• Reklam
Sayfa: 1 | Toplam: 5 12345 SonSon
42 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    RAMAZAN TOPTAŞ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-07-2009
    Mesajlar
    9,424
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    4

    İbadet hangi dilde yapılmalı?

    Tabiî ki insan en yakını ile konuşurken hangi dili tercih ederek konuşuyorsa, kendisine şah damarından daha yakın olan ALLAH’la da o dilde ibadet etmesi ve yardım istemesi ve dua etmesi gerekir.
    FUSSİLET SURESİ
    44 – Eğer biz Kur’ân’ı yabancı bir dille gönderseydik derlerdi ki:“Neden, onun âyetleri açıkça beyan edilmedi? Dil yabancı, muhatap arap! Olur mu böyle şey?” De ki: “O, iman edenler için hidâyet ve şifadır.”Ama iman etmeyenlerin kulaklarında ağırlıklar vardır. Kur’ân onlara kapalı ve karanlık gelir.Onların, çok uzak bir yerden sesleniliyor da söyleneni hiç anlamıyorlar gibi bir halleri vardır. [26,198-199; 17,82]
    YUSUF SURESİ
    1 – Elif, Lâm, Râ. Bunlar, hakkı açıklayan, Hak’tan geldiği âşikâr olan kitabın âyetleridir.
    2 – Düşünüp mânasını anlamanız için Biz, onu Arapça bir Kur’ân olarak indirdik.
    TAHA SURESİ
    113 – İşte böylece bu kitabı Arapça bir Kur’ân olarak indirdik ve onda uyarı ve tehditlerimizi farklı üsluplarla anlattık.Ta ki insanlar Allah’a karşı gelmekten korunsunlar ve ta ki o, kendilerine bir ibret ve uyanış versin.
    RUM SURESİ
    22 – O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerinden biri de: Gökleri ve yeri yaratması, lisanlarınızın ve renklerinizin farklı olmasıdır. Elbette bunda bilen ve anlayan kimseler için ibretler vardır. [4,1; 29,43; 49,13; 78,8]
    DUHAN SURESİ
    58 – Biz Kur’ân’ı, insanlar iyi anlayıp ibret alsınlar diye, senin dilinle indirerek anlaşılmasını kolaylaştırdık.
    ŞUARA SURESİ
    193-195 – Onu Rûhu’l-emin, uyaran nebîlerden olman için, senin kalbine açık ve vazıh bir Arapça ile indirmiştir. [2,97]
    196 – Bu Kur’ân’a, elbette öncekilerin kitaplarında da işaret edilmişti. [7,157]
    197 – İsrailoğullarından bilginlerin onu bilmeleri, onlar için bir delil değil midir?
    198-199 – Eğer Biz Kur’ân’ı arap olmayanlardan birine indirseydik de onu kendilerine okusaydı, yine de ona iman etmezlerdi. [15,14-15; 10,96-97]
    200-201 – İşte aynen bunun gibi, Biz o yalanlamayı suçlu kâfirlerin kalplerine öyle bir soktuk ki, o can yakıcı azaba girmedikçe ona iman etmezler.

    Bana göre insanlar ibadetlerini kendi dillerinde yapmalıdırlar ki ne kadar ciddi ve bu inanca ne kadar yürekten bağlı olduklarını gösterebilsinler. Çünkü günümüzde insanlara yanlış bir inanç empoze edilerek anlamadıkları dilde ibadet etme alışkanlığı yıllar önce oluşturulmuştur. Bunun nedeni de şu hususa dayandırılmıştır. Efendim Kur’an-ı Kerim’den tercüme edildiğinde tam manası verilemiyor. Denilmektedir. İyide kardeşim sen namazı kılıyorsun eksik veya yanlış söylerim diye Arapça duaları (Türkçe manalarını bilsende) ALLAH’a söylüyorsun bu doğru oluyor da, sen anlasan da biraz eksik söylesen ne dediğini de kendin bilsen daha iyi değil mi? Yine aynı sonuç oluşmayacak mı? Çünkü insanlara hesap bildiği idrak ettiği hususlarda hesap sorulacak, bilmediği hususlara da sorulmayacak ki hatta bu konuda ayetlerde var. Kim ne kadar yük taşıyabilirse o kadar yük verildiğine işaret edilmektedir. Bütün insanlar mahşerde gününde peygamberler gibi hesaba çekilmeyecek ki şahıslara ne kadar akıl verilmişse ne kadar idrak ve anlama yeteneği varsa o kadarından hesap görecek bunun aksini iddia etmek ALLAH’ın yüce adaletinden şüphe etmektir. O bakımdan biz dua ederken ne söylemişsek (anlayarak ve idrak ederek) söylediklerimizden sorumlu tutulacağız. Anlamadığımız şeyleri söylesek te bize bir faydası olmayacak, çünkü biz söylüyoruz fakat söylediğimiz şeylerin bilincinde değiliz.
    Sence hangisi daha doğru hem senin bilmediğin sadece ALLAH’ın bildiği şeyleri söylemenin ALLAH’a ne faydası olacak namazın sana mı? yok sa ALLAH’amı faydası var. Namazdan fayda sağlayacak olan sen misin yoksa ALLAH mı? Hem burada şu hususa da dikkat çekmek istiyorum. ALLAH seni huzuruna aldığında bildiğin şeylerden sorgulayacak, bilmediklerinden değil, bu yüzden endişeye kapılmana gerek yok ki.
    Birde insanlar başları sıkıştıklarında zora girdiklerinde ALLAH’a kendi dillerinde yalvarır ve dua ederler. Neden Arapça öğren ipte dua etmiyorsunuz dendiğinde ALLAH bütün dillerden anlar zaten yaratanda odur derler. Bu durum kendi içinde bir çelişkidir.
    İnsanlar farkında olmadan ALLAH’ın yüceliğine zarar verdiklerini bilemiyorlar ve bunu da düşünmeden yapıyorlar. Bütün namazlarda da her gün belki yüzlerce defa seni naksan sıfatlardan tenzih ederim diyorlar fakat söylediklerine namaz kılarken dahi aykırı davranışta bulunduklarının farkında değiller.
    Bu durum takva açısından yani imanın derecesi açısından da sakınca doğurmaktadır. Biz namaz kılarken nasıl kılıyoruz Arapça, o zaman ALLAH’a şöyle diyoruz ey ALLAH’ım ben namazı bak senin söylemeni emrettiğin şekilde söylüyorum ben tam manasını bilmiyor olabilirim bu durum benim için bir sakınca oluşturmuyor oluştursa da bu durumda yapacak hiçbir şeyim yok sen anlayıver diyorsun. Bu mantık takva açısından ne derece doğrudur. Bilmiyorum onu da ibadet Arapça yapılır diyenler açıklasınlar. Burada duaların Türkçe manalarını bilsen de bu durum değişmez. Her iki durumda da şu sonuç çıkmaktadır. Ya çeviri tam yapılmamışsa diye soru işareti oluşmaktadır. Araplar açısından da bu durum aynıdır, Çünkü 1400 yıl önce konuşulan Arapça ile şimdiki Arapça arasında fark vardır, hem de azımsanamayacak ölçülerdedir. Her durumda insanın aklına şeytan vesvese vermektedir. Bana göre O yüzden her insan en yakını ile hangi dili konuşuyor ise ALLAH’a olan ibadetlerini ve dualarını da konuştuğu dilde yapması en doğru yoldur.
    Eğer bu şekilde ise insanın aklına hemen şu sorular geliyor.
    1. O zaman Kur’an-ı Kerim bize indirilmedi mi? Hayır alemlere rahmet olarak indirildi. Öyle ise demekki bu kitap bize de indirilmiştir.
    2. O zaman ben Kur’an-ı Kerim’i okuyabilmem için arapçamı öğrenmem lazım bu durumda şart hadi diyelim ki arapçayı örgendim sadece okuyabiliyorum ama anlayamıyorum. Bana yukarıdaki ayetler Kur’an-ı Kerim’i okumamı anlamamı ve düşünmemi emrediyor ve diyor ki okuyup anlayasınız diye kendi dilinizde indirdim diyor kime Araplara yani onların nezdinde bütün insanlara bu durumda benim önümde iki seçenek var.
    3. Birincisi; Ben kendi dilimi bırakıp Kur’an-ı Kerim Arapçasını öğrenip bu dilde ibadet etmek kutsal kitabımızı okuyup anlamayı ve düşünmeyi de bu şekilde icra etmem gerekir. Burada kast ediğim Peygamberimizin konuştuğu Arapçadır. Yani Kuran-ı Kerim Arapçasıdır. Bunu da yine nereden öğreneceğim Kur’an-ı Kerimi çeviri yapmış bu uğurda bir ömür harcamış insanlardan.
    4. İkincisi ise; Kur’an-ı Kerim Arapçasını örgenmiş bu yolda bütün hayatı boyunca araştırma yapmış akademik kariyer edinmiş bilim adamlarının çevirilerinden yararlanıp kutsal kitabı okuyup anlamam ve düşünmem ibadetlerimi de kendi dilimde yapmam gerekir.

    Birinci yolu seçersem ne olacak bir düşünelim;
    1. Milliyetimi kaybederim dilim yok olurdu. Bu durum bilimsel olarak ta böyledir dilini değiştiren ülkeler kimliklerini de zaman içerisinde değiştirmektedirler. ALLAH böyle isteseydi tek millet olarak yaratırdı ve değişik değişik dillerde uyarıcılar göndermez tek dilde gönderirdi. Bu duruma aşağıdaki ayette dikkat çekilmiştir. ALLAH böyle yaratmıştır. Hatta aşağıdaki ayette değişim ve gelişime de atıfta bulunulmuştur.

    RUM SURESİ
    22 – O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerinden biri de: Gökleri ve yeri yaratması, lisanlarınızın ve renklerinizin farklı olmasıdır. Elbette bunda bilen ve anlayan kimseler için ibretler vardır. [4,1; 29,43; 49,13; 78,8]

    2. İlk zamanlarda bütün bir millet Kur’an-ı Kerim Arapçası öğrenmek için herkesin İlahiyat Profesörleri gibi eğitim almaları gerekirdi. Bu eğitimi bize kim verecek şu anda bu eğitimi almış kişiler iyide aynı kuşkular yine ortaya çıkacaktı. Çünkü bize eğitim veren kişilerin meallerini okuyoruz, bu kişiler öğrendiklerini bize öğretecekler farklı şeyler öğretmeyecekler ki bu bakımdan dil sorununu hiçbir zaman ortadan kalkmayacak aynı şekilde devam edecektir.
    3. Biz bunları yaparken kazancımızı sağlamak için geçimimizi kim temin edecek bir ömür boyu veya belli yaşlara kadar bu eğitimleri aldık bize kim bakacak hiç düşündünüz mü? Bu durumu düşünmesi bile insanı aptalca sonuçlara sevk ediyor.
    İkinci yolu seçersem ne gibi sakınca veya faydaları olacak bir düşünelim.
    1. Kendi anladığım dilde namaz kılarak namaz esnasında daha yoğun duygular içinde namaz kılabilirim. Yalnız camilerde kalabalığın istediğine bağlı olarak ve cemaate sorularak istenilen dilde namaz kılınması daha doğrudur. Bu durum bize her gün demokrasi gereği nasıl hareket etmemiz gerektiği yönde öğretici bir katkı sağlayacaktır. Azınlık çoğunluğun kararlarına uymayı bir gelenek haline getirdiği için ortak akılda devreye girerek, demokrasi ve laiklik ön plana çıkacaktır.
    2. Kur’an-ı Kerimi anladığı dilde okuyan ve anlayan halk kendi tevsirini kendisi yaparak kendi görüşlerini oluşturacak ve çağımıza uygun yeni yeni değişik fikirler ortaya çıkacak bu fikirlerin tartışılması sonucunda yeni düşünceler ortaya çıkacaktır. Bu durum bize okuyup anlamamızı ve son neticesi olan düşünmemizi sağlayacak bu düşüncelerde araştırmaya sevk ederek yeni fikirlere ve yeni buluşlara sevk ederek bizi başarıdan başarıya ulaştıracaktır.
    3. Matbaanın icadı ile İncil basılmaya ve halk tarafından okunmaya başlanması ile Avrupalılar dinlerini kendileri öğrenerek papazların elinden kurtardıkları gibi Kur’an-ı Kerim Türkçe okutulup öğretildiğinde dinimiz hocaların tekelinden kurtularak özgürlüğüne kavuşacaktır. Bu durum bize dinimize hocaların değil de kendimizin sahip çıkmasını sağlayacaktır. Günümüzde bir imam bir günah işlese a imama bak ne yapmış deyip imam böyle yaparsa eh bizimki normaldir deyip toplum dini açıdan iman zayıflatılmaktadır. Halbuki kendi inancına sahip çıkan insan şöyle demesi gerekir oda insandır olabilir. İmamın her dediği doğru olmayabilir, bunu ben bir araştırayım. Dediği anda insan imanına sahip çıkmış ve takvasını da güçlendirmiş olacaktır.
    Bu şekilde yetişmiş olan insanlar tarafından seçilmiş olan insanlar seçmenlerinin beklentileri doğrultusunda azami ölçülerde hareket edeceğinden demokrasi ve laiklik (unutmayın ki laiklik Kur’an-ı Kerim’de vardır) yönetimi ile ortak akıla ve ortak mutluluğa ulaşmış olacaklardır. BANA GÖRE MİLLİ GELİRİ EN YÜKSEK ÜLKELER İSLAMİYETİ EN İYİ UYGULAYAN ÜLKELERDİR. İnançları farklı olabilir. Bu husus Kur’an-ı Kerimde de açıklanmış ve buna uygun ayetlerde vardır.
    NİSA SURESİ
    78 – “Nerede bulunursanız bulunun: Sağlam, yüksek kulelerde, (hatta eflâke ser çeken) gökteki yıldız burçlarında bile olsanız, ölüm mutlaka size yetişir.”Onlara bir iyilik ulaşınca “Bu, Allah’tandır” derler. Bir fenalık gelince “Bu, senin yüzündendir” derler.De ki: “Hepsi de Allah tarafındandır.” Fakat bu adamlara ne oluyor da, söz anlamaya bir türlü yanaşmıyorlar? [55,26; 3,185; 21,34; 7,131]
    79 – Ey insan! Sana gelen her iyilik Allah’tandır. Başına gelen her fenalık ise nefsindendir.Ey Resulüm! Seni bütün insanlara elçi gönderdik. Allah’ın buna şahit olması yeter de artar! [2,124; 7,113; 8,27; 42,30]


    Kendi düşüncelerim..........
    CUMA6 – De ki: “Ey kendilerine Yahudi diyenler! İnsanlar arasında yalnız kendinizin Allah’ın dostları olduğunu iddia ettiğinize göre, bu iddianızda tutarlı iseniz, haydi hemen ölmeyi temenni edin de bir an önce O’na kavuşun.
    ENBİYA23 – O, yaptıklarından sorumlu değildir. O’nu sorguya çekecek kimse yoktur, ama insanlar mutlaka sorgulanacaklardır.
    30 – Hakkı, inkâr edenler görüp bilmediler mi ki göklerle yer bitişik (bir bütün) idi, onları Biz ayırdık, hayatı olan her şeyi sudan yaptık. Hâlâ inanmayacaklar mı?

  2. #2
    RAMAZAN TOPTAŞ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-07-2009
    Mesajlar
    9,424
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    4
    T.C.
    BAŞBAKANLIK
    DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI





    Türkçe İbadet





    Son günlerde Türkçe ibadet ve özellikle Kur’an-ı Kerim’in namazda Türkçe tercemesinin okunmasına dair tartışmaların yoğunluk kazanması üzerine konu Kurulumuzda görüşüldü. Yapılan inceleme ve müzakere sonunda:


    Bütün ilahi kitaplar, onları insanlığa tebliğ ile görevlendirilen Peygamberlerin konuştukları dille indirilmişlerdir.


    Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.) Arabistan’da Araplar arasında yetiştiği ve Arapça konuştuğu için, O’nun tebliğ ettiği Kur’an-ı Kerim de Arapça olarak indirilmiştir.


    Ancak Yüce Rabbımızın bütün insanlığa son kitabı ve ebedi hitabı olan Kur’an-ı Kerim, sadece Araplar ve Arapça’yı bilenler için değil, bütün insanları sapıklıklardan korumak, onlara Hakkı ve hakikati öğretmek, hidayet ve gerçek saadet yolunu göstermek için indirilmiştir. Bunun gerçekleşebilmesi için de, Kur’an-ı Kerim’in bildirdiği ilahi gerçek ve öğütlerin herkese, bütün insanlığa tebliğ edilmesi, herkes tarafından öğrenilmesi, anlaşılması, üzerinde düşünülmesi, kavranması ve kalplere yerleşmesi gerekir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de:


    “Bu Kur’an, bütün insanlara bir açıklama, sakınanlara yol gösterme ve bir öğüttür.” (Al-i İmran, 3/138)


    “Ey Peygamber, Rabbından sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan, O’nun elçiliğini yapmamış olursun...” (Maide 5/67)


    “Kendilerine, indirileni insanlara açıklayasın diye sana Kur’an’ı indirdik.” (Nahl, 16/44)


    “Bu Kur’an, ayetlerini iyiden iyiye düşünsünler, tam akıl sahipleri ibret alsınlar diye sana indirdiğimiz feyz kaynağı bir kitaptır.” (Sad, 38/29)buyurulmuştur.


    İfade edildiği üzere Kur’an-ı Kerim Arapçadır. Cenab-ı Hakk’ın yüce kelamı kutsal kitabımızın dilinin her müslüman tarafından bilinmesi ve anlaşılması, arzu edilen bir durum ise de, âdeten mümkün değildir. O halde Kur’an-ı Kerim’in Arapça bilmeyenlere tebliğ edilebilmesi ve onların da bu Yüce Kitapta bildirilen ilahî gerçek ve öğütleri anlayıp üzerinde düşünebilmeleri ve O’nun hidayetinden yararlanabilmeleri için, başka dillere tercüme edilmesine, kısa ve uzun açıklamalarının yapılmasına kesin ihtiyaç hatta zaruret vardır. Nitekim, İslamın ilk dönemlerinden itibaren buna ihtiyaç duyulmuştur. Ashabın ileri gelenlerinden Selman-ı Farisî’nin İranlı hemşehrilerinin isteği üzerine Fatiha Sûresini Farsçaya çevirip onlara gönderdiği bazı kaynaklarda (bk. Serahsi, el-Mebsut, I, 37, Beyrut, 1398/1978) yer almıştır. Günümüzde Kur’an-ı Kerim, dünyadaki belli başlı hemen bütün dillere çevrilmiş durumdadır. Dilimizde de yüzün üzerinde meal, terceme ve tefsiri bulunmaktadır.


    Kur’an-ı Kerim’in namazda Türkçe tercemesinin okunmasına gelince:


    Kur’an-ı Kerim’de “Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun” (Müzzemmil, 73/20) buyrulduğu gibi, Hz. Peygamber (s.a) de bütün namazlarda Kur’an-ı Kerim okumuş ve namaz kılmayı iyi bilmeyen bir sahabiye namaz kılmayı tarif ederken “... sonra Kur’an’dan hafızanda bulunanlardan kolayına geleni oku.” (Müslim, Salat, 45) buyurmuştur. Bu itibarla namazda kıraat yani Kur’an okumak, Kitap, Sünnet ve İcma ile sabit bir farzdır.


    Bilindiği üzere Kur’an, Cenab-ı Hakk’ın Hz.Muhammed (s.a,)’e Cebrail aracılığı ile indirdiği manaya delalet eden elfazın (nazm-ı münzel’in) ismidir. Sadece mana olarak değil, Resülüllah (s.a.)’in kalbine elfazı ile indirilmiştir. Bu itibarla bu elfazdan anlaşılan ve başka lafızlarla (sözlerle) ifade edilen mana Kur’an değildir. Çünkü indirildiği elfazın dışında, hatta Arapça bile olsa, başka sözlerle ifade edilen mana Cenab-ı Hakk’ın kelamı değil, mütercimin ondan anladığı yorumdur. Oysa Kur’an kavramının içeriğinde, sadece mana değil, bir rüknü olarak onun elfazı da vardır. Nitekim:


    “Şüphesiz O, alemlerin Rabbı tarafından indirilmiştir. Onu Ruhu’l-emin (Cebrail), uyarıcılardan olasın diye, senin kalbine apaçık Arap diliyle indirdi.” (Şuara 26/192-195)


    “Böylece biz onu Arapça bir Kur’an olarak indirdik.” (Ta-Ha 20/113)


    “Korunsunlar diye dosdoğru Arapça bir Kur’an indirdik.” (Zümer, 39/28)


    “Bu bilen bir toplum için, ayetleri Arapça bir Kur’an olmak üzere ayrıntılı olarak açıklanmış bir kitaptır.” (Fussilet, 41/3) gibi tam on ayrı yerde (Yusuf, 12/2; Ra’d, 13/37; Nahl, 16/103; Şura, 42/7; Zuhruf, 43/3; Ahkaf, 46/12) nazm-ı münzel’in Arapça olduğunu ifade eden ayetlerden, sadece mananın değil, elfazının da Kur’an kavramının içeriğine dahil olduğu açık ve kesin bir şekilde anlaşılmaktadır. Bu sebepledir ki, tercemesine Kur’an denilemeyeceği ve tercemesinin Kur’an hükmünde olmadığı konusunda İslam bilginleri görüş birliği içindedir.


    Bilindiği üzere terceme, bir sözün anlamını başka bir dilde dengi bir sözle aynen ifade etmek demektir. Oysa her dilin, başka dillerde bulunmayan (kendine ait) ifade, üslup ve anlatım özellikleri vardır. Bu yüzden, edebî ve hissî yönü bulunmayan bazı kuru ifadeler dışında, hiçbir terceme aslının yerini tutamaz ve hiçbir terceme de her bakımdan aslına tam bir uygunluk sağlanamaz. O halde, Kur’an-ı Kerim gibi, ilahî belağat ve i’cazı haiz bir kitabın aslı ile tercemesi arasındaki fark, yaratan ile yaratılan arasındaki fark kadar büyüktür. Çünkü biri Yaratan Yüce Allah’ın kelamı; diğeri ise yaratılan kulun aciz beyanı. Hiç böylesi bir tercemenin, Allah kelamının yerine konulması ve aynı hükümde tutulması mümkün olur mu?


    Kaldı ki, İslam dini evrensel bir dindir. Değişik dilleri konuşan bütün müslümanların ibadette ortak bir dili kullanmaları onun evrensel oluşunun bir gereğidir.


    Herkesin konuştuğu dil ile ibadet yapmaya kalkışması, Peygamberimizin öğrettiği ve bugüne kadar uygulana gelen şekle ters düşeceği gibi içinden çıkılmaz bir takım tartışmalara da yol açacağı muhakkaktır. Konuya ülkemiz açısından baktığımızda ise böyle bir uygulamanın dışarıda Türkiye aleyhinde, içerde ise Devlet aleyhinde bir malzeme olarak kullanılacağı, vatandaşların birlik ve beraberliğini zedeleyeceği, sonuç olarak bir takım huzursuzluklara sebebiyet vereceği dikkatten uzak tutulmamalıdır.


    Diğer taraftan, yüzleri aşan terceme ve meal arasından din ve vicdan hürriyetini zedelemeden, üzerinde birlik sağlanacak birisinin namazda okunmak üzere seçilmesi ve buna herkesin benimsemesi mümkün görülmemektedir.


    Türkçe namaz ile Türkçe dua birbirine karıştırılmamalıdır. Çünkü dua kulun Allah’tan istekte bulunmasıdır. Bunun ise herkesin konuştuğu dil ile yapılmasından daha tabii bir şey olamaz ve zaten genelde de ülkemizde Türkçe dua yapılmaktadır.


    Diğer taraftan, Kur’an-ı Kerim’in en önemli özelliklerinden biri de i’cazdır. Bir benzerinin ortaya konulması konusunda, Kur’an bütün insanlığa meydan okumuştur. Bu i’cazın sadece anlamda olduğu söylenemez. Aksine, “onun Allah katından indirildiğinde şüpheniz varsa, haydi bir benzerini ortaya koyun” anlamındaki tehaddi (meydan okuma) ayetlerinden (Bakara 2/23-24; Yunus, 10/37-38; Hud, 11/13; İsra, 17/88; Tur, 52/33-34) bu özelliğin daha çok lafızla ilgili olduğu anlaşılmaktadır.


    Ayrıca bir benzerini ortaya koymak için, insanlar ve cinler bir araya toplanıp birbirlerine destek olsalar bile bunu başaramayacaklarını ifade eden ayet-i kerime (İsra, 17/88) den de, Kur’an’ın bir benzerinin yapılamayacağı ve bu itibarla tercemesinin Kelamullah sayılamayacağı, o hükümde tutulamayacağı ve dolayısıyle namazda tercemesinin okunamayacağı açıkça anlaşılmaktadır. Nitekim, 1926 yılında İstanbul Göztepe Camii İmam-Hatibi Cemal Efendi’nin Cuma namazında Kur’an-ı Kerim’in Türkçe tercemesini okumasıyla ilgili olarak İstanbul Müftülüğü(nün 20 Mart 1926 tarih ve 92-93 sayılı yazısı üzerine, altında Atatürk tarafından göreve getirilen ilk Diyanet İşleri Reisi Rifat Börekçi’nin imzası bulunan 9 Ramazan 1324/23 Mart 1926 tarih ve 743 numaralı Müşavere Hey’eti kararında:


    “Namazda kıraet-i Kur’an bi’l-icma farz ve Kur’an’ın hangi bir lügat ile tercemesine Kur’an itlakı kezalik bi’l-icma gayr-ı caiz ve namazda kıraet-i Kur’an mahallinde terceme-i Kur’an’ın adem-i cevazı da bi’l-umum mezahib fukahasının icmaı ile sabit olduğundan, hilafına mücaseret, namazı vaz’-ı şer’isinden tağyir ve emr-i dini istihfaf ve mel’abe şekline vaz’ı mutazammın olduğu gibi, beyne’l-müslimin iftirak ve ihtilafa ve memlekette fitne hûdusuna bâis olacağından, fiil-i mezbure mecasereti sabit olan merkum Cemal Efendinin uhdesindeki vezaif-i ilmiye ve diniyenin ref’i, emr-i zaruri halini almış olmakla ol vechile tebligat icrası...” denilmiştir.


    Şüphesiz bir müslümanın en azından namazda okuduğu Kur’an-ı Kerim metinlerinin anlamlarını bilmesi ve namazda bunları anlayarak ve duyarak okuması son derece önemlidir ve bu zor da değildir. Ancak manasını anlamak, onun hidayetinden faydalanmak ve Yüce Rabbimizin emir, yasak ve öğütlerinin neler olduğunu öğrenmek için Kur’an-ı Kerim’i terceme etmenin ve bu maksatla meal, terceme ve tefsirlerini okumanın hükmü başka; bu tercemeleri Kur’an yerine koymanın ve Kur’an hükmünde tutmanın hükmü yine başkadır.


    Namazda ve ibadet olarak Kur’an-ı Kerim asli lafızları ile okunur. Yüce Rabbımızın bize olan öğüt, buyruk ve yasaklarını öğrenmek, onun irşadından yararlanmak maksadıyla ise, terceme, meal ve açıklamaları okunur. Bu maksatla Kur’an-ı Kerim’in terceme, meal ve açıklamalarını okumak ta çok sevaptır ve genel anlamı ile ibadettir.

    http://www.diyanet.gov.tr/turkish/ka...p?id=4&sorgu=1
    CUMA6 – De ki: “Ey kendilerine Yahudi diyenler! İnsanlar arasında yalnız kendinizin Allah’ın dostları olduğunu iddia ettiğinize göre, bu iddianızda tutarlı iseniz, haydi hemen ölmeyi temenni edin de bir an önce O’na kavuşun.
    ENBİYA23 – O, yaptıklarından sorumlu değildir. O’nu sorguya çekecek kimse yoktur, ama insanlar mutlaka sorgulanacaklardır.
    30 – Hakkı, inkâr edenler görüp bilmediler mi ki göklerle yer bitişik (bir bütün) idi, onları Biz ayırdık, hayatı olan her şeyi sudan yaptık. Hâlâ inanmayacaklar mı?

  3. #3
    RAMAZAN TOPTAŞ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-07-2009
    Mesajlar
    9,424
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    4
    KAYNAK SAYFA AÇILMASA BURADAN BENİM YARARLANDIĞIM KAYNAGA ULAŞIN.

    http://www.turkforum.net/512991-turkce-ibadet.html
    CUMA6 – De ki: “Ey kendilerine Yahudi diyenler! İnsanlar arasında yalnız kendinizin Allah’ın dostları olduğunu iddia ettiğinize göre, bu iddianızda tutarlı iseniz, haydi hemen ölmeyi temenni edin de bir an önce O’na kavuşun.
    ENBİYA23 – O, yaptıklarından sorumlu değildir. O’nu sorguya çekecek kimse yoktur, ama insanlar mutlaka sorgulanacaklardır.
    30 – Hakkı, inkâr edenler görüp bilmediler mi ki göklerle yer bitişik (bir bütün) idi, onları Biz ayırdık, hayatı olan her şeyi sudan yaptık. Hâlâ inanmayacaklar mı?

  4. #4

    Kayıt Tarihi
    23-01-2010
    Mesajlar
    387
    Karizma Gücü
    3
    Selamın aleyküm
    Sevgili Ramazan Toptaş çok güzel bir yere değinmişsin, benim konu hakkındak nacizane görüşlerim şu şekildedir. İbadetimizin yapılış şekline göre kullandığımız dil önemlidir, mesela namaz duaları arapçadır ve namazda bunları arapça ve makamında okumalıyız tabiki anlamlarının idraki içinde olarak. Eğerki Kur'an-ı Kerim ise sözkonusu, bu hususta amaç hatim ve benzeri birşey ise yine arapça ve makamında okunmasından, eğer amaç idrak ise türkçe meallere başvurularak okunmasından yanayım. Çünkü bu arapça metinler tam anlamları ile yazılmıştır, ve tam tercümeleri mümkün değildir. Fakat bizlerde makamı düzgün, anlamı islamiyet çerçevesi içinde bir dua oluşturabilirsek, bu duada ibadetlerimizde kullandığımızda bizlere iyi ameller olarak yazılır düşüncesindeyim. Bunların dışında günlük hayatımızda zaten dualarımızı türkçe olarak etmekteyiz, Amaç Allah(c.c.)'ye ibadet ise dil faktörünün bu çerçeveler kapsamında sorun oluşturmadığını düşünmekteyim.

  5. #5
    Ad gloriam <span style='color: #D3D3D3'>justblbn99</span> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    13-05-2008
    Mesajlar
    1,911
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    5
    kendi dilinde yapmalı ki ne diye dua ettiğini, ne diye yalvardığını bilsin..
    Örneğin;
    bir Türk Müslüman Arapça bilmiyorsa sadece duaları ezbeliyor ve okuyorsa bunun samimiyeti nerede kalır ?
    Hell is other people - Jean-Paul Sartre

  6. #6
    Ra_
    Ra_ çevrimdışı
    oysa ben ... Ra_ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    17-02-2009
    Mesajlar
    7,335
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    5
    Bence
    Ezan arapça..
    ferdi ibadetler Türkçe..
    toplu ibadet arapça olmalı
    Her gidiş zamansızdır, bir yosmanın gülüşü kadar
    vurdumduymaz...
    dönüp bakmak istersin ardına, geride bıraktığın piç
    sevdalara...
    üşürsün bencilce..
    .....

  7. #7
    Atatürk EvRiMSeL adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-10-2009
    Mesajlar
    7,653
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    4
    ezanın türkçe olmasına öyle büyük tepkiler varki

  8. #8
    RAMAZAN TOPTAŞ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-07-2009
    Mesajlar
    9,424
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    4
    Alıntı Ra_ tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Bence
    Ezan arapça..
    ferdi ibadetler Türkçe..
    toplu ibadet arapça olmalı
    BENCEDE EN MANTIKLISI BU, İNSAN EVİNDE KENDİ ANLADIĞI DİLDE NAMAZ KILARDA, BAŞKA BİR ZAMAN TOPLUM İÇİNDE NAMAZ KILARKEN ANLADIĞI DİLDE İMAMLA BİRLİKTE İMAMIN OKUDUĞU DUALARIN MANALARINI DÜŞÜNEREK NAMAZINI KILABİLİR VE İSTEDİĞİ YARARIDA ALABİLİR.

    nAMAZ NİYE VARDIR. iNSANIN İSTİFA ETMESİ İÇİN BU ŞEKİLDE NAMAZDAN İSTİFA EDEBİLİR DİYE DÜŞÜNÜYORUM.

    AMA BENİM İÇİN EN DOGRUSU CEMAATİN TAMAMI TÜRKÇE BİLİYOR VE TÜRKÇEYİ ANA DİLİGİBİ ANLAYIP KONUŞANLAR İNSANLARDA CEMMAT İÇİNDE VARSA VE ANA DİLİ GİBİ ANLIYORSA
    CUMA6 – De ki: “Ey kendilerine Yahudi diyenler! İnsanlar arasında yalnız kendinizin Allah’ın dostları olduğunu iddia ettiğinize göre, bu iddianızda tutarlı iseniz, haydi hemen ölmeyi temenni edin de bir an önce O’na kavuşun.
    ENBİYA23 – O, yaptıklarından sorumlu değildir. O’nu sorguya çekecek kimse yoktur, ama insanlar mutlaka sorgulanacaklardır.
    30 – Hakkı, inkâr edenler görüp bilmediler mi ki göklerle yer bitişik (bir bütün) idi, onları Biz ayırdık, hayatı olan her şeyi sudan yaptık. Hâlâ inanmayacaklar mı?

  9. #9
    Ra_
    Ra_ çevrimdışı
    oysa ben ... Ra_ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    17-02-2009
    Mesajlar
    7,335
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    5
    Alıntı RAMAZAN TOPTAŞ tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    BENCEDE EN MANTIKLISI BU, İNSAN EVİNDE KENDİ ANLADIĞI DİLDE NAMAZ KILARDA, BAŞKA BİR ZAMAN TOPLUM İÇİNDE NAMAZ KILARKEN ANLADIĞI DİLDE İMAMLA BİRLİKTE İMAMIN OKUDUĞU DUALARIN MANALARINI DÜŞÜNEREK NAMAZINI KILABİLİR VE İSTEDİĞİ YARARIDA ALABİLİR.

    nAMAZ NİYE VARDIR. iNSANIN İSTİFA ETMESİ İÇİN BU ŞEKİLDE NAMAZDAN İSTİFA EDEBİLİR DİYE DÜŞÜNÜYORUM.

    AMA BENİM İÇİN EN DOGRUSU CEMAATİN TAMAMI TÜRKÇE BİLİYOR VE TÜRKÇEYİ ANA DİLİGİBİ ANLAYIP KONUŞANLAR İNSANLARDA CEMMAT İÇİNDE VARSA VE ANA DİLİ GİBİ ANLIYORSA
    dinde bütünlük olması ve yeknasaklık olmaması açısından en doğrusu bu.
    zira o zaman İslam dini evrensel olmaktan çıkar arap dini haline gelir.
    zaten son zamanlarda öylede oldu gibi..
    batıda yaşayan insanlardan İslam dinini seçenlerin (örnek: Cat Stavens) islamı seçmesinden sonra kılık-kıyafet ve tarzı ile tamamen araplaşması bana ters geliyor.
    müslüman olmak demek; bedevi kıyafeti ile islamın çağdaşlığına uymayan görünümde gezmek, ortaçağ geleneklerini yaşamak, çağa uygun rejim ve yasaları reddetmek değildir.
    Her gidiş zamansızdır, bir yosmanın gülüşü kadar
    vurdumduymaz...
    dönüp bakmak istersin ardına, geride bıraktığın piç
    sevdalara...
    üşürsün bencilce..
    .....

  10. #10
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    23-11-2008
    Mesajlar
    5,663
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    0
    Bence ibadet ÇİNce yapilmali.

    .
    Bu mesaj en son " 05.04.10 " tarihinde saat 20:30 itibariyle alpi1907 tarafından düzenlenmiştir... Neden: konu harici...

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •