Kimileri Hristiyanlık'taki "sağ yanağına vurana solunu çevir" şeklindeki hiç bir Hristiyan'ın uygulamadığı tavsiyeyi bu dinin hoşgörüsü ve mensuplarının halim selimliğiyle izah etmeye kalkmaktadır ancak hakikate baktığımzda Hıristiyanlık'ın dünya insanlık tarihinde en fazla katliam ve vahşet uygulamış toplulukların dini olduğunu görüyoruz. Yani sağ yanağına tokat atana hatta hiç atmayana atom bombasıyla karşılık vermek midir aslolan? Yine Yahudiler şu zamana kadar kendilerini sadece katliama uğrayan, bir çok kez topraklarından sürülen mazlum ve mahzun insanlar olarak lanse etmeyi başarmışlardır. Ancak acı gerçekleri en acı yaşayanlar ne var ki Müslümanlar olmuştur. Bazı malum muhitler şu zamanda İslamiyet ve şiddeti(terör) ise bir arada kullanmakta, müslümanları soykırımcı olmakla itham edebilmekte, İslam' ve İslam peygamberini şiddet ve hoşgörüsüzlük timsali olarak lanse etmeye çalışmaktadırlar. Oysa tarihteki ve günümüzdeki bu toplulukları irdelediğimizde asıl korkunç gerçeklerle karşılaşıyoruz. Şimdi Hristiyan ve Yahudilerce geçekleştirilen katliam ve vahşetlerden bazılarını okuyalım;
İlk Haçlı seferleri Papa ll. Urban'ın önderliğinde başladı, iki asra yakın süren haçlı seferlerinde milyonlarca insan katledildi. Sadece öldürülen Hıristiyanlar'ın sayısı iki milyonu geçiyordu.(OĞUZTÜRK,Fikret; Ortaçağ’ı Özledim, 1-2.Cilt,2.Baskı)
17 Temmuz 1203'te Ortodoks'ların hakimiyetindeki İstanbul'u elegeçiren Haçlılar, Kudüs'ü zaptettiklerinde yaptıkları korkunç katliama pek uygun düşen bir vahşetle yağmaladılar İstanbul'u. Onların çılgınlığından dehşete düşen olayın şahidi batılı yazarlar kaleme aldıkları eserlerde duydukları utancı açıkça belli etmişlerdir. İstanbul'un tüm tarihi, dini ve sanatsal eserleri tahrip edilmiş, yakılıp yağmalanmıştır. Sokaklarda yere diz çöküp merhamet dileyen halkın üzerine atlarını süren Haçlılar kadın, yaşlı, çocuk demeden herkesi öldürüyor, fakirlerin evlerini bile talan ediyorlardı. Saraylılar, asiller hatta Rahibeler Haçlılar'ın tecavüzüne maruz kaldılar. (DİA c.14 s.538)
Farklı mezhepteki Hıristiyan'a bu muameleyi reva gören Hıristiyan Haçlıların Müslümanlara yönelik katliam ve tüyler ürperten vahşetlerini batılı kaynaklardan okuyalım;
Haçlılar'ın katlettikleri Türkler'in etlerini kızartıp yemeleri:
Fransız Akademisi üyelerinden Funck Bretano'nun ifâdesine göre; vahşî hayvan sürülerinden farksız olan haçlı gürûhu 1096 yılında Anadolu topraklarına saldırdıklarında, İznik civârında yakaladıkları müslüman çocukları parçalamışlar, etlerini şişlere geçirip ateşte kızartmışlar ve henüz pişmeden çiğ çiğ yutmuşlardı. Antakya'ya ulaştıklarında ise, başlarındaki papaz Pierre I'Ermit'in ısrârıyla, yerlerde yatan öldürülmüş Türkler'in cesedlerini birer birer toplamışlar, etlerini kemiklerinden ayırmışlar; sonra da tuzlamış, pişirmiş ve karınlarını bununla doyurmuşlardı. Onlar kızarttıkları müslüman etleriyle iştahlarını (!) tatmin ederken, ölenlerin zincire vurulmuş olan yakınları da surlardan büyük bir acı ve çâresizlik içinde, gözyaşları dökerek olup biteni seyrediyorlardı.
Brentano eserinde devamla, Fransızlar'ın millî destan olarak kabul ettikleri Chanson de Antioche'den şu tüyler ürpertici satırları nakleder:
Antakya önlerinde açlıktan şikâyet eden haçlılara, hıristiyan din adamı Pierre I'Ermit şu tavsiyede bulunur: "Açlığınızın sebebi korkaklığınızdır. Türk cesedlerini toplayın! Tuzlayarak pişirilirse daha lezzetli olur!".. Bunun üzerine haçlılar onun dediğini yaptılar. [/B](Funck Brentano, Les Croisades, Paris 1934, s. 24.)
Haçlılar , Antakya'ya saldırdıklarında yaklaşık on bin Türk'ü boğazlayarak, bölgedeki bütün câmileri yakmışlardı. Nitekim hâdiseyi bizzat gözleriyle gören papaz Lemoine yapılan yağma ve katliamdan bahsederken; "Bizimkiler sokakları dolaşıyor, rastladıkları çocuklarla ihtiyarları paramparça ediyorlardı. Ancak o gün herkes boğazlanamadı. Ertesi gün bizimkiler geri kalanları kestiler." demişti.(Funck Brentano, Les Croisades, Paris 1934, s. 57)
Fransız târihçilerinden Rudolf of Caen de, onların bu iğrenç fiillerinden behsederek şöyle diyordu: Askerlerimiz Maarra'da dinsizlerin (müslümanların) yetişkinlerini yemek kazanlarında kaynar suyla haşladılar; çocukları şişlere geçirerek öldürdüler ve sonra da ızgarada pişirip yediler. (Amin Maalouf, The Crusades Through Arab Eyes; London, al-Saqi Books, bas.: 1984, s. 38.)
Kudüs katliâmı başka bir eserde şu sözlerle anlatılıyor: Katliâm korkunçtu!.. Öldürülenlerin kanları sokaklarda akıyor, atıyla gezenlerin üzerine sıçrıyordu. Akşam karanlığında haçlılar, sevinçten haykırarak kiliseye geldiler ve kana bulanmış ellerini âyin için uzattılar. (G. E. Perry, The Middle East: Fourteen Islamic Centuries Englewood Cliffs, s. 78, bas.: 1983.)
Bizans imparatoru Alexis Komnen'in kızı Anna, Alexis Comnen'in Hayatı adlı kitabında Barbarlar diye târif ettiği haçlıların sergiledikleri vahşetten söz ederken: En büyük eğlencelerinden biri rastladıkları Müslüman çocukları öldürmek, kızartmak ve yemekti. diyor; Fuller de bu çocukların çok küçük yaşlarda olduklarına dikkati çekerek; Boğazlanmamaları için yalvarmasını bile bilmeyen, henüz konuşmaya başlamamış çocuklar, zayıflıkları, kahraman bir savaşçının darbeleri karşısında umumiyetle bağışlanma sebebi olan kadınlar bile boğazlandı". diyordu.(Thomas Fuller - Holywar, Kutsal Savaş veya Haçlı Seferleri Tarihi, c. 1, Bölüm 24.)
Haçlı'ların istila ettkikleri topraklarda sergiledikleri canavarlıklara daha binlerce örnek verilebilir. Bu kadarla yetiniyor, Endülüs katliamına geçiyoruz.
Gustave le Bon, İspanya'daki hıristiyanların müslümanlara yaptıklarını Civilasition des Arabes adlı eserinde şöyle anlatır:
Zafer kazanan hıristiyanların mağlûp Müslümanlar'a karşı icrâ ettikleri her çeşit zulüm ve katliamların hikâyelerini titremeden okumak mümkün değildir! Onları zorla vaftiz ettirdiler. Kutsal Engizisyon mahkemelerine teslim ederek kabil olduğu kadar diri diri yakılmalarını sağladılar. Bu işleri kestirmeden halletmek için de Tuleytule başrahibi hıristiyanlığı kabul etmeyen bütün Araplar'ın kılıçtan geçirilmelerini emretti. Dominiken tarikatı papazı daha da kestirme hareket etti. Kadın ve çocuklar dâhil, ne kadar müslüman varsa kafalarının uçurulması emrini verdi. İspanya'nın yüksek tabakasını, aydınlarını ve sanâyicilerini teşkil eden üç milyon Arap ya öldürüldü, ya da yarımadadan dışarı atıldı. Sekiz asırdan beri Avrupa'nın üzerine ışık saçan parlak medeniyetleri ebediyyen söndü. Bu korkunç katliamlar yanında, Saint Bartelemi Gecesi (Protestanların katolikler tarafından katledilme gecesi) basit bir arbede gibi kalır. Şunu da itiraf etmek gerekir ki, en vahşî istilâcılar arasında bile, bu derece korkunç katliamlarda bulunan tek bir kimse gösterilemez!" (Gustave le Bon, Civilasition des Arabes, s. 129, 160.)
Saint Bartelemi'de Katolik Hristiyanlar sadece bir gecede 60.000 Protestan'ı diri diri yakarak katletmişlerdir.
Amerika'yı istila eden İngiliz, İspanyol ve Amerikalı'lar da tarihte eşine zor rastlanır katliam ve vahşetlere imza atmışlardır;
"İngilizler, Kızılderililer'in kampına üşüşerek hareket eden her şeyi kesip biçtiler...diğerleri yatakların altına girdiler, diğer bir kısmı ise büyük bir cesaretle saldırıya karşılık verdiler .... Mason daha sonra kendisinin, Onları yakmalıyız diye bağırdığını ve ardından da bir meşale yakarak .... Manzara tüyler ürperticiydi ... alevlerin arasında ölenlerin ve Mason'un kan damlayan kılıcından kaçıp yatakların altında büzülenlerin çoğu kadınlar, çocuklar ve güçsüz yaşlı adamlardı.
Bundan sonra sağ kalan Pequotlar da yakalanarak hemen hemen tamamen yok edildiler. Diğer köyler bulunup yakıldı. Küçük savaşçı grupları kıstırılarak öldürüldü. Açlıktan ölmek üzere olan kadın ve çocuk gruplarının yerleri tespit edilerek yakalandılar ve köle olarak satıldılar. Tabii eğer şanslılarsa. Diğerlerinin elleri ve ayakları bağlanarak limanın hemen gerisinden okyanusa atıldılar." (Amerikanın Soykırım Tarihi, David E. Stannard, sh. 185-187)
Kızılderili avı o dönemde New England'da popüler bir spor olmuştu. Yaygın nakaratı söylersek, bizimkilerden yalnız bir kayıpla denerek yüzlerce Kızılderilinin öldürülmesine ilişkin rapor üstüne rapor geliyordu. Yine, keşif kolumuzca, Dedham yakınlarındaki ormanlarda, hemen hemen açlıktan ölü vaziyette dolaşırken toplanan çoğu kadın ve çocuk, 26 kadar Kızılderili'nin yakalandığı şeklindeki ifadeler de aynı ölçüde yaygındı. Şüphesiz bütün bunlar Tanrının iradesi idi, der bu olayları nakleden İngiliz... "(Amerika'nın Soykırım Tarihi, David E. Stannard, sh. 189)
Milliyetçi-Ortodok Sırp'ların Müslüman Boşnak soykırımı;
Kayıplar Komitesi Başkanı Amur Maşoviç'in verdiği bilgiler şöyle ; "1992-1995 arası yaşanan savaşta 250 bin insan öldüğü tahmin ediliyor.. Canını kurtarmak için ülke dışına kaçmış ve halen Bosna Hersek makamlarına bilgisi ulaşmamışlar da var. 28 bin kayıptan 20 binine ulaşıldı. Bu 20 bin insan cesedi 363 toplu ve 3800 tek mezarlardan çıkarıldı.
...Srebrenica'nın güvenliğinden sorumlu UNPROFOR, yani "BM Koruma Gücü"ne bağlı Hollanda Birliği (Dutchbat) in müsaadesiyle Sırplar şehre saldırmaya başlar. Şehir teslim alınana kadar 3 bin insan öldürülür. Şehrin büyük bir kesimi ateşe verilir. Sağ kalanlar üç kısma ayrılır, çocuklar ve kadınlar , yaşlı erkekler ve genç ile orta yaşlılar ayrı ayrı otobüslere bindirilip götürülürler. 8 bin masum insan üç gün içinde işkencelerle katledilerek toplu mezarlara gömülür. Bu sürede Srebrenica'daki genç kızların, kadın ve çocukların, eşleri, babaları önünde ırzına geçiliyor. Irzlarına geçilen kadın ve genç kızların büyük bir bölümü intihar ediyor.
....Emekli Fransız General Philippe Morillon Lahey'deki BM savaş suçları mahkemesinde; Sırplar, intikam çemberi içinde bulunuyorlardı. Onları harekete geçiren şey intikamdan öte bir şeydi. Katliam yapmaktan çekinmiyorlardı. Uyarılara aldırmadan acımasızca insan öldürdüler... Morillon; Temmuz 1995'te Srebrenica'nın Sırp güçlerin eline geçmesinden sonra, BM'nin güvenli bölgelerindeki bir kentte erkek çocuklarının katledilmesini hala unutamadığını ifade ediyordu. (9.07.2005 Yenişafak)
Siyonist Yahudi'lerin Müslüman katliamları;
Fransız fiozof Roger Garaudy'nin Türkçeye Siyonizm Dosyası adıyla tercüme edilmiş olan eserinde siyonist Yahudi'lerin Katliam anlayışı şu şekilde ifade edilmektedir:
Bugün 'kutsal savaşı' körüklemek amacıyla askeri hahamlar tarafından durmaksızın dile getirilen ve İsrail'de okullarda ders kitabı olarak okunan Yeşu'nun Kitabı (Eski Ahit, Yeşu Bölümü), ele geçirilen ülkelerde halkın kutsal amaçla yok edilmesi ve herkesin 'erkekler gibi kadınların da, çocukların da, ihtiyarların da kılıçtan geçirilmesi' üzerinde ısrarla durmaktadır.(Roger Garaudy, Siyonizm Dosyası, s 99)
Roger Garaudy, Yeşu Kitabı'nın ve genel olarak Eski Ahit'in Siyonist terörün kaynağı olduğunu şu şekilde vurgular:
Siyonizm, 'vaat' kavramını ve bu vaadin gerçekleşmesi için kullanılan yöntemleri Yeşu'nun kitabından çıkarmıştır. Buna göre Tanrı, Yeşu Peygambere diğer halkları yok etme emri vermiş, Yeşu da bu emri yine Tanrı'nın yardımı ile yerine getirmiştir. Aynı şekilde 'seçilmiş halk' ve Nil'den Fırat'a uzanan 'Büyük İsrail' gibi kavramlar da Yeşu'nun kitabına dayalı olup Siyonizmin temel ideolojisidir.(Roger Garaudy, Siyonizm Dosyası, s. 93)
İsrail'in Davar isimli gazetesine konuşan bir İsrailli asker bizzat katıldığı Dreima köyü baskınını şöyle anlatmaktadır;
"80-100 kadar erkek, kadın ve çocuk öldürülmüştü. Çocukları kafalarına sopalarla vurarak öldürdüler. Her evden en az bir kişinin canına kıyıldı. Köylerde erkek ve kadınlar yiyecek ve su verilmeksizin evlere kapatıldılar. Sonra da sabotajcılar gelip evleri havaya uçurdu. Bir kumandan bir ere emir vererek havaya uçurmak istediği bir evin içine iki kadın kapatmasını söyledi. Bu arada bir asker öldürmeden önce bir Arap kadının ırzına geçtiğini anlattı. Yeni doğmuş bir çocuğu olan bir Arap kadınına birkaç gün süreyle etraf temizletildikten sonra kadın ve çocuk öldürüldü. 'Harika bir adam' diye nitelendirilen iyi yetiştirilmiş, iyi bir eğitim görmüş kumandanlar aşağılık katiller haline gelmişti. Hem de gelişen korkunç olayların içinde ister istemez bu duruma düşmüş değillerdi. Aksine soykırımı ve yok etme planlarını bilinçli bir şekilde kullanıyorlardı. Onlara göre dünyada ne kadar az Arap kalsa, o kadar iyi idi"(Davar Gazetesi, 9 Haziran 1979)
Deir Yassin Baskını 1948 254 ölü
1948'de 9 Nisan'ı 10 Nisan'a bağlayan gece Deir Yassin halkı hoparlörlerden gelen "kasabayı terk edin" sesleriyle uyanmışlar, daha ne olduğunu bile anlayamadan Siyonist Yahudi militanlar tarafından katledilmişlerdir. Kızıl Haç ve BM'in gözlemcilerinin olay yerinde daha sonra yaptıkları incelemeler, evlerin ilk önce ateşe verildiğini ve alevlerden kaçmak isteyen halkın ise kurşuna dizildiğini göstermektedir. Baskın esnasında hamile kadınların karınları yarılarak bebekleri dışarı çıkarılmış, kurbanların organları parçalanmış, çocuklar dövülmüş ve tecavüze uğramıştır. Deir Yassin katliamı sırasında 52 çocuk annelerinin gözleri önünde öldürülmüş ve daha sonra da başları kesilmiştir. 60'dan fazla kadın ise vücutları parçalanarak öldürülmüştür.(hatedbooks.com/book/2.htm) Baskından sağ olarak kurtulabilenlerden bir kadın yaşadığı dehşeti şu şekilde aktarmıştır:
Bir askerin 9 aylık hamile olan kızımı yakaladığını gördüm. Makinelı tüfeğini önce çenesine doğrulttu, sonra içinde ki tüm mermileri kızımın üzerine boşlattı. Hepsi birer kasaba dönüşmüşlerdi. Daha sonra bir bıçak çıkardı ve kızımın karnını yarıp bebeğini dışarı çıkardı.(Arafat Hijazi, Deir Yassin: The Roots and Dimensions of the Crime in Zionist Thought, s 63)
Baskın esnasında hamile kadınların ve çocukların da dahil olduğu 280 kadar Müslüman önce sokaklarda dolaştırılmış, sonra da kurşuna dizilmiştir. Öldürülen genç kızların çoğunun ırzına geçilmiş, erkeklerin cinsel organları kesilmiştir. Siyonist yahudiler bazı kurbanlarını öldürmek için bıçak kullanmışlardır. Raporlarda ortadan ikiye biçilen küçük bir kız çocuğundan da söz edilmektedir.(Lemi Brenner, The Iron Wall: Zionist Revisionism from Jabotinsky to Shamir, Zed Books, London, 1984, ss. 141-143)
Baskını gerçekleştirenler yaptıkları katliamlarla da tatmin olmamışlar, halen hayatta olan kadınları ve kız çocuklarını çırılçıplak soyup, araçlara doldurmuşlar ve bu şekilde Yahudi yerleşim bölgelerinde dolaştırmışlardır. Dönemin Kızıl Haç Filistin delegesi Jacques de Reynier olaydan bir gün sonra Deir Yassin'e yaptığı ziyaret esnasında parçalanmış cesetlerle karşılaşmış ve bu korkunç manzara karşısında "Manzara dehşet vericiydi!" demiştir.(hatedbooks.com/book/2.htm)
Kibya Katliamı, 1953, 69 ölü
Siyonist Yahudi'lerin Arap köylerini boşaltmak için düzenledikleri baskınlardan biri de, Ürdün sınırında bulunan 2000 kişilik Kibya Köyü'ne olmuştur. Pek çok gözlemcinin daha sonra olay yerinde yaptıkları incelemeler, İsraillilerin insanlık dışı vahşetini gözler önüne sermiştir. 13 Ekim 1953 tarihinde gerçekleşen Kibya baskını esnasında yüzlerce ev yıkılmış, yarısından fazlasını kadın ve çocukların oluşturduğu 69 sivil katledilmiştir. Şu anki İsrail Başbakanı Ariel Şaron komutasındaki Unit 101 isimli birlik, yaklaşık 600 askeri ile önce kasabayı kordon altına almış ve diğer tüm Arap köyleri ile bağlantısını kesmiştir. Askerler daha sonra sabaha karşı 04:00'de Kibya'ya girmişler ve sistemli bir şekilde evleri yıkıp, halkı katletmişlerdir. Baskını bizzat yöneten Ariel Şaron, İsrail askerlerinin gerçekleştirdikleri katlimanın ardından son derece soğukkanlı bir açıklama yapmış ve "Aldığımız emir çok açıktı, Kibya diğerlerine örnek olmalıydı" demiştir.(The Memoirs of Ariel Sharon, tercüme Antoine Abir, Beyrut, 1991, s 110)
ABD'de yayınlanan ünlü Katolik dergisi The Sign da, Kibya baskını sırasında yaşanan insanlık dışı olaylara yer vermişti. Derginin editörü Ralph Gorman baskınla ilgili düşüncelerini şu şekilde aktarıyordu: "Terör Nazilerin politik silahı idi. Ama Naziler bile terörü İsraillilerin Kibya'da yaptığı gibi soğukkanlı ve vahşi bir şekilde kullanmamışlardı".(hatedbooks.com/book/2.htm)
Han Yunus Katliamı, 1956, 275 ölü
Han Yunus'ta bulunan mülteci kampına saldıran İsrail askerleri 275 kişiyi katletmişlerdir. Daha sonra olay yerinde inceleme yapan BM yetkilileri elleri arkadan bağlanmış ve enselerinden vurulmuş cesetler bulmuşlardır.(Michael Palumbo, Imperial Israel, Bloomsbury Publishing, London, 1990 pp. 30 - 32, citing UN General Assembly: Official Record, 11th session supplement, nop)
Hz. İbrahim Camisi Katliamı, 1994, 50 ölü
25 Şubat 1994 Cuma günü Filistin'de korkunç bir katliam gerçekleştirildi. Müslümanların sabah namazını kılmakta oldukları bir sırada Siyonist bir Yahudinin Halil İbrahim Camisi'ne düzenlediği saldırıda 50'den fazla Müslüman şehit edildi, 300'e yakın Müslüman da yaralandı. Yaralananların bazıları hastaneye kaldırılırken veya hastanede can verdi.
Katliam, El-Halil yakınlarında bulunan Kirbât Erba Yahudi yerleşim merkezinde oturan bir Yahudi tarafından gerçekleştirildi. Daha sonra katliamı gerçekleştiren Yahudinin İsrail ordusunda yedek subay olduğu ve "Kahane Yaşıyor" adlı Siyonist terör örgütüne mensup olduğu bildirildi. İsrail kaynakları saldırganın askeri kıyafeti ile saldırıyı gerçekleştirdiğini açıkladı.
(Ahmet Varol, vahdet.com.tr)
Sabra ve Şatilla Katliamı
"Bebekleri alevlerden kurtarabilmek için hemen su dolu kovalara koymak zorunda kaldım. Yarım saat sonra kovalardan çıkardığımda, vücutları halen yanıyordu. Hatta morgda bile için için yanmaya devam ediyorlardı." Dr. Amal Shamaa, Barbir Hastanesi, 29 Temmuz 1982 - İsrail ordusunun Batı Beyrut'a fosfor bombaları atmasının ardından.(Robert Fisk, Pity the Nation, Andre Deutsch, Londra, 1990, s 9)
II. Dünya Savaşı'nın son günlerinde Filistinlileri sindirmek ve topraklarından sürmek için ateist Siyonistler tarafından sistemli olarak düzenlenen terörist eylemler, binlerce masum insanın hayatını kaybetmesine neden oldu. 1982 yılında İsrail'in Lübnan'ı işgali sırasında Sabra ve Şatilla kamplarına yapılan baskın ise tarihe en kapsamlı ve en büyük soykırımlardan biri olarak geçti. Hıristiyan Falanjist grupların İsrail askerlerinin desteği ve yönlendirmesi ile gerçekleştirdikleri baskın esnasında, çoğu kadın ve çocuklar olmak üzere 3.000'den fazla insan katledildi. Katliam ile ilgili daha sonra yapılan araştırmalar ve incelemeler dönemin Savunma Bakanı ve şimdiki İsrail Başbakanı Ariel Şaron'un olayın sorumlusu olduğunu gösteriyordu. Bu kanlı baskın nedeniyle Ariel Şaron halen "Lübnan Kasabı" olarak anılmaktadır.
Ortadoğu uzmanı gazeteci Robert Fisk, baskının hemen ertesinde olay yerinde gördüğü dehşet verici manzarayı, Lübnan Kasabı Ariel Şaron'un İsrail Başbakanı seçilmesinin ardından yazdığı makalesinde şöyle aktarmaktadır:
18 Eylül 1982'de Sabra ve Şatilla kampında bulunanlar için Şaron, ardında şişmiş cesetler, tecavüz edilmiş, işkenceye uğramış ve sonra da katledilmiş kadınlar ve bebekler bırakan bir kasaptır. Olaydan 18 yıl sonra bugün bu caddelerde dolaşırken katliam manzaraları hala gözlerimin önünden gitmiş değil. Biraz ötede Sabra Camisi'ne giden yolda 90 yaşında, beyaz sakalı ve pijamaları ile Bay Nouri'yi görüyorum. Ölü bedeninin yanı başında yün başlığı ve bastonu duruyor. İlerideki dar sokakta yemek tencerelerinin yanında yatan iki kadın ceseti var, beyinleri dışarı akmış. Kadınlardan birinin karnı yarılmış. Cesetin birkaç metre ötesinde çürüdüğü için bedenleri morarmış, adeta bir çöp gibi oraya fırlatılmış bebekleri gördüm... Cesetlerin kuruyan kanları üzerinde sinekler uçuşuyor, ölü bedenlerin bileklerindeki saatler ise hala çalışıyordu. Tırmandığım küçük rampayı aşabilmek için etrafa dağılmış ceset parçalarını bir kenara itmem gerekiyordu. Biraz ötede ise sırtından hala kan süzülen sevimli bir genç kız yatıyordu.( Robert Fisk, The Legacy of Ariel Sharon, The Independent, 6 Şubat 2001)(bu bölümde filistinzulmü.com'dan yararlanılmıştır)
İsrail'in 22 gün süren son Gazze işgalinde 1300'den fazla Filistinli ölmüş, 5 bin Filistinli yaralanmıştır. Ölenler arasında 437 çocuk, 110 kadın ve 123 yaşlı bulunuyor. Saldırılarda ayrıca 14 doktorla 4 gazeteci de hayatını kaybetmişti. (dünyabülteni.net)
Bu katliamda 6000 ev güdümlü füzeler ve top mermileriyle yıkılmıştır. Camiler ve hastaneler bilinçli bir şekilde vurulmuş, sivillerin tek barınak yeri BM okulları dahi katliamlardan nasibini almıştır.
2006'daki Lübnan savaşında 1152 kişi siyonist yahudilerce öldürüldü, sivil yerleşim yerleri güdümlü füzelerin ve misket bombalarının yine vazgeçilmez hedefi oldu. Ölenlerin 400 den fazlası çocuk.
Hıristiyan ve Yahudilerin katliamlarını saymakla bitiremeyiz dahası Hıristiyan-Yahudi ülkeler yaşadığımız şu asırda hala katliam ve soykırım konusunda hızlarına hız katarak vahşetlerine vahşet ekleyerek devam etmektedirler, Yahudi'lerin Filistin'de işledikleri cinayetlerin en büyük destekçisi olarak da yine Hristiyan ülkeleri görüyoruz. Bu toplumların insanlık tarihinin en katliamcı kesimini oluşturmasının kendince sebepleri vardır benim şahsi görüşüm savaş hukuku ile ilgili muharref İncil'in hemen hiç bir emir ve yasak içermemesi nedeniyle Hristiyanlar da Kitab-ı Mukaddes'in Eski Ahit yani kısaca Yahudi'lerin Tevrat'ındaki hükümlerinden etkilenmekteler.. Tevrat'ın bu konudaki hükmü de gayet açık; "ele geçirdiğin şehirde kadınları, erkekleri, ihtiyarları, çocukları ve emzikteki bebekleri, nefes alan herkesi katledeceksin"(1. Samuel bab 15 vs.) Allah'tan korkmayan topluluklar da işin içine girince böylesi katliamlar kaçınılmaz oluyor. Yeri geldiğinde Tevrat ve Hristiyanların Eski Ahit'lerindeki bu katliam ayetlerine ve bu zümrenin işlediği diğer katliamlara da değineceğiz inşallah. Bu başlık altında tüyler ürperten bu vakanın nedenleri üzerinde durmak ve farklı görüşlerden yararlanmak istiyorum.
Çek Cumhuriyeti’nin Kunta Hora şehrinde, Protestanlar tarafından katledilmiş 40.000 insan ve bunların kemiklerinden yapılmış olan Kemikli Kilise’de tasvir edilen vahşet resmi Batı medeniyetinin medenilikten uzak, vahşeti kamil manada özümsemiş yüzünü ifşa etmesi bakımından yazımızın ahirine tam mütenasip düşecektir kanaatimce..
![]()


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla


İhtiyarı,genci ve ere varmamış kızı ve çocuklarla kadınları helak için vurun ,fakat üzerinde işareti olana yaklaşmayın ve makdisimden(tapınağımdan) başlayın.Onlar da evin önünde olan ihtiyarlardanbaşladılar. (Hezekiel bab9 ayet 5-6)
