• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
Sayfa: 1 | Toplam: 6 123456 SonSon
52 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    Neşeli düşler√V^√V'^~--- zeyna_ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    27-01-2008
    Mesajlar
    12,517
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    7

    Onay Ankara hakkında bilgiler

    Cambazların imtihan yeri Ziir (Yenikent)

    Ünlü gezgin ve gezi yazarı Evliya Çelebi 10 cilt halinde ve 6 bin sayfadan oluşan Seyahatname’sinin 2. cildinde Ankara gözlemlerini anlatır. Anadolu’yu, Kafkasya’yı, Orta Asya’yı ve Balkanlar’ı gezen Evliya’nın; günlük konuşma dili ve akıcı bir üslup ile yazdığı bu eserin her sayfasında dikkat çekici gözlem ve öyküler yer alır. Bunları okurken zaman zaman anlatılanların ne kadarının doğru, ne kadarının abartı olduğuna karar veremezsiniz. Evliya Çelebi’nin Ankara notları arasında yer alan ip cambazlarının öyküsü bunlardan biri olarak 300 yıl sonra bugün bile okuyanları şaşırtmakta, acaba doğrumu, abartımı diye düşündürtmektedir.

    Kırk senede bir cümle resenbazlar (ip cambazları) sözbirliği ederek toplanıp birbirlerini yola çekip imtihan etmek için İstanoz Deresi’nde ve Anadolu’da Gedüz Kalesi kıyısında panayır kurup, ip cambazlığı ederler.

    Bizler dahi işsiz güçsüz adamlar bu dere içinde seyirlerine gidip gördük, mavi bulutlarda nihayet bulmuş yalçın kayalı dar boğazda kayaların yüksek tepesinde, bir kayadan bir kayaya sağlam frenk ipleri bağlayıp kayalar kesmesin diye iplerin başına postlar bağlayıp, güvenilir adamları silahlarıyla koymuşlar, üstatlar marifetini yaparken bir düşman ipi kesmeye diye gözcü tayin etmişler.

    Altlı üstlü kayalarda nice bin adamlar toplanıp kayalar insanlarla tıklım tıklım dolmuş ve aşağı kent içinde akan ırmak kenarında bir hafta önce oturacak ve yatacak yerler yapmışlar, açık yerlere küçük ve büyük çadırlarını kurmuşlar, bu kadar bin Allah’ın kulu seyre durmuşlar.

    Ve Engürü (Ankara) Paşası’nın mehter takımı kütür kütür dövülüp, dua ve senadan sonra pehlivanlar birbirlerini muhabbet meydanına davet ettiler.

    Öykü böyle başlar ve sonra sıra ile Osmanlı coğrafyasının çeşitli bölgelerinden gelen ip cambazlarının hünerlerini nasıl gösterdiklerini anlatarak devam eder.

    İp cambazlarının panayır kurduğu İstanoz Deresi’nin bulunduğu eski adı Büyük İstanoz olan Yenikent, Ankara’ya 30 km uzaklıkta bulunan ve Ankaralı piknikseverlerin iyi bildiği bir yerdir. Ayaş-Beypazarı yolu üzerindeki Yenikent’e geldiğinizde Gökler Köyü istikametinde içeri doğru girerseniz, birkaç kilometre sonra karşınıza tarihi Zagar Köprüsü çıkar. İşte burası ip cambazlarının toplandığı eski Ziir Köyü’nün girişidir, köprüden sonra Ziir Deresi boyunca devam ederseniz, o dönemde ip bağlanarak gösteri yapılan ve Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinde anlatılan yalçın kayalara ulaşırsınız.

    Ziir, Büyük İstanoz’un daha sonraki adıdır. 1950’li yıllarda bir toprak kayması sonucu yeri değiştirilen Ziir Köyü (Bucuk Köyü ile birlikte) Yenikent adını almıştır. Ziir Deresi’ni haritalarda ararsanız bulamazsınız çünkü adı artık Ova Çayı’dır ama halk arasında hala Ziir olarak anılmaktadır. Büyük İstanoz döneminde kasabanın giriş ve çıkışında yer aldığı yazılan iki kapı bugün yoktur. Ziir döneminden ise girişteki köprüden başka bir de cami kalıntısı bulunmaktadır.

    Bir zamanların 1000 evli, çarşılı, camili, hamamlı Büyük İstanoz Kasabası, geçimini sof işleyerek sağlamakta idi. Bugün Yenikent 10 bin nüfuslu ve geçimini kısmen tarım ve sebzecilik ile sağlayan, bir ilçedir.

    Hafta sonlarında buraya piknik yapmaya gelen Ankaralılar, yol boyunca yer alan ve içlerindeki mağaraları ile dikkat çeken bu kayalıkların 300 yıl öncesini pek bilmez. Turizmden pay kapmak için her yerde birbirleriyle yarışan yerel yöneticiler neden bu bölgeyi tanıtmak için bir girişimde bulunmaz? Bir ölçüde de olsa korunmaya çalışılan piknik alanı Evliya Çelebi’nin adı verilerek çağdaş şekilde düzenlenemez mi? Tepeler arasına sembolik ipler gerilerek “ip cambazlarının imtihanı” canlandırılamaz mı? Evliya Çelebi’nin isimlerini vererek hünerlerini tek tek anlattığı Üsküdarlı Cambaz Sipahi Mahmut Çelebi, Ispartalı Pehlivan Civelek Ali, Harputlu Pehlivan Suca, Tokatlı Hasan Zarıl Pehlivan, Kerkerli Pehlivan Sahrab, Mağribli Pehlivan, Arapkirli Pehlivan Selim, Cerbeli Pehlivan Nasrettin ve Galatalı Kızkapan Pehlivan Süleyman’ın anıları, temsili resimlerle yaşatılamaz mı? Hatta her yıl bir festival düzenlenerek giderek unutulmaya başlayan ip cambazlığı sanatı yeniden canlandırılabilir, yine böyle bir festival kapsamında her yıl gezi yazıları yarışması düzenlenerek en büyük gezi yazarı Evliya Çelebi’ye sahip çıkılabilir.

    Kısacası Büyük İstanoz’dan ve Ziir’den devraldığı tarihi nedeniyle Yenikent Anadolu’da kültür turizminin keşfedilmeyi bekleyen yerleri arasında bulunuyor ve hem yöneticilerinden hem de biz gezginlerden daha çok ilgiyi hak ediyor.










  2. #2
    Neşeli düşler√V^√V'^~--- zeyna_ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    27-01-2008
    Mesajlar
    12,517
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    7

    Onay Eymir Gölü'nde karın güzelliği











    Eymir Gölü’nde çamlar-sedirler-salkım söğütler, sazlıklar, tepeler karlara bürünmüştü. Bir yandan ağaçlara-tepelere, kuş sürülerine, diğer yandan gölde yüzen karamekelere-sevimli ördeklere bakarak yürümek mutluluk vericiydi.

    EYMİR: KUŞLARI-BALIKLARI-AĞAÇLARIYLA ANKARA’NIN VAHASI



    ODTÜ’nün arazisi içindeki Eymir Gölü; 100’den fazla kuşun uğrak yeri olmasıyla, turna balığı- pullu sazan-kadife balığı-yayın balığı-gümüş balığıyla, su kuşlarıyla, türlü çeşitli ağaçları, sazları, yeşil tepeleriyle Ankara’nın bozkırında beliriveren bir vaha gibi adeta. Bu güzel ortamda çeşitli etkinlikler yapılabiliyor: ODTÜ kürek takımının çalışma alanı da olan Eymir Gölü’nde ve çevresinde; yelken-kürek yarışmaları, su sporları, oltayla balık avlama, yürüyüş, bisikletle dolaşma, piknik.



    Eymir Gölü’nün kıyısına balık lokantaları ve kafeler dizilmiş. Göldeki karamekelere, ördeklere, serçelere, kuş sürülerine bakarak balık-ekmek yemek çok zevkli.



    BAĞEVİ: MİNDERLER ÜZERİNDE KUŞLARI GÖZLEMEK



    ODTÜ Eymir Gölü Tesisleri içinde yer alan otantik mimarisiyle Bağevi tesisi ise bütün yıl boyunca açık. Kışın köy usulü döşenmiş mekanında müşterilerine sobada kestane ve sıcak şarap, yaz aylarında ise bahçede barbekü ziyafeti, minderler ve hamaklar üzerinde gölün keyfini çıkarmayı vaadediyor. Çeşitli şarap menüsüne sahip olan Bağevi, fıçı şarabında ise iddialı. Gözleme ve mantısı ev yapımı olan Bağevinde, çay Amasya semaverleriyle servis ediliyor. Pazar günleri ise saat 10.00’dan 13.00’e kadar açık büfe brunch var.



    Son yıllarda kirletici atıklar-erozyon sebebiyle Mogan Gölü ve Eymir Gölü ciddi sorunlarla karşılaşmış, bu durum tüm canlı türlerini tehdit etmeye başlamıştır. Göllerin korunması için çalışmalar sürmektedir.



    Eymir ve Mogan Gölleriyle ilgili yapılan araştırmada şöyle deniliyor:



    “Eymir Gölü Ankara’nın 20 km güneyinde yer alan ve İmrahor Deresi vadisinin Mogan ve Eymir çukurluğunun önünün alüvyonlarla dolması sonucu oluşmuş, birbirlerine hidrolojik olarak bağlı iki gölden biridir. Mogan gölünün hemen tümünü çevreleyen sazlar bir çok balık ve kuş türünün üremesi ve yaşaması için uygun ortam sağlamaktadır. Mogan gölü yazları genellikle kuruyan küçük dereler ile beslenmekte, göl suyu kuzey doğusundaki regülatör kontrolünde Eymir Gölü’ne akmaktadır.



    Göl çevresindeki alan ile gölün toplam yağış alanının 245 km2lik kısmı Bakanlar Kurulu Kararı kapsamında 1990 yılında “Özel Çevre Koruma Bölgesi” olarak ilan edilmiştir. Mogan ve Eymir göllerinde son yıllarda su kalitesi açısından büyük sorunlar ortaya çıkmıştır. Ayrıca hava, toprak, gürültü kirliliği ve erozyon konuları da bölgeyi genel olarak etkilemektedir. Usulsüz ve aşırı avcılık sonucu göllerdeki su ürünleri türleri ve miktarlarında büyük azalma gözlenmiştir ve bu durumu ile gerek sportif gerekse ticari avcılık yok denecek ölçüde azalmıştır.”

    Kaynak Akdeniz.edu.tr

  3. #3
    Neşeli düşler√V^√V'^~--- zeyna_ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    27-01-2008
    Mesajlar
    12,517
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    7

    Ankara Devlet Resim Heykel Müzesi

    Ankara Devlet Resim Heykel Müzesi

    Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün direktifleri ile Mimar Arif Hikmet Koyunoğlu tarafından projelendirilerek, 1927-1930 yılları arasında Halk Evi olarak inşa edilmiştir. Daha sonra Türk Ocağı olarak kullanılan bina, 1980 yılında restore edilerek müze olarak açılmıştır. Müze kısa bir süre içinde çağdaş müzeciliğin gerektirdiği tüm fonksiyonları ve hizmetleri içeren bir kurum durumuna gelmiştir. İçi ve dışı Marmara Adası’ndan getirilen mermerler kullanılarak;Selçuklu motifleri ve eski Ankara evlerine özgü süslemelerle bezenmiştir. Müzede, 19. yüzyıl başından günümüze kadar, resim ve heykel sanatlarımızın oluşumu ve gelişiminde önemli role sahip tüm sanatçılarımızın en seçkin eserlerinin teşhir edildiği bir sanat merkezi niteliğindedir.

    Müzede, Türk plastik sanatlarının geçirdiği gelişim dönemlerini ve gruplarını yansıtan eserler, satın alma ya da yerli-yabancı yayınevlerinin ve yabancı ülke büyükelçilerinin bağışlarıyla her geçen gün zenginleşen Plastik Sanatlar Kütüphanesi ve Türk Plastik Sanatçıları Bilgeliği bulunmaktadır. Müzede ayrıca restorasyon, resim, heykel ve seramik atölyeleri bulunmaktadır.

    Dış ülkelerle ülkemiz arasındaki kültürel anlaşmalar çerçevesinde ülkemizde düzenlenen resim, heykel, baskı sanatları fotoğraf sergileri müzenin periyodik sergileri için ayrılan üç galerisinde sergilenmektedir. Müze galerilerinde ayrıca Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü’nün organizasyonu ile hazırlanan retrospektif sergiler, kişisel sergiler ve yarışmalı sergiler yapılmaktadır.

    Kaynak Kültür Bakanlığı.








  4. #4
    Neşeli düşler√V^√V'^~--- zeyna_ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    27-01-2008
    Mesajlar
    12,517
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    7

    Onay Nallıhan Kuş Cenneti


    NALLIHAN'DA KUŞ CENNETİ

    Ankara'ya 120 kilometre uzaklıktaki tarihi İpek Yolu üzerindeki Nallıhan Kuş Cenneti, Nallıhan'ın Davutoğlan köyü sınırları içinde yer alıyor. 1994'te koruma altına alınan 425 hektar genişliğindeki saha, 168'den fazla kuş türüne ev sahipliği yapıyor.

    Soyu tehlikede bulunan kara leylek, Türkiye'de en çok burada görülüyor. Kuş Cenneti'nde, Türkiye'deki 6 balıkçıl türün tamamı ile 10 tür yırtıcı kuş, 5 tür baykuş, 35 tür su kuşu, bülbül, kara çaylak, leylek, kuzgun gibi türler en çok rastlanan kuşlar.

    Jeolojik yapısıyla açık laboratuvar niteliğindeki yöre, İç Anadolu'nun en önemli sulak alanı olarak biliniyor.

    Nallıhan'daki Karacasu Şelalesi de görülmeye değer yerler arasında.

  5. #5
    Neşeli düşler√V^√V'^~--- zeyna_ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    27-01-2008
    Mesajlar
    12,517
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    7

    Onay Ankara, İncek, Ahlatlıbel



    ULAŞIM:
    Ankara-Konya karayolunda, Aşti’nin önünden Gölbaşı-Konya istikametine ilerlediğinizde, Dikmen sapağını geçtikten sonra, ilk sağa, yani Ahlatlıbel sapağına dönüyorsunuz ve yaklaşık 300 m. sonra, yeni yapılan Anayasa Mahkemesi binasının hemen karşısında. Çankaya istikametinden gelişte ise, Oran şehri, yani TRT Genel Müdürlüğü binası önündeki bulvardan İncek istikametinde ilerliyorsunuz ve Ankara-Konya karayolunun üzerindeki köprüden ilerleyip, yaklaşık 400 m. sonra, buraya varıyorsunuz. Atakule’ye 9.5 km. ve Aşti’ye ise 10 km. uzaklıkta.

    GİRİŞ:
    Evet, giriş ücreti: 3 TL. Yanlız giriş kapısında ücret ödenmiyor. Çıkışta, farklı bibr kapıdan, otoparkın devamından çıkarken, ücret ödeyeceksiniz. 1500 araçlık otopark var, yani otopark sıkıntısı yok.

    GENEL:
    Evet, buranı ismi: Ahlatlıbel Spor ve Dinlenme Tesisleri. Çankaya Belediyesi tarafından yaptırılmış ve işletiliyor. En büyük özelliği: şehir merkezine çok yakın olması. Böyle, büyük bir yeşil alan bulmak imkansız. “Çimlere özgürce basın” yazılı tabelaları görünce, şaşırmamak elde değil. Evet, burada çimlere basın. Bu özgürlüğü yaşayın, muhteşem bir duygu. 25 bin m.karelik çim alan var.
    Çam ağaçlarının gölgelediği, kuş seslerini dinleyip, çam kokularını hissedebileceğiniz ormanlık alanda yürüyüş yapın. 180 bin m.karelik orman alanı var. Ankara-Konya karayolu güzergahında, rüzgar koridorunda çam ormanı var.

    Bunun dışında; bölgede, yine birçok ağaç göreceksiniz. Hamak varsa, iki çam ağacının arasına bağlayın ve bu zevki yaşayın. Çimlere oturmak isterseniz, serin yere bir örtü, özgürce oturun. Hayır, şezlongumu kullanırım derseniz, götürün yanınızda bütün teçhizatı (şezlong, masa, piknik malzemesi, piknik tüpü vs.) çayınızı yapın, evde hazırladığınız yemeklerinizi tadın. Evde hazırlık yapamam derseniz; gözleme, pide, lahmacun var. Bunun dışında; her türlü içecek ve çay var. Gözlemenin mutlaka tadına bakın. (3 TL), yanında kolali bir içecek alın (2.5 TL.) ve ardından da bir çay (1 TL.). Özellikle: en uçta, kamelyaların ve havuzlu bahçenin bulunduğu bölüme gidin ve Mogan gölünü de içine alan, muhteşem bir manzarayı izleyin.

    Spor yapmak istiyorum derseniz; 3 tenis kortu, 2 halı futbol sahası, 3 basketbol sahası, 2 voleybol sahası var. Buyrun. Hayır, yürüyüş veya koşu yapmak istiyorum derseniz, koşu ve yürüyüş parkurları, hem de tartan pist, sizleri bekliyor. Bunların bağlantı noktalarında ise; birçok kondisyon aletinin bulunduğu açık hava spor bahçesi var.

    Alternatif ne yapabilirim derseniz; gocart arabalarına binip, bu keyfi yaşayabilirsiniz. Çocuğunuzla birlikte, rengareng uçurtmanızı burada uçurabilirsiniz. Eyer, evcil hayvanınız varsa, onu da yanınızda getirebilirsiniz, getirin, birlikte olun.

    Hiçbir hazırlık yapmadan giderseniz, yine hoşça zaman geçirmeniz mümkün Cafeteryalar var. Burada; kahvenizi veya çayınızı yudumlarken, aperatif birşeyler yiyebilirsiniz. Ayrıca; self servis yapılmış. Yani; tepenizde garson beklemiyor, hadi birşeyler yeyin-için diye baskı unsuru yok. Tek sıkıntı; cafeteryanın ve kamelyaların bulunduğu bölüme, masalara; dışarıdan yiyecek-içecek getirilmesi yasaklanmış. Haklı olsalar gerek. Sonuçta, bura da bir ticari anlayışın yaşatılması şart, yoksa tesis nasıl ayakta kalabilir?

    Evet; burası, özellikle hafta sonları 50 binden fazla ziyaretçiyi ağırlıyormuş. Hafta içi, özellikle gündüz saatlerinde nisbeten rahat ve ferah, yani fazla kalabalık değil. Akşamları, saat 21.00 e kadar açık imiş. Güvenlik derseniz, 24 saat güvenliğin sağlandığı söyleniyor. Zorunlu tesisler (tuvaletler) merkezi yerde, bulunması kolay olacak şekilde, tabelalar ile işaretlenmiş ve tuvaletler temiz-bakımlı.

    Sonuçta; sessiz ve sakin bir ortamda; kitap-gazete okumak, güneşlenmek, yanınızdaki veya yanınızdakilerle güzel bir sohbet ortamı düşlüyorsanız, Ankara’nın şehir merkezine çok yakın bu cennet köşesini mutlaka ziyaret edin. Özellikle; zamanınız varsa, hafta içinde ziyaret edin. Hafta sonu kalabalık oluyor. Lütfen bunu göze alarak gidin. Ama, hafta içi gerçekten muhteşem bir doğa ile beraber olabilirsiniz. Ankara’da doğa ile başbaşa olabilmek, kalabilmek için nereye gidelim, nereyi görelim derseniz, hemen şehir merkezine yakın burayı tercih edin derim.

    Hoşça zaman geçireceğinize inanıyorum.:cici:
















  6. #6
    Neşeli düşler√V^√V'^~--- zeyna_ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    27-01-2008
    Mesajlar
    12,517
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    7

    Onay Ankara, Cenabi Ahmet Paşa Camii



    YERİ: Ulus semtinde Ulucanlar caddesinde, Mimar Sinan meydanındadır.

    YAPILIŞI: Giriş kapısı üzerindeki yazıtta, Kanuni Sultan Süleyman döneminde, 1566 yılında, Anadolu Beyliği yapan, Cenabi Ahmet Paşa tarafından, Mimar Sinan’a yaptırıldığı yazılıdır. Klasik Osmanlı mimarisinin, Ankara’daki tek temsilcisidir.

    ONARILMASI: Caminin pencereleri üzerindeki yazıtta: 1883 yılında, Abdülaziz Zadeeseyit El-Hac Ahmet ve 1887 yılında da, Ankara Valisi Ağabettin Paşa (1843-1908) tarafından, caminin onarımının yaptırıldığı yazılıdır.



    GENEL ÖZELLİKLERİ: Osmanlı mimarisinin, Ankara’da bulunan örneklerinden biridir. Ankara’nın en eski camilerinden biridir. 13.9 x 13.9 metre ebatlarında ve kare planlıdır. İbadet mekanı: merkezi bir kubbe ile örtülmüştür. Ankara’nın kesme taşından yapılmıştır. Son cemaat yeri: üç mermer sütunun taşıdığı, üç kubbe ile örtülüdür. Bunlardan, ortadaki kubbe: Osmanlı mimarisinde görüldüğü gibi, diğerlerinden daha yüksek ve geniştir.

    Caminin giriş kapısı, beyaz mermer ve somakinlerin oluşturduğu stelaktitli bir bezeme ile süslenmiştir. İbadet mekanı, üç sıra halindeki, 32 pencere ile aydınlanır. Minber ve mihrap oldukça sadedir. Kubbenin iç kısmı ve etekleri, kalem işleriyle bezenmiştir.

    Klasik Osmanlı mimarisinin tek kubbeli camilerinden olan, Cenabi Ahmet Paşa Camii’nin tamamı: kesme taştan yapılmıştır. Plan şemasında ve mekan konstrüksiyonunda, Sinan’ın camii mimarisine ve bilhassa tek kubbeli camilere getirdiği bir takım yenilikler gösterir. Meyilli bir arazi üzerine yapılmış olan eserin, kıble cephesi, kuzey cephe irtifatına göre daha fazladır. Kuzey cephesindeki 4 mermer sütunlu ve 3 kubbeli son cemaat yeri, zeminden yüksekte olup, 3 büyük sivri kemerlidir. Mermer sütunlar üzerindeki sütun başlıkları, klasik Osmanlı sütun başlıkları halinde olup, büyük sivri kemerler, renkli taştan yapılarak, camiinin cephe görüşü zenginleştirilmiştir. Son cemaat yerinin orta kubbesi yanlardakilerden biraz daha geniş ve yüksektir. Sütunlar üzerindeki başlıklar, gergi demirleriyle birbirine bağlanmıştır. Orta kubbe, esas genişliğinden biraz daha az olduğundan, kubbe eteğinde kalan boşluklar, baklavalarla süslenmiştir. Yanlardaki küçük kubbelerin intikalleri ise pandantiflidir.

    Son cemaat yerinin, orta bölümüne açılan, cümle kapısı, birbirine geçmiş geometrik şekillerle süslü taş bördürle çevrilmekte ve bir sıra palmetle nihayetlendirilmektedir. Portal nişinin iki yanını, 5 kenarlı ve üzerleri mukarnaslı iki yan niş süsler. Yay kemerli kapı üzerinde, Caminin 973.H. tarihli kitabesi var. Portal nişinin üzeri, zengin stalaktifli olup, üstte sarkıt şeklinde 2 püskülle süslenmiştir. Kapının iki yanında, son cemaat yerine açılan, silmeli iki dikdörtgen pencere bulunuyor. Bu pencerelerin üzerleri, sivri kemer alınlıklı olup, pencereler arasına son cemaat yerinin mihrabiyeleri yerleştirilmiş.

    İki kademe halinde yükselen, kesme taştan yapılmış beden duvarları üzerinde, pencereler sivri kemer alınlıklıdır.

    Beden duvarları üzerindeki pencereler, doğu ve batı cephelerde, birinci sırada 5, kuzey ve güneyde 2’şerden 4 adettir. İkinci ve üçüncü sırada ise, kemerli ve içeri alçı şebekeli pencereler yer almaktadır. Kare yılanın üzerinde yükselen kalın taş duvarlardan içte, köşelerdeki büyük tamponlarla kasnağa geçirilmekte olup, trompların içleri, tepe noktasında birleşen yivlerle donatılmıştır. Beden duvarları, trompları altında pahlı bir sitem, bütün kenarları dolaşır. Kasnak altında, 8 küçük pandantiflerin üzerini çenber şeklinde ikinci bir silme çevirmektedir. Kubbe eteğinde küçük bir galeri yer almakta, kubbenin uzantısı şeklinde görülen kubbe kasnağında içleri alçı şebekeli ve renkli camlı 16 penceresi bulunmaktadır.

    Kıble duvarı ortasında, beden duvarlarından hafif çıkıntı teşkil eden mihrabı, çok sade ve beyaz mermerden yapılmıştır. 5 kenarlı mihrap nişinin kademeli olarak daralmakta ve stalaktitlerle, niş köşe dolguları iki küçük rozetle süslenmektedir. Mihrap nişinin çevresi, iki sıra sade bordürle çevrilmekte ve mihrabın üst kenarında: bir sıra palmet yer almaktadır.

    Mihrabın sağında, gene beyaz mermerden yapılmış minber bulunmaktadır. Mücessemliği yanında, Sinan’ın birçok eserinde görülen sadeliği ilk anda dikkati çekmektedir. Mutena bir sanat anlayışı içinde, kenar profillerden başka hiçbir dekoratif unsur göstermeyen minberin merdiven altı üçgen panosunun alt kısmı; küçük dikdörtgenler içine alınmış, 4 tane kırık sivri kemerli açıklıklarla ayrı bir güzellik kazandırılmış ve yeknasak görünüş yok edilmiştir. Hutbe yeri altında, iki açıklık bırakılmış olup, bunlardan alttaki sivri kemerli ve geçit teşkil etmekte, üstteki ise kırık sivri kemerli ve tezyini mahiyettedir.

    Caminin kuzeybatı köşesinde, mermer sütunlu ve iki kat halinde teşkil olunmuş, müezzin mahfilinin, ikinci katının kenar korkulukları, ajurlu ve geometrik geçmeli olarak yapılmıştır. Caminin içi, alt sıra pencerelerin alınlıkları, ikinci sıra pencerelerin çevresi pandatifler ve kubbenin orta kısmı kalem işleriyle süslenmiştir. Kubbe ortasında, orta göbekten çıkan ışınsal kollu motifler, kubbe eteğini çeviren bordüre kadar, kubbeyi adeta dilimlere ayırmaktadır. Kubbe eteğinde ve kasnaktaki pencerelerin çevresinde bulunan kalem işlerinde, mercan kırmızısı, lacivert, turuncu, sarı ve pek az yeşil renkler kullanılmıştır. Bu kalem işlerinde, sadece kubbe ortasındakiler orijinal olup, diğerleri sonraki tamirler esnasında yapılmıştır. Orta göbek içerisinde, iç içe 5 bordür var. En ortadaki kırmızı bir zemin üzerine işlenmiş arabeskler bulunuyor. Bunu takiben, yan yana dizilmiş hatayilerden ikinci bir bordür ve en dışta, örgülü dar bordür, orta göbeği meydana getiriyor. Orta göbeğin çevresinde, uçları palmetli ışınlar, birer pencere atlayarak pencere üzerlerine kadar uzanıyor. Örgülü küçük madalyonlar ve aralarındaki kartuşların teşkil ettiği ışınlar arası ikişer rozetle süslenmiştir. Caminin kıble yönündeki ikinci sıra pencereleri,renkli camlı altı şebekelerle kapatılmış olup, mihrabın tam üzerinde, yuvarlak bir alçı pencere bulunmaktadır.

    TÜRBE: Caminin sol yanındaki küçük hazirede, Cenabi Ahmet Paşa’nın ve 18’nci yüzyıla ait “Azimi Türbesi” bulunmaktadır. Bu türbe de, 1566 yılında, Mimar Sinan tarafından yaptırılmıştır. 1813 ve 1940 yıllarında ise onarımı yapılmıştır. Sekizgen bir planı olan türbe, Ankara kesme taşından yapılmıştır. Yer yer küfeki taşlardan da yararlanılmıştır. Kubbe, doğrudan doğruya kasnak olmadan, duvarlar üzerine oturtulmuştu. Türbe içinde, yalnızca Cenabi Ahmet Paşa’nın sandukası bulunmaktadır.

    MİNARESİ: Son cemaatin, sağ tarafında, kesme taştan tek şerefeli, 16 köşeli minaresi bulunmaktadır. Kuzeybatı köşededir. Üst üste iki kademeli kaidesi ve kaideleri takiben renkli taştan üçgen satıhlara ayrılmış, papuç üzerinde yükselen minare gövdesi, 16 kenarlı olarak yapılmıştır. Beden duvarlarının her iki kademesi de silmelerle nihayetlendirilmektedir.

  7. #7
    Neşeli düşler√V^√V'^~--- zeyna_ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    27-01-2008
    Mesajlar
    12,517
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    7

    Onay Ankara, Gecik Camii





    YERİ: Nazım Bey mahallesi, Ulucanlar caddesindedir.

    YAPILIŞI: Kitabesinde, 1443 yılında yapıldığı kaydedilmekte ise de kim tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir.

    GENEL ÖZELLİKLERİ: Ulucanlar caddesinin seviyesi alçaltılmış olduğundan, Mescit, cadde yanında teşkil olunan bir platform üzerinde kalmaktadır. 9.70 x 6.60 metre ebadında, dıştan taş temeller üzerinde, ahşap hatıllı ve kerpiç duvarlı, çok basit ve ufak bir yapıdır. Dış görünüş itibarıyla, hiçbir sanat değeri bulunmayan mescidin, kıble duvarındaki alçı mihrabı, tetkike değerdir.
    İki sıralı, dikdörtgen pencerelerle aydınlatılan mekanı örten ahşap tavan da, pek fazla değer taşımıyor.

    Tavan hizasına kadar yükselen bir sıra palmet ile nihayetlenen alçı mihrabı, beden duvarlarından hafif çıkıntı teşkil etmekte olup, niş yarım silindirik ve üzeri mukarnaslıdır.

    Niş üzerindeki kısımlar ise, kabartma olarak geometrik motiflerle süslenmiş ve bütün çevresi, Kelime-i Tevhit yazılı bir kitabe bordüsü ile çevrilmiştir. Kuzey kısmında, sonradan ilave edilmiş kadınlar mahfilinin ortası, ileri doğru bir çıkma meydana getirir.

  8. #8
    Neşeli düşler√V^√V'^~--- zeyna_ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    27-01-2008
    Mesajlar
    12,517
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    7

    Seymenlik

    Seymenlik
    Adı Oğuz, Soyu Oğuz,
    Boyu Oğuz, Töresi Oğuz,
    Kendi Beyini kendi seçer,
    Çağ kapatıp çağ açar.
    Vatan için serden geçer.
    Doğrularla hemhal olan,
    Yiğitlikte aslana timsal olan,
    Sadakatta dünyaya emsal olan onlar,
    Anadolu’yu yurt yapan
    Selçuklu’nun temelinde onlar vardı.
    3 kıtada at koşturan,
    Osmanlı’nın özünde de onlar vardı.
    27 Aralık 1919'da
    Dikmen sırtlarında
    Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'e
    "Paşam seni Görmeye Geldik, bu Vatan Uğruna ölmeye Geldik"
    diyerek Cumhuriyet’in Temelinde onlar vardı.
    Onlar Bir Gerçek,
    Onlar Bir Tarih,
    Onlar! :ANKARALI SEYMENLER
    Ümit Arslan YILMAZ





    Seymenlik geleneğinin kökeni oğuz Türklerine dayanır.Oğuzlarda sivil inisiyatifle oluşmuş , insanların hiçbir lider veya askeri otorite olmaksızın düşmana karşı bir araya gelmeleri ve kıyafetleri,kılıcı,atıyla Seymen Alayı (Seymen düzülmesi) oluşturmaları ile başlamıştır. ikinci Mahmud'un kurduğu "Sekban" teşkilâtı "Seymen" kelimesinden alındığını iddia edilmektedir. Seymen düzülmeyi yalnız Ankara Efeleri anane olarak saklamıştır
    Çünkü bütün Ankara civar köyleri ; Çubuk'la Kınık, Elmadağ eteğinde Bayındır. Ayaş'la Kayı, Hüseyin Gazi dağı eteğinde Peçenek, Yazır, Dodurga, Bâlâ'da Avşar, Çubuk'ta Kargın, Çavundur, Eymir Gölü, Bökdüz köyleriyle Ankara'yı çevrelemiştir. Bütün bu köy adları Oğuzların yirmi dört boyunun adlarıdır. Köylerin pek çoğu Oğuzların Beydili aşiretine mensuptur. Seymen alayı, daima kızılca günlerde kurulurdu. Yani millî felâket günlerinde, bir beyliğin ve devletin yıkılış sıralarında, halk yeni bir devlet kurmak ve baslarına yeni bir reis seçmek için Seymen Alayı kurardı. Bu alay yeni devleti kurar, yeni reisi seçerdi. Kuvvetle muhtemeldir ki Selçuk İmparatorluğu yıkılırken (Anadolu Selçukluları) yine böyle bir galeyan olmuş, Osman Bey aynı şekilde Kayı Aşiretinin başına bey seçmiştir.Seymenlik Anadolu'ya özgü bir gelenek olup Ege yöresinde Efelik , İçanadolu'da ise Seymenlik olarak adlandırılmıştır. Önemli günlerde sinsin ateşi yakılması ve bu ateş etrafında sohbet edilmesi Seymenlik geleneğindendir. Maşatama denilen demirden yapılmış büyük bir çanağın içine yağlı çıra koyarlar bu ateşin etrafında davul ve zuma çalarak Zeybek oynarlar sohbet eder,bağlama çalarlardı. Bu ateşin üstünden atlayarak bir nevi tura oyunu oynayarak sabahı ederlerdi. Tarihte gündüz savaşan Seymenler akşam ateş etrafında sohbet eder bağlama çalarlardı.Seymenlik geleneği muhabbeti bilmedir, töredir, adaptır. Bu gelenek Oğuzlardan, Selçuklulardan,Osmanlıdan günümüze kadar gelmiştir.
    kaynak: ankaraseymenlerkulubu.org

  9. #9
    Neşeli düşler√V^√V'^~--- zeyna_ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    27-01-2008
    Mesajlar
    12,517
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    7

    Onay Seymenlik

    Kıyafetler
    Seymen kıyafetleri, giysilerde kullanılan renkler ve desenler seymen ruhu ile özdeştir. Hoşgörüyle kahramanlığı bir arada bulundurma amacına yönelik giysiler, Anadolu'muzun dört bir yöresinde birbirine benzemektedir.
    Seymen kıyafetlerini tanıyalım.

    Yemeni:Ankara’mızda seymenlerin ayaklarına giydikleri bir çeşit ayakkabıdır.Arka tarafı kulaklı olup rengi siyahdır.

    Çorap: Beyaz yün ve tiftikten yapılmıştır.Ayağa giyilir dize kadar bacak boyunca uzanır.

    Zıvgalar: Çoraptan sonra giyilen uzun dar paçalı,arkası fazlaca kabarık bir tür şalvar olup, kurşunî veya lacivert çuhadan yapılmıştır.Arkası bir kuyruk teşkil edecek derecede bol ve döküntülü olur.Paçaları diz çorabı üzerinden baldıra kadar gayet özenli,muntazam kıvrımlar oluşturacak derecede sıvanarak adeta kısa şalvar giyilmiş hissi verilir.Paça ve dikiş yerlerinde işlemeli süsler bulunurdu.

    İç Yelekeymenler Osmaniye içliklerin içine giyerler.Kadife kumaşdan olup önü beyaz çif sıra düğmelidir.

    İşlikler: Bir çeşit gömlektir.Osmaniye topu denilen ipekli kumaştan yapıldığından Osmaniye İşliği adı da verilir.Hayadarî yakalı ve önü açıktır.Kolları uzun bilek,hizasında yırtmaçlıdır.Yaka kenarı,kol yerleri iki santim genişliğinde sarı veya siyah ipek kaytanlı, içi beyaz bez astarlıdır.

    Fermane: "Seymen alayı gibi önemli günlerde dizlik veya zıvgalarla beraber osmaniye işlikleri üzerine giyilen fermaneler boyu belden,yukarı,göğüs hizasında kalacak şekilde kısa ve önü de birbiri üzerine kavuşmayacak derecede dardır.Uzun olan kolları bilek hizasından hafifçe yırtmaçlı, bir parmak yakalı,üstü baştan başa işlemeli ve içi astarlıdır.

    Cepkenlerolları genellikle kartal kanadını andırır.Sırma ve siyah işlemelerden oluşur.Seymenler oyun oynarken kollarının savrulması görülmeye değerdir.

    Sırmalı yelekler: Fermane veya cepken gibi sırmalı takımları bulunmayanlar osmaniye işlik üzerine"sırmalı yelek giyerlerdi..Bu yeleklerin boyu,göğüs hizasında kalacak tarzda kısa ve önüde birbiri üzerine kavuşmayacak derecede dar,vücuda sıkıca oturmuş vaziyettedir.Genellikle çocukların giydiği kıyafet türüdür.

    Şal: Bele sarılan kuşaktır.Lahuri şal,"bademli,, adı verilen iyi cins acem şalıydı.1.5-2 metre uzunluğunda ve dikdörtgen şeklinde olan bu şallar bel üzerine, kasıklardan göğüse kadar genişçe ve sıkıca sarılır.Bu kuşakların içine mendil,para veya tütün kesesi konurdu.Üzerine silâhlık takılır.

    Silahlıklareymenlerin kuşakların üzerine taktıkları silahlıklar meşinden ve 7-8 gözlü olurdu.Yanlarda bulunan kayış kemer ve tokaları vasıtasıyla bele sıkıca bağlanır ve içinede bıçak,tabanca ve para konurdu.Ankara seymenlerinin silahlarında üzeri deri ile hasır örgüsü süslemeli,Anadolu'nun diğer bölgelerine ait silâhlıklar ise genellikle sim işlemelidir.,,

    Kefiye: Başa giyilen seymenlere özgü bir ipekli çevredir.




    Silahlar ve Aksesuarlar

    KAMALAR
    KILIÇ ve TEKEPALA
    KÖSTEKLER


    kaynak: ankaraseymenlerkulubu.com

  10. #10
    Neşeli düşler√V^√V'^~--- zeyna_ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    27-01-2008
    Mesajlar
    12,517
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    7

    Onay Seymenlik

    Türküler
    ANKARA HALK MÜZİĞİ
    Ankara,halk müziği bakımından çok zengin bir kültüre sahiptir.Halkın yaşam duygu ve düşüncelerini geçmişten günümüze aktaran halk müziği; oyunlarla da iç içe geçmiştir.
    Geleneksel Ankara Halk müziği töresel bir yapıya,disiplin ve terbiyeye sahipti.Müzikler “divanlarda”çalınırdı.Divanlar insanı eğiten,tasavvufi olarak nefsini uyandıran,terbiye eden,yaşantı için ibret aldıran,nefsine hakim olunmasını,oturaklı olmasını öğreten,insana ,topluma gösterdiği saygı karşısında saygı gördüğünü hissettiren sazlı sözlü muhabbet toplantılarıydı.Sevk ve idare efe başı tarafından sağlanırdı.Yüksek biryere oturan efe başı elindeki bağlama ile ayak (sazda hangi ses dizisinde parçaların çalınacağını o perdelerde gezinti yaparak belirlenmesi)verirdi.Buna DİVAN AYAĞI AÇILIŞI denirdi.Daha sonra diğer saz çalan kişiler sırayla çalarlardı.Divanlar muhakkak ki Cezayir havasıyla biterdi.Bu havadan sonra hiç kimse sazı eline almazdı.
    Eskiden divanlarda efe başlığı görevini sürdüren başlıca isimler; Yağcıoğlu Fehmi Efe,Hüsnüoğlu Bahri Efe,Genç Osman Efe,Kalburcunun Hüseyin,Kıyak Ali,Kasap yaşar ağa,Bostancı Ahmet Ağa, Fitmanın Ahmet,Hisarlı Bahri dir.(cennet mekân)
    Günümüzde ise bu yüce görevi,Yağcıoğlu Fehmi Efe’nin ve Hüsnüoğlu Bahri Efe’nin torunları Ümit Arslan Yılmaz ve Ömer Deveci Efeler sürdürmektelerdir.
    Divanlarda kesinlikle saz çalana müdahale edilmezdi.Saz çalınmaya başlayınca hiç kimse konuşmazdı.Bununla ilgili saz ve söz ustası Genç Osman Efe günümüze kadar gelen ve bundan sonraki nesillere iletmek görevimiz olan “SAZ BAŞLAYINCA SÖZ SUSAR” sözlerini kullanmıştır.
    Divanlarda bağlama ve çeşitlerinden başka hiçbir çalgı kullanınmazdı.Sadece ritmi tutturmak için zilli maşa ve şimşir kaşık dize vurularak çalınırdı.
    Divanlarda türküler söylenir oyunlar oynanırdı.Töremize göre divanlarda şu bölümler yer alırdı.
    Kırat
    Muhabbet (oturak) havaları
    Zil Havaları
    Bozlak ve Ağıtlar
    Oyun Havaları

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •