• Reklam
Sayfa: 1 | Toplam: 6 123456 SonSon
57 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor

Konu: Cehennem +18

  1. #1
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    07-03-2008
    Mesajlar
    6,249
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    0

    Cehennem +18

    Bölüm 1..




    Sûr Hadisi
    Kıyamet Sahnesinin Veya Bir Bölümünün Tasviri:

    Müsned adlı eserinde Hafız Ebû Ya'lâ el Musılî... Ebû Hüreyre'den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.), ashabından bir guruba hitaben şöyle buyurmuştur: "Doğrusu Cenab-ı Allah göklerle yerin yaratılışını tamamladıktan sonra Sûr'u yaratıp İsrafil'e teslim etti. O, Sûr'u ağzına dayamış, gözlerini arşa dikmiş, (üflemesi için) kendisine emir verilmesini bekliyor."
    Ebû Hüreyre diyor ki: Ben kendisine şu soruyu sordum:
    — Ey Allah'ın Rasûlü, sûr nedir?
    — Boynuzdur.
    — Nasıldır o?
    Çok büyüktür. Beni hak dinle gönderen zâta yemin ederim ki; ondaki bir dairenin genişliği, göklerle yerin genişliği kadardır. Ona üç kez üfleyecektir ..Birincisi korku ve panik üflemesidir. İkincisi düşüp ölme üflemesidir. Üçüncüsüyse âlemlerin Rabbinin huzuruna gidip toplanma üflemesidir. Cenabı Allah İsrafil'e ilk üfleme için emir verir ve "Korku, panik üflemesini üfle der. Bu üfleme yapılınca gökteki ve yerdeki varlıkların Allah'ın dile dikleri dışında- tümü paniğe kapılır. Üfleyişi uzatması, Allah tarafından Isrâfile emredilir. Ara vermeden uzunca üfler. Bu uzun üfleyiş hakkında Cenab-ı Allah şöyle buyurmuştur:
    "Bunlarda ancak, bir an gecikmesi olmayan tek bir çığlık beklemektedirler." (Sâd, 38/6)
    Dağlar, bulutlar gibi yürütülecek, serâb olacaktır. Yer de tıpkı denizde dalgalara tutulmuş bir gemi gibi üzerindekileri sarsacak, Arş'a asılı bir kandilmiş gibi ruhlar tarafından salınacaktır. Bilesiniz ki, Cenab-ı Allah bu durumu şöyle anlatmıştır:
    "O gün bir sarsıntı sarsar. Peşinden bir diğeri gelir. O gün kalbler titrer." (Naziât. 79/6-8)
    Yer, üzerindeki insanları sarsar; emzikli kadınlar çocuklarını unutur hamile olanlar yavrularını düşünürler. Çocuklar ihtiyarlar. İnsanlar paniğe kapılarak kanatlanır, uçarlar. Melekler karşılarına çıkarak onları tokatlar, geri döner, kaçarlar. Onları Allah'ın azabından koruyacak kimse yoktur. Birbirlerine seslenirler. Onlar bu haldeyken yer, bir uçtan bir uca çatlayıp ikiye bölünür. Daha önce benzerini görmedikleri müthiş bir durumla karşılaşırlar. Öyle bir korku ve paniğe kapılırlar ki, miktarını ancak Allah bilir. Göğe bakarlar... erimiş maden gibi olduğunu görürler. Sonra gök yarılır, yıldızlar etrafa saçılıp düşer, güneş ve ay kararır. Rasûullah (s.a.v.) bu hususta şöyle buyurmaktadır.
    "Ama ölüler bu olup bitenlerin farkına varmazlar."
    Ebû Hüreyre dedi ki: "Sûr'a üfürüldüğü gün, Allah'ın diledikleri bir yana, göklerde olanlar da yerde olanlarlar da, korku içinde kalırlar." (Nemi, 27/ 87) Bu âyet-i kerîmede korku ve panikten "Allah'ın diledikleri" diye istisna edilerek etkilenmeyecek olanlar şehidlerdir. Korku ve panik ancak, dirileri etkiler. Şehidlerse Allah katında diri olup rızıklanırlar. Onlar o günün korkusundan güvende olurlar. Bu korku ve panik, Cenab-ı Allah'ın şerli ve kötü kullara salacağı bir azâbdır. Bununla ilgili olarak O, şöyle buyurmuştur:
    "Ey İnsanlar! Rabbinizden sakının. Doğrusu kıyamet saatinin sarsıntısı büyük şeydir. Kıyameti gören her emzikli kadın emzirdiğini unutur. Her hamile kadın çocuğunu düşürür. İnsanları sarhoş gibi görürsün. Oysa sarhoş değildirler. Fakat bu sadece Allah'ın azabının çetin olmasındandır. (Hacc, 22/1-2)
    Allah'ın dilediği bir süre kadar azâb içinde dururlar. Ama bu azabın uzun süreceği muhakkaktır. Sonra Cenab-ı Allah, üflemesi için İsrafil'e emir verir. O da ikinci aşamadaki düşüp ölme üflemesini yapar, lifleyince, gökte ve yerde -Allah'ın dilediği dışındaki herkes ölür. Canları çıktıktan sonra, ölüm meleği, güç ve kudret sahibi Allah'ın huzuruna gelerek şöyle der
    — Ya Rab! Gökte ve yerde -senin dilediklerinden başka herkes öldü.
    — (Gerçi Allah kimin hayatta kaldığını daha iyi bilir ama yine de sorar, Kim hayatta kaldı?
    — Ya Rab ölümsüz ve diri olan sen hayatta kaldın. Arş'ını taşıyanlar Cebrail, Mikâil ve ben hayatta kaldık.
    — Cebrail ve Mikâil de ölsünler.
    Bundan sonra Cenab-ı Allah Arş'ı konuşturur. Arş der ki:
    — Ya Rab, Cebraîl ve Mikâil ölüyorlar, öyle mi?
    — Sus. Ben ölümü, arşımın altında bulunan herkese yazdım. Dolayısıyla Cebrail ve Mikâil ölecektir.
    Bundan sonra ölüm meleği, güç ve kudret sahibi Allah'ın huzuruna gelerek der ki:
    — Ya Rab! Cebrail ve Mikâil öldüler. Ben ve Arş'ı taşıyan melekler hayatta kaldık.
    — Arşımı taşıyanlar da ölsünler.
    Arşı taşıyanlar da Ölürler. Yüce Allah arşa emir verir. Arş, Sûr'u İsrafil'den alır. Bundan sonra ölüm meleği, güç ve kuvvet sahibi Allah'ın huzu¬runa gelerek der ki:
    — Ya Rab, arşını taşıyan melekler de öldüler.
    — (Gerçi Allah kimin hayatta kaldığını daha iyi bilir ama yine de sorar) kim hayatta kaldı?
    — Ya Rab, ölümsüz ve dizi olan sen hayatta kaldın. Bir de ben kaldım. Sen bir sebepten dolayı yarattığım bir yaratığımsın. Sen de öl. Ölüm meleği de ölür. Artık geride sadece bir, kahr edici güce sahip, tek,
    her şey kendisine muhtaç olduğu halde kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan, doğurmayan, doğurulmayan, bir tek dengi dahi bulunmayan, ezeli ve ebedi olan gökleri ve yeri kitap gibi düzen, sonra yeri ve göğü yayan, ardısıra üç kez saran Allah kalır. "Sonsuz gücün sahibi benim" der. Bunu da üç kez söyler. Sonra kendi kendine "Bugün hükümranlık kimin?" diye sorar. Cevap veren olmaz. Sonra yine kendi kendine şu cevabı verir: "Kahredici güce sahib olan tek Allah'ındır." Yer ve gökler götürülüp yerlerine başka yer ve gökler getirilir. Bunları dümdüz biçimde yayar. Yeri Ukaz panayırmdaki deri gibi uzatıp serer. Oradan ne çukur ne de tümsek kalır. Sonra Cenab-ı Allah mahlukata bir ünleyişle ünler. Onlar eski hallerine dönerler. Toprağın bağrında olanlar bağrında; üstünde olanlar üstünde kalırlar sonra Cenab-ı Allah üzeri¬nize, arşın altıdakileri indirir. Sonra yağmur yağdırması için göğe emir verir de kırk gün müddetle yağmur yağdırır. Öyleki yaratıkların üstünde oniki zira' yüksekliğinde su birikir. Sonra Cenab-ı Allah cesedlere, bitki bitirmelerini emreder de cesedler bakla bitkisi gibi bitkiler bitirirler. Cesedleri tekâmül ettiğinde yüce Allah: "Cebrail ve Mikâil dirilsinler" der... Onlar dirilirler. Sonra Cenab-ı Allah ruhları çağırır da onlar gelirler; müslümanlann ruhları ışık saçar, diğerlerininkiyse saçmaz. Ruhların hepsini Allah kabzedip sûr'un içine atar. Sonra da ölülerin diriltilmeleri amacıyla sûr'a üflemesini isrâfile emreder. O üfleyince ruhlar arı gibi gelir, gökle yerin arasını doldururlar. Aziz ve Celil olan Allah: "Onur ve üstünlüğüm hakkı için her ruh, mutlaka bedenine dönsün" diye emreder. Bu buyruk üzerine bütün ruhlar, topraktaki bedenlerine girerler. Önce genizden içeri girip tıpkı zehirin ışınlan kimsenin içine yayılışı gibi bedene yayılırlar. Sonra üzerinizdeki (mezar) toprağı yarılır ve dışarı çıkarsınız. İlk çıkacak olanınız benim. Sonra hızla akın ederek Rabbinizin huzuruna varırsınız.
    "Gözleri dalgın dalgın çekirgeler gibi yayılmış, o çağırana koşarak ka¬birlerden çıkarlar. İnkarcılar: "Bu zorlu bir gündür" derler." (Kamer, 54/7-8.j
    Yalınayak, çıplak ve sünnetsiz halde bir yerde yetmiş sene kadar bekler¬siniz de size bakılmaz, hakkınızda hüküm verilmez. Göz yaşlarınız kuruyuncaya dek ağlarsınız. Sonra gözlerinizden kan akar. Gözyaşına ve kana batarsınız. Yaşlar ağzınıza ya da kulaklarınıza kadar çıkar.
    . Her ümmet, kitabına çağrılır. Onlara denir ki: "Bugün size, işlediğinizin karşılığı verilecektir." (Câsiyc, 45/28)
    Cenab-ı Allah çiftlerle insanlar dışındaki yaratıkları arasındaki davaları halleder. Yırtıcı hayvanlarla diğer hayvanlar arasındaki davaları hükme bağlar. Öyleki boynuzsuzun boynuzludaki hakkını alır. Bu işleri tamamladıktan ve hç birinin diğerinde hakkı kalmadıktan sonra bilcümle hayvanata: "Toprak olun" der. Bu durumu gören kâfir, "Keşke bende toprak olaydım" der. Bundan sonra Cenab-ı Allah, kullar arasındaki davalara bakar. İlk olarak kan davalarını ele alır. Allah yolunda öldürülenlerin tümü oraya gelirler. Öl¬dürülen (şehid) kimseye, gelmesini Allah emreder. O da şah damarlarından kan fışkırmakta olan kesik başını alıp gelir ve "Yarab! Bu beni niye öldürdü?" diye sorar. Cenab-ı Allah ta -öldürme sebebini çok iyi bildiği halde- öldürene, onu niçin öldürdüğünü sorar. O da; "Ya Rab, üstünlük senin olsun diye onu öldürdüm"der. Allah da ona, "Doğru söyledin" diye cevap verir ve yüzünü göklerin nuru gibi parlak kılar. Sonra melekler onu hemen cennete götürürler. Sonra bundan başka amaçlarla öldürülenler gelirler. Cenab-ı Allah, öldürülmüş olana emir verir; o da şah damarlarından kan fışkırmakta olan kesik başını alıp gelir ve: "Ya Rab, bu beni niye öldürdü?" diye sorar. Cenab-ı Allah onun öldürülme sebebini herkesten çok daha iyi bildiği halde, öldürene; onu niçin öldürdüğünü sorar. O da; "Ya Rab! Üstünlük benim olsun diye onu öldürdüm" diye cevap verir. Cenab-ı Allah ona "Kahr ol!" karşılığını verir.
    Bundan sonra her katile kısas uygulanır. Haksızlıklar telafi edilir. Zalimler, Allah'ın dilediği şekilde muamele görürler. Dilerse onlara azâb eder; dilerse merhamet eder. Bundan sonra Cenab-ı Allah, geride kalan diğer kulların davalarına bakar, kimsenin kimsede alacağı kalmaz, herkesin hakkını alıp sahibine verir, mazlumun zalimdeki hakkını alır. Öyle ki, süte su katmış olana da, sütünü halis kılmasını, katıksız hale getirmesini emreder. Cenab-ı Allah bu işleri bitirdikten sonra bir münadi, bütün mahlukata duyuracak bir sesle şöyle seslenir: "Herkes Allah'ı bırakıp da tapmış olduğu kendi tanrısı¬nın yanına gitsin!" Her kim Allah'tan başkasına tapmışsa, tapındığı o şey, karşısına dikilir. O gün meleklerden biri Uzeyr (a.s.)'nı; biri de İsâ (a.s.)'ın kılığına bürünüp ortaya çıkar. Yahudiler Üzeyr'in kılığmdaki meleğe; Hristiyanlar da İsa'nın kılığındaki meleğe tabi olurlar. Sonra tanrıları onları ate¬şe çağırır. Bu hususta yüce Allah şöyle buyurmuştur:
    "Eğer bunlar tanrı olsalardı cehenneme girmezlerdi. Hepsi orada temeli kalacaktır.1' (Enbiyâ, 21/99)
    Geride -aralarında münafıklar da olmak üzere- sadece müminler kalır. Cenab-ı Allah onları dilediği şekilde hesap yerine getirir. Onlara: "Ey insanlar! Herkes tanrısının yanına gitti. Siz de tanrınızın ve Allah'tan başka taptıklarınızın yanma gidin" der. Onlar da; "Yemin ederiz ki, bizim sadece Allah'ımız vardır. Dünyadayken O'ndan başkasına tapmazdık" diye cevap verirler. Bunun üzerine Cenab-ı Allah onları bir tarafa bırakır. Dilediği bir müddet böyle kalır. Sonra yine gelip onlara: "Ey insanlar! Herkes tanrısının yanına gitti. Siz de tanrınızın ve Allah'tan başka taptıklarınızın yanma gidin." der. Onlar da: "Yemin ederiz ki, bizim sadece Allah'ımız vardır. Dünyadayken O'ndan başkasına tapmazdık." diye cevap verirler.
    Bunun üzerine Cenab-ı Allah paçaları sıvar, O'nun, kendilerinin rableri olduğunu anlayacakları şekilde tecelli edip azametini onlara gösterir. Bu tecelli karşısında hepsi yüz üstü secdeye kapanırlar. Münafıklarsa enseleri yere gelecek şekilde düşerler. Cenab-ı Allah onların bellerini sığır boynuzu gibi yapar. Sonra izin verir... Başlarını secdeden kaldırırlar.
    Bundan sonra Cenab-ı Allah, cehennemin iki yakası arasına kıldan ince ve kılıçtan keskince, sırat köprüsünü kurar. Sıratın üzerinde çengeller, sivri demirler ve hurma dikeni gibi dikenler vardır. Sıratın alt tarafında kaygan bir köprü vardır. Oradan bir göz açıp kırpacak veya şimşek çakacak veya rüzgar esecek veya rahvan atla koşacak yahut koşucu bir adamın koşarak geçebileceği kadar kısa bir zamanda geçerler. Kimi salimen kurtulur. Kimi tırmalanarak kurtulur. Kimi de yüzüstü cehenneme atılır.
    Cehennemlikler cehenneme düştüklerinde Rabbinin yaratıklarından amelleri kendilerini helak etmiş bir gurup insan ateşe düşer. Ateş, kiminin ayaklarının üst tarafına geçmez. Sadece ayaklarını tutar. Kimini böğürlerine kadar tutar. Kiminin cesedinin tümünü tutar. Yalnız yüzü dışarda kalır. Allah, onun boynunu ateşe haram kılar. Ben: "Ya Râb! Ümmetimden ateşe düşünlere beni şefaatçi kıl." derim. Aziz ve Celil olan Allah: "Tanıdıklarınızı beşten çıkarın" diye emreder. Onlar, bir taneleri dahi içeride kalmıyacak şekilde ateşten çıkarlar. Sonra Cehab-ı Allah, şefaatte bulunmama izin verir. Şefaat etmeyen bir peygamber ve şehid kalmaz, hepsi şefaat ederler. Aziz ve Celil olan Allah: "Kalbinde bir dinar ağırlığınca imân bulunan her kimi bulursanız, onu da ateşten çıkarın" diye emreder. Boyleleri de bir taneleri dahi içeride kalmamacasına dışarı çıkarılırlar. Sonra Cenab-ı Allah şefaati kabul buyurup, "kalbinde bir dinarın üçte ikisi ağırlığınca imân bulunan kimseleri de, üçte bir dinar ağırlığınca imân bulunan kimseleri de, bir kırat ağırlığınca imân bulunan kimseleri de, bir hardal tanesi ağırlığınca imân bulunan kimseleri de ateşten çıkarın." diye emreder. Bunlar, içeride bir taneleri dahi kalmamacasına ateşten çıkarılırlar. Öyleki, Allah rızası için sadece bir hayır işlemiş olan kimse de ateşte kalmaz. Hatta kendisi için şefaat edilmeyen ve hakkında yapılan şefaatin kabul edilmediği bir kimse kalmaz. Allah'ın rahmetini gördükten sonra kendisi için de şefaat edileceği ümidiyle İblis dahi ayakları üstüne dikilecek boyunu uzatıp kendini gösterir. Bundan sonra Cenab-ı Allah: "Merhamet edicilerin en fazla merhametlisi ben ve ben kaldım." der. Elini cehenneme sokar. Oradan sayısını ancak kendisinin bildiği miktarda insanı çıkarır. Taneleri andıran bu insanları Hayvan nehri denen bir nehire savurur. Bunlar sel sularının getirdiğ çer çöp arasındaki taneler gibi biterler. Güneşe bakan tarafları yeşil, gölgede kalan taraflarıysa sarı olur. Biter ve inci taneleri gibi olurlar. Boyunlarına: "Bunlar, Rahmanın azâd ettiği cehennemliklerdir" ibaresi yazılır. Cennetlikler onları bu yazıdan tanırlar. Asla hayır işlemedikleri halde bunlar da cennette kalırlar."[91]




    Kaynak..EL BİDAYE VEN-NİHAYE İBNİ KESİR
    Bu mesaj en son " 20.03.10 " tarihinde saat 22:48 itibariyle EL-TURUK tarafından düzenlenmiştir...

  2. #2
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    23-11-2008
    Mesajlar
    5,663
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    0
    Bu yaziyi bir psikiyatrise goturelim ve diyelim ki ;"Ya doktor bey benim bir kardesim var ,evde kendi kendine bunlari soyleyip yaziyor" eger bir randevu verirseniz ,tedavi icin size getirmek istiyorum.Diyecegi tek sey ;
    "Aman kardesim sen bunu direk bakirkoye gotur,benim buna mudahale sansim olmaz"

    .

  3. #3
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    07-03-2008
    Mesajlar
    6,249
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    0
    Bölüm 2

    "Kıyamet gününden önce altı alâmet görülecektir. İnsanlar çarşılarındayken aniden güneş kararır. Onlar bu haldeyken dağlar da yerin üzerine düşerler. Yer sarsılıp hareket eder, her taraf karışır; panikten ötürü cinler insanlara; insanlar da cinlere kaçıp sığınırlar. Binekler, hayvanlar, canavarlar ve kuşlar bir araya gelip birbirlerine karışırlar. Yabani hayvanlar bir araya toplanır ve harekete geçerler. "Doğurması yaklaşmış develer başı boş bırakıldığı zaman" sahipleri onları ihmal ederler. "Denizler kaynaştırıldığı zaman" cinler insanlara "Biz size haber vereceğiz. Denize gelin" diyecekler. İnsanlar oraya vardıklarında denizin alevlenmekte olan bir ateş olduğunu görürler. Onlar bu haldeyken yer öyle bir çatlayıp yarılır ki, çatlağın bir ucu yedinci yer tabakasına kadar iner; diğer ucu da yedinci gök tabakasına uzanır. Onlar bu haldeyken bir rüzgâr gelip onları öldürür."


    Kıyamet günü mezarından çıkan ölüler Allahın huzuruna üç yolla getirilecektir.

    İnsanlar Kıyamet Gününde Üç Sınıf Hafinde Haşredilecektir:

    İmam Ahmed b. Hanbel... Ebû Hüreyre'den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    "Kıyamet gününde insanlar üç sınıf halinde hasredilirler. Bir sınıf yaya, bir sınıf süvari, bir sınıf da yüzüstü haşr edilir."
    "Ey Allah'ın Rasûlü, onlar yüzüstü nasıl yürüyecekler?" diye sorduklarında Rasûlullah (s.a.v.) şöyle cevap verdi: "Onları ayakları üstünde yürüten, yüzüstü yürütmeye de kadirdir. Yalnız onlar (bu halde giderlerken) yüzlerini tümseklerden ve dikenlerden sakınırlar." [100

    Müsned adlı eserinde İmam Ahmed b. Hanbel... İbn Humeyele el-Ku-Şeyri'den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "İnsanlar yayalar ve süvariler olarak şurada (Rasûlullah böyle derken eliyle Şam tarafını gösterdi.) haşredileceklerdir. (Kimi de) ağızlarına tıkaç konmuş olarak yüz üstü sürünerek Allah'a arzedilirler."

    Yine Sûr hadisinde anlatılmıştı ki; korku ve panik üflemesiyle, göktekilerle yerdekilerin düşüp ölmelerine neden olacak üfleme arasında insanlar uzun bir süre bu korkulu halleri müşahede edecekler; bu sebeple de -Allah'ın diledikleri hariç göktekilerle yerdeki insanlar, cinler ve meleklerin tümü öleceklerdir. Kimileri bu hariç tutulanların Arşı taşıyan melekler olduğunu, kimi Cebrail olduğunu, kimi Mikâil olduğunu, kimi İsrafil olduğunu, kimi şehidler olduğunu, kimi de başkaları olduğunu söylemişlerdir. Yüce Allah buyurmuş ki: "Sûr'a üflenince, Allah'ın dilediği bir yana, göklerde olanlar, yerde olanlar hepsi düşüp ölür. Sonra sûra bir daha üflenince hemen ayağa kalkıp bakışır dururlar." (Zümer, 39/68)
    "Sûr'a bir üfürüş üfürüldüğü, yer ve dağlar kaldırılıp bir vuruşla birbiri¬ne çarpıldığı zaman, işte o gün olacak olur. Kıyamet kopar. Gök yarılır; O gün düzeni bozulur. Melekler onun çevresindedirler. O gün Rabbinin arşını onlardan başka sekiz tanesi yüklenir. Ey insanlar! O gün siz huzura alınırsınız. Hiç bir şeyiniz gizli kalmaz." (Hakka. 69/13-18)
    Sûr hadisinde şöyle denmişti:
    "Cenab-ı Allah, İsrafil'e: "Herkesi düşürüp öldürecek üflemeyi yap" der. Bu emri alan İsrafil üfler ve bu nedenle göktekilerle yerdekilerin Allah'ın diledikleri dışında- tümü düşüp ölür. Cenab-ı Allah, ölüm meleğine kimin sağ kaldığını kendisi daha iyi bildiği halde-: "Kim sağ kaldı?" diye sorar. O da şu cevabı verir: "Diri ve ölümsüz olan sağ kaldın. Arş'ını taşıyan meleklerle Cebrail ve Mikâil sağ kaldılar." Cenab-ı Allah ona, Cebrail ile Mikâil'in ruhlarını kabzetmesini emreder. Sonra da Arş'ı taşıyanların ruhlarını kabzetmesini emreder. En sonunda Azrail'e de ölmesini emreder. Azrail, yaratıkların en son ölenidir." [107]
    Ebubekir b. Ebi'd-Dünyâ... Ebû Hüreyre'den rivayet etti ki; peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Doğrusu Cenab-ı Allah, ölüm meleğine şöyle buyurur: Sen de yaratıklarımdan birisin. Uygun gördüğüm bir sebepten dolayı seni yaratmıştım. Öl ve sonra da hiç dirilme." [108]
    Muhammed b. Kâ'b dedi ki: Cenab-ı Allah ona: "Öyle bir ölümle öl ki, sonra hiç dirilme!" dediğinde O, öyle bir çığlık atacak ki; o çığlığı göktekiler ve yerdekiler duyacak olsalar, korkudan mutlaka ölürler."
    Ben derim ki: "Öyle bir öl ki, artık hiç dirilme." Bu Azrail'in ölümün¬den sonra artık bir ölüm meleği olmayacaktır. Çünkü sahih hadiste de sabit olduğu gibi o günden sonra artık ölüm olmayacaktır. Sözünü ettiğimiz Sahih'deki hadiste şöyle buyurulmuştur:
    "Ölüm, kıyamet gününde alaca bir koç suretinde getirilip cennetle cehennem arasında boğazlanacak, sonra da şöyle denilecektir: Ey Cehennemlikler! Orada ebedi kalın; size ölüm de yoktur. Ey cennetlikler! Orada ebedi kalın; size ölüm de yoktur."[109]
    . Ölüm meleği Azrail fânidir. Ölecek, ondan sonra da hiç ölüm meleği olmayacaktır.


    Terazinin Kurulması, Allah'ın Hesap Sorması, Cennet Ve Cehenem

    "Kıyamet günü doğru teraziler kurarız. Hiç bir kimse hiç bir haksızlığa uğratılmaz. Hardal tanesi kadar olsa bile yapılanı ortaya koyarız. Hesab gören olarak biz yeteriz." (Enbiyâ, 21/47)
    Yüce Allah buyurdu ki:
    "Cehennem aleviendirildiği zaman; cennet yaklaştınldığı zaman; insanoğlu önceden ne hazırladığını görecektir."

    Cehennemden Bir Göz Çıkacak, Mahşerde Duran İnsanlara Bakacaktır:

    Yüce Allah buyurdu ki:
    "O gün, cehennem ortaya konur. O gün İnsan öğüt almaya çalışır. Ama artık öğütten ona ne?" (Fecr, 89/23)
    Müslim... Abdullah b. Mes'ud'dan rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    "O günde cehennem getirilir. (O zaman da) yetmiş bin yuları olacak ve her yularının yanında da yetmiş bin melek bulunacaktır. Melekler (bu yularlardan tutarak) cehennemi çekip getireceklerdir." [365]

    "Bu ateş, onları uzak bir yerden görünce, onun kaynamasını dar bir yerden atıldıkları zaman orada yok olup gitmeyi isterler. "Bir kere yok olmayı değil, bir çok defa yok olmayı isteyin" denir." (Furkân, 25/12-14**
    Şa'bî dedi ki: "Bu ateş, onları uzak bir yerden görünce, onun kaynamasını ve uğultusunu işjtirler." Evet, cehennem, Allah'a ortak koşan ve O'ndan başkasına da tanrı diye tapan kimselere olan öfke ve kızgınlığından ötürü kaynayıp şiddetle uğuldar

    Abdürrezzak... Mücahid'den rivayet etti ki; Ubeyd b. Umeyr şöyle demiştir:
    "Şüphesiz, cehennem öyle şiddetle uğuldayacak ki, bütün melekler ve peygamberler, eklemleri titreyerek yere kapanacak, İbrahim peygamber bile dizleri üstüne çömelerek, "Ya Rab! Bugün senden sadece kendi nefsimi (bağışlamanı) istiyorum" diyecektir." Sûr hadisinde de değinildiği gibi bundan sonra cehennemden karanlık saçıcı bir boyun uyanıp çıkacak ve şu âyet-i kerimeyi okuyacaktır: "Ey insanoğulları! Ben size, şeytana tapmayın, o sizin için apaçık bir düşmandır. Bana kulluk edin. Bu doğru yoldur, diye bildirmedim mi?



    Cehennemin Ve Oradaki Elemli Azabın Niteliği:



    Yüce Allah kendi rahmetiyle bizi oradan korusun. Doğrusu O, cömert ve âlicenaptır. Şöyle buyurmuştur: "Yapamazsanız ki yapamıyacaksınız- o takdirde, inkâr edenler için hazırlanan ve yakıtı insanlarla taşlar olan ateşten sa-kmin." (Bakara, 2/24)
    "İşte, Allah'ın, meleklerin, insanların hepsinin laneti onlaradır." (Bakara, 2/161)
    "Onlar doğruluk yerine sapıklığı, mağfiret yerine azabı alanlardır. Ateşe ne kadar da dayanıklıdırlar!" (Bakara, 2/175)
    "Doğrusu inkâr edip, inkarcı olarak ölenlerin hiçbirinden, yeryüzünü dolduracak kadar altını fidye vermiş olsa bile, bu kabul edilmeyecektir. İşte elem verici azâb onlaradır. Onların hiç yardımcıları da yoktur." (âli imrân, 3/9D
    "Doğrusu, âyetlerimizi inkâr edenleri ateşe sokacağız. Derilerinin her yanışında, azabı tatmaları için onları başka derilerle değiştireceğiz. Allah güçlüdür, Hakimdir." (Nisa, 4/56)
    "İnkâr edenleri ve zâlimleri Allah şüphesiz bağışlamaz. Onları içinde temelli ve ebediyyen kalacakları cehennem yolundan başka bir yola eriştirmez. Bu, Allah'a kolaydır." (Nisa, 4/168-169)
    "Doğrusu, yeryüzünde olan bütün şeyler ve onların bir katı daha kâfirlerin olsa da, kıyamet gününün azabından kurtulmak için fidye verseler kabul edilmez. Onlara elem verici azâb vardır. Ateşten çıkmak isterler; çıkamazlar. Onlara sürekli azâb vardır." (Mâide, 5/36-37)
    "Doğrusu âyetlerimizi yalan sayıp, onlara karşı büyüklük taslayanlara göğün kapıları açılmaz. Deve iğnenin deliğinden geçmedikçe cennete de giremezler. Suçluları böyle cezalandırırız. Onlar için cehennemden bir yatak ve üstlerine de örtülür vardır. Zâlimleri böyle cezalandırırız." (A'râf, 7/40-41)
    "Sıcakta savaşa çıkmayın" dediler. De ki: "Cehennem ateşi daha sıcak¬tır" Keski buseydiler! Yaptıklarının cezası olarak, bundan böyle az gülsünler, çok ağlasınlar." (Tevbe, 9/81-82)
    "İnkârlarına karşılık, onlara çetin azabı tattıracağız." (Yunus, 10/7) "Onlar orada ah edip inlerler. Rabbinin dilemesi bir yana, gökler ve yer durdukça, orada temelli kalacaklardır. Rabbin, şüphesiz, her istediğini ya¬par." (HÛd, 11/106-107)
    "Biz onları kıyamet günü yüzü koyun, körler, dilsizler ve sağırlar oarak hasrederiz. Varacakları yer cehennemdir. Onun ateşi ne zaman sönmeye yüz-tutsa hemen alevini artırırız." (isrâ, 17/97)
    "İşte Rableri hakkında tartışmaya giren iki taraf: O'nu inkâr edenlere, ateşten elbiseler kesilmiştir. Başlarına da kaynar su dökülür de bununla ka-rınlarındaküer ve deriler eritilir. Demir topuzlar da onlar içindir. Orada uğradıkan gamdan ne zaman çıkmak isteseler, her defasında oraya geri çevrilir¬ler. "Yakıcı azabı tadın" denir." (Hacc, 22/19-22)
    "Tartıları ağır gelenler, işte onlar kurtuluşa ermiş olanlardır. Tartılan hafif gelenler, işte onlar, kendilerine yazık edendir; cehennemde temellidirler. Ateş onların yüzlerini yalar; dişleri sırıtıp kalır. Allah: "Âyetlerinin size okunurken onları yalanlıyordunuz değil mi?" der. Şöyle derler: "Rabbimiz! Bizi bedbahtlığımız yenmişti. Sapık bir millet olmuştuk. Rabbimiz! Bizi buradan çıkar. Tekrar günaha dönersek, doğrusu zulmetmiş oluruz." Allah: "Sinin orada! Benimle konuşmayın. Kullarımdan bir topluluk: 'Rabbimiz! inandık. Artık bizi bağışla. Bize acı...' diyordu"der." (Mü'minûn, 23/102-109)
    "Zâten onlar, kıyamet saatini de yalanladılar. O saatin geleceğini yalanlayanlara çılgın alevli bir ateş hazırlanıl sızdır. Bu ateş, onlara uzak bir yerden gözükünce, onun kaynamasını ve uğultusunu işitirler. Elleri boyunlarına bağlanarak dar bir yerden atıldıkları zaman, orada yok olup gitmeyi isterler. "Bir kere yok olmayı değil, bir çok defa yok olmayı isteyin" denir." (Furkân. 25/11-14)
    "Onlar, azgınlar ve İblisin adamları, hepsi, tepetakla oraya atılırlar. Orada putlarıyla çekişerek: "Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik. Çünkü biz sizi âlemlerin rabbine eşit tutmuştuk. Bizi saptıranlar ancak suçlulardır. Şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz yoktur. Keski geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak" derer. Bunda şüphesiz bir ders vardır, ama çoğu inanmamıştır. Rabbin şüphesiz güçlüdür, merhametlidir." (Şuârâ, 26/94-104)
    "Kötü azâb işte bunlaradır. Ahirette en çok kayba uğrayacaklar da bunlardır." (Nahl, 16/5)
    "Onları az bir süre geçindiririz. Sonra da ağır bir azaba sürükleriz." (Lok¬man. 31/24)
    "Ama yoldan çıkanların, işte onların varacağı yer ateştir. Oradan çıkmak isteyişlerinin her defasında geri çevrilirler ve onlara: "Yalanlayıp durduğu¬nuz ateşin azabını tadın" denir. Belki yollarından dönerler diye and olsun onlara büyük azâbdan önce dünyâ azabından tattırırız." (Secde, 32/20-21)
    "Allah şüphesiz, inkarcılara Iânet etmiş ve onlara -içinde sonsuz olarak temelli kalacakları çılgın alevli cehennemi hazırlamıştır. Onlar bir dost ve yardımcı bulamazlar. Yüzleri ateşte çevrildiği gün: "Keski Allah'a itaat etseydik; keski peygambere itaat etseydik!" derler. "Rabbimiz! Biz yöneticilerimize ve büyüklerimize itaat etmiştik. Fakat onlar bizi yoldan saptırdılar. Rabbimiz! Onlara iki kat azâb ver. Onları büyük bir lanete uğrat!" derler." (Ahzâb, 33/64-68)
    "İnkâr edenlere cehennem ateşi vardır. Ölümlerine hükmedilmez ki ölsünler. Kendilerinden cehennemin azabı da hafifletilmez. Her inkarcıyı böylece cezalandırırız. Orada: "Rabbimiz! Bizi çıkar; yaptığımızdan başka, yararlı iş işleyelim" diye bağinşırlar. O zaman onlara şöyle deriz: "Öğüt alacak kişinin öğüt aabileceği kaar bir süre sizi yaşatmadık mı? Size uyarıcı da gelmişti. Artık azabı tadınız. Zâlimlerin yardımcısı olmaz." (Fâör, 35/36-37)
    "İşte bu, size söz verilen cehennemdir. Bu gün, inkarcılığınıza karşılık oraya girin. İşte o gün ağızlarını mühürleriz. Bizimle elleri konuşur; ayakları da yaptıklarına şâhidlik eder. Dilesek; gözlerini kör ederdik de yol bulmaya çalışırlardı. Nasıl görebilirlerdi? Dilesek, onları oldukları yerde dondururduk da, ne ileri gidebilirler ve ne de geri dönebilirlerdi." (Yasin, 36/63-67)
    "Zulmedenleri, onlarla işbirliği edenleri ve Allah'ı bırakıp da taptıklarını derleyin. Onları cehennem yoluna koyun. Onları durdurun. Çünkü kendilerinden daha da sorulacaktır." Şöyle sorulur: "Size ne oldu ki, birbirinizle yardımlaşmıyorsunuz?" (Saffet, 37/22-25)
    "Bu böyle; ama azgınlara kötü bir gelecek vardır. Cehenneme girerler. Ne kötü bir konaktır! işte bu kaynar su ve irindir. Artık onu tatsınlar. Bunlara benzer daha başkaları da vardır. İnkarcıların ileri gelenlerine: "İşte bu topluluk sizinle beraber gerçeğe karşı göğüs gerenlerdir. Behemehal ateşe gire¬ceklerdir." denir. "Onlar rahat yüzü görmesin" derler. Toplulukta bulunanlar ise: "Hayır, asıl siz rahat yüzü görmeyin. Bizi buraya süren sizsiniz. Ne kötü bir duraktır!" derler. "Rabbimiz! Bizi buraya kim sürdüyse ateşte onun azabını kat kat artır." derler. Şöyle derler: "Kendilerini dünyada iken, kötü saydığımız kimseleri burada niçin görmüyoruz? Onları alaya alırdık. Yoksa şimdi gözlere görünmezler mi?" İşte cehennemliklerin bu şekilde tartışması gerçektir." (Sâd. 38/55-64)
    "İnkâr edener, bölük bölük cehenneme sürülür. Oraya vardıklarında ka¬nıları açılır. Bekçileri onlara: "Size içinizden rabbinizin âyetlerini okuyan ve bugüne kavuşacağınızı ihtar eden peygamberler gelmedi mi?" derler. "Evet seldi" derler. Lâkin azâb sözü, inkarcıların aleyhine gerçekleşir. Onlara: "Temelli kalacağınız cehennemin kapılarından girin. Böbürlenenlerin durağı ne kötüdür!" denir." (Zümer, 39/71-72)
    "Ama inkâr edenlere, "Allah'ın gazabı, sizin birbirinize olan öfkenizden daha büyüktür. İmana çağırıldığınızda inkâr ederdiniz" diye seslenilir. Onlar: "Rabbimiz! Bizi iki defa öldürdün. İki defa dirilttin. Biz de suçlarımızı itiraf ettik. Bir daha çıkmaya yol var mıdır?" derler. Onlara: "Yalnız Allah'a çağı¬rıldığı zaman inkâr ederdiniz de, O'na eş koşulunca inanırdınız. Bugün hü¬küm yüce Allah'ındır" denir." {Mümin. 40/10-12)
    "Allah o adamı, kurmak istedikleri tuzaktan korudu. Kötü azâb, fira-vun'un adamlarını sardı. Onlar, sabah akşam ateşe sunulurlar. Kıyamet çattığı gün, "Firavun'in adamlarını azabın en ağırına sokun" denir. Ateşin içinde birbirleriyle tartışırlarken, güçsüzler, büyüklük taslayanlara: "Doğrusu biz size uymuştuk. Şimdi ateşin bir parçasını olsun bizden savabilir misiniz?" derler. Büyüklük taslayanlar: "Doğrusu hepimiz onun içindeyiz. Allah, kullar arasında şüphesiz hüküm vermiştir" derler. Ateşte olanlar, cehennemin bekçilerine: "Rabbinize yalvarın da hiç değilse bir gün azabımızı hafifletsin"derer. Bekçiler: "Size, belgelerle peygamberlerimiz gelmemiş miydi?" derler. Onlar da: "Evet, gelmişti" derler. Bekçiler: "O halde kendiniz yalvarın" derler. İnkarcıların yalvarışı şüphesiz boşunadır. Doğrusu biz peygamberlerimize ve inananlara dünya hayatında ve şâhidlerin şâhidlik edecekleri günde yardım ederiz. O gün zâlimlere, özür beyan etmeleri fayda vermez. Lanet onlaradır. Yurdun kötüsü de onlaradır." (Mümin, 40/45-52)
    "Kitabı ve peygamberlerimize gönderdiklerimizi yalanlayanlar elbette bileceklerdir. Boyunlarında halkalar ve zincirler olarak kaynar suya sürülür, sonra ateşte yakılırlar. Sonra onlara: "Allah'ı bırakıp da koştuğunuz ortaklar nerede?" denir. "Bizden uzaklaştılar; hayır biz zâten önceleri hiç bir şeye kulluk etmiyorduk" derler. İşte Allah inkarcıları böyle saptırır. Onlara: "İşte bu, yeryüzünde haksız yere şımarmanız ve böbürlenmenizden ötürüdür. Temelli kalacağınız cehenneme, kapılarından girin" denir. Büyüklenenlerin durağı ne kötüdür!" (Mümin, 40/70-76)
    "İşte Rabbinizi böyle sanmanız sizi mahvetti de hüsrana uğrayanlardan oldunuz. İster sabretsinler ister etmesinler, onların durağı ateştir. Hoştutulmalarını isteseler de artık hoş tutulmazlar. Onların yanına bir takım yardakçılar koyarız da geçmişlerini geleceklerini onlara güzel gösterirler. Verilen söz, gerek cinlerden ve gerekse insanlardan, gelip geçmiş ümmetler içinde, onların aeyhine gerçekeşmiştir. Doğrusu onlar hüsranda idiler. İnkâr edenler: "Bu Kur'ân'ı dinlemeyin. Okunurken gürültü yapmayın; belki bastırırsınız" dediler. İnkâr edenlere çetin bip azabı tattıracağız. İşledikleri en kötü işlere karşılık, onların cezasını vereceğiz. İşte böyle, Allah'ın düşmanlarının cezası ateştir. Ayetlerimizi bile bile inkâr etmeleri karşılığı, orası onların temelli kalacakları yerdir. İnkâr edenler: "Rabbimiz! Cinlerden ve insanlardan, bizi saptıranları göster. Onları ayaklarımızın altına alalım da en altta kalanlardan olsunlar" derler." (Fussilet, 41/23-29)
    "Doğrusu suçlular, temelli kalacakları cehennemin azabı içindedirler. Azaba hiç ara verilmez. Onlar orada tamamen umutsuzdurlar. Biz onlara zulmetmedik. Ama onlar zâlim kimselerdi. Cehennemde şöyle seslenirler: "Ey nöbetçi! Rabbin hiç değilse canımızı alsın." Nöbetçi: "Siz böyle kalacaksınız" der. Andolsun ki, size gerçeği getirdik. Fakat çoğunuz gerçeği sevmiyorsunuz." (Zııhruf, 43/74-78)
    "Doğrusu günahkârların yiyeceği, zakkum ağacıdır. Karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan erimiş maden gibidir. "Sucuyu yakalayın. Cehen¬nemin ortasına sürükleyin. Sonra başına azâb olarak kaynar su dökün" de¬nir. Sonra ona: "Tad bakalım, hani şerefli olan, değerli olan yalnız sendin. İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir" denir." (Duhân, 44/43-50)
    "Allah'a karşı gelmekten sakınanlara söz verilen cennet şöyledir: Orada temiz su ırmakları, tadı bozulmayan süt ırmakları, içenlere zevk veren şarap ırmakları, süzme bal ırmakları vardır. Onlara orada her türlü ürün ve Rablerinden mağfiret vardır. Bunların durumu, ateşte temelli kalan ve bağırsaklarım parça parça edecek kaynar su içirilen kimselerin durumu gibi olur mu?" (Muhammed, 47/15)
    "O gün cehenneme; "Doldun mu?" deriz. O: "Daha var mı?" der." (Kâf, 50/30)
    "Cehennem ateşine itildikçe itildikleri gün, onlara: "İşte yalanlayıp dur¬duğunuz ateş budur. Bu bir büyümüdür, yoksa hala görmez misiniz? Girin oraya. Sabr etseniz de etmeseniz de artık birdir. Ancak işlediklerinizin karşı¬lığını görüyorsunuz" denir." (Tûr, 52/13-16)
    "Kıyamet, onların azâb ile vâdedildikleri gündür. O ne korkunç bir gündür, ne acı bir gündür! Doğrusu suçlular sapıklık ve çılgınlık içindedirler. Ateşe yüz üstü sürüldükleri gün, onlara: "Cehennemin dokunan azabını tadın" denir. Şüphesiz biz her şeyi bir ölçüye göre yaşatmışızdır." (Kamer, 54/46-50)
    "Suçlular simalarından tanınırlarda, perçemlerinden ve ayaklarından yakalanırlar, Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız? İşte suçluların yalanladıkları cehennem budur. Onlar, cehennem ateşiyle kaynarsu arasında dolaşır dururlar. Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?" (Rahman, 55/41-45)
    "Defterleri soldan verilenler; ne yazık o solculara! İnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, seriniği ve hoşluğu olmayan kara bir duma¬nın gölgesinde bulunurlar. Çünkü onlar, bundan önce dünyada nimet içinde bulunurlarken büyük günah işlemekte direnir dururlardı. Şöyle söylerlerdi: "Öldüğümüzde, toprak ve kemik yığını olduğumuzda mı, biz mi tekrar diri¬leceğiz? Önce gelip geçmiş babalarımız mı?" (Vâfcta, 56/41-48)
    "Bu gün sizden ve inkâr edenlerden fidye kabul edilmez. Varacağınız yer ateştir. Lâyığınız orasıdır. Ne kötü bir dönüştür!" (Hadid, 57/15)
    "Ey inananlar! Kendinizi ve çoluk çocuğunuzu cehennem ateşinden koruyun. Onun yakıtı, insanlar ve taşlardır. Görevlileri, Alah'ın kendilerine verdiği emirlere baş kaldırmayan, kendilerine buyurulanları yerine getiren pek haşîn meeklerdir." (Tahrîm, 66/6)
    "Rablerini inkâr eden kimseler için cehennem azabı vardır. Ne kötü bir dönüştür! Oraya atıldıkları zaman, onun kaynarken çıkardığı uğultuyu işitirler. Nerede ise öfkesinden paralanacak! İçine her bir topluluğun atılmasında, bakçileri onlara: "Size bir uyarıcı gelmemiş miydi?" diye sorarlar. Onlar: "Evet, doğrusu bize bir uyarıcı geldi. Fakat biz yalanladık ve 'Allah hiç bir şey indirmemiştir. Siz büyük bir sapıklık içindesiniz' demiştik" derler. "Eğer kulak vermiş veya akletmiş olsaydık, çılgın alevli cehennemikler içinde ol¬mazdık" derler. Böylece günahlarını itiraf ederler. Çıgm alevli cehennemlik¬ler yok olsunlar!" (Mülk, 67/6-ii)
    "İşte azâb böyledir. Ama ahiret azabı daha büyüktür; keski bilseler!" (Kalem, 68/33)
    "Fakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keski bana verilmeseydi; keski hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keski son bulmuş olsaydı. Malım bana fayda vermedi. Gücüm de kalmadı." der. İlgililere şöyle buyurulur: "Onu alın bağlayın. Sonra cehenneme yaslayın. Sonra onu boyu yetmiş arşın olan zincire vurun. Çünkü o, yüce Allah'a inanmazdı. Yoksulun yiyeceği ile ilgilenmezdi. Bu sebeple bu gün burada bu gün onun bir acıyanı yoktur. Günahkârların yiyeceği olan kanlı irinden başka bir yiye¬ceği de yoktur." (Hakka, 69/25-37)
    "Suçlu kimse o günün azabından kurtulmak için oğullarını, ailesini, kardeşini, kendisini barındırmış olan sülalesini ve yeryüzünde bulunan herkesi feda etmek ve böylece kendisini kurtarmak ister. Hayır, olmaz... Orada sırtını çevirip yüz geri edeni, malını toplayıp kimseye hakkım vermeden saklayanı çağıran, deriyi soyup kavuran alevli ateş vardır." (Meâric, 70/11-18)
    "İşte bu adamı yakıcı bir ateşe yaslıyacağım. Yakıcı ateşin ne olduğunu sen nereden bilirsin? O ne geri bırakır, ne de azâbdan vazgeçer. İnsanın derisini kavurur. Orada andolsun bekçi vardır. Cehennemin bekçilerini yalnız meleklerden kılmışızdır. Sayılarını bildirmekle de, ancak inkâr edenlerin de¬nenmesini ve kendilerine kitab verilenlerin kesin bilgi edinmesini ve inananların da imanlarının artmasını sağladık. Kendilerine kitâb verilenler ve inananlar şüpheye düşmesinler, Kalblerinde hastalık bulunanlar ve inkarcılar: "Allah bu misâlle neyi murâd etti?" desinler. İşte Allah, böylece dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola eriştirir. Rabbinin ordularını kendisinden başkası bilmez. Bu, insanoğluna bir öğütten ibarettir." (Müddessir, 74/26-31)
    "Herkes kazancına bağlı bir rehindir. Ancak defteri sağdan verilenler böyle değildir. Onlar cennettedirler. Suçlulara: "Sizi bu yakıcı ateşe sürükleyen nedir?" diye sorarlar. Onlar derler ki: "Namaz kılanlardan değildik. Düşkün kimseyi doyurmuyorduk. Bâtıla dalanarla biz de dalardık. Ceza gününü yalanlardık. Ölüm bize o haldeyken geldi." Artık onlara, şefaatçilerin şefaati fayda vermez. Öyleyken, bunlara ne oluyor ki, öğütten yüz çeviriyorlar?" (Müddessir, 74/38-49)
    "Doğrusu inkarcılar için zincirler, demir halkalar ve çılgın alevli cehennem hazırladık." (İnsan, 76/4)
    "İnkarcılara o gün şöyle denir; "Yalanlayıp durduğunuz şeye gidin. Gölge yapmayan ve ateşten de korumayan cehennem dumanının üç kollu gölgesine gidin. O gölgenin saçtığı her bir kıvılcım sanki birer san devedir. Konak gibi de büyüktür. Yalanlamış olanların o gün vay haline!" (Mürselât, 77/29-34) "Cehennem, yalnız azgınları bekleyen yerdir. Dönecekleri yer orasıdır. Orada sonsuz kalacaklardır. Orada serinlik bulamayacaklar; işlediklerine uygun olan kaynar su ve irin dışında bir içecek tadamıyacaklardır. Çünkü onlar, hesaba çekileceklerim ummazlardı. Âyetlerimizi hep yalan sayıp dururlardı. Biz de her şeyi yapıp saymışızdır. Şöyıe deriz: "Artık tadınız. Bundan böyle size azâbdan başka bir şey artırmayız." Doğrusu, Allah'a karşı gelmek¬ten sakınanlara kurtuluş, bahçeler, bağlar, göğüsleri tomurcuklanmış yaşıt kızlar ve dolu kadehler vardır," (Nebe', 78/21-34)
    "Sakının; Allah'ın buyruğundan dışarı çıkanlar, muhakkak siccin adlı defterde yazılıdır. Siccîn'in ne olduğunu sen nereden bilirsin? O, yazılmış bir kitabdır. Yalanlayanların o gün vay haline!" (Muttafiffîn, 83/7-1 D)
    "Sizi alevler saçan ateşle uyardım. Oraya, yalanlayıp yüz çevirmiş olan o en azgından başkası yaslanmaz." (Leyi, 92/14-16)
    "Rabbine suçlu olarak gelen, bilsin ki; cehennem onun içindir. Orada ne öür, ne yaşar." (Tâ-Hâ, 20/74)
    "O gün bir takım yüzler zillete bürünmüştür. Zor işler altında bitkin düşmüştür. Yakıcı ateşe yaslanırlar. Kızgın bir kaynaktan içirilirler. Semirtmeyen, açlığı gidermeyen kötü kokulu bir dikenden başka yiyecekleri yoktur."
    (Ğaşiye, 88/2-7)
    "Ama yer çarpılıp paralandığı zaman; meerler sırı sıra dizilip rabbinin buyruğu gelince, O gün, cehennem ortaya konur. O gün insan öğüt almaya çalışır ama artık öğütten ona ne? "Keski bu hayatım için önceden bir şey yapsaymışım der. O gün hiç kimse, Allah'ın azâb ettiği gibi azâb edemez. Hiç omse O'nun vurduğu bağ gibisini bağlayamaz." {Fecr, 89/21-26)
    "Ayetlerimizi inkâr edenler, işte onlar amel defterleri sollarından veri-enlerdir. Onlar her yönden ateşle kapatılacaklardır." (Beled, 90/19-20)
    "Mal toplayarak onu tekrar tekrar sayan, diliyle çekiştirip alay eden kimsenin vay haline! Malının kendisini ölümsüz kılacağını sanır. Hayır; O, and olsun ki, Hutame'ye atılacaktır. Hutame'nin ne olduğunu sen bilir misin? yüreklere çökecek olan, Allah'ın tutuşturulmuş ateşidir. Onlar, uzun sütunlar arasında, her yönden o ateşle kapatılmışlardır." (Hümeze, 104/1-9)
    ibn Mübarek... Halid b. Ebi İmrân'dan rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) öyle buyurmuştur:
    "Ateş, cehennemlikleri yer (yakmaya başlar), yüreklerine çökünce dner, yeniden onları karşılar (yakmaya başlar) yüreklerine çöker. Bu, ebediyete kadar böyle devam eder." Allah'ın ayetinde anlatılan da budur: "O, yüreklere çökecek olan, Allah'ın tutuşturulmuş ateşidir." (Hümeze, 104/8)
    Konuyu fazla uzatmaktan korktuğumuz için ilgili birçok ayeti nakletmekten vazgeçtik. Nakl ettiğimiz ayetlerde, nakletmediklerimize işaret vardır. Her hususta yardımı dilenilecek olan zât, yüce Allah'tır..
    İbn Mübarek... Muhammed b. Münkedir'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Cehennem yaratıldığında melekler paniğe kapıldılar, (korkudan) yürekleri adeta uçtu. Adem (a.s.) yaratımca sâkinleştiler ve korkuları yok oldu."
    Cehennem Korkusu Ensârî Bir genci öldürüyor!
    İbn Mübarek, Muhammed b. Mutarrif'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
    Ensarî bir gencin içine cehennem korkusu düşmüştü. Yanında cehennemden bahsedildiğinde ağlardı. (Cehennem bahsini duymamak için) evine kapandı; dışarı çıkmaz oldu. Bu durum kendisine anlatıldığında Hz. Peygamber, gidip o genci evinde ziyaret etti. Hz. Peygamber içeri girince genç adam onu kucakladı ve hemen o anda vefat edip yere düştü. Hz. Peygamber, orada bulunanlara şu buyruğu verdi: "Arkadaşınızı kefenleyin ve diğer hazırlıklarını yapın. Çünkü cehennem korkusu onun ciğerini parçaladı." [32]
    Bu mesaj en son " 21.03.10 " tarihinde saat 00:26 itibariyle EL-TURUK tarafından düzenlenmiştir...

  4. #4
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    07-03-2008
    Mesajlar
    6,249
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    0
    Bölüm 3…



    Cehennem Ateşi Dünya Ateşinden Yetmiş Kat Daha Sıcaktır. Ondan Allah'a Sığınırız:

    Muvatta' adlı eserinde İmam Mâlik... Ebû Hüreyre'den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    "İnsanların yakmış olduğu ateş, cehennem ateşinin yetmiş parçasından bir parçadır." Ashab:
    "—Ey Allah'ın Rasûlii! Dünya ateşi (cezalandırmak için) yeterlidir" dediler. Rasûlullah (s.a.v.) de:
    "— Cehennem ateşi dünya ateşinden altmışdokuz derece daha şiddetli kilindi." buyurdu. (Muvatta, Cehennem,
    Buharı...

    Cehennem Ateşi Üç Bin Yıl Yakılarak Simsiyah Ve Kapkaranlık Hale Gelmiştir:

    Tirmizî... Ebû Hüreyre'den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    "Cehennem ateşi binmene yakıldı; kızardı. Bin sene daha yakıldı; beyazlaştı. Bin sene daha yakıldı; karardı. Artık o, simsiyah ve [42] kapkaranlıktır." [43]

    Hafız el-Beyhakî... Selman'dan rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    "(Cehennemdeki) ateşin harareti sönmez ve alevine de yaslanımaz." Böyle dedikten sonra Rasûlullah (s.a.v.) şu âyet-i kerimeyi okudu: "Yakıcı azabı tadın, diyeceğiz." (Âl-i imrân, 3/181)
    İbn Merdeveyh... Enes'ten rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şu âyet-i kerimeyi okumuştur:
    "Ey inananlar! Kendinizi ve çoluk çocuğunuzu cehennem ateşinden koruyun. Onun yakıtı, insanlar ve taşlardır. Görevlileri, Allah'ın kendisine verdiği emirlere baş kaldırmayan, kendilerine buyrulanları yerine getiren pek ha¬şin meleklerdir." (Tahrim, 66/6)
    Bu âyet-i kerimeyi okuduktan sonra Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Cehennem ateşi bin sene yakıldı; nihayet beyazlaştı. Bin sene daha yakıldı; nihayet kızardı. Bin sene daha yakıldı; nihayet karardı. Cehennem ateşi simsiyahtır; alevi ışık Saçmaz." [44]
    İbn Merdeveyh... Adey b. Adiy'den rivayet etti ki; Ömer b. Hattab (r.a.) şöyle demiştir: Cebrail, gelmeyi âdet edinmediği bir zamanda Peygamber (s.a.v.)'in yanma geldi. Peygamber (s.a.v.) ona dedi ki:
    — Ey Cebrail! Bana ne olmuş ki, seni, rengin değişmiş olarak görüyorum!
    — Ben sana gelecek değildim. Allah, ateşin açılmasını emredince sana geldim.
    — Ey Cebrail! Bana ateşin evsafını ve cehennemin niteliklerini anlat.
    — Doğrusu Cenab-ı Allah emretti de cehennem bin sene yakıldı; nihayet ateşi kızardı. Sonra bin sene daha yakıldı; nihayet ateşi beyazlaştı. Sonra bin sene daha yakıldı; nihayet ateşi karardı. Artık cehennem ateşi simsiyah ve kapkaranlıktır. Kıvılcımı ışık saçmaz, alevi de sönmez. Seni hak dinle gönderen zât'a yemin ederim ki; Allah'ın kendi kitabında anlattığı cehennem zincirlerinden bir halka, dünya dağlarının üzerine konulacak olsa, o dağları eritir.
    — Ey Cebrail! Bu anlattıkların bana yeter. Kalbim paralanmasın!.." Böyle dedikten sonra Peygamber (s.a.v.) Cebrâile baktı; ağlamakta olduğunu gördü. Ve ona şöyle dedi:
    — Ey Cebrail! Allah katında böyle büyük bir yere sahib olduğun halde yine mi ağlıyorsun?!
    — Niye ağlamıyayım ki? Allah'ın ilm-i ezelisinde bundan başka bir hale düşeceğim takdir edilmiş mi, edilmemiş mi, bilmiyorum ki. Örneğin daha önce İblis, meleklerle beraberdi. Harut ile Marut, meleklerdendi! (Bak sonra ne hale düştüler.)"
    Peygamber (s.a.v.) ile Cebrail (a.s.) ağlamayı sürdürdüler. Nihayet onlara seslenildi ki: "Cenab-i Allah, gazaba uğramayacağınıza dair size âmân vermiştir." Bu sesi duyan Cebrail kalkıp gitti. Hz. Peygamber de dışarı çıktı. Konuşup gülüşmekte olan bir gurup ashabının yanına gitti ve onlara şöyle dedi:
    "İleri tarafınızda cehennem olduğu halde gülüyor musunuz? Eğer benim bildiklerimi bilseydiniz az güler çok ağlar, yüksek yerlere çıkıp Allah'a yüksek sesle yakarırdınız!"



    EBU TALİP

    Hz Alinin babası,Hz Muhammedin amcası ve çocukluğundan peygamberliğine kadar ona sahip çıkan ve onu koruyan Ebû Talib, Kıyamet Gününde En Hafif Azâb Görecek Olan Cehennemliklerden Biri Olacaktır:

    Buharı... Numan'dan rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuş¬tur:
    "Cehennemliklerin kıyamet gününde en hafif derecede azâb görecek olanı, ayaklarının tabanının altına bir ateş közü konulup da bu yüzden beyni, tencere ve gümgüm gibi kaynayan adamdır!" [
    Buharı... Ebû Saîd el-Hudrî'den rivayet etti ki; yanında amcası Ebû Talip'den söz edildiğinde Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
    "Umarım ki kıyamet gününde şefaatim ona fayda verir de cehennemin sığ bir yerine bırakılır. (Ama yine de orada) ateş onun topuk kemiklerine ulaşır ve bu nedenle beyni kaynar!" [47]
    Müslim... Ebû Saîd'aen rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    "Cehennemliklerin en nafif azaplısı, ateşten bir ayakkabı giyecek ve ayakkabılarının harareti nedeniyle beyni kaynayacaktır!" [48]
    İmam Ahmed b. Hanbel... Ebû Saîd'den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    "Cehennemliklerin en hafif derecede azâb görecek olanı, ayaklarına (ateşten) bir çift ayakkabı giyip bu yüzden beyni kaynayacak olan bir adamdır."





    Ateş'in, Kendi Kendini Yemekten Ötürü Allah'a Şikâyetçi Olması:

    İmam Ahmed b. Hanbel... Ebû Hüreyre'den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    "Ateş, Rabbine şikâyetçi olup, "Ya Rab! Bir kısmım bir kısmımı yedi. Bana biraz soluk ver" dedi. Bunun üzerine ona yılda iki kez soluk alma izni verildi. Kışın hissettiğiniz en şiddetli soğuk, cehennemin zemherır soğukluğundandır. (Yazın) hissettiğiniz en şiddetli sıcaklık ise, cehennem sıcaklığmdandir." [54]




    Şiddetli Sıcaklar, Cehennemin Kaynamasından Dolayıdır:

    İmam Ahmed b. Hanbel... Ebû Hüreyre'den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    "Ateş, Rabbine şikâyetçi olup, "Bir kısmım bir kısmımı yedi" dedi. Bunun üzerine biri yazın, biri de kışın olmak üzere (yılda) iki kez soluk olmasına izin verildi. Şiddetli derecedeki sıcaklar, cehennemin kaynamasından dolayıdır." [55]
    Yine bu senedle rivayet olunduğuna göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    "Sıcaklar şiddetlendiğinde namazı serin vakte erteleyin. Çünkü sıcaklığın şiddetlenmesi, cehennemin kaynamasından dolayıdır." [56]
    Yüce Allah bu hususta şöyle buyurdu:
    "Yalanlayıp durduğunuz şeye gidin. Gölge yapmayan ve ateşten de ko¬rumayan cehennem dumanının üç kollu gölgesine gidin. O gölgenin saçtığı her bir kıvılcım sanki birer sarı devedir. Konak gibi de büyüktür. Yalanlamış olanların o gün vay haline!" (Mürselât, 77/29-35)
    Taberanî... İbn Mes'ud'un, "O gölgenin saçtığı her bir kıvılcım konak gibi büyüktür" (Mürselât, 77/32) mealindeki ayeti tefsir ederken şöyle dediğini rivayet etmiştir:
    "O kıvılcımlar, ağaç ve dağ büyüklüğünce değil, aksine şehir ve kaleler büyüklüğüncedir."
    Taberanî... Enes'ten rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:[57]
    "O kıvılcımlardan biri dünyanın doğusuna düşse, sıcaklığı dünyanın batısında hissedilir!" [58




    Cehennemin Niteliği, Genişliği, Orada Azap Görenlerin Cüsselerinin İriliği. Yüce Allah Kendi Lütuf, Kerem Ve İhsamyla Bizi Korusun, Amin. O, Dilediğini Yaptıracak Güce Sahiptir:

    Noksanlıklardan münezzeh olan Yüce Allah buyurdu ki:
    "Doğrusu münafıklar cehennemin en alt tabakasındadırlar. Onlara yardımcı bulamayacaksın." (Nisa, 4/145)
    "Tartıları hafif gelenler ise, onun yeri bir çukurdur. O çukurun ne olduğunu sen bilir misin? O, kızgın bir ateştir." (Kâria, lOl/8-li)
    "Onlar için cehennemden bir yatak ve üstlerine de örtüler vardır. Zâlimleri böyle cezalandırırız. İnanan ve yararlı iş işeyenler -ki kişiye ancak gücünün yeteceği kadar yükleriz- işte cennetlikler onlardır." (A'râf, 7/41-42)
    "Cehennem ateşine itildikçe itildikleri gün, onlara: "İşte yalanlayıp durduğunuz ateş budur." (denir)." (Tür, 52/13)
    "Her inatçı inkarcıyı cehenneme atın!" (Kaf, 50/24)
    "O gün cehenneme; "Doldun mu?" deriz. O: "Daha var mı?" der." (Kaf, 50/30)
    Buharı ve Müslim'in Sahihlerinin bir kaç yerinde rivayet olunduğuna göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    "Cehenneme habire (adam) atılır. O "Daha var mı?" der. Nihayet onur ve üstünlük sahibi Rab, ayaklarıyla onun üzerine basar da o büzülür ve: "Senin üstünlüğüne yemin ederim ki yeter, yeter!" der."[




    Sonucunu Düşünmeden Söylenen Söz, Sahibini Dünyanın Batısıyla Doğusu Arasındaki Mesafeden Daha Derin Bir Şekilde Cehennem Ateşine Düşürür:

    Müslim... Ebû Hüreyre'den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    "Kul, meydana getireceği fitne ve şerri düşünmeksizin bir söz söylerse, doğuyla batı (ufku) arasındaki mesafeden daha fazla bir derinlikte cehennem ateşine düşer." [67]
    Abdullah b. Mübarek... Ebû Hüreyre'den rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    "Adam bir kelime konuşur da kendisiyle aynı mecliste oturmakta olanlar onun bu söylediğine gülerlerse, bu yüzden o, Süreyya yıldızına kadar olan mesafeden daha faza miktarda cehennemin derinliğine düşer."



    Cehennem O Kadar Derindir Ki, Oraya Atılan Bir Taş, Ancak Yetmiş Senede Dibine Ulaşır:

    Hafız Ebû Ya'lâ... Ebû Musa el-Eş'arî'den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    "Bir taş cehenneme atılacak olursa, ancak yetmiş bahar (yıl) sonra dibine ulaşır."

    Ahmed b. Hanbel... Abdullah b. Amr'dan rivayet etti ki; Rasûlul-lah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    "Şunun gibi (başına işaret ederek) bir kurşun gökten yere bırakılsa ki bu, beşyüz senelik yoldur gece olmadan önce yeryüzüne ulaşır. Eğer bu kurşun cehennemdeki zincirin ucundan bırakılacak olsa, cehennemin dibine ulaşmadan önce aradan gecesi gündüzlü kırk sene geçer." Bunu Tirmizî de rivayet etmiştir.


    Cehennemliklerin Gövdeleri İrileştirilecektir. Allah Bizi Onların Halinden Korusun:

    Yüce Allah buyurdu ki:
    "Doğrusu âyetlerimizi inkâr edenleri ateşe sokacağız. Derilerinin her yanışında, azabı tatmaları için onları başka derilerle değiştireceğiz. Allah güçlüdür, hakimdir." (Nisa, 4/56)
    İmam Ahmed b. Hanbel... İbn Ömer'den rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    "Cehennemlikler ateşin içinde irileştirilirler. Öyleki onlardan birinin kulak memesiyle omuzunun arası yediyüz senelik yol olur. Derisinin kalınlığı yetmiş zira'; azı dişi de Uhud dağı kadar olur!" [77]
    Beyhakî de böyle bir rivayette bulunmuştur



    Kâfirin Kıyamet Gününde Cehennem Ateşinde Vücudunun İri Ve Çirkin Oluşu:

    Bezzâr... Ebû Hüreyre'den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    "Kâfirin azı dişi Uhud dağı gibidir. Cehennemdeki oturağı ise üç günlük yol (uzunluğunda ve büyüklüğü) kadardır." [80]
    Hasan b. Süfyan... Ebû Hüreyre'den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    "(Cehennemdeki) kâfirin iki omuzunun arasındaki mesafe, hızlı giden bir süvari için beş günlük yoldur



    Deniz Tutuşturulur Ve Cehennemin Bir Parçası Haline Gelir:

    İmam Ahmed b. Hanbel... Ya'lâ b. Ümeyye'den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Deniz, cehennemin kendisidir."
    "Cenab-ı Allah'ın şöyle buyurduğunu görmüyor musunuz: "Şüphesiz zalimler için, duvarları çepeçevre onları içine alacak bir ateş hazırlamışızdır." (Kehf, 18/29) Canım kudret elinde bulunan zât'a yemin ederim ki, ben Allah'a arzedilmeden o ateşe asla girmeyeceğim. Ben Aziz ve Celil olan Allah'ın huzuruna varmadan o ateşin bir katresi dahi bana isabet etmeyecektir." [86]
    Ebû Davud... Abdullah b. Amr'dan rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    "Ya hacılar, ya umreciler ya da Allah yolunda savaşa gidenler deniz yolculuğu yaparlar. Doğrusu denizin altında ateş, ateşin altında da deniz [87] vardır." [



    Sıratın Vasfı Ve İnsanların Oradan Farklı Süratte Geçecekleri:

    Beyhakî... Ebû Hüreyre'den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    "Sırat köprüsü cehennemin iki yakasının üzerine kurulur. Kaygandır, üzerinde ayak durmaz. (İnsanlar geçerlerken) peygamberler, "Allah'ım selâmet ver, selâmet ver." derler. Kimi şimşek hızında geçer. Kimi göz açıp kapayacak kadar kısa bir sürede geçer. Kimi rahvan atlar, katırlar ve merkepler gibi koşarak geçip gider. Kimi yara bere almadan, kimi yaralanıp berelenerek geçip gider. Kimi de oraya düşer. Onun yedi kapısı olup, her kapıdan onların girecekleri ayrılmış bir kısım vardır." [91]
    Beyhakî... Halil b. Mürre'den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) yatmadan önce mutlaka Mülk ve Secde surelerini okur ve şöyle derdi:
    "Hamîmler yedi tanedir. Cehennemin kapılan da yedi tanedir: Hutame, cehennem, lezâ, sair, sakar, haviye ve cahim. Kıyamet gününde bu hamim(le başlayan sure)Ierden her biri cehennemin bir kapısına gelir durur ve şöyle der: "Allahım! Bana inanan ve beni okuyan kimseleri bu kapılardan içeri Sokma!" [92]
    Ebubekir b. Ebi'd-Dünya... Asım b. Damüre'den rivayet etti ki; Hz. Ali şöyle demiştir:
    "Cehennemin kapılan üst üstedirler. (Böyle derken hadisin râvilerinden Ebû Şihâb parmaklarıyla gösterdi) Önce bu, sonra bu, sonra bu, sonra da bu doldurulur."
    "Cehennemin yedi kapısı vardır" mealindeki hadisle ilgili olarak Ebubekir b. Ebi'd-Dünyâ... İbn Cüreyc'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Cehennemin yedi kapısının ilkinin adı cehennem; sonrakinin leza, sonrakinin Hutame, sonrakinin sair, sonrakinin sakar, sonrakinin cahim “ki orada Ebû Cehil vardır” sonrakininse Haviye'dir." [93]
    Tirmizî... İbn Ömer'den rivayet etti ki; Rasûullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    "Cehennemin yedi kapısı vardır." Tirmizî bu hadisi rivayet ettikten sonra "Bu garip bir hadistir" demiştir.
    Übeyy b. Kâ'b dedi ki: "Cehennemin yedi kapısı vardır. Bunlardan biri Haruriler içindir." [94]
    Vehb b. Münebbih dedi ki: "Cehennemin her iki kapısı arasındaki mesafe yetmiş senelik yoldur. Her kapı, bir üstündekinden yetmiş kat daha kuvvetlidir."
    Yüce Allah buyurdu ki: "Ey inananlar! Kendinizi ve çoluk çocuğunuzu cehennem ateşinden koruyun. Onun yakıtı, insanlar ve taşlardır. Görevlileri, Allah'ın kendilerine verdiği emirlere baş kaldırmayan, kendilerine buyrulanları yerine getiren pek haşin meleklerdir." (Tahrim, 66/6)
    Yani o görevliler, kendilerine verilen emirleri yerine getirecek güçtedirler. Bu emirleri uygulamak için azim sahibidirler. Büyük işleri yapabilecek kadar acı kuvvete, göz alıcı şiddete sahiptirler. Yüce Allah buyurdu ki:
    "Orada on dokuz bekçi vardır. Cehennemin bekçilerini yalnız meleklerden kılmışızdır." (Müddessir, 74/30-31). Çünkü onlar son derece itaatkâr ve kuvvetlidirler. "Sayılarını bildirmekle de ancak inkâr edenlerin denenmesini sağladık." (Müddessir, 74/31) Bununla, kâfirleri deneyip imtihan etmek istedik. Sanki bu on dokuz görevi melek, kendilerine bağlı yardımcılarının öncüleri gibidirler. Bunu şu ayetten; "Onu alın, bağlayın" (Hakka, 69/30) bahsederken rivayet etmiştik. Sonra yüce Rab bu emri verince yetmiş bin zebanî o suçluyu hemen alıp götürürler. Yüce Allah buyurdu ki: "O gün hiç kimse Allah'ın azâb ettiği gibi azâb edemez. Hiç kimse onun vurduğu bağ gibisini bağlayamaz."(Fecr, 89/25-26)
    Hafız Ziya... Enes'ten rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    "Canım kudret elinde bulunan zât'a yemin ederim ki; cehennem melekleri, cehennemin yaratılmasından bin sene önce yaratılmıştır. Her gün güçlerine güç katarlar. Öyle ki, yakalayacakları kimseleri perçem ve ayaklarından yakalarlar." [95



    Cehennemi Kuşatan Surlar, Oradaki Demir Tokmaklar, Varyözler, Prangalar, Zincir Ve Bağlar...

    Yüce Allah buyurdu ki;
    "Şüphesiz zâlimler için, duvarları çepeçevre onları içine alacak bir ateş hazırlamışızdır. Onlar yardım istediklerinde, erimiş maden gibi yüzleri kavuran bir su kendilerine sunulur. Bu ne kötü bir içecek ve cehennem ne kötü bir duraktır!" (Kehf, 18/29)
    "Onlar, uzun sütunlar arasında, her yönden o ateşle kapatılmışlardır."
    (Hümeze. 104/8-9**
    "Şüphesiz katımızda onlar için ağır boyunduruklar, cehennem, boğazı tıkayan bir yiyecek ve can yakan azâb vardır." (Müzzemmil, 73/12-13)
    "Boyunlarında halkalar ve zincirler olarak kaynar suya sürülür, sonra ateşte yakılırlar." (Gâfir, 40/71-72)
    "Ateşe yüzüstü sürüldükleri gün onlara: "Cehennemin dokunan azabını tadın" denir. Şüphesiz biz herşeyi bir ölçüye göre yaratmışızdır. Bizim buyruğumuz bir göz kırpması gibi anidir." (Kamer, 54/48-50)
    "Onlara üstlerinden kat kat ateş vardır. Altlarında da kat kattır. Allah kullarını bununla korkutur. Ey kullarım, benden sakının." (Zümer, 39/16)
    "Onlar için cehennemden bir yatak ve üstlerine de örtüler vardır. Zâlimleri böyle cezalandırırız." (A'râf, 7/41)
    "İşte Rableri hakkında tartışmaya giren iki taraf: O'nu inkâr edenlere, ateşten elbiseler kesilmiştir. Başlarına da kaynar su dökülür de bununla karinlarındakiler ve deriler eritilir. Demir topuzlar da onlar içindir." (Hacc, 22/19-21)
    Hafız Ebû Ya'lâ... Ebû Saîd'den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    "Cehennemlikleri kuşatan dört duvar vardır. Duvarlardan her birinin uzunluğu kırk senelik yoldur."
    İmam Ahmed b. Hanbel... Ebû Saîd'den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    "Cehennemliklere (azâb için) tahsis edilen demir topuzlardan biri yere konacak olursa, bütün cinler ve insanlar toplansalar bile onu yerden kaldıramazlar." [96]
    İbn Vehb... Ebû Saîd'den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:[97]
    "(Cehennemdeki) demir topuzlardan biriyle bir dağa vuruacak olsa, o dağı parçalar ve toz haline getirir." [98



    Cehennemliklerin Çekecekleri Azâb Türleri:

    Aziz ve Celil olan Allah bizi o azâbdan korusun.
    Hafız Ebubekir b. Merdeveyh, tefsirinde,.. Ya'lâ b. Münebbih'ten rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    "Cenab-i Allah, cehennemlikler için kara bir bulut yaratır. Bu bulut onların üst tarafına gelince onlara şöyle seslenir: "Ey cehennemikler! Ne istiyorsunuz, ne taleb ediyorsunuz?" Onlar da bu seslenme nedeniyle dünyanın bulutlarım ve o bulutlardan üzerlerine inen suları hatırlar ve "Ya Rab! İçecek istiyoruz" derler. Bunun üzerine boyunlanndaki prangalara ek olarak fazladan prangalar ve zincirler, üzerlerinde alevlenecek olan ateş korları üzerlerine yağar!" [99]
    Ebubekir b. Ebi'd-Dünyâ... Ebû Ahves'ten rivayet etti ki; İbn Mes'ud, bir adama şöyle bir soru sormuş:
    — Cehennemliklerin en şiddetli azâb görecek olanları kimlerdir?
    — Münafıklardır.
    — Doğru söyledin. Onların nasıl azâb göreceklerini biliyor musun?
    — Demirden tabutlara konulurlar. Tabutların kapakları üzerlerine kapanır. Sonra satranç karesinden daha küçük ve Cübbü'l-Hazen denen tandırlara -ki bunlar cehennemin en dibindeki vadidedir- atılırlar. Ve bu tandırlar, içlerine atılan kimselerin üzerine sonsuza dek kapalı kalırlar."
    İbn Ebi'd-Dünyâ... Ebû Seleme es-Sakafî'den rivayet etti ki; Vehb b. Münebbih şöyle demiştir: "Doğrusu Cehennem ehli -ki onlar cehennemlikler ve ateşte olanlardır- kendilerine gelemez, uyuyamaz ve (azâbdan kurtulmak için de) ölmezler. Ateş üzerinde yürür, ateş üzerinde oturur, cehennemliklerin irinlerini içer, onların taamından yerler. Yorganları ateştendir, döşekleri ateştendir, gömlekleri ateşten ve katrandandır. Yüzlerini ateş kapar. Bütün cehennemlikler, ucu zebanilerin elinde olan zincirlere vurulmuş olup ileriye ve geriye doğru çekilirer. İrinleri cehennemdeki bir çukura akar. Onların içecekleri işte budur."
    Böyle dedikten sonra Vehb ağladı; sonra da bayılıp yere düştü. Orada bulunan Bekir b. Huneys de kendini tutamayıp ağladı; nihayet kalktı ve konuşamaz oldu. Orada bulunan Muhammed b. Cafer de hıçkıra hıçkıra ağladı.
    Yukarıda naklettiğimiz sözlerin sahibi Vehb b. Münebbih el-Yemanî; öncekilerin kitaplarına bakar; Ehl-i kitabın muteber olan olmayan kaynaklarından nakiller yapardı. Ancak onun bu sözlerini Kur'ân-ı Azim'de ve hadislerde doğrulayıcı deliller vardır. Zira Yüce Allah buyurmuş ki: "Doğrusu suçlular, temelli kalacakları cehennemin azabı içindedirler. Azaba hiç ara verilmez. Onlar orada tamamen umutsuzdurlar. Biz onlara zulmetmedik. Ama onlar zâlim kimselerdi. Cehennemde şöyle seslenirler: "Ey nöbetçi! Rabbin hiç değilse canımızı alsın." Nöbetçi: "Siz böyle kalacaksınız" der." (Zuhruf, 43/74-77)
    "Bu kâfirler, ateşi yüzlerinden ve sırtlarından menedemeyecekleri ve yardım da göremeyecekleri zamanı keşke bilseler. Belki aniden gelecek de onları şaşırtacaktır. Artık onu geri çeviremezer; kendileri de ertelenmez." (Enbiyâ, 21/39-40)
    "İnkâr edenlere cehennem ateşi vardır. Ölümlerine hükmedimez ki ölsünler; kendilerinden cehennemin azabı da hafifletilmez. Her inkarcıyı böylece cezalandırırız. Orada; "Rabbimiz! Bizi çıkar; yaptığımızdan başka, yararlı iş işleyelim" diye bağırışırlar. O zaman onlara şöyle deriz: "Öğüt alacak kişinin öğüt alabileceği kadar bir süre sizi yaşatmadık mı? Size uyarıcı da gelmişti. Artık azabı tadınız. Zâlimlerin yardımcısı olmaz." (Fânr, 35/36-37)
    "Ateşte olanlar, cehennemin bekçilerine: "Rabbinize yalvarın da hiç değilse bir gün azabımızı hafifletsin" derler. Bekçiler: "Size, belgelerle peygamberleriniz gelmemişmiydi?" derler. Onlar da; "Evet gelmişti" derler. Bekçiler: "O halde kendiniz yalvarın" derler. İnkarcıların yalvarışı şüphesiz boşunadır." (Mü'min, 40/49-50)
    "Bedbaht olan ondan kaçınacaktır. O, en büyük ateşe yaşlanacaktır. O, orada ne ölecektir ne de dirilecektir." (A'Iâ, 87/11-13)
    Önce geçen sahih bir hadiste şöyle denilmişti: "Doğrusu cehennem ehli, cehennemliklerin kendileridir. Onlara orada ne ölürler, ne de dirilirler."
    Ölümün kendisinin de cennetle cehennem arasındaki bir yerde boğazlanacağının anlatıldığı hadiste ifade edildiğine göre ölüm boğazlandıktan sonra şöyle denilecektir: "Ey cennetlikler! Size ölümsüzlük ve ebediyet vardır. Ey cehennemlikler! Size de ölümsüzlük ve ebediyet vardır." [100] Bir saat hatta bir an bile ara verilmeyen mütemadi azâb içindeki bir adam nasıl uyuyabilir?!.. "Onun ateşi ne zaman sönmeye yüz tutsa hemen alevini artdırırız."(isrâ, 17/97)
    "Orada, uğradıkları gamdan ne zaman çıkmak isteseler her defasında oraya geri çevrilirler. "Yakıcı azabı tadın" deriz." (Hacc, 22/22)
    İmam Ahmed b. HanbeL. Ebû Hüreyre'den rivayet etti ki; cehennemlikler hakkında Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    "Onlardan birinin başına kaynar su dökülür. Bu su, kafatasından içeri girip karnına ulaşır. Karnındaki (organ)lan yok eder, sonra da ayaklarından çıkar!" [101]
    Tirmizî ile Taberanî... Ebû Derdâ'dan rivayet ettiler ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    "Cehennemliklere bir açlık bırakılır da bu açlık, çekmekte oldukları azaba denk olur. Meded dileyerek yemek isterler. Kendilerine, boğazı tıkayan bir yemek verilir. (Boğazları tıkanınca) dünyadayken bu gibi durumlarda içecekler sayesinde kurtuduklarını hatırlarlar. Meded dileyerek içecek isterler; kendilerine ateşten kupalar içinde kaynar su verilir. Bu su onlara yaklaştırıldığında, yüzlerinin derisi soyulur. İçince, içleri parçalanır. Meded dilerler. Kendilerine denilir ki:
    — "Size, belgelerle peygamberleriniz gelmemiş miydi?" (Mü'min, 40/50)
    — Evet, gelmişti.
    — O halde yalvarın. İnkarcıların yalvarışı şüphesiz boşunadır.
    — Bize Mâlik'i (cehennem nöbetçisini) çağırın (Mâlik gelince ona şöyle seslenirler):
    ~ Ey Mâlik! Rabbin hiç değilse canımızı alsın.
    — Siz böyle kalacaksınız." (Zuhruf, 43/77)
    Cehennemlikler şöyle derler: "Rabbimiz! Bizi bedbahtlığımız yenmişti. Sapık bir millet olmuştuk." (Müminûn, 23/306)
    Onlara şöyle denilir: "Sinin orada. Benimle konuşmayın." [
    Bu mesaj en son " 21.03.10 " tarihinde saat 13:46 itibariyle EL-TURUK tarafından düzenlenmiştir...

  5. #5
    Atatürk EvRiMSeL adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-10-2009
    Mesajlar
    7,653
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    4
    İslam dünyasının neden geri kaldığı ortada değilmi?
    bir yandan maddeyi anlamaya calısan kafirler bir yandanda hayal gücünü enerjisini zamanını bunlara harcayan insanlar.

  6. #6
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    07-03-2008
    Mesajlar
    6,249
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    0
    Bölüm 4..


    Cehennemliklerin Yiyecek Ve İçeceği:

    Yüce Allah buyurdu ki:
    Âyetin aslında geçen ve "kötü kokulu bir diken" diye tercüme ettiğimiz (£)arî') kelimesi, Hicaz diyarında yetişen Şabrak adını alan bir dikendir; pis kokulu oluşu nedeniyle hayvanlar onu yemezler. Dahhâk'ın, İbn Abbas'tan nıerfu olarak rivayet ettiği bir hadiste anlatıldığına göre "Dan"; cehennemdeki bir şeydir. Denildiğine göre dikene benzer. Sabir bitkisinden daha acı, leşten daha pis kokar. Ateşten daha sıcaktır. Kişi onu yer; ama karnına girmez, ağzına da yükselmez. Bu ikisi arasında kalır. Semirtmez; açlığı da gidermez." Bu, cidden garip bir hadistir. [103]
    Yüce Allah buyurdu ki:
    "Şüphesiz katımızda onlar için ağır boyunduruklar, cehennem, boğazı tıkayan bir yiyecek ve can yakan azâb vardır." (Müzzemmil, 73/12-13)
    "Peygamberler yardım istediler ve her inatçı zorba hüsrana uğradı. Ardında cehennem vardır. Orada kendisine irinli su iç irilecektir. Onu yudum yudum alacak fakat yutamıyacaktır. Ölüm ona her taraftan geldiği halde ölemeyecek, arkasından da* çetin bir azâb gelecektir." (İbrahim, 14/15-17)
    "Sonra siz ey sapıklar, yalanlayanlar! Doğrusu zakkum ağacından yiyeceksiniz. Karınlarınızı onunla dolduracaksınız. Onun üzerine kaynar su içeceksiniz. Hem de susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz. İşte onlara, ceza günü sunulacak konukluk budur." (Vakıa, 69/51-56)
    "Konukluk olarak bu mu iyidir, yoksa zakkum ağacı mı? Biz o ağacı, zâlimler için bir dert yaptık. O, cehennemin dibinde çıkan bir ağaçtır. Tomurcukları şeytan başı gibidir. [104] İşte cehennemlikler bundan yerler. Karınlarını onunla doldururlar. Sonra üzerine kaynar su katılmış içki, şüphesiz onlar içindir. Doğrusu sonra dönecekleri yer yine cehennemdir." (Saffât, 37/62-68)
    "Orada kendisine irinli su iç irilecektir. Onu yudum yudum alacak fakat yutamayacaktır." (İbrahim, 14/16-17)
    Abdullah b. Mübarek... Ebû Ümame'den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.), yukarıdaki âyet-i kerimeyle ilgili olarak şöyle buyurmuştur:
    "İrinli su, cehennemliğe yaklaştırıldığında yüzü yanıp kavrulacak ve başının derisi içine düşecektir, içince bağırsakları paralanacak, öyleki anüsündan dışarı çıkacaktır!" Yüce Allah buyurmuş ki: "Onlara kaynar su içirildi ve o su, bağırsaklarını paraladı." (Muhammed, 47/15)
    Yüce Allah buyurdu ki:
    "Onlar yardım istediklerinde, erimiş maden gibi yüzleri kavuran bir su kendilerine sunulur. Bu ne kötü bir içecektir." [105]
    Ebû Davûd et-Tayalisî... İbn Abbas'tan rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şu âyet-i kerimeyi okudu: "Allah'tan, sakınılması gerektiği gibi sakının sizler, ancak müslüman olarak can verin." (Âi-i imrân, 3/102)
    Rasûlullah (s.a.v.) yukarıdaki âyet-i kerimeyi okuduktan sonra şöyle buyurdu:
    "Zakkumun bir damlası dünya denizlerine düşse, dünyalıların hayatını alt üst edeceğine göre, onu yiyenlerin durumu acaba nice olacaktır?!." [106]
    Ebû Ya'lâ... Ebû Saîd'den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    "(Cehennemliklerin irininden ibaret olan) gassak suyundan bir kova, dünyaya akıtılacak olsa, dünyalıları kokuşturur." [107]
    Tirmizî... Kâ'bü'l-Ahbar'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Kıyamet gününde Cenab-ı Allah öfkeli bir halde kuluna bakıp, "Şunu yakalayın!" der ve yüzbin yahut daha fazla sayıda melek onu yakalar. Allah'ın ona gazaplanması nedeniyle onlar da o kula gazaplanarak perçemini ayaklarına bağlar ve yüz üstü onu cehenneme sürüklerler. Cehennem de ona onlardan yetmiş kat daha fazla gazaplanır. O kul meded dileyerek su ister. Kendisine bir su içirilir. İçtiği o sudan ötürü eti ve sinirleri (sıyrılıp) düşer; ateşte üst üste yığılır, Ateşten vay haline onun!"
    Yine Kâ'b'üJ-Ahbar demiş ki:
    — Gassak'ın ne olduğunu biliyor musunuz?
    — Hayır.
    — O, cehennemde bir pınardır. Oraya yılan, akrep ve diğer zehirli hay¬vanların tümünün zehiri akar. O zehirler bir çukurda yığılıp bekler. Daha da zararlı ve tehlikeli olur. Sonra bir adam getirilip oraya bir kez daldırılır; çıkarıldığında derisi kemiklerinden sıyrılmış olur! Derisi ve eti topuk kemiğine takılır. Kişinin elbisesini ardından sürümesi gibi o da etini ve derisini ardından sürüyüp çeker." [108]



    Cehennemin Bols Adlı Zindanı:

    Aziz ve Celil olan Allah bizi oradan korusun. Bu zindanla ilgili olarak imam Ahmed b. Hanbel'in... Amr.b. Şuayb'm dedesinden rivayet ettiği hadis, önceki sayfalarda geçti. [114]

    Cübbü'I-Hazen:

    Ali b. Harb... Ebû Hüreyre'den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    "Cübbü'l-Hazen'den Allah'a sığının." Sahabîler, "Cübbü'I-Hazen nedir ya Rasûlallah?" diye sordular. Buyurdu ki: "O, cehennem de bir vadidir. Cehennemin kendisi ondan her gün dört yüz kez Allah'a sığınır. O vadi, amelleri ile gösteriş yapan kurrâlar için hazırlanmıştır. Allah'ın en çok öfke duyduğu kurcalar, zalim ümerâya riyakârlık yapan kurrâlardır," [115] Tirmizî ile İbn Mâce de bu hadisi rivayet etmişlerdir. Tirmizî bunun garip olduğunu söylemiştir. Onun rivayetinde, "Cehennemin kendisi, Cübbü'l-Hazan'den günde yüz kez Allah'a sığınır"[116] denmektedir.[117]

    Dünyadaki Pisliklerin, Kokuşmuş Şeylerin Ve Çöplerin Atıldığı Çöplüğü Andıran Bir Nehrin Cennette Var Olacağı:

    Yüce Allah kendi lütuf ve keremiyle bizi oradan korusun. Sürekli içki içen, akrabalık bağlarını koparan, sihri doğrulayan kimse cennete giremez.
    İmam Ahmed b. Hanbel... Ebû Musa'dan rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    "Üç kişi, sürekli içki içen, akrabalık bağlarını koparan, sihri tasdik eden kimse cennete giremez. İçki içmeye devam ederek ölen kimseye Cenab-ı Allah, Gota ırmağından içirir." Gota ırmağı nedir? diye sorulduğunda buyurdu ki: "Fahişelerin cinsel organlarından akan bir ırmaktır. Onların tenasül organlarının kokusu cehennemliklere ezâ verir." [118]


    Hebheb Vadisi Ve Kuyusu:

    Ebubekir b. Ebi'd-Dünya... Ezher b. Süfyan'dan rivayet etti ki; Muhammed b. Vasi şöyle demiştir: Bilâl b. Ebi Bürde'nin yanma gittim. Kendisine dedim ki: Ey Bilâl! Baban, kendi babasından (yani senin dedenden) rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    "Doğrusu cehennemde Hebheb denen bir vadi vardır. Her zorbayı oraya yerleştirmesi, Cenab-ı Allah'ın üzerinde haktır. Ey falan! Allah'ın oraya yerleştirdiklerinden biri Olmayasın Sakın!" [121]
    Taberanî... Ezher b. Sinan'dan rivayet etti ki; Muhammed b. Vasi', Bi¬lâl b. Ebi Bürde b. Ebi Musa'nın yanına girdi ve ona şöyle dedi: Baban, dedenden rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    "Doğrusu cehennemde bir vadi, o vadi de de Hebheb adında bir kuyu vardır. Her zorbayı oraya yerleştirmesi, Cenab-ı Allah'ın üzerinde [122] haktır." [123]

    Veyl Ve Saûd:

    Veylin Anlamı:
    Yüce Allah buyurdu ki: "O gün, yalanlamış olanlara veyl vardır." [124]
    "Onu sarp bir yokuşa (Saûd'a) sardıracağım." (Müddessir, 74/17)
    İmam Ahmed b. Hİnbel... Ebû Saîd'den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    "Veyl, cehennemde bir vadidir. Kâfirler oraya kırk bahar (sene) müddetle düşerler, ama yine de dibine ulaşamazlar. Saûd ise ateşten bir dağdır. Ora¬ya yetmiş baharda (senede) tırmanılır. Sonra aynı süre kadar oradan aşağıya düşülür. Bu, ebediyete kadar böyle devam eder."[125]
    Bu, garip, hatta münker bir hadistir.
    Veyl kelimesi, kuvvetli görüşe göre şu manâya gelir: Veyl; selâmet ve kurtuluşun zıddıdır. Nitekim araplar; "Veyl ona olsun! Veyl ona!" derler.
    Saûd'un Anlamı:
    Bezzâr... Ebû Saîd'den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.), Saûd kelimesinin anlamı hakkında şöyle buyurmuştur:
    "Saud, cehennemdeki bir dağdır. Kâfir, oraya tırmanmakla yükümlü kılınır. Elini üzerine koyduğunda erir. Elini kaldırdığında eski haline döner. Ayağını üzerine koyduğunda erir. Kaldırdığında da eski haline döner."[126]
    Katâde, İbn Abbas'ın şöye dediğini rivayet etmiştir:
    "Saûd, cehennemdeki bir kayadır. Kâfir, onun üzerinde yüz üstü sürüklenir."
    Süddî dedi ki: "Saûd, cehennemde düz ve kaygan bir kayadır. Kâfir ora¬ya tırmanmakla yükümlü kılınır." Mücahid dedi ki: "Onu sarp bir yokuşa (sa-ud'a) sardıracağım" (Müddessir, 74/17) âyetinde geçen Saûd kelimesi, zorlu azâb anlamına gelir. Katâde ise bu kelimenin, içinde rahat olmayan bir azâb anlâ-mına geldiğim söylemiş, İbn Cerir de bu görüşü benimsemiştir. [127]







    Cehennemin Yılan Ve Akrepleri:

    Allah bizi onlardan korusun. Kur'ân-ı Kerîm'de bu konuya şöyle değinilmektedir:
    "Allah'ın bol nimetinden verdiklerinde cimrilik edenler, sakın bunun kendileri için hayın olduğunu sanmasınlar. Bilâkis bu onların kotülüğünedir. Cimrilik yaptıkları şey, kıyamet günü boyunlarına dolanacaktır." (Âl-i İmrân,
    3/180)
    Sahih-i Buharî'de... Ebû Hüreyre'den rivayet olundu ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    "Bir kenze (hazineye) sahib olup da zekâtını ödemeyen kimseye, kıyamet günü hazinesi, dazlak başlı bir yılan olarak karşısına gelecektir. O yılanın her bir gözünün üzerinde bir tane olmak üzere iki siyah noktası vardır. Sahibini iki çene kemiğiyle tutar ve ona: "Ben senin malınım. Ben senin hazinenim!" der." Bu hadisin bir başka varyantında şöyle denmektedir: "... Sahibi o yılandan kaçar. Ama yılan onun peşini bırakmaz. Adam ona karşı eliyle kendini korur. Ama yılan onun elini yutar, sonra da boynuna dolanır."
    "İnkâr eden, Allah'ın yolundan alıkoyanlara, bozgunculuklarına karşılık azâb üstüne azâb veririz:." (Nahl, 16/88)
    A'meş... Mesruk'tan rivayet etti ki; yukarıdaki âyet-i kerimenin tefsirinde Abdullah b. Mes'ud şöyle demiştir: "Onlara azâb ettirmek için, uzun hurma ağacı gibi kuyrukları olan akrepler saldirtılır."
    Beyhakî... Abdullah b. Haris b. Cüz' ez-Zebidî'den rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    "Doğrusu Cehennemde öyle yılanlar var ki, buhti develerinin boyunları gibi uzundurlar. Onlardan birinin ısırdığı kişi, zehirinin tesirini kırk bahar (yıl) boyunca hisseder." [128]
    Ebubekir b. Ebi'd-Dünyâ... Peygamber (s.a.v.)'i gören ve onunla birlikte Veda Hacci yapan Haccac b. Abdullah es-Sümalî'den rivayet etti ki; Ashab'ın önde gelenlerinden Nasr b. Necib, kendisine şöyle demiştir: "Doğrusu cehennemde yetmiş bin vâdî her vadide yetmiş bin mahalle, her mahallede yetmiş bin ev, her evde yetmiş bin daire, her dairede yetmiş bin yılan, her bir yılanın yanında yetmişbin akrep vardır. Kâfir ve münafık kimse, bunların hepsiyle karşılaşmadan varacağı yere varamaz." (Beyhakî, ei-Ba'sü ve'n-Nüşur, 263)
    Bu; mevkuf, cidden garip ve şiddetli derecede münker bir rivayettir. Ancak Buharî de Tarih'ül-Kebir'inde buna benzer bir rivayette bulunmuştur. Doğrusunu Allah bilir.
    Bazı tefsirciler Gayy ve Esâm'dan da bahsetmişlerdir ki; bunlar, cehennem vadilerinden iki vadidir. Allah bizi bunlardan da korusun.
    "Aralarına bir cehennem deresi koyarız." (Kehf, 18/53)
    Bazıları bu âyette sözü edilen derenin, cehennemdeki kan ve irin deresi olduğunu söylemişlerdir.
    Abdullah b. Amr ile Mücahid, bunun cehennem derelerinden biri olduğunu söylerken, Abdullah b. Amr şu eklemeyi yapmıştır: "Kıyamet gününde, doğru yolda olanlarla sapıklıkta olanlar, birbirlerinden ayrılacaklardır."
    Beyhakî... Heşim b. Avvam b. Havşeb'den rivayet etti ki; Abdülcebbar el-Havlanî şöyle demiştir: "Peygamber (s.a.v.)'in ashabından biri, dımışka,an geldi. İnsanların çok dünyalık peşinde olduklarını gördü. "Bununnlara ne yararı olacak? İleride, önlerine galak çıkmayacak mı?" dedi. "Galak nedir?" diye sorulunca, dedi ki: "Galak, cehennemde bir kuyudur. Acılığında cehennemlikler oradan can havliyle kaçarlar." Burada sadece "kaçarlar" denmemiş; aksine "Can havliyle kaçarlar" denilmiştir. Bu dikkat edilmeci tereken bir noktadır. [129]

    Kalbi Olana Veya Hazırken Kulak Verene Öğüt Olan, İmrendirip Korkutan Bir Hutbe[130]

    Beyhakî... Mücahid'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: Yezid b. Şecere, zahid insanlardandı. Muaviye onu komutan olarak çalıştırırdı. Yezid bir gün bize bir hutbe irâd etti. Allah'a hamd-ü senada bulunduktan sonra şöyle dedi:
    "Ey İnsanlar! Allah'ın üzerinizdeki nimetlerini anın. Kırmızı ile sarı ve diğer renkler arasında, yüklere ve onların içindekilerde gördüklerimi keski görebilseydiniz. Doğrusu namaz kılındığında göğün ve cennetin kapıları açı¬lır. İri gözlü huriler süslenir. Sizden biri şahsen savaşa yöneldiğinde iri gözü huriler onun için süslenir ve koşup "Allahım! Ona sebat ver. Allahım! Ona yardım et" derler. Ama o adam arkasını düşmana dönerse huriler ona görünmez ve "Allahım! Ona lanet et." derler. Anam babam size feda olsun. Düş¬manın kanını için. Bu uğurda sizin vücudunuzdan düşecek ilk kan damlası, ağacın yaprağının dalından düşürülmesi gibi sizin de günahlarınızı vücudunuzdan düşürür. Cephede biriniz yaralanıp yere düşünce o hurilerden iki tanesi hemen koşup onun yüzündeki toprağı siler ve "Sana kurban olalım" derler. O da "Ben size kurban olayım" der. Kendisine yüz elbise giydirilir. Bu elbiseler (o kadar incedirler ki,) şu iki parmağımın arasına konulsalar, sığarlar. Çünkü insanlar tarafından dokunmamışlardır. Onlar cennet elbiseleridir.
    Ey İnsanlar! Allah katında isimleriniz, simanız, fısıltılarınız, helal ve haram işleriniz, meclisleriniz (oturduğunuz yerler ve o yerlerde yaptığınız konuşmalar) yazılıdır. Kıyamet günü olduğunda "Ey falan! Şu senin nurundur. Ey falan! Şu da senin nurundur. Ey falan! Senin nurun yoktur." denilir. Doğrusu cehennemin deniz kıyısı gibi bir kıyısı vardır. Orada buhatî (yani sekiz dokuz yaşlarındaki horasan) develeri kadar iri haşere ve yılanlar vardır. Cehennemlikler azâblarınm hafifletilmesini dilediklerinde onlara, "Kuyuya çıkın" denilir. O kuyuya çıktıklarında haşere (ve yılan)lar onların dudaklarını, böğürlerini ve Allah'ın dilediği yerleri ısırırlar. Allah bu hayvanları onalra musallat kılar. Sonra o suçlular geri döner, ateşin göbeğine gömülürler. Sonra uyuzluğa müptelâ olurlar. Öyleki onlardan biri, kemiği ortaya çıkıncaya dek derisini kaşır. Kendisine: "Ey falan! Bu sana eziyet veriyor mu?" diye sorulur. "Evet" deyince ona denilir ki: "İşte bu durum, dünyadayken müminlere eziyet vermiş olmandan ötürü başına geldi!"
    Tirmizî... Ebû Saîd'den rivayet etti ki; Rasülullah (s.a.v.) şöyle buyur¬muştur:
    "Bir kimse Allah'tan üç kez cenneti isterse, cennet: "Allahım, onu cennete koy" der. Bir kimse de cehennem ateşinden kurtulmak için üç kez aman dilerse, cehennem: "Allahım! Onu cehennemden koru" der." [131]



    Cehennemin Tabakaları:

    Oralarda azâb görmekten Allah'a sığınırız.
    Kurtubî, âlimlerin bu hususta şöyle dediklerini nakletmiştir: Cehennemin en üstteki tabakası, Muhammed (s.a.v.)'in ümmetinin günahkâr ve asilerine mahsustur. Orası, içindekilerden tahliye edilecek ve rüzgar kapılarına çarpacaktır. Bundan sonraki tabakalar da sırasıyla şunlardır: Lezâ, Hutame, Şâir, Sakar, Cehim, Haviye.
    Dahhâk dedi ki: "Cehennemin üst tabakasında (günahkâr) Muhammediler, ikinci tabakasında hristiyanlar, üçüncü tabakasında yahudiler, dördüncü tabakasında yıldızperestler, beşinci tabakasında mecusiler, altıncı tabakasında arap müşrikleri, yedinci tabakasında da münafıklar bulunacaktır." [134]



    Cehennem Yılanları:

    Onlardan Allah'a sığınırız.
    Harmele... Abdullah b. Haris b. Cüz ez-Zebidî'den rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    "Cehennemde buhtî (horasan) develerinin boynu gibi (uzun ve kalın) yılanlar vardır. Onlardan birinin ısırdığı adam, onun zehirinin tesirini kırk bahar (yıl) boyunca hisseder. [136]
    Taberanî... Berâ' b. Azib'den rivayet etti ki; "Onlara azâb üstüne azâb veririz." (Nahi, 16/88) âyetinin tefsirini kendisine sorduklarında Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    "Uzun hurma ağaçları gibi akrepler, cehennemde [137] onları ısırır." [138]



    Cehennemliklerin Ağlaması:

    Allah Azze ve Celle bizi ondan kurtarsın.
    Ebû Ya'lâ el-MavsıIî... Enes b. Mâlik'ten (r.a.) rivayet ettiğine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    "Ey insanlar! Ağlayınız; ağlayamazsanız ağlar gibi görününüz. Çünkü cehennemlikler, cehennemde, gözyaşları yanaklarından iplikler gibi akmcaya kadar ağlarlar; nihayet gözyaşları kesilir, gözleri gemilerin yüzebileceği büyüklükte oyuklara dönüşür."
    İbn Mâce... Zeyd b. Refî'den merfu olarak, şöyle dediğini rivayet ediyor:
    "Cehennemlikler ateşe girdiklerinde bir zaman göz yaşı akıtarak ağlarlar. Ondan sonra bir zamanda gözlerinden irin akıtarak ağlarlar. Cehennem nöbetçileri onlara: "Ey bahtsızlar topluluğu! Sakinlerine merhamet edilen bir diyarda, yani dünyada ağlamadınız. Şimdi medet dileyecek birini bulabilecek misiniz bakalım?" derler. Onlar da yüksek sesle şöyle derler: "Ey cennetlikler! Ey babalar, analar ve evlat topluluğu! Mezarlardan susamış olarak çık-ük. Mahşerde uzun süre susuz bekledik. Bu günde susamış haldeyiz. Bize biraz su ya da Allah'ın size rızık olarak bahşettiği şeylerden birazını gönderin." Kırk sene müddetle kendi hallerine bırakılırlar. Onlara hiç kimse cevap vermez. Sonra onlara: "Siz bekleyeceksiniz" denilir ve onlar her hayırdan ümit keserler." Nitekim yüce Allah buyurmuş ki: "Ateş onların yüzlerini yalar. yüzleri sırıtıp kalır." [139]
    İmanı Ahmed b. Hanbel... Ebû Saîd'den rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.), "Dişleri sırıtıp kalır." mealindeki âyeti okuduktan sonra şöyle buyurdu:
    "Adamın yüzünü ateş yakar, üst dudağı büzülür, başının tepesine kadar ekilir; alt dudağı da sarkıp göbeğine kadar uzanır." [140]
    Tirmizî de bu hadisi... Mübarek'ten rivayet etmiştir. Hasen ise bunun sahih ve garib olduğunu söylemiştir.
    İbn Merdeveyh... Ebû Derdâ'dan rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.), "Ateş onların yüzlerini yalar" âyetiyle ilgili olarak şöyle buyurmuştur:
    "Ateş onların yüzlerini öyle bir yalar ki, (vücutlarının) etleri topuklarına akar!" [141



    KIYAMET GÜNÜ CEHENNEMİN GETİRİLİŞİ.

    Hafız Ebû Nuaym el-İsbahanî... Zadân'dan rivayet etti ki; Kâ'b'ül-Ah-bâr şöyle demiştir:
    "Kıyamet günü olduğunda Cenab-ı Allah, evvelki ve sonraki ümmetleri aynı alanda toplar. Melekler inip sıra halinde dizilirler. "Ey Cibril! Cehennemi bana getir" denir. Cibril, yetmiş bin yulara bağlanmış olarak güdülen cehennemi getirir. Sonra yaratıkların üzerinden yüz yıl kadar bir zaman geçer. Cehennem bir daha kükrer; halkın (korkudan adeta) yüreği uçar. İkinci kez kükrer; gözde meleklerin ve mürsel peygamberlerin hepsi diz üstü çökerler. Üçüncü kez üfieyince yürekler ağızara gelir; akıllar baştan gider. O zaman herkes kendi ameli nedeniyle paniğe kapılır. Öyle ki İbrahim Halil (a.s.) bile; "Seninle olan dostluğum hatırına senden ancak nefsimin bağışlanmasını diliyorum ya Rab!" der. İsâ (a.s.)'da; "Beni üstün ve şerefli kılman hürmetine senden beni doğuran Meryem'in değil, sadece nefsimin bağışlanmasını diliyorum." der. Muhammed (s.a.v-)'e gelince O, "Bu gün senden kendi nefsimin değil, ümmetimin bağışlanmasını diliyorum Ya Rab!" der. Yüce Allah ona şöyle cevap verir: "Ümmetinden olan dostlarıma korku yoktur; onlar üzülmeyeceklerdir de. Onur ve üstünlüğüme yemin ederim ki; ümmetin konusunda senin gözünü aydınlatacağım."
    Bundan sonra melekler, Aziz ve Celil olan Allah'ın huzurunda durur, kendilerine verilecek olan emirleri beklerler. Yüce ve Mukaddes Rab onlara der ki: "Ey zebaniler topluluğu! Muhammed (s.a.v.)'in ümmetinden olup büyük günah işlemekte ısrar edenleri alın, ateşe götürün! Dünyadayken emrimi Önemsememeleri, hakkımı hafife almaları ve saygınlığım hiçe saymaları nedeniyle onlara karşı gazabım şiddetlenmiştir. Kötülüklerini insanlardan gizliyorlar, ama bana açıklıyorlar. Oysa ben kendilerim diğer ümmetlerden üstün ve kıymetli kılmıştım. Benim lutfumu ve nimetimin büyüklüğünü takdir etmediler."
    O esnada Zebaniler erkeklerin sakalından, kadınlarında saç örgülerinden tutarak onları cehenneme götürürler. Bu ümmetten başka cehenneme götürülen her kulun yüzü mutlaka kara olacaktır. Götürülürlerken ayaklarına bukağı, boynuna da pranga vurulacaktır. Ama bu ümmetten cehenneme götürülenler kendi aslî renkleriyle götürüleceklerdir. Bunlar cehennem bekçisinin yanına götürüldüklerinde bekçi onlara der ki:
    — Ey bahtsızlar topluluğu! Siz hangi ümmettensiniz? Şimdiye kadar yanıma sizden daha güzel yüzlü kimse gelmedi!
    — Ey bekçi! Biz Kur'ân ümmetiyiz.
    — Ey bahtsızlar topluuğu! Kur'ân, Muhammed (s.a.v.)'e inmedi mi?
    Bundan sonra o bahtsızlar yüksek sesle feryâd edip ağlayarak "ey Muhammed! Ya Muhammed! Ümmetinden ateşe götürülmeleri emredilenler için şefaat et" derler. Cehennem nöbetçisine (Mâlik'e) şöyle seslenilir: "Ey Mâlik! O bahtsızları kınamanı, onları muhakeme etmeni, onları azâb içine sokmakta gecikmeni kim sana emretti? Ey Mâlik, onların yüzleri kararmayaçaktır. Çünkü onlar dâr-ı dünyadayken âlemlerin Rabbi Allah'a secde ederlerdi. Ey Mâlik! Onların vücutlarını prangalarla ağırlaştırma. Çünkü onlar cünüb olunca guslederlerdi. Ey Mâlik! Onların ayaklarını bukağı vurma. Çünkü onlar, saygın olan beytimi tavaf ederlerdi. Ey Mâlik! Onlara katrandan giysiler giydirme. Çünkü onlar ihrama girmek için elbiselerini çıkarıp soyunmuşlardı. Ey Mâlik! Ateşe de ki: Onları amellerine göre yakalasın. Ateş onları ve hakettikleri cezanın miktarını, annenin kendi evladını tanımasından daha iyi tanıyıp bilirler. Ateş onardan kimini topuklarına, kimini dizlerine, kimini göbeğine, kimini göğsüne kadar yakalar. Cenab-ı Allah onların günahları, taşkınlıkları ve masiyet işlemekteki ısrarları nispetinde onları cezalandırdıktan sonra onlarla müşriklerin arasında bir kapı açar. Onlar, cehennemin üst tabakasında bulunup orada ne bir soğukluk ne de içecek tadarlar. Ağlayıp şöyle derler: "Ey Muhammed! Bahtsız ümmetine merhamet ve şefaat et. Çünkü ateş, onların kanlarını, etlerini ve kemiklerini yedi." Bu defa bahtsızlar Rablerine seslenirler: "Ey Rabbimiz, ey efendimiz! Her ne kadar kötülük yapmış, günah işlemiş ve haddi aşmışsa da dâr-ı dünyada sana ortak koşmamış olanlara merhamet et." O esnada müşrikler, onlara: "Allah'a ve Muhammed'e inanmanız size yarar sağlamadı." derler. Müşriklerin bu sö¬züne Cenab-ı Allah gazaplanıp "Ey Cibril! Hadi bakalım; Muhammed (s.a.v.)'in ümmetinden cehennemde olanları çıkar" diye emreder. Cibril'de onları yanmış vaziyette cemaatler halinde cehennemden çıkarır ve cennetin kapısındaki bir nehire atar. O nehire hayat nehri denir. O nehirde kalırlar. Derken eskisinden daha parlak bir hale gelirler. Sonra yüce Allah, meleklere; Muhammed (s.a.v.)'in ümmetinden olan o bahtsızları Rahmanın azatlıları olarak cennete koymalarını emreder. Bunlar (vücutlarındaki yanık izleri nedeniyle) cennetlikler arasında tanınırlar. O izleri vücutlarından silmesi için Allah'a yalvarıp yakarırlar.

  7. #7
    Merdogan47 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    20-09-2005
    Mesajlar
    1,258
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    7
    ..."Aziz ve Celil olan Allah: "Kalbinde bir dinar ağırlığınca imân bulunan her kimi bulursanız, onu da ateşten çıkarın" diye emreder. Boyleleri de bir taneleri dahi içeride kalmamacasına dışarı çıkarılırlar. Sonra Cenab-ı Allah şefaati kabul buyurup, "kalbinde bir dinarın üçte ikisi ağırlığınca imân bulunan kimseleri de, üçte bir dinar ağırlığınca imân bulunan kimseleri de, bir kırat ağırlığınca imân bulunan kimseleri de, bir hardal tanesi ağırlığınca imân bulunan kimseleri de ateşten çıkarın." diye emreder. Bunlar, içeride bir taneleri dahi kalmamacasına ateşten çıkarılırlar"...

    O kadar hurafe ve masalların arasında, alıntıladığım bu kısım imanın dinara, yani paraya, yani zenginliğe, yani bu dünya yaşamının acı bir gerçeğine endekslenmiş olması oldukça anlamlı ve düşündürücüi...

    Kalblerinde bir dinar ve daha azı ağırlında imanı olanlar şefaatle cehennemden kurtulabildiklerine göre, kalblerinde en az bir kaç veya bir kese dinar ağırlığında imanı olanlar doğrudan cennete gidecekler.

    Demek ki neymiş: İman/cennet dinar ağırlığı ile doğru orantılı imiş...
    Ve de, kim demiş, para ile iman bir arada zor bulunurmuş diye...
    Bu Vatan, bizlere miras olarak değil, nesilden nesile devredilen bir emanet olarak bırakıldı.

  8. #8
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    07-03-2008
    Mesajlar
    6,249
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    0
    Allahın insanı yaratmasına ve cezalandırmasına bir örnek verirsek,varsayalım mercedes firmasının üretdiği arabalarından biri,daha kapıdayken adama çarpıyor,adam yaralanıyor,yine farazi olarak bakalım ,arabanın hasarı tamir edilerek ,yola çıkarılıyor ama yine şansızlık,arabanın lastiği patlıyor ve araba bir magazadan içeri giriyor,tekrar tamir görüyor bu seferde yolda giderken çukura düşüyor ve rotili kopuyor,yolundan çıkıp ,otobüs durağında duran 20 kişiyi eziyor.Şimdi o arabayı üreten fabrikanın ,arabayı özel bir garaja çekip, hergün ince ince,dilim dilim destereyle kesip,sonra kesik yerleri yeniden kaynatıp,ertesi gün yeniden ince ince keserek böyle sonsuza dek, devam etmesi,sizce sıhhatli ve doğru bir düşüncemi???

  9. #9
    Türkün Atası Atatürk Burak Kagan adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    11-06-2006
    Mesajlar
    1,157
    Karizma Gücü
    6
    Mercedes bir canlı değildir iradesi, kendi seçimlerini yapabilme yeteneği yoktur ve bu dünyaya sınanmak için gönderilmemiştir.

    Cehenneme 2 tür gitmek vardır. 1.si Müslüman olup günahkar olduğun için gitmek, 2.si gayrimüslim olduğu gitmek. Bu yazılanların tümü Müslümanlara uygulanmayacaktır. Uygulansa bile dünyada suçsuz günahsız kimselere eziyet eden, edepsizliği adet edinen kişilere uygulanacağını düşünürsek o kadar da ağır bir ceza olmadığını düşünebiliriz. Ama nisbeten az günahlarla cehenneme giden birini Allah'ın bu kadar cezalandıracağını düşünmüyorum. Kul ne kadar yoldan çıkmış, azmışsa ona da hakettiği ceza verilecektir.
    "Atatürk Kürtlere özerklik verecekti" yalanı nasıl uyduruldu?
    “Kürt sorunu, bizim, yani Türklerin çıkarı için kesinlikle söz konusu olamaz. Çünkü, bizim ulusal sınırlarımız içinde Kürt öğeleri öylesine yerleşmişlerdir ki, pek sınırlı yerlerde yoğun olarak yaşarlar. Bu yoğunluklarını da kaybede ede ve Türklerin içine gire gire öyle bir sınır oluşmuştur ki, Kürtlük adına bir sınır çizmek istesek, Türkiye’yi mahvetmek gerekir. Mustafa Kemal ATATÜRK

  10. #10
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    07-03-2008
    Mesajlar
    6,249
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı Burak Kagan tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Mercedes bir canlı değildir iradesi, kendi seçimlerini yapabilme yeteneği yoktur ve bu dünyaya sınanmak için gönderilmemiştir.

    Cehenneme 2 tür gitmek vardır. 1.si Müslüman olup günahkar olduğun için gitmek, 2.si gayrimüslim olduğu gitmek. Bu yazılanların tümü Müslümanlara uygulanmayacaktır. Uygulansa bile dünyada suçsuz günahsız kimselere eziyet eden, edepsizliği adet edinen kişilere uygulanacağını düşünürsek o kadar da ağır bir ceza olmadığını düşünebiliriz. Ama nisbeten az günahlarla cehenneme giden birini Allah'ın bu kadar cezalandıracağını düşünmüyorum. Kul ne kadar yoldan çıkmış, azmışsa ona da hakettiği ceza verilecektir.






    EBU TALİP

    Hz Alinin babası,Hz Muhammedin amcası ve çocukluğundan peygamberliğine kadar ona sahip çıkan ve onu koruyan Ebû Talib, Kıyamet Gününde En Hafif Azâb Görecek Olan Cehennemliklerden Biri Olacaktır:

    Buharı... Numan'dan rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuş¬tur:
    "Cehennemliklerin kıyamet gününde en hafif derecede azâb görecek olanı, ayaklarının tabanının altına bir ateş közü konulup da bu yüzden beyni, tencere ve gümgüm gibi kaynayan adamdır!" [
    Buharı... Ebû Saîd el-Hudrî'den rivayet etti ki; yanında amcası Ebû Talip'den söz edildiğinde Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
    "Umarım ki kıyamet gününde şefaatim ona fayda verir de cehennemin sığ bir yerine bırakılır. (Ama yine de orada) ateş onun topuk kemiklerine ulaşır ve bu nedenle beyni kaynar!" [47]
    Müslim... Ebû Saîd'aen rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    "Cehennemliklerin en nafif azaplısı, ateşten bir ayakkabı giyecek ve ayakkabılarının harareti nedeniyle beyni kaynayacaktır!" [48]
    İmam Ahmed b. Hanbel... Ebû Saîd'den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    "Cehennemliklerin en hafif derecede azâb görecek olanı, ayaklarına (ateşten) bir çift ayakkabı giyip bu yüzden beyni kaynayacak olan bir adamdır."



    Ebu Talip Hz Muhammedin öz amcası, Hz Alininde babasıdır.Muhammedi küçük yaşlardan itibaren yanına almış ona babalık yapmıştır.Öldüğü son ana kadarda kendisini korumuştur.Hz Muhammede yaptığı bu iyilik,insanlık karşılığında bakın cehennemde ne buluyor.Beyni haşlanacak,kafasının tası tencere kapağı gibi güm güm yapacak deniliyor.

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •