• Reklam
3 sonuçtan 1 --- 3 arası gösteriliyor
  1. #1

    Kayıt Tarihi
    15-04-2008
    Mesajlar
    99
    Karizma Gücü
    5

    Evliyalar ve Tammuz

    Vecd = Trans = Ruhçuluk

    Tasavvuf için "insanın akıl yoluyla erişemediği ilahî hakikatlere ve gayb alemine ait hakikatlere sezgiyle ulaşma yoludur" sözü doğrudur. Burada üzerinde düşünülmesi gereken nokta, bu "ilahi hakikatlerin" ve "gayb alemine ait hakikatlerin" kaynağının ne olduğudur. Vecde girerek bu hakikatlere ulaşmak, gerçekte ruhçuluk anlamındaki uygulamalardan başka birşey değildir. Bu türden uygulamalar yalnızca belli bir bölgede olmayıp, dünya çapında uygulanan uygulamalardır. Bunların birbirinden inanç ve uygulamadaki farklılıkları, bunların temel unsuru olan ruhçulukla ilgili yönünü ortadan kaldırmamaktadır. Burada sorulması gereken sorular şunlardır:

    Vecde girildiğinde insanın içine doğan bilgi ve bu haldeki deneyim hangi kaynaktan gelmektedir?


    Bu bilginin ve vecd halinin kaynağı gerçekten Allah'mıdır, yoksa ruhçulukla mı ilgilidir?


    Trans ile içe doğan bilgi, Astral seyahat ile Sema'ya gidiş

    Tasavvuf denen şey ruhçuluktan başka birşey değildir. Zaten maddenin ve tasavvufun açıklanmasında da farklı şeyler söylenmez. Vecd ve zikirden, içe doğan bilgiden sözedilir. Ayrıca sema kavramı da vardır. Vecd halindeki kişi bu haldeyken sema ederek döner durur. Kavramların arasında Allah'a ulaşmak onunla bir olmak gibi açıklamalar da bulunur. Aslında olay gayet basittir. Önce kişi az yemek yer ve az uyur, bu şekilde bedeni çabucak yorgun düşmeye elverişli bir konuma gelir. Bunun önemi, kişinin zikir eylemine başladığı zaman kolayca vecde (transa) girebilmesi için yardımcı olmasıdır. Kişi zikir yapmaya başlar ve bir süre sonra transa girer. Gerçi trans yerine vecde girmekten sözedilse de, vecd ve trans farklı şeyler değildir, biri arapça, diğeri batı dillerindeki karşılığıdır. Transa giren kişi özel ruhsal deneyimler yaşar, bu arada zihnine ilhamlar gelmeye başlar ve vecd halindeyken dilinden bu ilhamlarla gelen şiirsel sözleri söylemeye başlar. Bu sözler sıradan bir insanın söyleyemeyeceği derecede anlamlı, edebi değeri yüksek sözlerdir. Ayrıca kişi bu deneyimi esnasında göğe (sema) ya da hiçlik olarak adlandırılabilecek bir yere gider. Aslında bu deneyim transa giren kişinin yaşadığı astral seyahat deneyiminden başka birşey değildir. Fenafillah ve bekabillah terimleri de aslında bunlarla ilgilidir. Kişi yaşadığı deneyimin çeşitli aşamalarını bu terimlerle açıklamaya çalışır. Yaşadığı deneyimle kişi zihninde ve duygularında çok büyük bir coşku halini hissettiği bu deneyiminde Allah'la ya da evrensel ruhla birleştiği duygusuna kapılır. Gerçekte bir ruhla birleşmiştir, ama bu birleştiği ruh, transa girdiği zaman kendisini transa sokan bir ruhtur!

    Aslında tasavvuf denen şey, dünyanın her tarafında farklı adlarla uygulaması yapılan ruhçuluktan başka birşey değildir. Kabalacılık, New Age Hareketi, uzakdoğu dinlerindeki benzer uygulamalar (Reiki, Yoga, Meditasyon vb.), ayrıca Guru ve başka adlarla adlandırılan kişilerin yaptıkları da farklı şeyler değildir. Aslında ülkemizdeki tasavvuf, uzakdoğu dinlerinin felsefesinin İslam'la harmanlanmış şeklidir diyebiliriz.

    Uzakdoğu felsefesinde kişinin ruhu öldükten sonra, sürekli yinelenen bir reenkarnasyon döngüsüyle tekrar tekrar dünyaya gelir. Tıpkı denize akan bir ırmağın bir su değirmeninin su dolabının her bir kabına dolup boşaldıktan sonra yoluna devam edip, en sonunda denize kavuşması gibi. Bu felsefeye göre insanlar bu dünyada çeşitli kereler dünyaya gelirler ve çektikleri çilekeş yaşantılarıyla olgunlaşıp, insanı kamillik mertebesine ulaşınca, en sonunda öldüklerinde evrensel ruha kavuşurlar ve onunla bir olarak sonsuza dek bu ruhla bir olmaya devam ederler. Bu şekilde son hedefe NİRVANA'ya ulaşmış olurlar. Bütün bunlar olmadan önce, kişi daha bu dünyadaki yaşamındayken kendisine meditasyon yoluyla, (zikir -> trans -> astral seyahat -> evrensel ruhla bir olma -> astral seyahatten geriye dönüş) benzer bir deneyim yaşatılarak, yaşamın felsefesinin gerçekten bu olduğu kendisine gösterilir. Ayrıca küçük çocukların anlattığı "Ben aslında önceki yaşamımda başka biriydim" yanılgıları da, bu kişilere bu felsefenin doğru bir inanç olduğuna ikna eder. Aslında hem reenkarnasyon, hem de astral seyahatle hedeflenen ruhun evrensel ruhla (Allah'la) birleşmesi gerçek dışı birer ruhçuluk aldatmacasıdır.

    Gerek Mevlana, gerekse de Yunus Emre anlattıklarıyla, aslında Hinduizm ve Budizm inançlarının anlattıklarından başka birşey anlatmamaktadır. Uzakdoğu inancında aynı zamanda güneş tapınması da vardır. Güneş çemberi ve Svastika bunların simgeleridir. Mevlana ve Şems (Şamas, Şems: Güneş) aslında bu güneş tapınmasıyla ilgili uygulamayı sürdürmüş kişilerdir. Mevlana vecde girip dönmeye başlamıştır. Ellerini göğe kaldırır ve güneşin etrafında ve aynı zamanda gezegenler gibi kendi etrafında dönmeye başlar. Kolların açılışı da güneş tanrısı Tammuz'un baş harfi olan T şeklindeki bir haç biçimindedir. Üstelik te ellerin birinin göğe, diğerinin yere çevrilmesi ve başında yere bakan ele doğru yatırılmasıyla (Günümüzde ters tarafa yatırılıyor. Herhalde merkezkaç kuvvetinden dolayı bu biçim daha rahat geldiğinden. Oysa eski resimlerde düzgün şekli de var.) Haç'ın uzakdoğu modeli olan ve "döngü"yü simgeleyen Gamalı Haç şekli oluşturulur. Ayrıca ayaklar zaten doğal biçimiyle baş ve kolların biçimiyle oluşturulan Svastika Haç'ının şeklini vermektedir.

    Bundan başka bunların felsefesi de yine uzakdoğu felsefesini yansıtır. Yunus Emre "dolap"tan sözeder. Hem Mevlana'nın hem de Yunus Emre'nin nice sözleri bu felsefeyle ne kadar içiçe olduklarını açığa vurur. Yalnız burada bu felsefe İslami bir biçim almıştır. Öte yandan hem Mevlana'nın "Ne olursan ol gel" gibi sözleri, hem de Yunus Emre'nin aynı yöndeki insani bakış açısı, bu kişileri insanların gözünde sevilen ve sayılan evliyalar haline getirmiştir. Ancak kendileri iyi birer insan olsalar da, bu onların yanılmayacağı demek değildir. Çünkü güneş, ay ve yıldız tapınması gibi putperestlikler binlerce yıldır günümüze kadar sürdürülen dinsel uygulamalardır ve bunlar insanlara ancak iyilik-güzellik gibi mesajlar verilmekle, ayrıca bu türden tapınmalara gerçek anlamının dışında, görünüşte ulvi-tanrısal anlamlar yüklemekle aşılanabilir. Zaten öyle de olmuştur, hem de dünya çapında. Ama gerçekte içe doğan hakikatler olarak sunulan bütün bunlar, gerçekte ruhçuluk (Zikir - Mantra, Meditasyon, Vecd - Trans) yoluyla gelip içe doğan yalan ilhamlardır.

    http://tr.wikipedia.org/wiki/Tart%C4..._Ruh.C3.A7uluk

    http://tr.wikipedia.org/wiki/Tammuz

  2. #2

    Kayıt Tarihi
    15-04-2008
    Mesajlar
    99
    Karizma Gücü
    5
    İslam tarihi ve putperestlik

    İslam dininin kutsal kitabı Kur'an'da putperestlik yerilir ve şirk taşıyan bir eylem olarak kabul edilir. İslam dininde şirk terimi "Allah'a ortak koşmak" olarak tanımlanır ve kişinin işleyebileceği günahlık en büyüğü olarak geçer. Buna göre puta tapan şirk işler ve müşrik olur. Müşrik olan kişi ise artık Müslüman sayılmaz, İslam dininden çıkar.

    Arap Yarımadası'nda İslam öncesi dönemde ve İslam'ın yayıldığı ilk dönemde putperestlik yaygın biçimde dinin bir parçası ve en önemli etkinliği olarak devam etmekteydi. Putperestlik Arap mitolojisi ve dininde bir tür tapınma formuydu ve putlar mitolojideki çeşitli tanrı (ve tanrıçaları) sembolize ederdi. Bunların dışında dönemin yaygın inanışlarından birisi de ayrı ve diğer tanrılardan üstün bir Tanrı'nın var olduğu idi fakat daha önemsiz gördükleri tanrılara da taparlardı. Mekke kenti dönemin önemli ve kutsal bir dinî merkezi konumunda idi ve birçok puta ev sahipliği yapardı. Kur'an'da da yerici bir şekilde ismi geçen ve o zamanlar kişilerin taptığı üç büyük tanrı Lat, Uzza ve Menat'ın da Mekke'de putları bulunmaktaydı. Tanrıların adına bu putlara kurban kesmek yapılan adetlerden birisiydi.

    Tapınaklardaki ve kamunun tapındığı büyük putların dışında kişilerin evlerinde sahip oldukları veya yanlarında taşıdıkları putları da olurdu. Ayrıca kabilelerin kendileriyle ilişkilendirdikleri özel tanrı imgeleri ve bunların putları da mevcuttu.

    Arap Yarımadası'nda sürdürülen putperestlik, genel olarak Mezopotamya ve civarı olan bölgede var olan diğer putperest inançlardan ayrı değildir. Bu inançların temeli, Babil'den (Sümer bölgesinin kuzeyinden) türemiş olan güneş, ay ve yıldız tapınmasıdır. Bunların Babil'deki adları Şamaş (şems-güneş), Sin (ay-hilal) ve İştar (star-yıldız)'dı. Bunlarla ilgili tapınmanın içinde gökteki yıldızlar ve gezegenler burçlar olarak yeralır ve astrolojiyle ilgiliydiler. Babil inancında Sin olarak geçen Hilal İlahı Arap Yarımadası'nda Hilalilah'ın kısa söylenişi olan Alilah'tı. Güneş sisteminin işleyişini ortaya koyan tapınmada, bir yıl eski takvime göre 360 gündü ve bu nedenle her gün için bir put olmak üzere, 360 put ortadaki güneş mabedinin etrafında yeralırdı. Güneş sisteminin işleyişine göre düzenlenen putperest tapınmalar, güneşin etrafında dönen gezegenleri simgeleyerek (Sema (Sufi)'da olduğu gibi), bu işleyişi taklit etmeye yönelik uygulamaları içerirdi. Bu şekilde güneşin etrafındaki gezegenlerin, en merkezde bulunan güneşin etrafında döndükleri gibi, güneş mabedinin etrafında dönülerek tavaf edilirdi. Bu özellikle tam çıplak olarak yapılması gereken dinsel bir ritüeldi, daha sonraları ise bu çıplaklık yerini az bir örtünme ile yarı çıplaklığa bıraktı. Bu tür tapınmalar eskiden yaşamış bazı kişi adlarında da görülür; örneğin, Abdulşems (güneşin kulu) ve Şems (güneş) gibi. Arap Yarımadası'nda bulunan bazı putlar Merve ve Safâ tepelerinde de bulunuyordu. Burada bu putlara ait tapınaklar vardı ve aynı şekilde bunlar putperestler tarafından ziyaret edilerek tapınılırdı.

    Güneş mabedinin küp şekli (güneş gibi boşlukta durduğu düşünülerek) altı yüzeyden oluşur. Güneş mabedi yapısında, güneşle ilişkilendirilen bir tanrı olan Tammuz'un (Marduk-Baal) adının baş harfi olarak haç (T) şeklini içerir. Bu şekil yalnızca mabedin duvarları açıldığında görülebilir. Bunu görmek için, güneş mabedinin üç yan duvarı yere yatırılıp açılır ve dördüncü yan duvar ise tavanla bitişik şekilde açılır. Ortaya Tammuz'un adının baş harfi olan haç (T) şekli çıkar.

    http://tr.wikipedia.org/wiki/Putperestlik

  3. #3
    RAMAZAN TOPTAŞ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-07-2009
    Mesajlar
    9,424
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    4
    Bu bilgiler için teşekkür ederim. Kuran ruhbancılığı reddetiği halde insanlar zikir deyince neden namaz kılmak ve Kuran okumak dini söhbet ve ALLAH'ı anmak anlamazlar onu anlamıyorum. Bunları Kuranla nasıl özdeştiriyorlar Kuranda ayetler olduğu halde anlamak mümkün degil.

    HADİD
    26 – Biz Nuh’u, İbrâhim’i peygamber olarak gönderdiğimiz gibi, zürriyetlerine de kitap ve nübüvvet verdik. Onlardan kimisi doğru yolu bulsa da, çoğu büsbütün yoldan çıkmışlardır.
    27 – Sonra bunların ardından peş peşe peygamberlerimizi gönderdik. Özellikle Meryem’in oğlu Îsâ’yı arkalarından gönderdik, kendisine İncîl’i verdik ve ona uyanların kalplerine şefkat, ve merhamet yerleştirdik. Uydurdukları ruhbanlığı ise Biz kendilerine farz kılmadık, lâkin Allah’ın rızasına nail olmak için kendileri icad ettiler. Kaldı ki ona gereği gibi de riâyet etmediler. Biz de onlardan iman edenlere mükâfatlarını verdik, onların çoğu ise büsbütün yoldan çıkmışlardır.
    CUMA6 – De ki: “Ey kendilerine Yahudi diyenler! İnsanlar arasında yalnız kendinizin Allah’ın dostları olduğunu iddia ettiğinize göre, bu iddianızda tutarlı iseniz, haydi hemen ölmeyi temenni edin de bir an önce O’na kavuşun.
    ENBİYA23 – O, yaptıklarından sorumlu değildir. O’nu sorguya çekecek kimse yoktur, ama insanlar mutlaka sorgulanacaklardır.
    30 – Hakkı, inkâr edenler görüp bilmediler mi ki göklerle yer bitişik (bir bütün) idi, onları Biz ayırdık, hayatı olan her şeyi sudan yaptık. Hâlâ inanmayacaklar mı?

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •