzde; salça tereyağmda pişirileıek servis yapılırken çorbanın üzerine gezdirilmektedir.


    FASULYE (LOBYA) ÇORBASI
    Malzemeler: Uç su bardağı kuru fasulye, Domates büyüklüğünde içyağı, Iki baş ortaboy soğan veya soğana karşılık prasa yaprağı
    Yapılışı: Once kuru fasulye suda pişirilir. Soğanlar veya prasa yapraklan ayrı bir kapta pembeleşinceye kadar yağda kavrulur, fasülye, içyağı, tuz ve su ilave edilip pişinceye kadar yeniden kaynatılır. Kemik ilave edilirse daha lezzetli olur. Nane katılarak yenir.


    HOPİ VEYA HUPI ÇORBASI

    Malzemeler: Uç yoğurt kasesi hopi. (İçiyle birlikte kurutulmuş kuru fasulye), bir kaşık tereyağı, Bir domates büyüklüğünde içyağı, İki baş soğan veya bunun kadar prasa yaprağı
    Yapılışı: ince doğranmış soğanlar veya prasa yaprakları yağla kavmlur. Kırılmış fasülye hopileri içine atılarak karıştırılır, su ve tuz ilave edilip piş irilir. Kemik ilave edilerek pişirilirse iyi olur. Nane ve sarmısak ilave edilerek yenir.


    KABAK ÇORBASI
    Malzemeler: Bir beyaz kabağın dörtte biıi, Bir su bardağı kuru fasülye, Uç çorba kaşığı yağ.
    Yapılışı: Kabuğu soyulan kabak kuşbaşı şeklinde doğranır, kazana konup ayrı bir kapta piş erken başka bir kapta pişirilen kuru fasülye, tuz ve yağla birlikte kabağa ilave edilir. Kum fasulye yerine taze fasUlye kullanılabilir. Çorbaya bulgur, arpa veya pirinç ilave edilebilir.


    SEBZE YEMEKLERİ


    FASULYE TAVALISİ
    Malzemeler: Bir kilo taze fasülye, iki baş soğan veya soğan yerine yeteri kadar prasa yaprağı, beş diş sarmısak, iki kaşık tereyağı veya zeytinyağı
    Yapılışı: Bir kilo daneli fasülye kırılarak kazana konur, yeterince pişirildikten sonra bir süzgeçte süzülür. İnce doğranmış soğan veya soğan yerine prasa yaprağı yağda kavrulur. Süzgeçte süzdüğümüz fasülyeler önceden hazırladığımız sarmısak, soğan kavruntusuna ilave edilir; tuzu konulup 10-15 dakika tavada veya kazanda kavrulur, sıcak yenir.


    TURŞU KAVURMA VEYA TURŞU TAVALISI

    Malzemeler: Bir kilo fasülye turşusu, üç baş soğan veya buna denk prasa yaprağı, beş diş sarmısak, iki kaşık tereyağı veya buna denk zeytinyağı
    Yapılışı: Fasulye turşusu bir gün önceden suya konur, tuzu çıkartılır. Hiç su kalmayacak şekilde elle sıkılır. Soğanlar, ay şeklinde bir tavaya doğranırlar ve zeytinyağı ile penbeleşinceye kadar kavrulurlar. Daha sonra hazırlanan turşu, tavaya ilave edilir, ezilmiş sarmısak ve az bir miktar biber konarak 10-15 dakika kavrulur. Sıcak veya soğuk olarak yenebilir. Eskiden ilk yemek olarak ve mısır ekmeği ile birlikte yeniyordu. Bir lokma ekmek tavaya uzanıyor ve parmaklar yardımıyla bir tutam turşu alınıp ağıza getiriliyordu. Günümüzde ise turşu kavurma, salata gibi sofraya konulmakta ve iştah açıcı olarak alınmaktadır.


    PAZI TAVALISİ VEYA PAZI KAVURMASI

    Malzemeler: Dört bağ pazı, üç baş soğan veya buna denk prasa, beş altı diş sarmısak, ki kaşık tereyağı

    Yapılışı: Soğanlar halka halka doğranıp yağda kavrulur. Haşlanıp süzülen pazılar sıkılarak yağda kavrulmuş soğana ilave edilir. Ezilmiş sarmısak ve tuz konup 10-15 dakika kavrulur.


    TOMARI TAVALISI VEYA KAVURMASI

    Tomari sulak yerlerde, ırmak kenarlarında kendiliğinden yetişen otsu bir bitkidir. Yapraklan pazı yaprağı genişliğinde ve pazıdan biraz daha serttir. Tomari kavurması Pazı kavurması gibi yapılmaktadır. Pazı ve tomari karışımı olarak da yapilabılır.


    PAZI DOLMASI
    Malzemeler: Dört bağ pazı, bir bardak korkoto (Kırılmış Mısır) , iki baş soğan, iki kaşık tereyağı.
    Yapılışı: Once pazılar bir kazanda haşlanıp süzülür. Doğranmış soğanlar yağda kavrulur. Daha önce haşlanmış ve süzülmüş pazılar doğranarak kazana ilave edilir, daha önce ıslatılmış korkoto, su ve tuz konur, karabiber katılır, 20 ila 30 dakika pişirilir. Pirinçli ispanak yemeği kıvamında veya biraz daha katı olur. Korkoto yerine bulgur veya pirinç konabilir.


    KARA LAHANA DOLMASI

    Malzemeler: Dört bağ lahana, iki baş soğan, bir su bardağı korkoto, iki kaşık tereyağı veya iç yağı.
    Yapılışı: Eritilmiş yağda soğanlar kavrulur. Doğranmış haşlanmış ve süzülmüş lahanalar buna ilave edilir. Suyu, tuzu, ve acı biberi konulduktan sonra 20-30 dakika kadar pazı dolması kıvamında pişirilir. Suyu tuzu konulurken daha önceden ıslatılmış korkoto da ilave edilir. Korkoto yerine bulgur ve pirinç de konabilir.


    LAHANA HAŞLAMASI
    Malzemeler: Altı bağ lahana, bir domates büyüklüğünde içyağı, bir kase fasülye, iki kaşık mısır unu, iki kaşık tereyağı, bir kiloya yakın kemik, bir miktar acı biber (Lav Biberi)
    Yapılışı: Lahanalar önce yıkanıp temizlenir. Daha sonra elle bükülerek doğranır, fasülye ile beraber veya ayrı ayrı haşlanır ve süzlür. Lahana kaynatılıp süzülmezse tadı acı olur. Kazana su koyarak bütün malzeme buna ilave edilir. Tuzu biberi konur, yarım saat pişirilir
    .
    EZME LAHANA VEYA VURMA LAHANA

    Malzemeler: Altı bağ kara lahana, bir domates büyüldüğünde içyağı, bir kaşık tereyağı, bir bardak içyağı, bir bardak un, az miktarda acı biber.
    Yapılışı: Once, temizlenmiş ve doğranmış lahana ve fasülye ayrı ayrı haşlanır ve süzülürler. Mısır unu dışında bütün malzemeler ve tuz kazana konur, kaynatılmış su ilave edilir ve pişirilir. Suyu bir başka kapa alınıp ezme işine girişilir. Lahanayı ezmek için özel bir kutali (Kepçe uzunluğunda düz yontulmuş ağzı dört parmak kalınlığında ve genişliğinde bir araç) veya kepçe kullanılır ve lahana muhallebi kıvamı alıncaya kadar ezilir. Ezme işi bitince lahanadan daha önce alınmış olan su ve bir miktar mısır unu kazana yavaş yavaş ilave edilir ve 5 ila 10 dakika karıştırılarak kaynatılır. Ezme lahanaya damak zevkine göre tatlı kabağı, taze fasülye, taze mısır veya pazı ilave edilebilir.


    LAHANA ROHTIKOSU
    Lahana rohtikosu ayrı bir yemek olmayıp ezme lahanadan yapılan bir yiyecektir. Ezme lahanaya ufalanmış mısır ekmeği ve tereyağı katarak kaynatilır. Eğer kavurma konursa daha lezzetli olur.


    LAHANA SARMASI VEYA ETLİ LAHANA DOLMASI

    Malzemeler: Altı veya yedi bağ kara lahana, üç baş soğan, bir kilo ince kıyılmış et, bir kase korkoto, maydonoz.
    Yapılışı: Soğanlar ince ince doğranır. Yeteri kadar tuzla ovulur, ince kıyılmış et, korkoto, maydonoz, tuz, su ilave edilerek dolma içi hazırlanır, daha önce haşlanmış süzülmüş lahanayaprakları ile sarılır. Dolmaların üzerini geçmiyecek kadar su konulup kazanda pişirilir, sıcak servis yapılır. Kazanın en altına kemik konursa daha lezzetli olur. Korkoto yerine bulgur veya pirinç konabilir.


    ISIRGAN YEMEĞİ

    Kendiliğinden yetişen ısırgan otundan yapılan yemeğin tarifi Çayeli'nden alınmıştır.
    Yapılışı: Taze ısırgan yıkanır, haşlanır ve süzülür. Iki baş kıyılmış soğan bir tencerede bir kaç kaşık yağla kavrulur, salçası ve süzülmüş ısırganlar tencereye konur. Yeterince kaynar su ile iki bardak süt ve tuz ilave edılır. İsteğe göre karabiber de konabilir. Isırgan yemeğinin bazı hastalıldara yararlı olduğu söylenmektedir.


    HAMSİ İLE YAPILAN YÖRESEL YEMEKLER


    Bu bölümde hamsinin her yerde yapılan ızgarası, tavası ve buğulamasından değil, yöreye özgü hamsili yemeklerden bahsedilecektir. Bunların başlıcaları hamsili ekmek, hamsili plav, hamsi çığırtası, hamsi köftesi ve kiremitte hamsi adları altında yapılan hamsii yiyeceklerdir. Tuzlanarak bir aydan fazla bekletilen hamsi olgunlaşına sardalya veya torik gibi çiğ olarak ta yenebilir. Tuzlu hamsi suya konarak tuzu alınır, kılçığı çıkarılır, limon, maydonoz ve zeytinyağı ile beslenerek güzel bir yiyecek olur. Sofralarımızda salata gibi alınabilir.

    HAMSİKOLİ (HAMSİLİ EKMEK)

    Malzemeler: Bir bağ pazı, bir bağ taze soğan veya buna denk kuru soğan, Bir bağ prasa yaprağı, bir iri domates büyüklüğünde içyağı, dört bardak mısır unu, iki kaşık tereyağı, bir avuç nane, iki kase hamsi.

    Yapılışı: Önceden suya konmuş hamsiler kılçıklarından ayıklanır. Bütün sebzeler ve içyağı ince ince doğranır, elenmiş un ve kaynar su ilave edilerek karıştırilır ve ekmek hamuru şeklinde hafifçe yoğrularak mısır ekmeği gibi plekide pişirilir. Pişirmeden önce tuzu kontrol edilmelidir. Hamsi ve içyağı kendiliğinden tuzlu olduğundan tuz ayarı buna göre yapılmalıdır. Hamsili ekmeğin hamuruna su yerine kaymaklı süt ve yumurta katılırsa daha da lezzetli olur. Sıcak olarak yenirse daha lezzetlidir.


    HAMSİ ÇIGIRTASI

    Malzemeler: Bir bağ pazı, bir bağ taze soğan veya buna denk yerli prasa yaprağı, iki bardak ince mısır unu veya buna denk buğday unu'da olabilir, bir tas tuzlu hamsi, bir yumurta büyüklüğünde içyağı. Kızartma için zeytinyağı yoksa tereyağı.
    Yapılışı: Hamsiler önceden suya konarak ayıklanır, kılçıklarından temizlenir, hamsi, un, kıyılmış pazı ile soğan içyağı ile karıştırılarak ekmek hamuru gibi hafifçe yoğrulur, tuzu kontrol edilir. Yumurta katılırsa daha iyi olur. Bir santim kalınliğında veya daha ince yayılarak tavada kızartılir. Çığırta hamuruna köfte biçimi verilerek de kızartılabilir.


    HAMSİLİ PİLAV

    Hamsili plavın ilk şekli "Hamsili Rasti" yemeğidir. Korkoto, azmiktarda pazı veya prasa yaprağı, kılçığı alınmış tuzlanmış hamsi ile birlikte karış tınhr, yağı konarak kazanda plav gibi ve plav kıvamına gelinceye kadar piş irilir. Hazırlanan malzeme tepsiye konarak pleki veya kuziııada piş irilebilir.
    Hanısili Plavın Malzemesi: Bir kilo veya bir tas hamsi. (Taze veya tuzlu hamsi olabilir), dört bardak pirinç, Uç baş soğan, bir avuç nane, Bir buçuk bardak zeytinyağı veya tereyağı.
    Yapılışı: Hamsi tuzlu ise suya konur ve tuzu alınır. Taze veya tuzlu olsun önce hamsilerin kılçildan tenıizlenir. Pirinç yıkamp tenıizlenir, hamsi hariç, diğer hazırlannıış malzeme ile karış tınlır, iki bardak pirinc üç bardak su hesabıyla suyu konur. Tepsiye bir sıra hamsi dizildikten sonra üzerine hazırlanmış malzeme konur ve en üstünede bir sıra daha hamsi dizilir. Tepsi plekide veya fırında pişirilir. Sıcak veya soğuk olark salatalık veya ayranla yenir.
    Bu gün hamsi pilavı baharat, maydonoz , kuş üzümü ile zenginleştirilmektedir. Hamsili pilava, kuş başı doğranmış pateteste konabilir. Genellikle hamsili plav yapılınca başka yemek yapmaya gerek görülmez.


    PLEKIDE VEYA KIREMİTİE HAMSİ

    Yapılışı: Taze hamsi başları kesilerek temizlenir ve tuzlanır. Bir oluklu kiremit alınarak üzerine ***** yaprağı veya lahana yaprağı serilir. Temizlenmiş hamsi yaprağm üzerine dizilir, üzeri aynı tür yaprakla örtülür ve en üstte bir oluklu kiremit daha konarak ocağa veya ateşe sürülür ve üzerine közler çekilerek pişirilir. Kiremit yerine pleki de kullanılabilir. Kiremite dizilen hamsiler plekiye dizilir, üzeri sacla örtülerek üzerine ateş yakilır ve pişirilir.

    HAMSİ KÖFTESİ

    Tarifi Çamlıhemşin'den alınmıştır.
    Malzemeler: Bir kilo tuzlu hamsi, dört dilim bayat ekmek, üç yumurta, yarım su bardağı mısır unu, karabiber, maydonoz, tuz ve yağ.
    Yapılışı: Tuzlu hamsi akşamdan suya konarak tuzu alınır. Kılçığı temizlenek ince ince doğranır. Bayat ekmek hamsilerin üzerine ovulur. Karabiber, yumurta tuz konarak maydanozla birlikte iyice karıştırılıp yoğrulur. Ceviz büyüklüğüne getirilerek tavada kızartılır.

    UNLU TAVA YEMEKLERİ


    MUHLAMA

    Malzemeler: Üç tahta kaşığı mısır unu, üç kaşık tereyağı, bir kase tel veren peynir, İlik SU ve tuz.

    Yapılış ı: Bakır bir tavada tereyağı eritilir. Mısır unu konulup penbeleş inceye kadar kavrulur. Tavaya ilik su ve peynir ilave edilir. Peynirin tuzuna göre tuzu ayarlanır. Hafİf ateşte karıştırılarak yağını üzerine verinceye kadar pişirilir.
    Muhlama tel veren peynirle yapılabileceği gibi hertürlü peynirle veya minci ile de yapılabilir. Peynir ve minci sade olarak da yağda pişirilebilir. (Buna pişirmek yerine ısıtmak demek daha doğru olur). Yağda sade olarak pişirilen peynire peynir muhlaması, yağda sade olarak pişirilen minciye de minci muhlaması denir.
    Hemşin yöresinde bir miktar kaymak alınarak tavaya konur, ateş üzerinde kaynatılır, içerisine yavaş yavaş mısır unu ilave edilir. Daha sonra bir miktarda ince ince doğranmış köy peyniri konmak suretiyle sıcak olarak servis yapılır. Bu muhlama şekline adı geçen yöremizde "kaymak muhlaması' denmektedir.

    HOŞMER

    Malzemeleri: Bir litre kaymaklı süt, bir kase köy peyniri, üç tahta kaşığı mısır unu, yeterince tuz.
    Yapılışı: Kaymaklı taze süt süzgeçle süzülerek bir tavaya boşaltılır. Tava ateşe konarak kaynatılmaya bırakılır. Elenmiş mısır unu, kaynayan süte yavaş yavaş ve karıştırılarak ilave edilir. Normal kıvama gelince ince doğranmış köy peyniri ve tuz konur. Peynirin hoşmer içine erimesiyle birlikte sıcak servis yapılır.
    Hemşin yöresinde kaymağı alınmış süt içeresine mısır unu karıştırılarak yapılan tava işine "Kotniyar" denmektedir. Kotniyara peynir konmaz.
    Hoşmer, muhlama gibi yenir ve yerken yağ tavada göllenir.

    HAŞIL

    Değişik şekillerde yapılan haşılın Salaha Bölgesinden aldığımız bir tarih aşağıda verilmiştir.
    Haşıl, kavut unuyla yapılır. Kavut unu; kavrulmuş kabak çekirdeği, kavrulmuş balli lobya (soya fasulyesi) ve kavrulmuş mısırın değirmende öğütülmesi ile elde edilen bir undur. Tavaya yeter miktarda su ve yeter miktarda kavut unu konarak pişirilirken sürekli karıştırılır. Bir miktar tuz ilave edilir. Pişme işi tamamlanırken yemek de ekmek hamuru kıvamma yaklaşır.
    Dikkat edilirse, haşıl yağsız olarak pişirilmektedir. Fakat, yağla yenir.
    Haşıl sıcak olarak sofraya almmakta ve ortasına bir kaşık tereyağı konularak
    yenmektedir. Haş ila kaşık salan kişi, kaşığmı haşılin ortasındaki tereyağına bandırır.
    Ortadaki yağ bitince aynı yere yoğurt dökülür ve yemeye devam edilir. Haş il
    hangi tavada pişmişse o tava ile sofraya gelir ve servis yapılmaz.

    Ikizdere'den aldığınıız bir örnek de şöyle:
    Malzemeleri: Mısır unu, tereyağı, su, süt veya yoğurt.
    Hazırlanışı: Mısır unu suya karıştırılarak pişirilir. İyice pişen bu karışıma bol miktarda tereyağı kanştırılır, pişimıe işine devam edilir. Çok katı bir kıvama gelen yemek bir miktar soğumaya bırakılır. Birazcık soğuduktan sonra üzerine süt veya yoğurt dökülerek yenir.

    ÇUMUR

    Malzemeler: Sıcak mısır ekmeği, tereyağı ve mıncı.
    Hazırlanışı: Sıcak mısır ekmeğinin içi yayvan bir kap içersine boşaltılır.
    İçersine bol miktarda tereyağı ve tuzlu minci (Lor) katılarak karıştırılır. Mısır
    ekmeğinin sıcağında yağ, ekmeğe ve minciye sirayet eder. Soğutulmadan yenir.
    Sıcak ekmek bulunmadığı zamanlarda soğuk ekmek bir tavanm içine ufaltilıp yağı ve mincisi konur. Sonra hafif ateşte ısıtılarak yağın ekmeğe nufuz etmesi sağlanır. Böylece leziz ve besleyici bir yiyecek elde edilmiş olur.

    PEKMEZLE YAPILAN UNLU YEMEKLER


    TERMONI

    Termoni Yemeğinin Malzemesi: Bir buçuk bardak halli fasulye, bir buçuk bardak renkli fasulye, bir bardak buğday unu, bir buçuk bardak armut pekmezi, bir çay bardağı şeker
    Yapılışı: Balli fasulye dört bardak su ile biraz pişirilir. Renkli fasulye dört bardak su ilavesiyle kazana konur ve ikisi birlikte pişinceye kadar kaynatılır. Fasulyeler piş ince sekiz bardak su ilave edilerek su kaynaymcaya kadar ısıtılır ve buğday unu sulandınlarak kazana ilave edilir. Bir miktar yeniden kaynadıktan
    sonra da pekmezi, şekeri ve tuzu konularak beş dakika daha pişirilir. Kaselere konarak ilik veya soğuk olarak yenebilir.
    Bu yemek zenginleş tirilerek de yapılabilir. Bu takdirde yemeğe bir buçuk bardak taze mısır, bir çay bardağı bulgur, bir çay bardağı pirinç, bir avuç karalahana ilave edilir. Armut pekmezi yerine üzüm pekmezi veya taze şıra da konabilir.

    EKŞAŞİ

    Malzemeler: Iki bardak renkli veya beyaz fasulye, bir bardak buğday unu, bir buçuk bardak armut pekmezi, bir çay bardağı pirinç, bir çay bardağı şeker.
    Yapılışı: Fasulyeler dört baıtlak su ile birlikte pişirilir. Fasulyeler piş ince sekiz bardak su ilave edilerek ve yeniden kaynatılarak pirinci konur, buğday unu sulandınlarak kazana ilave edilir. Yeniden kanatılarak pekmezi, şekeri, ve tuzu konur ve yeniden beş dakika karıştırılarak piş irilir. Kaselere boşaltılarak yenir.
    PEKMEZLİ ASUDE
    Yapılışı: Bir kaşık tereyağı orta bir tavada eritilir, bir başka kapta bir su bardağı pekmez ılık su ile açılarak tavada erimiş yağa ilave edilir. Bu şerbet üzerine bir elle yavaş yavaş mısır unu dökerken diğer elle bu un, bir tahta kaşıkla sürekli karıştırılır. Muhlama kıvamına gelinciye kadar bu işlem sürdürülür.
    Çok az bir tuz ilave edilerek servis yapılır.

    BÖREK VE HAMUR İŞİ TATLILAR

    LAZ BÖREĞİ

    Malzemeler: Beş yumurta, yedi su bardağı süt, beş kaşık tereyağı, bir buçuk su bardağı şeker, bir buçuk kahve fincanı nişasta, bir buçuk kahve fincanı pirinç unu, alabildiği kadar buğday unu, tuz.
    Yapılışı: Bir kase su, iki kaşık tereyağı, bir yumurta sarısı, az tuz, bir iki damla zeytinyağı ve alabildiğince un katılarak yoğrulur ve ondört parçaya bölünür. Bu ondört parça ile laz böreğinin on dört yufkası açılır.
    Yapraklar arasına konacak muhallebinirı yapılışı: Süt ve şeker kaynatildıktan sonra az tuz konur, ayrı bir kapta pirinç unu veya nişasta, dört yumurta sarısı, bir bardak soğuk su ile iyice çırpılır, kaynayan süte karıştırılarak ilave edilir. Piştikten sonra bir tutam karabiber serpilir.
    Yedi hamur tek tek açılır ve her bir yaprağına tereyağı sürülerek tepsiye dizilir, üzerine önceden hazırlanmış olan muhallebi soğuk olarak dökülür. Geriye kalan yedi hamurda tek tek açılarak ve tereyağı süıiilerek muhallebinin üzerine dizilir. Arzu edilen şekilde kesilir, üzerine tereyağı gezdirilerek fırına verilir.
    Bir buçuk bardak şeker, bir bardak su ile hazırlanan ilik şurup, fırından çıkan böreğin üzerine dökülür. Fındık veya cevizle süslendikten sonra ılık olarak servis yapılır.

    ENIŞTE LOKUMU

    Eskiden kaynanaların damatlan için yaptıkları ve kızlarını her ziyaretlerinde bir bohça yapıp damat evine gönderdikleri yüksek kalorili bir pasta türüdür. Çokca yapılan bu lokunılar, gelin tarafmdan koca evi halkına birer ikişer dağıtırdı ve bir ihtimal utanıp da yiyemediği zamanlarda odasında gizlice yerdi.
    Malzemeler: Uç su bardağı tereyağı (Margaıin de olabilir), üç su bardağı yoğurt, altı su bardağı şeker, üç yumurta, yarım limon suyu, yanm çorba kaşığı kaıbonat, alabildiğince buğday unu ve tuz
    Yapıhşı: Şeker, yumurta ve yoğurt bir kap içine konur, şeker eriyinceye kadar çnpilır. Şeker yağ içine erimediğinden eritilmiş ilik yağ bu karış ima sonradan ilave edilir. Diğer yanda yarım limon suyuna karbonat katıp karıştırarak yağh karış ima katılır ve alabildiğince un konarak kulak memesi yumuşaklığında bir hamur yapılır. Hamur on dakika dinlendirilir. Bu hamurdan iki yumurta büyüklüğünde parçalar alınarak avuç arasında yuvarlayıp uzatilarak lokum şekli verilir. Yağlanmış tepsiye birer parmak ara ile yerleştirilir, üzerine bıçakla (Z) şeklinde kesikler atarak şekillendirilir. Plekide ekmek pişirir gibi üzerine sac örtülerek veya kuzinada orta hararette pişirilir

    KABAK SÜTLACI

    Malzemeler: Ortaboy bir taze siyah kabak, bir buçuk kilo süt, bir su bardağı şeker, tuz.
    Yapılışı: Kabak parçalara bölünüp kabukları soyulur, küçük küçük doğranıp suyla pişirilir. Kepçe ile iyice ezilerek süt, şeker ve tuz ilave edilir, on dakika kadar pişirilir, sahanlara veya taslara boşaltılarak soğuk veya sıcak yenebilir.

    PEKMEZLI KABAK

    Büyük pekmez tavasmda pekmez yapılacak şıra satlerce kaynatılır, bu-harlaş arak ş ıra siner ve tatlanmaya baş lar. Artık pekmez olması ıçın yarım saat kadar bir zaman kalmış tır. işte o zaman daha önce beyaz tatlı kabağmdan hazırlanmış olan kabak felileıi (Uzunluğuna kesilmiş bir kabağm ikiye üçe ayrılmış panalan) pekmez tavasına atılır. Kabaldar tatlilaşmakta olan şıra ile birlikte pış er, giderek kahve rengi bir renk alarak tadlaş ir. Uzun saplı bir süzgeçle pekmez tavasmdan toplanır. Sıcak veya soğuk olarak yenebilirler.


    PEPEÇURA

    Malzemeler: Uç kilo siyah kokulu üzüm, bir su bardağı mısır unu, tuz. Az bir miktar buğday unu katılması iyi olur.
    Yapılışı:Üzümler ezilir, şırası alınır. Gerekirse üzümlerin posası az bir suda pişirilerek posada kalan öz de alnmış olur. Bir kazana koyduğumuz ve kaynar hale getirdiğimiz üzüm suyuna un, yavaş yavaş yedirilir, gerekirse şeker ilave edilir. Muhallebi kıvamına gelinceye kadar pişirilir. Sahanlara taslara konup soguk olarak ikram edilir. Bir kaç gün hatta daha fazla bekletmek daha makbuldur. Küflenmeye başlamış olmak bekleme süresini belirler.
    Pepeçura, pekmez için hazırlanan şımdan bir miktar ayrılarak da yapılabilir.




    sürmene, yemek, yemekler, karadeniz, yemekleri, kuymak, mıhlama, resimler, fotoraflar

    Mısır Ekmeği, Peynirli Pide, Trabzonspor, Kemençe, Yöresel Yemekler, Fıkralar, Trabzon Rüyası, Hamsi, Kıymalı, Horon, Fındık

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •