Dinimizde, insanların kul haklarına saygılı olması emredilmektedir. Şüphesiz bir gün bu fani hayat son bulacak, gerçek hayat dediğimiz Ahiret hayatı başlayacak ve herkes dünyadaki hayatından hesaba çekilecektir. Akıllı ve basiretli insan; Allah'a ve O'nun kullarına karşı vazifelerini yapan, hak ve hukuka saygı gösterip, hesap gününe borçsuz ve günahsız olarak gitmeye çalışandır. Şu gerçek hiçbir zaman unutulmamalıdır: Kim iyilik ve kötülük olarak ne yapmışsa; mutlaka karşılığını görecektir. Nitekim Cenâbı Hak, Kur'an-ı Kerim'inde: "Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür. Kim de zerre miktarı kötülük işlerse, onu görür"( Zilzal, 99/7-8.) buyurmaktadır.
Sevgili Peygamberimiz ise; “Kimin üzerinde din kardeşinin ırzı, namusu veya malıyla ilgili bir zulüm varsa altın ve gümüşün bulunmayacağı kıyamet günü gelmeden önce o kimseyle helalleşsin. Yoksa kendisinin sâlih amelleri varsa, yaptığı zulüm mikdarınca sevaplarından alınır, (hak sahibine verilir. ) Şâyet iyilikleri yoksa, kendisine zulüm yaptığı kardeşinin günahlarından alınarak onun üzerine yükletilir. ” (Buhârî, Mezâlim 10, Rikak 48, Tirmizî, Kıyamet 2, (2421).] buyurmaktadır.
Kul hakkı, insanın can, mal ve namus gibi dokunulmazlıklarına yönelik tecavüz ve haksızlıkların ortaya çıkardığı haktır. İnsana yönelik tecavüz ve haksızlıklar haram ya da mekruh eylemler içinde yer alır. Bu nedenle günah, dolayısıyla ceza konusudur. Kul hakkından doğan günahların ve cezalar Allah tarafından bağışlanmaz. Kul hakkı, ancak hak sahibi kulun bağışlaması ile ortadan kalkabilir.
Hz. Peygamber (s.a.s), başka bir hadisinde Allah'ın huzuruna kul hakkı ile gelen kimseyi müflis olarak tanımlayarak şöyle buyurur: “Müflis kimdir, biliyor musunuz?” diye sordu. Ashâb:
– Bizim aramızda müflis, parası va malı olmayan kimsedir, dediler. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:
“Şüphesiz ki ümmetimin müflisi, kıyamet günü namaz, oruç ve zekât sevabıyla gelip, fakat şuna sövüp, buna zina isnâd ve iftirası yapıp, şunun malını yiyip, bunun kanını döküp, şunu dövüp, bu sebeple iyiliklerinin sevabı şuna buna verilen ve üzerindeki kul hakları bitmeden sevapları biterse, hak sahiplerinin günahları kendisine yükletilip sonra da cehenneme atılan kimsedir” buyurdular. (Müslim, Birr,59, 60; Tirmizi, Kıyame, 2).
Sevgili peygamberimiz bir hadislerinde de, kişi şehit bile olsa kul ve kamu haklarını ihlal etmişse bunun hesabından kurtulamayacağını ifade buyurmaktadırlar. (Müslim, Îmân 182. Ayrıca bk. Dârimî, Siyer 48)
Görüldüğü gibi Allah’ın huzuruna kul hakkı ile çıkmanın, çok ağır bir vebâli vardır. Çünkü böyle bir günahın Allah tarafından bağışlanması, hak sahibinin affetmesi şartına bağlanmıştır. Hak sahibi, ondan hakkını almadıkça veya bu hakkından vazgeçmedikçe, Allah kul hakkı yiyenin günahını affetmemektedir. Çünkü İlâhî adâlet, bunu gerektirir. Bu nedenle Üzerinde kul hakkı bulunan bir insan, muhatabını bulup helâllık dilemelidir. Bu hâk, gıybet, iftira, yalan isnadı... vs. gibi manevî boyutlu haklar ise, ancak hak sahibiyle açık-seçik konuşularak helâl ettirilebilir. Eğer hakkın borç-alacak gibi maddî boyutu varsa, bunları hemen ödeme cihetine gidilmelidir."
Başkasının hakkına giren kimse, öncelikle pişmanlık duygusu içinde el açıp Allah'a yalvarmalı, O'ndan bağış dilemelidir. Kul hakkı ihlali yoluyla elde edilen haram para veya mal, sahipleri biliniyor ise kendilerine yahut mirasçılarına, bilinmiyor ise fakirlere veya hayır kurumlarına verilmelidir.
Helalleşme imkanı tamamen ortadan kalkmışsa, onlar için istiğfarda bulunmalı, dua etmeli veya sevabını onlara bağışlamak üzere tasaddukta bulunmalıdır.


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla


