Bölüm 1..
Sûr Hadisi
Kıyamet Sahnesinin Veya Bir Bölümünün Tasviri:
Müsned adlı eserinde Hafız Ebû Ya'lâ el Musılî... Ebû Hüreyre'den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.), ashabından bir guruba hitaben şöyle buyurmuştur: "Doğrusu Cenab-ı Allah göklerle yerin yaratılışını tamamladıktan sonra Sûr'u yaratıp İsrafil'e teslim etti. O, Sûr'u ağzına dayamış, gözlerini arşa dikmiş, (üflemesi için) kendisine emir verilmesini bekliyor."
Ebû Hüreyre diyor ki: Ben kendisine şu soruyu sordum:
— Ey Allah'ın Rasûlü, sûr nedir?
— Boynuzdur.
— Nasıldır o?
Çok büyüktür. Beni hak dinle gönderen zâta yemin ederim ki; ondaki bir dairenin genişliği, göklerle yerin genişliği kadardır. Ona üç kez üfleyecektir ..Birincisi korku ve panik üflemesidir. İkincisi düşüp ölme üflemesidir. Üçüncüsüyse âlemlerin Rabbinin huzuruna gidip toplanma üflemesidir. Cenabı Allah İsrafil'e ilk üfleme için emir verir ve "Korku, panik üflemesini üfle der. Bu üfleme yapılınca gökteki ve yerdeki varlıkların Allah'ın dile dikleri dışında- tümü paniğe kapılır. Üfleyişi uzatması, Allah tarafından Isrâfile emredilir. Ara vermeden uzunca üfler. Bu uzun üfleyiş hakkında Cenab-ı Allah şöyle buyurmuştur:
"Bunlarda ancak, bir an gecikmesi olmayan tek bir çığlık beklemektedirler." (Sâd, 38/6)
Dağlar, bulutlar gibi yürütülecek, serâb olacaktır. Yer de tıpkı denizde dalgalara tutulmuş bir gemi gibi üzerindekileri sarsacak, Arş'a asılı bir kandilmiş gibi ruhlar tarafından salınacaktır. Bilesiniz ki, Cenab-ı Allah bu durumu şöyle anlatmıştır:
"O gün bir sarsıntı sarsar. Peşinden bir diğeri gelir. O gün kalbler titrer." (Naziât. 79/6-8)
Yer, üzerindeki insanları sarsar; emzikli kadınlar çocuklarını unutur hamile olanlar yavrularını düşünürler. Çocuklar ihtiyarlar. İnsanlar paniğe kapılarak kanatlanır, uçarlar. Melekler karşılarına çıkarak onları tokatlar, geri döner, kaçarlar. Onları Allah'ın azabından koruyacak kimse yoktur. Birbirlerine seslenirler. Onlar bu haldeyken yer, bir uçtan bir uca çatlayıp ikiye bölünür. Daha önce benzerini görmedikleri müthiş bir durumla karşılaşırlar. Öyle bir korku ve paniğe kapılırlar ki, miktarını ancak Allah bilir. Göğe bakarlar... erimiş maden gibi olduğunu görürler. Sonra gök yarılır, yıldızlar etrafa saçılıp düşer, güneş ve ay kararır. Rasûullah (s.a.v.) bu hususta şöyle buyurmaktadır.
"Ama ölüler bu olup bitenlerin farkına varmazlar."
Ebû Hüreyre dedi ki: "Sûr'a üfürüldüğü gün, Allah'ın diledikleri bir yana, göklerde olanlar da yerde olanlarlar da, korku içinde kalırlar." (Nemi, 27/ 87) Bu âyet-i kerîmede korku ve panikten "Allah'ın diledikleri" diye istisna edilerek etkilenmeyecek olanlar şehidlerdir. Korku ve panik ancak, dirileri etkiler. Şehidlerse Allah katında diri olup rızıklanırlar. Onlar o günün korkusundan güvende olurlar. Bu korku ve panik, Cenab-ı Allah'ın şerli ve kötü kullara salacağı bir azâbdır. Bununla ilgili olarak O, şöyle buyurmuştur:
"Ey İnsanlar! Rabbinizden sakının. Doğrusu kıyamet saatinin sarsıntısı büyük şeydir. Kıyameti gören her emzikli kadın emzirdiğini unutur. Her hamile kadın çocuğunu düşürür. İnsanları sarhoş gibi görürsün. Oysa sarhoş değildirler. Fakat bu sadece Allah'ın azabının çetin olmasındandır. (Hacc, 22/1-2)
Allah'ın dilediği bir süre kadar azâb içinde dururlar. Ama bu azabın uzun süreceği muhakkaktır. Sonra Cenab-ı Allah, üflemesi için İsrafil'e emir verir. O da ikinci aşamadaki düşüp ölme üflemesini yapar, lifleyince, gökte ve yerde -Allah'ın dilediği dışındaki herkes ölür. Canları çıktıktan sonra, ölüm meleği, güç ve kudret sahibi Allah'ın huzuruna gelerek şöyle der
— Ya Rab! Gökte ve yerde -senin dilediklerinden başka herkes öldü.
— (Gerçi Allah kimin hayatta kaldığını daha iyi bilir ama yine de sorar, Kim hayatta kaldı?
— Ya Rab ölümsüz ve diri olan sen hayatta kaldın. Arş'ını taşıyanlar Cebrail, Mikâil ve ben hayatta kaldık.
— Cebrail ve Mikâil de ölsünler.
Bundan sonra Cenab-ı Allah Arş'ı konuşturur. Arş der ki:
— Ya Rab, Cebraîl ve Mikâil ölüyorlar, öyle mi?
— Sus. Ben ölümü, arşımın altında bulunan herkese yazdım. Dolayısıyla Cebrail ve Mikâil ölecektir.
Bundan sonra ölüm meleği, güç ve kudret sahibi Allah'ın huzuruna gelerek der ki:
— Ya Rab! Cebrail ve Mikâil öldüler. Ben ve Arş'ı taşıyan melekler hayatta kaldık.
— Arşımı taşıyanlar da ölsünler.
Arşı taşıyanlar da Ölürler. Yüce Allah arşa emir verir. Arş, Sûr'u İsrafil'den alır. Bundan sonra ölüm meleği, güç ve kuvvet sahibi Allah'ın huzu¬runa gelerek der ki:
— Ya Rab, arşını taşıyan melekler de öldüler.
— (Gerçi Allah kimin hayatta kaldığını daha iyi bilir ama yine de sorar) kim hayatta kaldı?
— Ya Rab, ölümsüz ve dizi olan sen hayatta kaldın. Bir de ben kaldım. Sen bir sebepten dolayı yarattığım bir yaratığımsın. Sen de öl. Ölüm meleği de ölür. Artık geride sadece bir, kahr edici güce sahip, tek,
her şey kendisine muhtaç olduğu halde kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan, doğurmayan, doğurulmayan, bir tek dengi dahi bulunmayan, ezeli ve ebedi olan gökleri ve yeri kitap gibi düzen, sonra yeri ve göğü yayan, ardısıra üç kez saran Allah kalır. "Sonsuz gücün sahibi benim" der. Bunu da üç kez söyler. Sonra kendi kendine "Bugün hükümranlık kimin?" diye sorar. Cevap veren olmaz. Sonra yine kendi kendine şu cevabı verir: "Kahredici güce sahib olan tek Allah'ındır." Yer ve gökler götürülüp yerlerine başka yer ve gökler getirilir. Bunları dümdüz biçimde yayar. Yeri Ukaz panayırmdaki deri gibi uzatıp serer. Oradan ne çukur ne de tümsek kalır. Sonra Cenab-ı Allah mahlukata bir ünleyişle ünler. Onlar eski hallerine dönerler. Toprağın bağrında olanlar bağrında; üstünde olanlar üstünde kalırlar sonra Cenab-ı Allah üzeri¬nize, arşın altıdakileri indirir. Sonra yağmur yağdırması için göğe emir verir de kırk gün müddetle yağmur yağdırır. Öyleki yaratıkların üstünde oniki zira' yüksekliğinde su birikir. Sonra Cenab-ı Allah cesedlere, bitki bitirmelerini emreder de cesedler bakla bitkisi gibi bitkiler bitirirler. Cesedleri tekâmül ettiğinde yüce Allah: "Cebrail ve Mikâil dirilsinler" der... Onlar dirilirler. Sonra Cenab-ı Allah ruhları çağırır da onlar gelirler; müslümanlann ruhları ışık saçar, diğerlerininkiyse saçmaz. Ruhların hepsini Allah kabzedip sûr'un içine atar. Sonra da ölülerin diriltilmeleri amacıyla sûr'a üflemesini isrâfile emreder. O üfleyince ruhlar arı gibi gelir, gökle yerin arasını doldururlar. Aziz ve Celil olan Allah: "Onur ve üstünlüğüm hakkı için her ruh, mutlaka bedenine dönsün" diye emreder. Bu buyruk üzerine bütün ruhlar, topraktaki bedenlerine girerler. Önce genizden içeri girip tıpkı zehirin ışınlan kimsenin içine yayılışı gibi bedene yayılırlar. Sonra üzerinizdeki (mezar) toprağı yarılır ve dışarı çıkarsınız. İlk çıkacak olanınız benim. Sonra hızla akın ederek Rabbinizin huzuruna varırsınız.
"Gözleri dalgın dalgın çekirgeler gibi yayılmış, o çağırana koşarak ka¬birlerden çıkarlar. İnkarcılar: "Bu zorlu bir gündür" derler." (Kamer, 54/7-8.j
Yalınayak, çıplak ve sünnetsiz halde bir yerde yetmiş sene kadar bekler¬siniz de size bakılmaz, hakkınızda hüküm verilmez. Göz yaşlarınız kuruyuncaya dek ağlarsınız. Sonra gözlerinizden kan akar. Gözyaşına ve kana batarsınız. Yaşlar ağzınıza ya da kulaklarınıza kadar çıkar.
. Her ümmet, kitabına çağrılır. Onlara denir ki: "Bugün size, işlediğinizin karşılığı verilecektir." (Câsiyc, 45/28)
Cenab-ı Allah çiftlerle insanlar dışındaki yaratıkları arasındaki davaları halleder. Yırtıcı hayvanlarla diğer hayvanlar arasındaki davaları hükme bağlar. Öyleki boynuzsuzun boynuzludaki hakkını alır. Bu işleri tamamladıktan ve hç birinin diğerinde hakkı kalmadıktan sonra bilcümle hayvanata: "Toprak olun" der. Bu durumu gören kâfir, "Keşke bende toprak olaydım" der. Bundan sonra Cenab-ı Allah, kullar arasındaki davalara bakar. İlk olarak kan davalarını ele alır. Allah yolunda öldürülenlerin tümü oraya gelirler. Öl¬dürülen (şehid) kimseye, gelmesini Allah emreder. O da şah damarlarından kan fışkırmakta olan kesik başını alıp gelir ve "Yarab! Bu beni niye öldürdü?" diye sorar. Cenab-ı Allah ta -öldürme sebebini çok iyi bildiği halde- öldürene, onu niçin öldürdüğünü sorar. O da; "Ya Rab, üstünlük senin olsun diye onu öldürdüm"der. Allah da ona, "Doğru söyledin" diye cevap verir ve yüzünü göklerin nuru gibi parlak kılar. Sonra melekler onu hemen cennete götürürler. Sonra bundan başka amaçlarla öldürülenler gelirler. Cenab-ı Allah, öldürülmüş olana emir verir; o da şah damarlarından kan fışkırmakta olan kesik başını alıp gelir ve: "Ya Rab, bu beni niye öldürdü?" diye sorar. Cenab-ı Allah onun öldürülme sebebini herkesten çok daha iyi bildiği halde, öldürene; onu niçin öldürdüğünü sorar. O da; "Ya Rab! Üstünlük benim olsun diye onu öldürdüm" diye cevap verir. Cenab-ı Allah ona "Kahr ol!" karşılığını verir.
Bundan sonra her katile kısas uygulanır. Haksızlıklar telafi edilir. Zalimler, Allah'ın dilediği şekilde muamele görürler. Dilerse onlara azâb eder; dilerse merhamet eder. Bundan sonra Cenab-ı Allah, geride kalan diğer kulların davalarına bakar, kimsenin kimsede alacağı kalmaz, herkesin hakkını alıp sahibine verir, mazlumun zalimdeki hakkını alır. Öyle ki, süte su katmış olana da, sütünü halis kılmasını, katıksız hale getirmesini emreder. Cenab-ı Allah bu işleri bitirdikten sonra bir münadi, bütün mahlukata duyuracak bir sesle şöyle seslenir: "Herkes Allah'ı bırakıp da tapmış olduğu kendi tanrısı¬nın yanına gitsin!" Her kim Allah'tan başkasına tapmışsa, tapındığı o şey, karşısına dikilir. O gün meleklerden biri Uzeyr (a.s.)'nı; biri de İsâ (a.s.)'ın kılığına bürünüp ortaya çıkar. Yahudiler Üzeyr'in kılığmdaki meleğe; Hristiyanlar da İsa'nın kılığındaki meleğe tabi olurlar. Sonra tanrıları onları ate¬şe çağırır. Bu hususta yüce Allah şöyle buyurmuştur:
"Eğer bunlar tanrı olsalardı cehenneme girmezlerdi. Hepsi orada temeli kalacaktır.1' (Enbiyâ, 21/99)
Geride -aralarında münafıklar da olmak üzere- sadece müminler kalır. Cenab-ı Allah onları dilediği şekilde hesap yerine getirir. Onlara: "Ey insanlar! Herkes tanrısının yanına gitti. Siz de tanrınızın ve Allah'tan başka taptıklarınızın yanma gidin" der. Onlar da; "Yemin ederiz ki, bizim sadece Allah'ımız vardır. Dünyadayken O'ndan başkasına tapmazdık" diye cevap verirler. Bunun üzerine Cenab-ı Allah onları bir tarafa bırakır. Dilediği bir müddet böyle kalır. Sonra yine gelip onlara: "Ey insanlar! Herkes tanrısının yanına gitti. Siz de tanrınızın ve Allah'tan başka taptıklarınızın yanma gidin." der. Onlar da: "Yemin ederiz ki, bizim sadece Allah'ımız vardır. Dünyadayken O'ndan başkasına tapmazdık." diye cevap verirler.
Bunun üzerine Cenab-ı Allah paçaları sıvar, O'nun, kendilerinin rableri olduğunu anlayacakları şekilde tecelli edip azametini onlara gösterir. Bu tecelli karşısında hepsi yüz üstü secdeye kapanırlar. Münafıklarsa enseleri yere gelecek şekilde düşerler. Cenab-ı Allah onların bellerini sığır boynuzu gibi yapar. Sonra izin verir... Başlarını secdeden kaldırırlar.
Bundan sonra Cenab-ı Allah, cehennemin iki yakası arasına kıldan ince ve kılıçtan keskince, sırat köprüsünü kurar. Sıratın üzerinde çengeller, sivri demirler ve hurma dikeni gibi dikenler vardır. Sıratın alt tarafında kaygan bir köprü vardır. Oradan bir göz açıp kırpacak veya şimşek çakacak veya rüzgar esecek veya rahvan atla koşacak yahut koşucu bir adamın koşarak geçebileceği kadar kısa bir zamanda geçerler. Kimi salimen kurtulur. Kimi tırmalanarak kurtulur. Kimi de yüzüstü cehenneme atılır.
Cehennemlikler cehenneme düştüklerinde Rabbinin yaratıklarından amelleri kendilerini helak etmiş bir gurup insan ateşe düşer. Ateş, kiminin ayaklarının üst tarafına geçmez. Sadece ayaklarını tutar. Kimini böğürlerine kadar tutar. Kiminin cesedinin tümünü tutar. Yalnız yüzü dışarda kalır. Allah, onun boynunu ateşe haram kılar. Ben: "Ya Râb! Ümmetimden ateşe düşünlere beni şefaatçi kıl." derim. Aziz ve Celil olan Allah: "Tanıdıklarınızı beşten çıkarın" diye emreder. Onlar, bir taneleri dahi içeride kalmıyacak şekilde ateşten çıkarlar. Sonra Cehab-ı Allah, şefaatte bulunmama izin verir. Şefaat etmeyen bir peygamber ve şehid kalmaz, hepsi şefaat ederler. Aziz ve Celil olan Allah: "Kalbinde bir dinar ağırlığınca imân bulunan her kimi bulursanız, onu da ateşten çıkarın" diye emreder. Boyleleri de bir taneleri dahi içeride kalmamacasına dışarı çıkarılırlar. Sonra Cenab-ı Allah şefaati kabul buyurup, "kalbinde bir dinarın üçte ikisi ağırlığınca imân bulunan kimseleri de, üçte bir dinar ağırlığınca imân bulunan kimseleri de, bir kırat ağırlığınca imân bulunan kimseleri de, bir hardal tanesi ağırlığınca imân bulunan kimseleri de ateşten çıkarın." diye emreder. Bunlar, içeride bir taneleri dahi kalmamacasına ateşten çıkarılırlar. Öyleki, Allah rızası için sadece bir hayır işlemiş olan kimse de ateşte kalmaz. Hatta kendisi için şefaat edilmeyen ve hakkında yapılan şefaatin kabul edilmediği bir kimse kalmaz. Allah'ın rahmetini gördükten sonra kendisi için de şefaat edileceği ümidiyle İblis dahi ayakları üstüne dikilecek boyunu uzatıp kendini gösterir. Bundan sonra Cenab-ı Allah: "Merhamet edicilerin en fazla merhametlisi ben ve ben kaldım." der. Elini cehenneme sokar. Oradan sayısını ancak kendisinin bildiği miktarda insanı çıkarır. Taneleri andıran bu insanları Hayvan nehri denen bir nehire savurur. Bunlar sel sularının getirdiğ çer çöp arasındaki taneler gibi biterler. Güneşe bakan tarafları yeşil, gölgede kalan taraflarıysa sarı olur. Biter ve inci taneleri gibi olurlar. Boyunlarına: "Bunlar, Rahmanın azâd ettiği cehennemliklerdir" ibaresi yazılır. Cennetlikler onları bu yazıdan tanırlar. Asla hayır işlemedikleri halde bunlar da cennette kalırlar."[91]
Kaynak..EL BİDAYE VEN-NİHAYE İBNİ KESİR


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla


