Bolivya'daki kokain mafyasının ötesinde, bölgedeki asıl kokain merkezi kuşkusuz Kolombiya'dır. Döviz gelirlerinin yarısını sağlayan kokain ticareti, ülkenin en önemli yasal ihracat maddesi olan kahveden üç kat daha fazla girdi sağlar. Genel olarak kokain ticaretinin para hacmi inanılmaz boyutlardadır. Kokain işlerinde dönen para, BM tahminlerine göre, 300 milyar doları bulmaktadır. İnterpol'un tahmini ise 500 milyar dolar civarındadır. Bir karşılaştırma yapmak gerekirse, fakir ülkelerin faturasını ödemekte o kadar zorlandıkları petrol ticaretinin yıllık hacmi, sadece 180 milyar dolardır.
Bu kirli ticaretin merkezi de Kolombiya'dır. Dünyanın en büyük kokain üreticisi olan ülke, yüzyılın ikinci yarısından itibaren aynı zamanda dünyanın en kanlı ülkelerinden biri oldu. Çünkü ülke içinde farklı kokain mafyaları, daha doğru bir deyimle "kokain kartelleri" vardı. Bu kokain kartelleri, üslendikleri şehirlerin adlarıyla anılıyorlardı: Cali ve Medellin Kartelleri. Ülkeyi yıllar yılı adeta bu iki kartel yönetti: Hükümet görevlilerini ya tehdit ederek ya da satın alarak, kendi adlarına çalıştırabiliyorlardı.
En önemlisi, uzun süre bu iki kartel arasında iç savaşı andıran bir çatışma yaşandı. Birbirini yok etmek ve kokain pazarına tek başına sahip olabilmek için savaşan bu kartellerin doğurduğu terörizm, yani "narko-terörizm", Kolombiya'ya "ölümün tatil yapmadığı yer" denmesine neden olmuştur. Ülkede
yalnızca 1992 yılında tamı tamına 28 bin cinayet işlendi. Uzmanlar, cinayetlerin bu hızla işlenmesi halinde ilerdeki 10 yıl içinde ülkenin 32 milyon nüfusunun 3 milyondan fazlasının öleceğini belirtmişlerdi. Kartellerin bu kanlı mücadelesi sırasında en çok acı çeken taraf ise kuşkusuz halk oldu. Çoğu çiftçi olan Kolombiya halkı, kartellerin birinin emri altında tarlada çalışıp kokain üretmek zorundaydı; ancak her an rakip kartelin saldırısı yüzünden hayatını yitirebilir, işkence görebilirdi.
Kartellerin uyguladığı terör, oldukça sistemli bir terördü. Öyle ki ülkede, kartellerin "tetikçi"lerine eğitim verdiği bazı "özel üniversiteler" kurulmuştu. Bunlar bildiğimiz üniversitelerden oldukça farklıydı; burada öğrencilere
uygulamalı 'işkence ve cinayet dersleri' veriliyordu. Nokta dergisi, 1989 yılında bu "üniversite"lerle ilgili olarak şunları yazmıştı:
Kolombiya Güvenlik Dairesi'nin bir sokak çatışmasında yakaladığı Camilo Zamora Guzman, ya da kod adıyla Travolta, polisleri La Sesenta çiftliğine götürdü. Çiftlikte, beş cesetin bulunduğu bir mezarlık, silah deposu ve 'okul ' vardı. Okul, yani katil üniversitesi. La Sesenta çiftliği, kendi binaları, kooperatifleri, eczaneleri, özel haber alma birimleri, motorize ekipleri olan bir şirkete ait. Yasal olarak bir çiftçi-tüccar ortak yatırımı gibi görünen La Sesenta'nın en etkili faaliyeti de bu üniversite işte, daha doğrusu üniversiteler. Uygulamalı vahşet eğitimi. Şirketin tam 32 ayrı birimi var. Kontenjan iki ayda elli mezun verecek düzeyde. Öğrenciler, kokain mafyasının başkenti olarak bilinen Medellin'in yoksullarından seçiliyor. Okulda eğitim, gün doğarken yapılan egzersizlerle başlıyor. İşin en masum yönü bu belki. Sonra patlayıcı ve silah kullanma dersine geçiliyor. Derken:
'arkadaşlar dersimiz işkence'. Hem de canlı vücutlar üzerinde. Nasıl olsa bölgede gariban köylü bolluğu var. Hele o gariban bir de sol görüşlü ise üniversitenin uygulamalı eğitimi için biçilmiş kaftan olarak görülüyor. Sonra da, acımadan biçilmiş insan haline getiriliyor.108
Peki bu vahşet üniversitelerindeki "öğretim üyeleri" kimlerdi dersiniz?
Tahmin edilebileceği gibi kokain kartellerinin kurdukları ölüm timlerinin en büyük "öğretmen"leri İsrailli subaylar ve Mossad ajanlarıydı. İsrailli askeri uzmanlar, hem Cali hem de Medellin Kartellerinin
"ölüm üniversiteleri"nde narko-teröristlere İsrail tarzı eğitim verdiler. Bu konuda en çok ün salmış İsrailli ise İsrail ordusundan Albay Yair Klein'dı.109
Olay sadece Mossad ajanı İsrailli askerlerin, para karşılığı narko teröristleri eğitmeleri ile kısıtlı değildir. İsrail, bu ajanlarını uyuşturucu trafiğini kontrol etmek için de kullanır. Kokain satışından elde edilen paralar, ya Amerika'da yaşayan Yahudi işadamı ve politikacıların hesabına yatırılır ya da İsrail'e aktarılır.
Fransız Arabies dergisi, "İsrail'in Narko-Terörizm Bağlantısı" başlığı altında verdiği bir haberde, Yahudi Devleti'nin kokain ticareti içindeki inanılmaz rolünü gözler önüne sermişti. Buna göre, Kolombiya kokain kartellerinin ölüm timlerinin çok büyük bir bölümü İsrailliler tarafından eğitiliyordu. Yair Klein'in komutasındaki İsraillilerden oluşan Hod-Hahanit adlı terör timi, narko-teröristlerin eğitimini üzerine almıştı. Bu işi yapanların arasında, Yair Klein'in yanında Pesakh Ben Or adlı İsrailli "para aklayıcı", Mossad ajanı Mike Harari, İsrailli General Ze'evi ve Lübnanlı Yahudi işadamı Amiram Nir de yer alıyordu.110