• Reklam
3 sonuçtan 1 --- 3 arası gösteriliyor
  1. #1

    Kayıt Tarihi
    15-04-2008
    Mesajlar
    99
    Karizma Gücü
    5

    Yunus Emre, Mevlana, Astral Seyahatle Nirvana

    Vecd = Trans = Ruhçuluk

    Tasav-vuf için "insanın akıl yoluyla erişemediği ilahî hakikatlere ve gayb alemine ait hakikatlere sezgiyle ulaşma yoludur" sözü doğrudur. Burada üzerinde düşünülmesi gereken nokta, bu "ilahi hakikatlerin" ve "gayb alemine ait hakikatlerin" kaynağının ne olduğudur. Vecde girerek bu hakikatlere ulaşmak, gerçekte ruhçuluk anlamındaki uygulamalardan başka birşey değildir. Bu türden uygulamalar yalnızca belli bir bölgede olmayıp, dünya çapında uygulanan uygulamalardır. Bunların birbirinden inanç ve uygulamadaki farklılıkları, bunların temel unsuru olan ruhçulukla ilgili yönünü ortadan kaldırmamaktadır. Burada sorulması gereken sorular şunlardır:

    Vecde girildiğinde insanın içine doğan bilgi ve bu haldeki deneyim hangi kaynaktan gelmektedir?

    Bu bilginin ve vecd halinin kaynağı gerçekten Allah'mıdır, yoksa ruhçulukla mı ilgilidir?


    Trans ile içe doğan bilgi, Astral seyahat ile Sema'ya gidiş

    Tasav-vuf denen şey ruhçuluktan başka birşey değildir. Zaten maddenin ve tasav-vufun açıklanmasında da farklı şeyler söylenmez. Vecd ve zikirden, içe doğan bilgiden sözedilir. Ayrıca sema kavramı da vardır. Vecd halindeki kişi bu haldeyken sema ederek döner durur. Kavramların arasında Allah'a ulaşmak onunla bir olmak gibi açıklamalar da bulunur. Aslında olay gayet basittir. Önce kişi az yemek yer ve az uyur, bu şekilde bedeni çabucak yorgun düşmeye elverişli bir konuma gelir. Bunun önemi, kişinin zikir eylemine başladığı zaman kolayca vecde (transa) girebilmesi için yardımcı olmasıdır. Kişi zikir yapmaya başlar ve bir süre sonra transa girer. Gerçi trans yerine vecde girmekten sözedilse de, vecd ve trans farklı şeyler değildir, biri arapça, diğeri batı dillerindeki karşılığıdır. Transa giren kişi özel ruhsal deneyimler yaşar, bu arada zihnine ilhamlar gelmeye başlar ve vecd halindeyken dilinden bu ilhamlarla gelen şiirsel sözleri söylemeye başlar. Bu sözler sıradan bir insanın söyleyemeyeceği derecede anlamlı, edebi değeri yüksek sözlerdir. Ayrıca kişi bu deneyimi esnasında göğe (sema) ya da hiçlik olarak adlandırılabilecek bir yere gider. Aslında bu deneyim transa giren kişinin yaşadığı astral seyahat deneyiminden başka birşey değildir. Fenafillah ve bekabillah terimleri de aslında bunlarla ilgilidir. Kişi yaşadığı deneyimin çeşitli aşamalarını bu terimlerle açıklamaya çalışır. Yaşadığı deneyimle kişi zihninde ve duygularında çok büyük bir coşku halini hissettiği bu deneyiminde Allah'la ya da evrensel ruhla birleştiği duygusuna kapılır. Gerçekte bir ruhla birleşmiştir, ama bu birleştiği ruh, transa girdiği zaman kendisini transa sokan bir ruhtur!

    Aslında tasav-vuf denen şey, dünyanın her tarafında farklı adlarla uygulaması yapılan ruhçuluktan başka birşey değildir. Kabalacılık, New Age Hareketi, uzakdoğu dinlerindeki benzer uygulamalar (Reiki, Yoga, Meditasyon vb.), ayrıca Guru ve başka adlarla adlandırılan kişilerin yaptıkları da farklı şeyler değildir. Aslında ülkemizdeki tasavvuf, uzakdoğu dinlerinin felsefesinin İslam'la harmanlanmış şeklidir diyebiliriz.

    Uzakdoğu felsefesinde kişinin ruhu öldükten sonra, sürekli yinelenen bir reenkarnasyon döngüsüyle tekrar tekrar dünyaya gelir. Tıpkı denize akan bir ırmağın bir su değirmeninin su dolabının her bir kabına dolup boşaldıktan sonra yoluna devam edip, en sonunda denize kavuşması gibi. Bu felsefeye göre insanlar bu dünyada çeşitli kereler dünyaya gelirler ve çektikleri çilekeş yaşantılarıyla olgunlaşıp, insanı kamillik mertebesine ulaşınca, en sonunda öldüklerinde evrensel ruha kavuşurlar ve onunla bir olarak sonsuza dek bu ruhla bir olmaya devam ederler. Bu şekilde son hedefe NİRVANA'ya ulaşmış olurlar. Bütün bunlar olmadan önce, kişi daha bu dünyadaki yaşamındayken kendisine meditasyon yoluyla, (zikir -> trans -> astral seyahat -> evrensel ruhla bir olma -> astral seyahatten geriye dönüş) benzer bir deneyim yaşatılarak, yaşamın felsefesinin gerçekten bu olduğu kendisine gösterilir. Ayrıca küçük çocukların anlattığı "Ben aslında önceki yaşamımda başka biriydim" yanılgıları da, bu kişilere bu felsefenin doğru bir inanç olduğuna ikna eder. Aslında hem reenkarnasyon, hem de astral seyahatle hedeflenen ruhun evrensel ruhla (Allah'la) birleşmesi gerçek dışı birer ruhçuluk aldatmacasıdır.

    Gerek Mevlana, gerekse de Yunus Emre anlattıklarıyla, aslında Hinduizm ve Budizm inançlarının anlattıklarından başka birşey anlatmamaktadır. Uzakdoğu inancında aynı zamanda güneş tapınması da vardır. Güneş çemberi ve Svastika bunların simgeleridir. Mevlana ve Şems (Şamas, Şems: Güneş) aslında bu güneş tapınmasıyla ilgili uygulamayı sürdürmüş kişilerdir. Mevlana vecde girip dönmeye başlamıştır. Ellerini göğe kaldırır ve güneşin etrafında ve aynı zamanda gezegenler gibi kendi etrafında dönmeye başlar. Kolların açılışı da güneş tanrısı Tammuz'un baş harfi olan T şeklindeki bir haç biçimindedir. Üstelik te ellerin birinin göğe, diğerinin yere çevrilmesi ve başında yere bakan ele doğru yatırılmasıyla (Günümüzde ters tarafa yatırılıyor. Herhalde merkezkaç kuvvetinden dolayı bu biçim daha rahat geldiğinden. Oysa eski resimlerde düzgün şekli de var.) Haç'ın uzakdoğu modeli olan ve "döngü"yü simgeleyen Gamalı Haç şekli oluşturulur. Ayrıca ayaklar zaten doğal biçimiyle baş ve kolların biçimiyle oluşturulan Svastika Haç'ının şeklini vermektedir.

    Bundan başka bunların felsefesi de yine uzakdoğu felsefesini yansıtır. Yunus Emre "dolap"tan sözeder. Hem Mevlana'nın hem de Yunus Emre'nin nice sözleri bu felsefeyle ne kadar içiçe olduklarını açığa vurur. Yalnız burada bu felsefe İslami bir biçim almıştır. Öte yandan hem Mevlana'nın "Ne olursan ol gel" gibi sözleri, hem de Yunus Emre'nin aynı yöndeki insani bakış açısı, bu kişileri insanların gözünde sevilen ve sayılan evliyalar haline getirmiştir. Ancak kendileri iyi birer insan olsalar da, bu onların yanılmayacağı demek değildir. Çünkü güneş, ay ve yıldız tapınması gibi putperestlikler binlerce yıldır günümüze kadar sürdürülen dinsel uygulamalardır ve bunlar insanlara ancak iyilik-güzellik gibi mesajlar verilmekle, ayrıca bu türden tapınmalara gerçek anlamının dışında, görünüşte ulvi-tanrısal anlamlar yüklemekle aşılanabilir. Zaten öyle de olmuştur, hem de dünya çapında. Ama gerçekte içe doğan hakikatler olarak sunulan bütün bunlar, gerçekte ruhçuluk (Zikir - Mantra, Meditasyon, Vecd - Trans) yoluyla gelip içe doğan yalan ilhamlardır.


    http://tr.wikipedia.org/w/index.php?..._Ruh.C3.A7uluk

    http://tr.wikipedia.org/w/index.php?...&oldid=7388228

    Yukardaki konuları dikkatle incelerseniz, birçok kişinin ilk bakışta göremediği sırların ardında nelerin yattığını anlayabilirsiniz. Ayrıca insanların kutsal saydığı şeylerin perde arkasında gerçekte evrenin yaratıcısının olmadığını, tersine insanları Tanrı yerine putperestliğe yönelten sinsi oyunların olduğunu görebilirsiniz. Burada tam anlamıyla Şeytani bir zeka yok mu sizce?

  2. #2

    Kayıt Tarihi
    15-04-2008
    Mesajlar
    99
    Karizma Gücü
    5
    İslam tarihi ve putperestlik

    İslam dininin kutsal kitabı Kur'an'da putperestlik yerilir ve şirk taşıyan bir eylem olarak kabul edilir. İslam dininde şirk terimi "Allah'a ortak koşmak" olarak tanımlanır ve kişinin işleyebileceği günahlık en büyüğü olarak geçer. Buna göre puta tapan şirk işler ve müşrik olur. Müşrik olan kişi ise artık Müslüman sayılmaz, İslam dininden çıkar.

    Arap Yarımadası'nda İslam öncesi dönemde ve İslam'ın yayıldığı ilk dönemde putperestlik yaygın biçimde dinin bir parçası ve en önemli etkinliği olarak devam etmekteydi. Putperestlik Arap mitolojisi ve dininde bir tür tapınma formuydu ve putlar mitolojideki çeşitli tanrı (ve tanrıçaları) sembolize ederdi. Bunların dışında dönemin yaygın inanışlarından birisi de ayrı ve diğer tanrılardan üstün bir Tanrı'nın var olduğu idi fakat daha önemsiz gördükleri tanrılara da taparlardı. Mekke kenti dönemin önemli ve kutsal bir dinî merkezi konumunda idi ve birçok puta ev sahipliği yapardı. Kur'an'da da yerici bir şekilde ismi geçen ve o zamanlar kişilerin taptığı üç büyük tanrı Lat, Uzza ve Menat'ın da Mekke'de putları bulunmaktaydı. Tanrıların adına bu putlara kurban kesmek yapılan adetlerden birisiydi.

    Tapınaklardaki ve kamunun tapındığı büyük putların dışında kişilerin evlerinde sahip oldukları veya yanlarında taşıdıkları putları da olurdu. Ayrıca kabilelerin kendileriyle ilişkilendirdikleri özel tanrı imgeleri ve bunların putları da mevcuttu.

    Arap Yarımadası'nda sürdürülen putperestlik, genel olarak Mezopotamya ve civarı olan bölgede var olan diğer putperest inançlardan ayrı değildir. Bu inançların temeli, Babil'den (Sümer bölgesinin kuzeyinden) türemiş olan güneş, ay ve yıldız tapınmasıdır. Bunların Babil'deki adları Şamaş (şems-güneş), Sin (ay-hilal) ve İştar (star-yıldız)'dı. Bunlarla ilgili tapınmanın içinde gökteki yıldızlar ve gezegenler burçlar olarak yeralır ve astrolojiyle ilgiliydiler. Babil inancında Sin olarak geçen Hilal İlahı Arap Yarımadası'nda Hilalilah'ın kısa söylenişi olan Alilah'tı. Güneş sisteminin işleyişini ortaya koyan tapınmada, bir yıl eski takvime göre 360 gündü ve bu nedenle her gün için bir put olmak üzere, 360 put ortadaki güneş mabedinin etrafında yeralırdı. Güneş sisteminin işleyişine göre düzenlenen putperest tapınmalar, güneşin etrafında dönen gezegenleri simgeleyerek (Sema (Sufi)'da olduğu gibi), bu işleyişi taklit etmeye yönelik uygulamaları içerirdi. Bu şekilde güneşin etrafındaki gezegenlerin, en merkezde bulunan güneşin etrafında döndükleri gibi, güneş mabedinin etrafında dönülerek tavaf edilirdi. Bu özellikle tam çıplak olarak yapılması gereken dinsel bir ritüeldi, daha sonraları ise bu çıplaklık yerini az bir örtünme ile yarı çıplaklığa bıraktı. Bu tür tapınmalar eskiden yaşamış bazı kişi adlarında da görülür; örneğin, Abdulşems (güneşin kulu) ve Şems (güneş) gibi. Arap Yarımadası'nda bulunan bazı putlar Merve ve Safâ tepelerinde de bulunuyordu. Burada bu putlara ait tapınaklar vardı ve aynı şekilde bunlar putperestler tarafından ziyaret edilerek tapınılırdı.

    Güneş mabedinin küp şekli (güneş gibi boşlukta durduğu düşünülerek) altı yüzeyden oluşur. Güneş mabedi yapısında, güneşle ilişkilendirilen bir tanrı olan Tammuz'un (Marduk-Baal) adının baş harfi olarak haç (T) şeklini içerir. Bu şekil yalnızca mabedin duvarları açıldığında görülebilir. Bunu görmek için, güneş mabedinin üç yan duvarı yere yatırılıp açılır ve dördüncü yan duvar ise tavanla bitişik şekilde açılır. Ortaya Tammuz'un adının baş harfi olan haç (T) şekli çıkar.

    http://tr.wikipedia.org/w/index.php?...&oldid=6924792

    Buradaki konuda da aynı yöntem uygulanmıyor mu? İnsanlar din adı altında güneşe taptırılmıyor mu? Mabedin etrafında dönen insanlar güneşin etrafında dönen gezegenleri mi temsil ediyorlar?

  3. #3

    Kayıt Tarihi
    15-04-2008
    Mesajlar
    99
    Karizma Gücü
    5
    İnsanların cenneti gökteki bir yaşam mıdır? Aşağıdaki konular bu konuya değişik bir bakış getiriyor.

    Ölümden Sonra Yaşam

    Ölümden sonraki bir yaşamla ilgili kavramlar maddeci olmayan, spiritüalist ve dinsel inançlarla ilgilidirler. Bu inançlarda yer bulan ölümden sonra bir yaşamın olduğuna ilişkin en başta gelen temel, ruhun ölümsüzlüğü inancıdır. Bundan başka, ölümden sonraki yaşamın ruhun ölümsüzlüğüne bağlı olmayıp, yalnızca ölmüş kişilerin dirilmeleri şeklinde gerçekleşeceğini savunan inanç da vardır.

    Dinsel İnançlarda Ruhun Ölümsüzlüğü Kavramı

    Genel olarak dinsel inançlar insanın bedeninde onu yaşatan bir ruh bulunduğu inancını kabul ederler. Bu konuda istisnalar olmakla birlikte, insandaki bu ruhun bilinç taşıdığı ve insanın kişiliğiyle ilgili herşeyin bu ruhta bulunduğu kabul edilir. Ruh kişinin içindeki öz varlığını oluşturarak, düşünür, hisseder, sever, nefret eder, karar verir. Bu şekilde ruh insanın öz kişiliği olup, beden yalnızca ruha giydirilmiş bir elbise gibidir. İnsandaki bu ruhun ölümsüz olduğu ve insan öldüğünde bedeninden ayrılarak öbür alem veya ahiret olarak adlandırılan bir yere gittiği inancı kabul edilir. Bu yerin adı, batıda limbus olarak adlandırılan berzah alemidir. İnsan ruhu, limbus ya da berzah aleminde geçici olarak kıyamete kadar kalma süresi bittikten sonra, son ilahi bir yargılamadan geçecek ve bunun sonucunda sonsuza dek cennet ya da cehennemde kalmayı hakedecektir. Cehennemde kalma bazı durumlarda geçici bir süre içindir ve ruh günahlarının cezasını çektikten sonra cennete alınacaktır. Katolik inancında bu Araf (Purgatory) benzeri ara bir yerdir. Dinsel inançların farklılıklarına göre ruhun, bütün bunları ya bedensiz olarak ya da ruhun tekrar bedeniyle birleşmesinden sonra yaşayacağına inanılır. Dinsel yöndeki bu inançların kaynağı genellikle iki temele dayanır. Bunlardan biri yazılı kaynaklardır. Diğer temel ise metafizik deneyimlerdir.

    Kutsal Kitap Yorumları

    Ölümden sonraki yaşamla ilgili bir temel, dinsel inançların kutsal kitaplarından bu yönde yapılan yorumlardır. Genel anlamda dinsel yöndeki bu tür inançlara göre, öbür dünya ya da ahirete ilişkin, Berzah (Limbus), Cehennem (Hell), Cennet (Heaven-Paradise) gibi durumların yaşanması için ruhun bedenini terketmiş olması gerekmektedir. Bütün bunların olabilmesi için ruhun insan bedeninden ayrılması bir zorunluluktur. Dinsel inançlara göre, ölen kişi bunları hem bedeni ve hem de ruhuyla birlikte yaşamaz. Çünkü ölmüş birinin bedeni hala bu Dünya'da bulunmaktadır ve yıllar sonra bile bu kişinin kemiklerinin, bulunduğu mezarda uzun zaman çürümeden kaldığı ve öbür aleme gitmediği bilindiğinden dolayı, bütün bunları yalnızca kişinin ruhunun yaşayacağına inanılır.

    Gerçekleşen Rüyalardan Çıkarılan Sonuçlar

    Bu inançlardaki ikinci bir temel dayanak ise, kişilerin yaşadıkları ve doğaüstü olarak gördükleri olaylardan çıkardıkları sonuçlardır. Bu dinsel içerikli doğaüstü olayların başında, kişilerin gördükleri normal olmayan, yapay rüyalar gelmektedir. İçerikleri birbirlerinden çok farklı olabilen bu rüyalarda, rüyaları gören kişiler genellikle rüyalarında önceden bu dünyada yaşamış ve ölmüş kişileri görürler. Ve rüyalarından uyandıklarında, bu kişilerden rüyalarında aldıkları bilgilerin doğru çıktığını görmeleri, bu kişilere gördükleri rüyaların sıradan bir rüya olmadığı düşüncesini verir. Sonuç olarak bu tür rüyaları gören kişiler, ölmüş kişileri bu rüyalarında sağ olarak gördüklerinden, bundan ölmüş kişilerin öbür alemde yaşadıkları sonucunu çıkarmışlardır. Bunun sonucunda da ölmüş insanların yalnızca bedenlerinin öldüğüne, fakat ruhlarının ise öbür alemde yaşamaya devam ettikleri inancına sahip olmuşlardır.

    Astral Seyahat Deneyimlerinden Çıkarılan Sonuçlar

    Doğaüstü bir olay olarak deneyimlendiği gözlemlenen başka bir olay astral seyahattir. Bu durumun ortaya çıkışı, genellikle uyku-uyanıklık arası olarak adlandırılan ve kişinin uykuya dalarken ya da uykudan uyanırken yaşadığı bir deneyimdir. Kişi henüz derin uykuya dalmadığından, bu yaşadığı deneyimi bir rüya olmayıp, uyanıkken gerçekten yaşadığı bir olay olarak algılar. Astral seyahat deneyimini yaşayan kişiler, ruhlarının bedenlerinden ayrılarak öbür dünya denilen bir yere gittiklerini görürler. Burada başka ruhlarla ve varlıklarla karşılaşırlar. Bunlar, melekler, cinler, ermiş kişilerin ruhları ya da kendi ölmüş yakınlarının ruhları şeklinde olabilir. Astral seyahatte mutlaka geriye bedene dönülür ve kişi yeniden kendisini yine astral seyahate çıktığı yer olan yatağında yatarken bulur. Kişi bu astral seyahat deneyimini evinde yatağında yatarken yaşamış olduğu halde, yine de yaşadığı bu deneyimden çıkardığı sonuç şudur: İnsan öldüğü zaman, ruhu yine astral seyahatte olduğu gibi bedenden ayrılır ve öbür aleme giderek yaşamaya devam eder şeklindedir.

    Bu konuda verilebilecek bir örnek ameliyat masasında yatan bazı hastaların yaşadıkları deneyimlerdir. Örneğin kalbi duran ve bir süre ölü olarak görülen bazı kişiler, daha sonra yeniden yaşama döndüklerinde başlarından geçenleri anlatmışlardır. Bu kişiler, ruhlarının bedenlerinden ayrıldığını, bir tünelin ucundan ışıklı bir bölgeye ulaştıklarını, burada bazı ruhani varlıklarla karşılaştıklarını ve yeniden geriye bedenlerine döndüklerini anlatmışlardır. Bu kişilerin yaşadıkları bu tür olaylar, ölüm-ötesi deneyimi ve ölüm döşeği vizyonları konularının kapsamındadırlar.


    Uyku-uyanıklık arası

    Uyku-uyanıklık arası, tam uyanmadan önceki (hipnopompik) ve aynı zamanda, uykuya dalmadan önceki (hipnogojik) yarı uyku hali olup, ayırt edici özellikleri, beyindeki neo-korteks tabakalarının etkin olmaması, yani duyu organlarından bilgi gelmemesi ve beynin alfa dalgaları yayınlamasıdır. Halk arasında tavşan uykusu olarak ta bilinir.

    Uyku-uyanıklık arası denilen bu yarı uyku hali doğal olarak meydana geldiği gibi, çeşitli yöntemlerle (zen, meditasyon, yoga, uyaranların azaltılması, gevşeme vs.) yapay olarak da oluşturulabilir. Uyku-uyanıklık arası halinde, göz kapakları kapalıyken gözyuvarların hareket etmeleri sözkonusu olabilir ki, bu göz hareketleri rüya görüldüğünü gösterirler. Kimi zaman paranormal algılamaların meydana geldiği rüyalarda imaj ve seslerin duyusal (beş duyu yoluyla) değil, zihinsel algılanması sözkonusudur.REM uykusu). Uyku-uyanıklık arası, şuuraltı kapısının açıldığı hal olarak da belirtilir.

    Metapsişik incelemelerde ve oto-hipnozda (kendi kendine hipnoz) yararlanılan uyku-uyanıklık arası halin yapay olarak oluşturulmasında monoton davul sesleri, bir mantra tekrarı, belirli bir nefes ritmini koruma, zihni boş tutma gibi çeşitli yöntemler kullanılabilir.

    Sufilik, zen, meditasyon, yoga ve sistemlerindeki çalışmalarda uyku-uyanıklık arası hal çeşitli gevşeme teknikleriyle elde edilir. Çeşitli uyuşturucu maddeler de benzer etkiyi yaparlar.

    Uyku-uyanıklık arası halindeki kişi bir rüya gördüğünde, (paranormal bir algılama yoluyla) zihinsel bir yanılsamayla gördüğünü bir rüya olarak değil, tersine gerçek olarak yaşamış olduğu olaylar şeklinde algılar. Buna verilebilecek en başta gelen örneklerden biri astral seyahat deneyimidir. Bu tür bir deneyimi yaşayan bir kişi, genellikle ruhunun bedeninden ayrılarak çeşitli yerlere seyahat ettiğini görür. Bütün bunları uyku-uyanıklık arasındaki bir durumdayken bir rüya yoluyla yaşamış olmasına rağmen, bütün bunları gerçekten yaşadığına inanır. Gerçekte ise bu kişi yalnızca bir rüya görmüştür. Uyku-uyanıklık arası durumundaki bir kişinin bilincine yapılan paranormal bir etkiyle kişinin bilincinin etki altına alınmasının diğer bir adı transa girmedir. Kişilerin bu durumdayken yaşadıkları deneyimler başkalarınca genellikle halusinasyonlar olarak görülürek inandırıcı bulunmazlar.

    Zihnin uyku-uyanıklık arasındaki durumu paranormal etkiler için elverişli bir durumu ortaya çıkarır. Bunun bir nedeni zihnin bu durumdayken yaşadığı zihinsel deneyimleri gerçek deneyimler olarak algılamasıdır. Diğer bir nedeni ise, zihnin bu durumdayken paranormal etkiye açık olmasıdır. Çünkü zihindeki düşünceler bu haldeyken boşalmış ve dışarıdan kontrol edilebilir hale gelmiştir. Paranormal bir etkinin sağlanabilmesi için, insan zihnindeki düşüncelerden oluşan karmaşıklığın azaltılması gereklilik gösterir. Bu nedenle herhangi bir paranormal bir etkiye açık olunabilmede uyku-uyanıklık arası hali son hedef olmayıp, asıl hedef olan zihnin boşaltılmasına aracılık eden ara bir durumdur. Hipnoz, meditasyon, yoga ve benzeri teknikler yalnızca bu ara durumun (uyku-uyanıklık arası hali) ortaya çıkmasına yarayan araçlardır. Uyku-uyanıklık arası hali ise zihnin karmaşık düşüncelerden arındırılmasına ve bu şekilde dışardan gelen paranormal etkilere (paranormal algılamalara) uygun bir durumun oluşmasını sağlar.

    Uyku-uyanıklık arası hali yapay olarak oluşturulabilinmekle birlikte, doğal olarak ta ortaya çıkan bir durumdur. Bu hal kişilerin uykuya dalarken ve uykudan uyanırken de kendiliğinden oluşan bir haldir. Bunun dışında narkoz etkisiyle ya da başka nedenlerle bayılmalarda da bu halin ortaya çıkması sözkonusudur. Çok bilinen bazı örnekler, ameliyat masasında narkozdan ötürü baygın olarak yatan ya da kalbi durduğu için öldüğü sanılan kişilerle ilgili yaşanmış deneyimlerdir. Bu durumdaki bir kişinin zihni boşalmış bir haldedir ve dışardan gelen paranormal algılamalara açık bir konumdadır. Bu durumdaki bazı kişilerin bu sırada yaşamış oldukları bazı paranormal algılamalar sıklıkla ölüm-ötesi deneyimi adı verilen deneyimleri oluştururlar. Bu deneyimleri yaşayan kişiler yaşadıkları deneyimlerinde, genellikle ruhlarının bedenlerinden ayrılarak öbür alem denilen bir yere gittiklerini, burada bazı ölmüş başka kişilerin ruhlarıyla (genellikle kendi akrabalarıyla) ve bazı ruhani varlıklarla karşılaştıklarını iddia ederler. Bu şekilde yaşanan deneyimlerden, çoğunlukla ruhun ölümsüz olduğu ve bedenden ayrı olarak bilinçli bir şekilde yaşayabileceği görüşleri ortaya çıkar. Ancak bu görüşler herkesçe kabul edilmez ve bu tür deneyimleri yaşamış kişilerin kendi zihinlerinde oluştuğu düşünülen halüsinasyonlar olarak görülürler.

    Uyku-uyanıklık halindeyken elde edilen paranormal algılamalar, dinsel ve ruhçulukla ilgili alanlardaki bazı kişilerin yaşamlarında önemli bir yer tutar. Ruhçuluk alanında bu algılamaları yaşayanlar genellikle medyumlar ve benzeri özellikteki ruhçulukla yakından ilgisi bulunan bazı kişilerdir. Dinsel alandaki bu türden kişilere ise keramet sahibi evliyalar gözüyle bakılır. Birçoklarınca paranormal algılamaları olan bu tür kişiler peygamber olarak sayılmamakla birlikte, Tanrı katından ilhamlar aldığı düşünülen, keramet sahibi yüce insanlar olarak görülürler.

    http://tr.wikipedia.org/wiki/Uyku-uy...B1k_aras%C4%B1


    Meditasyonun yanlızca yararı mı var?

    Meditasyon denilen şey sonuç olarak transa girmek için uygulanan bir tekniktir. İster hipnoz yoluyla olsun, isterse meditasyon ya da başka bir yöntem kullanılsın sonuç farketmez. Sonuçta kişi transa (vecde) girmek için meditasyon yapar. Ruhçuluk ve bununla ilgili konularda sık sık tehlikeli olan yanlar da belirtilirken, burada meditasyonun zararlı yönlerini ele almanın neresi yanlış? Bana göre bütün bunlar ruhçuluğun araçları ve yemleridir. Ama başkalarına göre insanın ruhsal gelişimi için bir yoldur. Bizim de kimseye karışma hakkımız yok, ama birşeyin arkasında dönenleri bilip de yazmazsak, kime ne yararı olur. Maddede ele alınan herşeyin mutlaka iyi birşey olarak mı gösterilmesi gerekiyor? Neden tartışılmadan siliniyor?

    Meditasyonun zararları meditasyon yapmaktan çok, son etki olan yaşama bakışın etkilenmesiyle ilgilidir. Meditasyon yapanların görünüşte bundan zihinsel ve bedensel faydalar görmüş olmaları, meditasyonun zararlı bir etkisinin olmadığının kanıtı olarak görülmesini gerektirmemektedir. Meditasyon yapanların bundan fayda görüyor olmaları, zehirli bir maddenin sevilen bir içecekle karıştırılarak alınması örneğindeki gibi aldatıcıdır. Meditasyon yapanların bu yolla edindikleri mesajlar, bu kişilerin yaşama bakışlarını ve yaşam tarzlarını belirler. Bu kişilerin birçoğu kendilerine paranormal yoldan gelen mesajları, ilahi alemden gelen hakikatler olarak görürler ve bir şekilde verilen mesajları Tanrısal kaynaklı yaşam hakikatleri olarak izlemeye çalışırlar. İnsanların manevi alandaki inançları onlara bu tarz gizemli yollarla gelmiştir. Örneğin reenkarnasyon inancı bunlardan birisidir. Reenkarnasyon inancı doğrudan meditasyonla gelmese de bütün bunlar, aynı oltanın farklı yemleri kullanılarak ortaya çıkan şeylerdir.

    Meditasyon yapanlar bu yolla gelen paranormal algılamaların kaynağını sorgulama gereği duymadıkları için aldanabileceklerini düşünmezler. Bunun en önemli nedeni, örneğin bu tür deneyimleri yaşarken zihinlerinde mutluluk duygusu hissetmeleri, ya da bedensel faydalar gördükleri gibi, düşüncelerle, bu kaynağın insanlara iyilik yapmayı amaçlayan dost bir kaynak olduğunu sanmaları ve bu şekilde bundan gelebilecek asıl zararları gözardı etmeleridir. Buna verilebilecek belli başlı en temel bir örnek, meditasyon gibi bu tür ruhçuluk deneyimleriyle ortaya çıkmış bir mesaj olan ruhun ölümden sonra da yaşamaya devam ettiği mesajıdır. Buradaki adımlar şu şekilde sıralanabilir:

    Meditasyon yaparak transa girilir. Transa giren kişi paranormal bir etkiyle zihninde bir film görmeye başlar. Sonuçta gördüğü filmi gerçek sanarak aldanır. Buradaki evreler:

    • Meditasyon yaparak zihni tek bir noktaya toplamak, ZİHNİN KARMAŞIKLIĞININ AZALTILMASI İÇİN
    • Uyku-uyanıklık arası bir duruma girmek, ZİHİN BU DURUMDA KARMAŞIKLIĞINI AZALTIR
    • Zihnin bu durumdayken düşüncelerden boşalmasını sağlamak, BOŞ ZİHİN
    • Kontrol edilebilir durumdaki zihne paranormal verilerin girmesini sağlamak - TRANS HALİ
    • Astral seyahate çıkmak. - TRANS HALİNDE İZLENEN FİLM
    • Rüya şeklinde izlenen filmden gelen mesajları almak, - GÖRDÜĞÜ RÜYAYI GERÇEK SANIR VE MESAJI ALIR

    1. Ruh bedenden ayrı olarak yaşayabilir.
    2. Ruh bedenden ayrı olarak öbür aleme seyahat edebilir.
    3. Ruh bedenden ayrı olarak bilinçlidir.
    4. İnsan öldüğünde yalnızca bedeni ölür, ruhu ise bilinçli olarak öbür alemde yaşar.


 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Yunus Emre
    2005 Konuları bölümünde XII tarafından açılmış
    Yanıt: 1
    Son Mesaj: 20.02.05, 23:44

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •