HZ.ÂDEM (A.S.)'İN YARATILMASI
İblis'in saltanat ve hakimiyeti dönemindeki hadiselerden (söylentilerden) biri de babamız Hz. Âdem (A.s.)'in yaratılmasıdır. Allah, meleklere, İblis'in devlet ve saltanatının zevale yüz tuttuğu, kendisinin mahvolacağı zamanın yaklaştığı bir sırada onun kalbinde saklamış olduğu kibir ve gu*ruru bildirmek istedi. Halbuki melekler onun bu hâlini bilmiyorlardı. Allah (C.c.) İblis'in kibrini bildirmek maksadıyla meleklere şöyle seslendi : «Muhakkak ben yer yüzünde bir halife yaratacağım» dedi.
Onlar : «Yer yüzünde bozgunculuk çıkaracak ve kanlar dökecek kimse mi yaratacaksın?» dediler. (Bakara, 30).
İbn Abbâs'tan rivayet edildiğine göre : Meleklerin böyle söylemeleri, onların bundan önce yeryüzünün sakinleri olan cinlerin ve İblis'in durumlarını öğrenmelerinden ve görmelerinden sonra olmuştu. Bu yüzden onlar Rablerine : «Yer yüzünde cinler gibi kanlar dökecek, bozgunculuk çıkara*cak ve sana isyan edecek birini mi yaratmak istiyorsun? Halbuki biz sana hamdedip seni teşbih ediyor ve takdis ediyoruz.» dediler.
Allah (C.c), meleklere : «Sizin bilmediğinizi ben biliyorum.» buyurdu. Yani, «İblis'in içinde saklamış olduğu gurur ve kibrini, onun benim emrime karşı gelmeye azim ve kararlı olduğunu ben biliyorum ve bunları ayan-beyan görmeniz için size açıklayıp bildiriyorum.» demek istiyordu.
Allah (C.c), Hz. Âdem'i yaratmak istediği zaman Cebrail (A.s.)'e yer yüzünden balçık getirmesini emretti. Yer yüzü Cebrail (A.s.)'e : «Bir şey alarak beni eksiltmenden, şekil ve suretimi bozarak beni hakir düşürmenden Allah'a sığınırım.» dedi. Bunun üzerine Cebrail (A.s.) yer yüzünden hiç bir şey almadan geri döndü ve : «Ey Rabbim! Yer yüzü sana sığındı, ben de ona sığınma imkânı tamdım.» dedi. Bundan sonra Allah (C.c.) bu işe Mîkâil (A.s.)'i görevlendirdi; yer yüzü yine Allah'a sığındı ve Mikâil de ona sığınma imkanı tanıdı. Sonra Mîkâil, Allah katına dönerek aynen Cebrail'in söylediklerim tekrarladı. Bu sefer Allah (C.c), yer yüzüne Azrail (A.s.)'i gönderdi. Yine yer yüzü Azrail'den Allah'a sığındı, Bunun üzerine Azrail (Melekü'1-mevt): «Rabbimin emrini yerine getirmeden geri dönmekten Allah'a sığınırım» dedi ve yerden balçık aldı.
Fakat bu balçığı bir yerden almadı; yer yüzünün değişik yerlerinden kırmızı, beyaz ve siyah topraklar alıp bunları birbirine karıştırarak yapışkan çamur hâline getirdi. Âdemoğullarının çeşitli renklerde olmaları bundan ileri gelmektedir.
Ebû Musa'nın rivayet ettiği bir hadîste Hz. Peygamber (S.a.) şöyle buyurur : «Allah (C.c.), Hz. Adem'i bütün yer yüzünden aldığı topraktan yarattı; bu sebeble Âdemoğullari yerden alınan bu toprağa göre kırmızı, siyah, beyaz ve bunlar arasında bir renk almakta, yumuşak ve sert huylu, iyi ve kötü olmaktadırlar.
Bundan sonra Âdem'in yaratılacağı toprak ıslatıldı, hatta yapışkan çamur haline geldikten sonra siyah ve kokan bir çamur şeklini alıncaya kadar bekletildi. Bundan sonra da Rabbimizin buyurduğu gibi hu çamur kuru balçık haline dönüşünceye kadar olduğu gibi bırakıldı.» Bu hususta Allah (C.c.) şöyle buyurur : «Andolsun ki, biz insanı kuru balçıktan, suretlenip şekillenmiş bir çamurdan yarattık.» (Hıcr, 26).
Hadiste geçen «lâzib» kelimesi, yapışkan çamur manasına gelmektedir. İşte bu çamur değişip kokuşuncaya kadar bırakılmış, neticede kokuşmuş kara balçık haline gelmiştir. Bundan sonra ses çıkaran kurumuş bir balçık halini almıştır.
Adem'e «Âdem» isminin verilmesi, onun yer yüzünden (topraktan) yaratılmasından ve yer yüzü manasına gelen «edîm» kelimesinden kaynaklanmaktadır.
İbn Abbâs (R.a.) şöyle diyor : «Allah (C.c), Âdem'in yaratılacağı toprağın yerden alınarak göğe çıkarılmasını emretti. Toprağı getirilen Âdem'i, yapışkan ve kokuşmuş siyah çamurdan yarattı. Bu çamur ise maddeleri birbirine iyice yapıştıktan sonra kokuşmuş siyah bir şekil aldı. İşte Allah, İblis'in Âdem'e secde etmekten büyüklenmemesi için onu bizzat kendi eliy*le bu çamurdan yarattı. Âdem'in cesedi yere bırakılmış bir şekilde kırk gece, bir rivayette ise kırk yıl kaldı. İblis ise bu kırk gece veya kırk yıl için*de Âdem'in cesedinin yanma gelir, ona ayağıyla vururdu, bu cesed de ses çıkarırdı. Allah (C.c.) bunu : «O, insanı bardak gibi (çınlayan) kupkuru bir balçıktan yarattı?» buyruğuyla açıklamaktadır;
yâni Âdem'in cesedi ses veren ve üfürülerek şişirilip testi haline getirilen kokuşmuş kuru balçıktan yaratılmıştır. Bundan sonra İblis, Âdem'in ağzından girip arkasından, arkasından girip ağzından çıkmağa başladı ve kendi kendine onun için : «Sen böyle ses çıkarmak için değil, belki bir maksad için yaratılmışsmdır. Eğer senin başına musallat kılınırsam, elbette seni helak edeceğim; şayet sen bana musallat olursan mutlaka sana isyan edeceğim» dedi.
«Diğer taraftan melekler Âdem'in cesedinin yanma gelirlerdi ve on*dan korkarlardı. Hatta Âdem'in cesedinden meleklerden daha çok İblis korkardı.»
«Nihayet Allah'ın Âdem'in cesedine ruhun üflenmesini istediği zaman gelince O meleklere : «O halde ben Âdem'in yaratılışını bitirdiğim, ona ruhumdan üflediğim zaman siz derhal onun için secdeye kapanın.» (Hıcr, 29) buyurdu. Allah, Âdem'in cesedine ruhu üfürünce bu ruh onun baş tarafından cesedine girdi. Hattâ ruhun cesed içerisinde harakete geçmesiyle onun uğradığı kısımlar hemen ete büründü. Ruh Âdem'in başına girdiği zaman o aksırdı. Bunun üzerine melekler ona : «el-hamdü lillâh» demesini söylediler. Bir rivayette Âdem'e »el-hamdü lillâh» demesini Allah (C.c.) ilham etmişti. Bunun üzerine Âdem : «el-hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemin (Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamdolsun» )dedi. Âdem'in bu hamdine karşı Allah ona : «Ey Âdem! Rabbin sana merhamet etti» buyurdu. Ruh, Âdem' in gözlerine gelince o gözlerini cennet meyvelerine çevirdi, ruhun karnına ulaşmasıyla o yemek İstedi ve ruh ayaklarına gelmezden önce hemen acele edip yerinden kalkarak cennet meyveleri üzerine sıçradı. İşte bundan dolayı Allah (C.c.) : «İnsan aceleden yaratıldı.» (Enbiyâ, 37) buyurmuştur. Netice de bütün melekler Âdem'e secde etti. Ancak İblis büyüklendi ve kâfirlerden oldu. Bunun üzerine Allah (C.c.) İblis'e : «Ey İblis! Ben emrettiğim halde senin Âdem'e secde etmene mani olan nedir?» diye sordu O ise «Ben ondan daha hayırlıyım. Senin çamurdan yarattığın bir kimseye ben secde edecek değilim» karşılığını verdi; kibir, taşkınlık ve çekememezliği yüzünden Âdem'e secde etmedi. Bunun üzerine Allah (C.c.) : «Ey İblis! iki elimle (bizzat) yarattığıma secde etmenden seni hangi şey menetti? Kibirlenmek mi istedin, yoksa yücelerden mi oldun?... Andolsun ki, cehennemi senden (senin cinsinden) ve onların (insanların) içinden sana tâbi olanların hepsiyle dolduracağım.» (Sâd, 75, 85) buyurdu.
«Nihayet Allah (C.c), İblis ile uğraşmayı, onu azarlamayı bıraktıktan ve onun isyan üzerinde direndiğini gördükten sonra ona lanet edip rahmetinden ümidini kesttirtti, onu huzurundan kovarak şeytan haline getirdi ve cennetten çıkarıp sürdü.»
Şa'bî şöyle diyor :
«İblis, başında bir sarık, gözleri şaşı, tek ayağında bir pabuç, çeşitli sıkıntılar içerisinde ve perişan bir halde yer yüzüne indirilmiştir.»
Humeyd b. Hilâl de şöyle diyor : «İblis eli böğründe olarak yer yüzüne indirilmiştir. Bu yüzden namaz kılarken elleri böğre koymak mekruh kılınmıştır.»
İblis, yer yüzüne indirilince şöyle dedi : «Ey Rabbim! Âdem'in yüzün*den beni cennetten kovdun; ben ancak senin bana vereceğin kuvvet ve kudretle onunla başa çıkabilirim.» Bunun üzerine Allah ona : «Haydi onun üzerine musallat kılındın.» buyurdu. İblis : «Biraz daha ikraanımı artır.» dedi. Allah (C.c): «Âdem'den doğacak her çocuğa karşılık senin de bir çocuğun dünyaya gelsin, yani neslin onunki kadar çok olsun.» buyurdu. İb*lis : «Biraz daha artır.» dedi. Allah : «Onların (insanların) kalpleri senin meskenin olsun, onların içerisinde kanın dolaştığı gibi dolaşabilirsin.» buyurdu. İblis : «Biraz daha artır.» dedi. Bunun üzerine Allah (C.c.) : «Onların içinden gücünün yettiği kimseleri sesinle yerinden oynat, onlara karşı süvarilerinle, piyadelerinle yaygara çıkar, mallarına ve çocuklarına ortak ol, onlara vaatte bulun. "Şeytan bu! Onlara bir aldatıştan başka o ne vaat edebilir?" (İsrâ, 64) "buyurdu.
İblis'in bu isteklerine karşılık Âdem şöyle dedi : «Ey Rabbim! Ona mühlet verip bana musallat kıldın; ben ancak senin bana vereceğin güç ve kuvvetle ona karşı koyabilirim.» Allah (C.c.) ona : «Senden doğacak her çocuk (neslin) için kötülerin (şeytanların) şerrinden koruyacak bir muhafız görevlendirdim.» buyurdu. Âdem : «Biraz daha bana imkan ver!» dedi, Allah (C.c.) : «Yapılan her bir iyilik (hasene) on katıyla mükâfatlandırılacaktır; dilersem daha da arttırırım. İşlenen bir günah yalnız bir katıyla cezalandırılacaktır; istersem bunu da silip affederim.» buyurdu. Âdem : «Biraz daha artır!» dedi. Allah (C.c.) : «Ey kendilerinin aleyhinde haddi aşan kullarım! Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin, çünkü Al*lah bütün günahları yarhğar (bağışlar).» (Zümer, 53) buyurdu. Âdem: «Bi*raz daha artır!» dedi. Allah (C.c): «Ruh bedenlerinde olduğu müddetçe ev-Jâdının (neslinin) tevbelerini kabul edeceğim, reddetmeyeceğim.» buyurdu. Âdem : «Biraz daha artır!» dedi. Allah (C.c.) : «Ne olursa olsun affedeceğim, aldırmayacağım.» buyurdu. Bunun üzerine Âdem : «Kâfi, yeter, ey Rabbim!» dedi. Bundan sonra Allah (C.c.) Âdem'e: «Şu meleklerin yanma git ve onlara : "es-Selâmü aleyküm"de.» buyurdu. Bunun üzerine Âdem meleklerin yanma geldi ve onlara : «es-Selâmü aleyküm» dedi. Melekler ise onun selâmına karşılık olarak: «Ve aleyke's-selâm ve rahmetullâh» kar*şılığını verdiler. Bundan sonra Âdem Rabbine döndü ve Rabbi ona : «İşte bu, senin ve zürriyetinin arasında selâm şekli olsun.» buyurdu.
Nihayet meleklerden gizli olan İblis'in durumunun (kibir ve gururunun) melekler tarafından öğrenilmesinden ve İblis'in Âdem'e secde etmeyeceği anlaşıldıktan sonra, Allah (C.c), Âdem'e bütün isimleri öğretti. [14]
Allah'ın Âdem (A.s.)'e Öğrettiği İsimler
Alimler, Allah'ın Âdem'e öğrettiği isimler hakkında farklı görüşler ortaya attılar. İbn Abbâs'tan rivayette bulunan Dahhâk şunları söylüyor :
«Allah, insanların kendi aralarında birbirleriyle anlaştıkları insan, hayvan, yer yüzü, ova, dağ, at, eşek gibi benzeri isimleri, hattâ yellenme -ve hafifçe yellenmeye kadar olan bütün isimleri Âdem'e öğretti.»
Mücâhid ve Sa'îb b. Cübeyr de aym görüşü ileri sürmüşlerdir.
İbn Zeyd : «Âdem'e öğretilen isimler, zürriyetinin adlarıdır.» diyor.
Rebî' ise : «Âdem'e öğretilen isimlerin sadece meleklerin adlarından ibaret olduğunu» söylüyor.
Allah (C.c), Hz. Âdem'e isimleri öğrettikten sonra, isimlerin sahipleri olan varlıkları meleklere arzetti ve onlara : «Eğer (söylediklerinizde) doğru iseniz, bunların adlarını bana söyleyin.» (Bakara, 31) buyurdu; yani benim yeryüzünde sizden birini halife yaptığım takdirde bana itaat edip be*ni takdis edeceğinizi, bana asi olmayacağınızı; kendinizden başkasını yer yüzünde halife yaptığım takdirde, onun yer yüzünde fesad çıkarıp kanlar akıtacağını söylemiştiniz. Eğer bu sözlerinizde doğru iseniz haydi bunların isimlerini söyleyiniz! Siz ki, gözünüzle gördüğünüz bu nesnelerin isimlerini bilmiyorsunuz. Buna mukabil, gözlerinizle görmediğiniz halde sizden ve sizden başkasından ortaya çıkacak olan şeyleri bilmemeniz elbette ki tabiîdir.
İşte bu, İbn Mes'ûd'un ve İbn Abbâs'tan rivayette bulunan Ebû Salih' in görüşüdür.
Katâde ve Hasen'den şöyle dedikleri rivayet edilmiştir : «Allah, Hz. Âdem'i yaratıp onu kendisine halef (halife) yapacağını bildirdiği zaman melekler : "Sen yer yüzünde bozgunculuk edecek ve kanlar dökecek bir kimse mi yaratacaksın?" demişlerdi. Allah da : "Sizin bilemeyeceğinizi her halde ben bilirim" demişti.» (Bakara, 30),
İşte bu esnada melekler kendi aralarında şunları konuştular : «Rabbimiz, dilediği şekilde nasıl bir yaratık yaratırsa yaratsın,kendi katında bizden daha mükerremini ve bilgilisini hiç bir vakit yaratmaz» dediler. Nihayet Allah (C.c), Hz. Âdem'i yaratıp ona secde etmelerini emredince, Hz. Adem'in kendilerinden daha hayırlı ve Allah katında daha mükerrem olduğunu anladılar ve: «Âdem bizden daha hayırlı ve Allah katında bizden daha mükerrem ise de biz ondan daha bilgiliyiz» dediler. Melekler, bilgileri sebebiyle gururlanıp kendilerini beğenince, Allah tarafından Hz. Âdem'e bütün isimler Öğretildi, sonra da bu isimler meleklere arzedilerek onlar imtihan edildiler. Bu hususta Allah tarafından kendilerine : «Eğer benim, sizden daha mükerrem ve daha bilgili birini yaratmayacağım hususundaki sözlerinizde doğru iseniz, bunların isimlerini bana söyleyin.» (Bakara, 31) buyuruldu. Bunun üzerine melekler, her mü'minin tevbeye koştuğu gibi tevbeye koşup sığındılar ve : «"Seni tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bizini hiç bir bilgimiz yok. Çünkü hakkıyla bilen ve hikmet sahibi olan şüphesiz sensin," dediler.» (Bakara, 32).
Hasen ve Katâde «Allah'ın Hz. Adem'e at, katır, deve, cin ve vahşi hayvanların, hatta her şeyin ismini öğrettiğini de» söylediler. [15
Hz. Âdem (A.s.)'in Cennete Girmesi ve Buradan Çıkarılması
Melekler tarafından kendilerine gizli kalan İblis'in isyan ve azgınlığı öğrenildikten, Âdem'e secde etmeyi terk edip isyan ettiği için Allah tarafından azarlanmasından, isyan üzerinde ısrar edip azgınlığa devanı ettiğinden dolayı Allah tarafından lanet edilip kendisine ; «Cennetten çık, çünkü sen artık kovuldun. Kıyamete kadar sana lanet okunacaktır.» (Hıcr, 34, 35) buyurulduktan, cennetten kovulup yer yüzü ile sema dünyanın saltanatı ve cennetin muhafızlığı elinden alındıktan sonra, Hz. Âdem Allah tarafından cennete yerleştirildi.
İbn Abbâs ile İbn Mes'ûd anlatıyorlar :
«Adem (A,s.), cennete yerleştirildiği zaman o tek başına dolaşıyordu ve ülfet edip ünsiyet duyacağı bir eşi de yoktu. Âdem (A.s.), bir ara uyku*ya dalmıştı ki, uyandığında bîr kadının başı ucunda oturduğunu gördü. Allah, onu Hz. Âdem'in kaburgasından yaratmıştı. Âdem. (A.s.) ona : «Sen kimsin?» diye sordu. O : «Ben bir kadınım» diye cevap verdi. Bunun üzerine Hz. Âdem : «Niçin yaratıldın?» dedi. O : «Benimle ülfet edesin» diye karşılık verdi. Melekler, Hz. Âdem'in bilgisinin derecesini ölçmek için ona : «Ey Adem! Bu kadının adı nedir?» diye sordular. Âdem (A.s.) : «Havva'dır» cevabını verdi. Onlar: «Niçin Havva adı verildi?» dediler. Hz, Âdem: "Diri*den yaratıldığı için bu adı aldı" karşılığını verdi. Bundan sonra Allah Âdem (A.s.) için: "Ey Âdem! Sen eşinle birlikte cennete yerleş, cennet ni*metlerinden neresinden isterseniz ikiniz de bol bol yiyin, fakat şu ağaca yaklaşmayın..." (Bakara, 35) buyuruldu.»
İbn İslıâk, ehl-i kitaptan ve Abdullah b. Abbâs (R.a.) gibi diğer ilim sahiplerinden kendisine ulaşan haberlere göre şunları söylüyor :
«Allah (C.c), Hz. Âdem'i uykuya daldırdıktan sonra sol tarafındaki kaburgalarından birini aldı ve bunun yerini hemen etle kapattı. Hz. Âdem uykuda iken bu kaburgadan Havva'yı yarattı. Âdem (A.s.) uyanınca yanı başında Havva'yı gördü ve: «Etim! Kanım! Canım (ruhum veya eşim)! de*di ve Havva'ya sevgi duyarak ona kalbiyle bağlandı. Allah, Âdem (A.s.) için kendisinden (kaburgasından) bir eş yaratıp onunla eşleştirdikten sonra ona : "Ey Adem! Eşinle birlikte cennete yerleş, cennet nimetlerinden neresinden isterseniz bol bol yiyin, fakat şu ağaca yaklaşmayın, yoksa ikiniz de zulmedenlerden olursunuz." (Bakara, 35) buyurdu.»
Mücâhid ve Katâde'den aynı rivayet nakledilmiştir.
Allah (C.c), Hz. Adem'i ve eşini cennette yerleştirdikten sonra onları imtihan etmek, kendileri ve çocukları (nesli) hakkındaki ilâhî kaza ve hükmü yerine getirmek için bir ağacın meyvesi hariç diğer bütün meyvelerden istedikleri gibi yemelerine müsaade etti, fakat şeytan onların kalpleri*ne vesvese soktu. Aslında Şeytanın Hz. Âdem ve Havva'nın yanlarına gelmesi şöyle oldu : O, cennete girmek istediği zaman cennetin muhafızları onu cennete sokmadılar, bunun üzerine İblis, Âdem (A.s.) ve Havva ile konuşabilmek için kendisini cennete kadar götürüp içerisine koymaları hususunda bütün yer yer yüzündeki hayvanların yanlarına geldi ve onlara teklifte bulundu, fakat bütün hayvanlar onun bu teklifine karşı çıktılar. İşte bunun üzerine o, yılanın yanma geldi ve ona : «Eğer beni cennete sokarsan, seni himayeme alır, Âdemoğullarmdan korurum.» dedi. İblis'in bu sözleri üzerine yılan onu azı dişlerinden iki tanesinin arasına alarak cennete soktu.
Yılan, o zamana kadar, Allah'ın yarattığı en güzel hayvanlar*dan biri olup dört ayak üzerinde yürüyordu ve Buht (Arap-Acem develerinin birleşmesinden meydana gelen melez) devesine benziyordu; ayrıca üzeri de örtülü (tüylü) idi. İşte bu hadiseden sonra Allah onu tüysüz, çıp*lak ve karnı üzerinde sürünerek yürüyen bir hayvan haline getirdi.
İbn Abbâs bu hususta : «Yılanı nerede bulursanız öldürünüz, Allah'ın düşmanı İblis'in yılana olan himaye vaadini boşa çıkarınız.» diyor.
Yılan cennete girdiğinde İblis onun ağzından dışarı çıktı ve feryat ederek Hz. Âdem ile Havva'ya karşı acı acı ağlamağa başladı. Onun bu ağlayışını duyan Hz. Âdem ve Havva buna çok üzüldüler. Bunun üzerine onlar İblis'e : «Seni ağlatan nedir?» diye sordular. İblis onlara : «Sizin için ağlıyorum, çünkü siz öleceksiniz ve içinde bulunduğunuz bu nimet ve kerametlerden ayrılacaksınız.» diye karşılık verdi. Onun bu sözleri Hz. Âdem ile Havva'ya tesir etti. Sonra İblis, onların yanma gelerek kalplerine vesvese (tereddüt) soktu ve : «Ey Âdem! Sana, ebediyet ağacına ve yıkılışı olmayan sonsuz bir devlete ulaşmanın yolunu göstereyim mi?» dedi. He*men bunun arkasından ilâve ederek : «Rabbiniz bu ağacı başka bir şey için değil, ancak iki melek olacağınız yahut ebedî kalıcılardan bulunacağınız için yasak etti, dedi ve onlara : "Şüphesiz İd, ben sizin iyiliğinizi isteyenlerdenim" diyerek yemin etti.» (Araf, 20,21); yani siz iki melek olarak ve yahut melek olmasanız bile ebediyyen cennette kalacaksınız diye yemin etti ve : «Bu suretle ikisini de aldatıp (o ağaçtan yedirerek) cennetteki mertebelerinden düşürdü.» (Arâf7 22).
İblis'in vesvesesinin tesirinde daha çok Havva kaldı. Hz. Âdem, ihtiyacını tatmin için Havva'yı çağırdı, fakat o : «Buraya kadar gelmedikçe bu işe yanaşmam.» dedi. Bunun üzerine Âdem (A.s.) onun söylediği yere geldi, fakat bu defa Havva : «Bu ağaçtan (buğdaydan) yemedikçe bu işe yanaşmam.» dedi. Nihayet her ikisi bu ağaçtan yediler ve yer yemez her ikisinin avret yerleri göründü. Onların cennette giydikleri elbiseleri ise ince bir deriden ibaretti. Avret yerleri açılan Hz. Âdem ve Havva, cennet yapraklarından üst üste yamayıp açılan yerlerini örtmeye başladılar. Bir rivayete göre, bu yaprağın incir ağacının yaprağı olduğu söylenir. Yasaklanan bu ağacın meyvesinden yiyen ise abdest bozmak mecburiyetinde kalırdı. Hz. Âdem, bu sırada cennette koşarak dolaşmağa başladı. Bunun üzerine Allah ona : «Ey Âdem! Benden mi kaçıyorsun?» buyurdu. Hz. Âdem : «Ey Rabbinı! Senden değil, senden utandığımdan dolayı kaçıyorum.» dedi. Allah (C.c): «Ey Âdem! Seni bu işe kim şevketti?» diye sordu. Adem (A.s.) : «Havva tarafından bu işe itildim.» diye cevap verdi. Bunun üzerine Allah : «Her ay ondan kan (hayız kanı) akıtacağım. Ben onu akıllı ve vakarlı olarak yaratmıştım; şimdi ise onu hafif akıllı kılacağım. Ben onun kolaylıkla gebe kalıp, yine kolaylıkla doğum yapmasını sağlamıştım. Şimdi ise onun zahmetle hamile kalıp, zahmetle doğurmasını takdir edeceğini ve doğum esnasında defalarca onu Ölüme mâruz bırakacağım.» buyurdu. Eğer Havva'nın başına bu musibet ve imtihan gelmesiydi, kadınlar hayız görmeyeceklerdi ve hepsi de akıllı vs vakarlı olup, kolayca hamile kalıp ve kolayca doğuracaklardı.
Bundan sonra Allah (C.c.) Hz. Adem'e : «Senin yaratıldığın toprağa Öyle bir lanet edeceğim ki, bu lanet sebebiyle yer yüzünün meyveleri dikene dönecektir.» buyurdu.
İşte o vakitler cennette ve yer yüzünde sidr (Arabistan kinazi) ve talh (Muğaylan) ağaçlarından daha üstün bir ağaç yoktu.
Alalı (C.c.) yılan için de şunları söyledi : «Mel'un iblis senin içine girip kulumu (Adem'i) aldattı. İşte bu yüzden sen öyle bir lanete uğradın ki, bu sebeble rızkın toprak, ayakların karnının içinde olacaktır. Ayrıca sen Âdemoğullarınm, onlar da senin düşmanın olacak, sen rast geldiğinde onlardan birinin ökçesinden yakalayacaksın, o da rast geldiği yerde senin başını ezecektir. Birbirlerinize düşman olarak yer yüzüne ininiz.» Burada birbirlerine düşman olarak yer yüzüne inecek olanlar Âdem, İblis ve yılandır. Böylece Allah (C.c.) onları yer yüzüne indirdi. Ayrıca Allah, Hz. Âdem ve Havva'nın içerisinde bulunduğu nimet ve üstünlüğü ellerinden aldı.
Anlatıldığına göre, Sa'îd b. Müseyyeb yemin ederek: «Âdem (A.s.) aklı başında iken bu ağaçtan yemedi; ancak Havva'nın kendisine sunduğu şaraptan sarhoş olup Havva'nın onun elinden tutarak ağacın yanma getirmesinden sonra bu ağaçtan yedi.» diyor.
Ben, Sa'îd b. Müseyyeb'in bu sözüne hayret ediyorum. Çünkü Allah (C.c.) cennet şarabım tavsif ederken : «(Cennetteki şaraptan) sarhoş olmak yoktur.» (Sâffât, 47) buyurmaktadır. Bu ayet karşısında nasıl olur da o bu sözü söyleyebilir? [16]
Âdem (A.s.) ile Havva'nın Yeryüzünün Neresine İndirildikleri
Rivayet edildiğine göre, Allah (C.c), Âdem ile birlikte eşi Havva'yı on*ları yarattığı gün olan cuma günü güneş batmazdan önce gökten yer yüzüne indirdi.
Hz. Ali (R.a.), İbn Abbâs, Katâde ve Ebu'l-Âliye bu hususta şöyle diyorlar : «Âdem (A.s.), Hindistan'ın Serendîb topraklarında bulunan Nûd (veya Bûd) dağı üzerine, Havva da Cidde'ye indirildi.»
İbn Abbâs diyor ki : «Âdem (A.s.)'üı Havva'yı aramak için attığı adım*lardan her ayak bastığı yer köy ve kasaba, adımlarının arasındaki boşluklar ise ova ve sahra oldu. Hattâ Âdem (A.s.) yürüyerek «Cem» denilen yere gelince Havva ile buluştu. Bu yüzden onların buluştukları yere, "buluşturucu" ve "bir araya getirici" manasına geldiği için "Müzdelife" adı verildi. Ayrıca onlar "Arafat" 'ta tanıştıkları için buraya da tanışma ma*nasına gelen "Arafat" ismi verildi. "Cem' " denilen yerde birbirleriyle bu*luşup bir araya geldikleri için burasına da "Cem' " denildi. Yılan, İsfahan'a, İblis de Meysân'a indirildi.»
Bir diğer rivayette ise Âdem (A.s.) çöle, İblis de Ubülle'ye indirilmiş*lerdir.
Ebû Ca'fer et-Taberî diyor ki : «Bu husustaki haber ve rivayetlerin doğruluğunu bilmek ancak hüccet derecesinde bir haber (hadîs) in rivayet edilmesiyle mümkün olur. Kaldı ki biz, bu hususta Âdem'in Hindistan'a in*dirildiğini bildiren bir haber (hadîs) den başkasını da bilmiyoruz. Bu habe*rin sıhhatini de İslâm alimleri reddetmemişlerdir.»
İbn Abbâs'm ifadesine göre; Âdem (A.s.), Nûd dağı üzerine indirildi*ğinde ayakları yerde, başı da gökteydi; meleklerin teşbihini dinliyordu, melekler ise ondan korkuyorlardı. Bu yüzden melekler, Allah'tan Âdem'in boyunun kısaltılmasını istediler, bunun üzerine Allah (C.c.) boyunu altmış arşına indirdi. Âdem (A.s.) ise meleklerin seslerini ve teşbihlerini işitemez bir hale geldiği için bu duruma çok üzüldü. Hattâ Âdem : "Ey Rabbim! Ben yurdunda senin komşun idim, benim senden başka da rabbim yoktu. Beni cennetine koymuştun, dilediğim yerden yiyor, dilediğim yerde kalıyordum; fakat sen beni mukaddes bir dağa indirdin, ben burada da meleklerin seslerini işitiyor, cennetin kokusunu alıyordum. Şimdi ise boyumu altmış arşına düşürdün; bu yüzden meleklerin sesleri kesildi, Arşının etra*fındaki tavaf görüntüleri gözlerimden uzaklaştı, cennetin kokuları kayboldu" dedi. Bunun üzerine Allah ona : "Ey Âdem! Bu senin işlediğin gü*nahın bir neticesidir" diye cevap verdi.
Allah (C.c), Âdem ile Havva'nın çıplaklığını görünce, cennetten indirdiği sekiz çift koyundan bir koçu boğazlamasını Âdem (A.s.)'e emretti. Bunun üzerine Âdem bir çok alıp bunu boğazladı ve yününü aldı. Havva bu yünü eğirdi, Âdem ise eğirilen bu yünü dokudu; kendisine bir cübbe, Hav*va'ya bir gömlek ile bir baş örtüsü yaptı. Böylece her ikisi de bunları gi*yindiler.
Anlatıldığına göre, Allah (C.c), Âdem ile Havva'ya bir melek göndermiş ve bu melek hayvanların ve koyunların derilerinden giyecekleri şeyi onlara öğretmiştir.
Yine anlatıldığına göre, yukarıda geçen yün ve deri elbiseler Âdem (A.s.)'in evlâdının giymiş oldukları elbiselerdi. Âdem ile Havva'nın elbi*seleri ise cennet yapraklarından üzerlerine örttükleri elbiselerdi.
Allah (C.c.) Âdem'e şöyle vahyetti: «Ey Âdem! Arş'ımın hizasında benim bir harem yerim vardır. Sen oraya git, benim için ev (mâbed) yap. Meleklerimin Arş'ımın çevresinde nasıl tavaf ettiklerini gördün, sen de bu evimin çevresinde o şeklide tavaf et. İşte ben orada senin ve bana itaatte bulunacak olan evladının dualarını kabul edeceğim.»
Bunun üzerine Hz. Âdem (A.s.) : «Ey Rabbim! Bu benim için nasıl mümkün olur? Benim buna gücüm yetmez, ayrıca ben buranın yolunu da bilmiyorum» dedi. Hz. Âdem'in bu ilticası üzerine Allah onun refakatine bir melek verdi ve Âdem (A.s.) onunla birlikte Mekke tarafına gitti. Hz. Âdem, çayırlı çimenli bir yere uğradığında meleğe : «Beni buraya indir.» dedi. Melek ise onun bu türlü tekliflerine : «Olmaz, olduğun yerde dur.» diye karşılık verirdi. Bu durum Mekke'ye kadar böyle devam etti. Nihayet Hz. Âdem'in inip konakladığı her yer mamur oldu, geçip gittiği yerler ise çöl ve sahra hâlini aldı. Âdem (A.s.) Sina (Tûr-ı Sînâ), Zeytun, Lübnan, Cûdî ve Hıra olmak üzere bu beş dağdan getirdiği taşlarla bu evi (Ka'be'yi) yaptı. Onun temelini ise Hıra dağının getirdiği taşlarla kurdu. Nihayet evin (Ka'be'nin) yapısı tamamlandıktan sonra melek onu Arafat'a götürdü ve ona bugün hacıların yaptıkları bütün hac menâsikini öğretti. Bundan sonra melekle birlikte Âdem (A.s.) Mekke'ye geldi ve bir hafta evi (Ka'be'yi) tavaf etti. Daha sonra Hz. Âdem Hind ülkesine geri döndü ve orada Nûh dağında öldü.
Bu görüşe göre, Hz. Âdem ile Havva birlikte yere inmiş oluyorlar; ayrıca evi (Ka'be'yi) de Âdem (A.s.) yapmış oluyor. İşte bu görüş, Allah'ın izniyle ilerde anlatacağımız üzere evin (Ka'be'nin) gökten indirildiği görüşüne aykırı düşmektedir.
Anlatıldığına göre, Hz. Âdem Hind ülkesinden kırk defa yaya olarak gelip hac yapmıştır. Hz. Âdem Hind ülkesine indiği zaman onun başında cennet ağacından yaprağından yapılmış bir taç vardı. Âdem (A.s.) yere indikten sonra tacın yapıldığı ağacın yaprakları kuruyup yere döküldü. İşte bundan Hind ülkesinde bulunan her türlü hoş kokulu bitkiler bitti. Bir rivayete göre de bu hoş kokulu bitkiler Havva ile Hz. Âdem'in üzerlerini kapattıkları cennet yapraklarından meydana gelmişlerdir.
Bir başka rivayete göre, Hz. Âdem cennetten çıkarılmakla emredildiğî zaman o cennetteki her ağacın yanından geçerken dallarından birer tane koparmış ve yere İndiği zaman bu dallarla birlikte inmiştir. İşte Hind ülkesindeki hoş kokulu bitkilerin aslını bunlar teşkil etmiştir. Ayrıca Allah Hz. Âdem'e cennet meyvelerinden de vermiştir. İşte bizim dünyadaki meyvelerimiz, bu cennet meyvelerinden meydana gelmiştir. Ne var ki, cennet meyveleri bozulmaz; fakat dünya meyveleri çürüyüp bozulur.
Yine Allah Hz. Âdem'e her şeyin san'a tını öğretti. Âdem (A.s.) ile birlikte cennet kokuları, Haceru'l-esved (siyah taş) ve Musa (A.s.)'nm asası da indirildi. Haceru'l-esved, cennet yakutundan bir taştı ve yere indirilmezden önce kardan daha beyazdı. Hz. Musa'nın asası ise cennetin ağaçlarından âs (mersin ağacı) ile lübân (çam ağacın) dan yapılmıştı. Bunlardan sonra da örs, tokmak ve kerpeten gibi aletler indirildiler.
Âdem (A.s.)'in endam ve şekli gayet güzeldi; hattâ Yûsuf (A.s.) hariç, evlâdından hiç birisi kendisine benzemiyordu. Cebrail (A.s.) Hz. Âdem'in yanma bir kese buğdayla birlikte gönderildi. Âdem (A.s.) : «Bu nedir?» diye sordu. Cebrail (A.s.) : «Bu seni cennetten çıkaran nesnedir.» diye cevap verdi. Hz. Âdem : «Ben bunu ne yapacağım?» dedi. Cebrail (A.s.): «Bunu yeryüzüne (toprağa) serp.» diye karşılık verdi. Âdem (A.s.) buğday tanelerini yere serpti ve anında bu taneler Allah tarafından yetiştirilip buğday haline getirildiler. Bundan sonra Âdem (A.s.) bu tanelerden biten ekinleri biçip bir araya topladı ve ovalayarak samanından ayırdıktan sonra onları Öğütüp hamur kardı ve ekmek yaptı. İşte bunların hepsi Cebrail (A.s.)'in ona öğretmesi ile oldu. Ayrıca Cebrail (A.s.) Âdem (A.s.)'in yanma taş ve demir getirdi; Hz. Âdem bunları birbirine sürtünce ateş çıktığını gördü ve böylece ateş yakmasını öğrendi. Yine Cebrail (A.s.) ona demirciliği ve ekin ekip biçmesini de Öğretti. Bu arada kendisine bir de öküz gönderildi. Böylece Âdem (A.s.) onunla çift sürmeye başladı. Bir rivayete göre Allah (C.c.)'m Hz. Âdem ile Havva'ya hitaben : «Ey Âdem! Hiç şüphesiz o (İblis) senin de eşin Havva'nın da düşmanıdır. Bundan dolayı satın o sizi cennetten çıkarmasın, sonra zahmete düşersin.» Tâhâ, 177) buyurduğu bu ayette zikredilen zahmet, işte bu rençberlik zahmetidir.
Hz. Âdem (A.s.)'in Zamanında Dünyada Meydana Gelen Hâdiseler Âdem (A.s.) malûm hatâya düşmezden önce cennette Havva'ya yaklaşmıştı ve bu yaklaşmadan Havva Kabil ile ikizine hamile kalmıştı. Havva onlara gebe iken zahmet ve ağrı duymamıştı. Hattâ onları doğrurken de doğum sancısı çekmemiş ve cennet temiz olduğu için de doğum esnasında kan görmemişti. Ancak Âdem (A.s.) ile Havva yasak ağaçtan yiyip yer yüzüne indirildikten ve yer yüzünde yerleştikten sonra Âdem (A.s.) Havva'ya tekrar yaklaştı ve bu yaklaşmadan Havva Hâbil ile ikizine hamile kaldı. Fakat bu defa Havva onlara gebe iken sancı ve zahmet duymaya başladı. Hattâ onları doğururken doğum sancısı çekip doğum esnasında kan da görmüştü.
Anlatıldığına göre, Havva gebe kaldığı zaman her vakit biri kız, diğeri erkek olmak üzere daima ikiz çocuğa hamile kalırdı. Böylece Havva Âdem (A.s.)'üı sulbünden gelmek üzere onun için yirmi batında erkek ve kız evlat olmak üzere kırk çocuk dünyaya getirdi. Bunlardan erkek olanlar, kendi ikizi hariç olmak üzere diğer batınlardan doğan kız kardeşlerinden istediği ile evlenebilirdi; ancak ikizi olan kız kardeşiyle evlenmek helâl değildi, çünkü o zaman anneleri Havva ile kendi kız kardeşlerinden başka kadın bulunmuyordu. Bu yüzden Hz. Âdem oğlu Kabil'e Hâbİl'in ikiziyle, diğer oğlu Hâbil'e de kardeşi Kabil'in ikiziyle evlenmelerini emretti. Hâbil babasının sözünü kabul edip buna rıza gösterdi. Fakat Kabil babasının sözünü dinlemedi ve Hâbil'in ikizi olan kız kardeşiyle evlenmek istemediği gibi kendi ikizi olan kız kardeşini de Hâbil ile evlendir*meye yanaşmadı. Hattâ itiraz ederek : «Biz cennette doğduk, onlar ise dünyada doğdular» dedi.
Kabil'in Hâbil'i öldürmesi konusunda bazı ilim adamları da şunları söylüyorlar :
Kabil'in ikizi olan kız kardeşi insanların en güzeli idi; Kabil onu kardeşi Hâbil'den kıskandı ve onunla kendisi evlenmek istedi. Aslında Hâbil ile ikizi olan kız kardeşi cennette doğmamışlar, yer yüzünde dünyaya gelmişlerdi. İşin doğrusunu ise en iyi bilen Allah'tır. Âdem (A.s.) oğlu Kabil'e: «Ey oğlum! İkizin olan kız kardeşin sana helal değildir.» dedi, fakat Kabil babasının bu sözüne karşı çıkıp reddetti.