Tabiî ki insan en yakını ile konuşurken hangi dili tercih ederek konuşuyorsa, kendisine şah damarından daha yakın olan ALLAH’la da o dilde ibadet etmesi ve yardım istemesi ve dua etmesi gerekir.
FUSSİLET SURESİ
44 – Eğer biz Kur’ân’ı yabancı bir dille gönderseydik derlerdi ki:“Neden, onun âyetleri açıkça beyan edilmedi? Dil yabancı, muhatap arap! Olur mu böyle şey?” De ki: “O, iman edenler için hidâyet ve şifadır.”Ama iman etmeyenlerin kulaklarında ağırlıklar vardır. Kur’ân onlara kapalı ve karanlık gelir.Onların, çok uzak bir yerden sesleniliyor da söyleneni hiç anlamıyorlar gibi bir halleri vardır. [26,198-199; 17,82]
YUSUF SURESİ
1 – Elif, Lâm, Râ. Bunlar, hakkı açıklayan, Hak’tan geldiği âşikâr olan kitabın âyetleridir.
2 – Düşünüp mânasını anlamanız için Biz, onu Arapça bir Kur’ân olarak indirdik.
TAHA SURESİ
113 – İşte böylece bu kitabı Arapça bir Kur’ân olarak indirdik ve onda uyarı ve tehditlerimizi farklı üsluplarla anlattık.Ta ki insanlar Allah’a karşı gelmekten korunsunlar ve ta ki o, kendilerine bir ibret ve uyanış versin.
RUM SURESİ
22 – O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerinden biri de: Gökleri ve yeri yaratması, lisanlarınızın ve renklerinizin farklı olmasıdır. Elbette bunda bilen ve anlayan kimseler için ibretler vardır. [4,1; 29,43; 49,13; 78,8]
DUHAN SURESİ
58 – Biz Kur’ân’ı, insanlar iyi anlayıp ibret alsınlar diye, senin dilinle indirerek anlaşılmasını kolaylaştırdık.
ŞUARA SURESİ
193-195 – Onu Rûhu’l-emin, uyaran nebîlerden olman için, senin kalbine açık ve vazıh bir Arapça ile indirmiştir. [2,97]
196 – Bu Kur’ân’a, elbette öncekilerin kitaplarında da işaret edilmişti. [7,157]
197 – İsrailoğullarından bilginlerin onu bilmeleri, onlar için bir delil değil midir?
198-199 – Eğer Biz Kur’ân’ı arap olmayanlardan birine indirseydik de onu kendilerine okusaydı, yine de ona iman etmezlerdi. [15,14-15; 10,96-97]
200-201 – İşte aynen bunun gibi, Biz o yalanlamayı suçlu kâfirlerin kalplerine öyle bir soktuk ki, o can yakıcı azaba girmedikçe ona iman etmezler.
Bana göre insanlar ibadetlerini kendi dillerinde yapmalıdırlar ki ne kadar ciddi ve bu inanca ne kadar yürekten bağlı olduklarını gösterebilsinler. Çünkü günümüzde insanlara yanlış bir inanç empoze edilerek anlamadıkları dilde ibadet etme alışkanlığı yıllar önce oluşturulmuştur. Bunun nedeni de şu hususa dayandırılmıştır. Efendim Kur’an-ı Kerim’den tercüme edildiğinde tam manası verilemiyor. Denilmektedir. İyide kardeşim sen namazı kılıyorsun eksik veya yanlış söylerim diye Arapça duaları (Türkçe manalarını bilsende) ALLAH’a söylüyorsun bu doğru oluyor da, sen anlasan da biraz eksik söylesen ne dediğini de kendin bilsen daha iyi değil mi? Yine aynı sonuç oluşmayacak mı? Çünkü insanlara hesap bildiği idrak ettiği hususlarda hesap sorulacak, bilmediği hususlara da sorulmayacak ki hatta bu konuda ayetlerde var. Kim ne kadar yük taşıyabilirse o kadar yük verildiğine işaret edilmektedir. Bütün insanlar mahşerde gününde peygamberler gibi hesaba çekilmeyecek ki şahıslara ne kadar akıl verilmişse ne kadar idrak ve anlama yeteneği varsa o kadarından hesap görecek bunun aksini iddia etmek ALLAH’ın yüce adaletinden şüphe etmektir. O bakımdan biz dua ederken ne söylemişsek (anlayarak ve idrak ederek) söylediklerimizden sorumlu tutulacağız. Anlamadığımız şeyleri söylesek te bize bir faydası olmayacak, çünkü biz söylüyoruz fakat söylediğimiz şeylerin bilincinde değiliz.
Sence hangisi daha doğru hem senin bilmediğin sadece ALLAH’ın bildiği şeyleri söylemenin ALLAH’a ne faydası olacak namazın sana mı? yok sa ALLAH’amı faydası var. Namazdan fayda sağlayacak olan sen misin yoksa ALLAH mı? Hem burada şu hususa da dikkat çekmek istiyorum. ALLAH seni huzuruna aldığında bildiğin şeylerden sorgulayacak, bilmediklerinden değil, bu yüzden endişeye kapılmana gerek yok ki.
Birde insanlar başları sıkıştıklarında zora girdiklerinde ALLAH’a kendi dillerinde yalvarır ve dua ederler. Neden Arapça öğren ipte dua etmiyorsunuz dendiğinde ALLAH bütün dillerden anlar zaten yaratanda odur derler. Bu durum kendi içinde bir çelişkidir.
İnsanlar farkında olmadan ALLAH’ın yüceliğine zarar verdiklerini bilemiyorlar ve bunu da düşünmeden yapıyorlar. Bütün namazlarda da her gün belki yüzlerce defa seni naksan sıfatlardan tenzih ederim diyorlar fakat söylediklerine namaz kılarken dahi aykırı davranışta bulunduklarının farkında değiller.
Bu durum takva açısından yani imanın derecesi açısından da sakınca doğurmaktadır. Biz namaz kılarken nasıl kılıyoruz Arapça, o zaman ALLAH’a şöyle diyoruz ey ALLAH’ım ben namazı bak senin söylemeni emrettiğin şekilde söylüyorum ben tam manasını bilmiyor olabilirim bu durum benim için bir sakınca oluşturmuyor oluştursa da bu durumda yapacak hiçbir şeyim yok sen anlayıver diyorsun. Bu mantık takva açısından ne derece doğrudur. Bilmiyorum onu da ibadet Arapça yapılır diyenler açıklasınlar. Burada duaların Türkçe manalarını bilsen de bu durum değişmez. Her iki durumda da şu sonuç çıkmaktadır. Ya çeviri tam yapılmamışsa diye soru işareti oluşmaktadır. Araplar açısından da bu durum aynıdır, Çünkü 1400 yıl önce konuşulan Arapça ile şimdiki Arapça arasında fark vardır, hem de azımsanamayacak ölçülerdedir. Her durumda insanın aklına şeytan vesvese vermektedir. Bana göre O yüzden her insan en yakını ile hangi dili konuşuyor ise ALLAH’a olan ibadetlerini ve dualarını da konuştuğu dilde yapması en doğru yoldur.
Eğer bu şekilde ise insanın aklına hemen şu sorular geliyor.
1. O zaman Kur’an-ı Kerim bize indirilmedi mi? Hayır alemlere rahmet olarak indirildi. Öyle ise demekki bu kitap bize de indirilmiştir.
2. O zaman ben Kur’an-ı Kerim’i okuyabilmem için arapçamı öğrenmem lazım bu durumda şart hadi diyelim ki arapçayı örgendim sadece okuyabiliyorum ama anlayamıyorum. Bana yukarıdaki ayetler Kur’an-ı Kerim’i okumamı anlamamı ve düşünmemi emrediyor ve diyor ki okuyup anlayasınız diye kendi dilinizde indirdim diyor kime Araplara yani onların nezdinde bütün insanlara bu durumda benim önümde iki seçenek var.
3. Birincisi; Ben kendi dilimi bırakıp Kur’an-ı Kerim Arapçasını öğrenip bu dilde ibadet etmek kutsal kitabımızı okuyup anlamayı ve düşünmeyi de bu şekilde icra etmem gerekir. Burada kast ediğim Peygamberimizin konuştuğu Arapçadır. Yani Kuran-ı Kerim Arapçasıdır. Bunu da yine nereden öğreneceğim Kur’an-ı Kerimi çeviri yapmış bu uğurda bir ömür harcamış insanlardan.
4. İkincisi ise; Kur’an-ı Kerim Arapçasını örgenmiş bu yolda bütün hayatı boyunca araştırma yapmış akademik kariyer edinmiş bilim adamlarının çevirilerinden yararlanıp kutsal kitabı okuyup anlamam ve düşünmem ibadetlerimi de kendi dilimde yapmam gerekir.
Birinci yolu seçersem ne olacak bir düşünelim;
1. Milliyetimi kaybederim dilim yok olurdu. Bu durum bilimsel olarak ta böyledir dilini değiştiren ülkeler kimliklerini de zaman içerisinde değiştirmektedirler. ALLAH böyle isteseydi tek millet olarak yaratırdı ve değişik değişik dillerde uyarıcılar göndermez tek dilde gönderirdi. Bu duruma aşağıdaki ayette dikkat çekilmiştir. ALLAH böyle yaratmıştır. Hatta aşağıdaki ayette değişim ve gelişime de atıfta bulunulmuştur.
RUM SURESİ
22 – O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerinden biri de: Gökleri ve yeri yaratması, lisanlarınızın ve renklerinizin farklı olmasıdır. Elbette bunda bilen ve anlayan kimseler için ibretler vardır. [4,1; 29,43; 49,13; 78,8]
2. İlk zamanlarda bütün bir millet Kur’an-ı Kerim Arapçası öğrenmek için herkesin İlahiyat Profesörleri gibi eğitim almaları gerekirdi. Bu eğitimi bize kim verecek şu anda bu eğitimi almış kişiler iyide aynı kuşkular yine ortaya çıkacaktı. Çünkü bize eğitim veren kişilerin meallerini okuyoruz, bu kişiler öğrendiklerini bize öğretecekler farklı şeyler öğretmeyecekler ki bu bakımdan dil sorununu hiçbir zaman ortadan kalkmayacak aynı şekilde devam edecektir.
3. Biz bunları yaparken kazancımızı sağlamak için geçimimizi kim temin edecek bir ömür boyu veya belli yaşlara kadar bu eğitimleri aldık bize kim bakacak hiç düşündünüz mü? Bu durumu düşünmesi bile insanı aptalca sonuçlara sevk ediyor.
İkinci yolu seçersem ne gibi sakınca veya faydaları olacak bir düşünelim.
1. Kendi anladığım dilde namaz kılarak namaz esnasında daha yoğun duygular içinde namaz kılabilirim. Yalnız camilerde kalabalığın istediğine bağlı olarak ve cemaate sorularak istenilen dilde namaz kılınması daha doğrudur. Bu durum bize her gün demokrasi gereği nasıl hareket etmemiz gerektiği yönde öğretici bir katkı sağlayacaktır. Azınlık çoğunluğun kararlarına uymayı bir gelenek haline getirdiği için ortak akılda devreye girerek, demokrasi ve laiklik ön plana çıkacaktır.
2. Kur’an-ı Kerimi anladığı dilde okuyan ve anlayan halk kendi tevsirini kendisi yaparak kendi görüşlerini oluşturacak ve çağımıza uygun yeni yeni değişik fikirler ortaya çıkacak bu fikirlerin tartışılması sonucunda yeni düşünceler ortaya çıkacaktır. Bu durum bize okuyup anlamamızı ve son neticesi olan düşünmemizi sağlayacak bu düşüncelerde araştırmaya sevk ederek yeni fikirlere ve yeni buluşlara sevk ederek bizi başarıdan başarıya ulaştıracaktır.
3. Matbaanın icadı ile İncil basılmaya ve halk tarafından okunmaya başlanması ile Avrupalılar dinlerini kendileri öğrenerek papazların elinden kurtardıkları gibi Kur’an-ı Kerim Türkçe okutulup öğretildiğinde dinimiz hocaların tekelinden kurtularak özgürlüğüne kavuşacaktır. Bu durum bize dinimize hocaların değil de kendimizin sahip çıkmasını sağlayacaktır. Günümüzde bir imam bir günah işlese a imama bak ne yapmış deyip imam böyle yaparsa eh bizimki normaldir deyip toplum dini açıdan iman zayıflatılmaktadır. Halbuki kendi inancına sahip çıkan insan şöyle demesi gerekir oda insandır olabilir. İmamın her dediği doğru olmayabilir, bunu ben bir araştırayım. Dediği anda insan imanına sahip çıkmış ve takvasını da güçlendirmiş olacaktır.
Bu şekilde yetişmiş olan insanlar tarafından seçilmiş olan insanlar seçmenlerinin beklentileri doğrultusunda azami ölçülerde hareket edeceğinden demokrasi ve laiklik (unutmayın ki laiklik Kur’an-ı Kerim’de vardır) yönetimi ile ortak akıla ve ortak mutluluğa ulaşmış olacaklardır. BANA GÖRE MİLLİ GELİRİ EN YÜKSEK ÜLKELER İSLAMİYETİ EN İYİ UYGULAYAN ÜLKELERDİR. İnançları farklı olabilir. Bu husus Kur’an-ı Kerimde de açıklanmış ve buna uygun ayetlerde vardır.
NİSA SURESİ
78 – “Nerede bulunursanız bulunun: Sağlam, yüksek kulelerde, (hatta eflâke ser çeken) gökteki yıldız burçlarında bile olsanız, ölüm mutlaka size yetişir.”Onlara bir iyilik ulaşınca “Bu, Allah’tandır” derler. Bir fenalık gelince “Bu, senin yüzündendir” derler.De ki: “Hepsi de Allah tarafındandır.” Fakat bu adamlara ne oluyor da, söz anlamaya bir türlü yanaşmıyorlar? [55,26; 3,185; 21,34; 7,131]
79 – Ey insan! Sana gelen her iyilik Allah’tandır. Başına gelen her fenalık ise nefsindendir.Ey Resulüm! Seni bütün insanlara elçi gönderdik. Allah’ın buna şahit olması yeter de artar! [2,124; 7,113; 8,27; 42,30]
Kendi düşüncelerim..........


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla



