Ama Ben de bu şehri sevmez oldum. Hani hiç gitmesen… Hani bende bitmesem diyorum.
Beni yanlış anlama bir tanem… Amacım kararan dünyanı daha da karartmak değil. Bir zamanlar ellerinde kocaman bir şamdanla dünyana girip, içinde kararan ne kadar nokta varsa her bir köşesini aydınlatmaktı amacım, ama olmadı.
İçinde öylesine kuvvetli esen bir kasırga vardı ki, elindeki mum alevim birden söndü ve bende seninle birlikte karanlığa gömüldüm. Şikâyetçi değildim, nasıl olsa bir yolunu bulup seni çıkaracaktım aydınlığa. Ama olmadı… Sen inatla bana karşı durdun.
Oysa ne kadar da mutluydum.
Hayatındaki vaktim sanırım doldu, artık gitme zamanın geldi. Kim bilir belki bir yerlerde benim gibi sana ihtiyacı olan birileri vardır. Zorla tutamam ya seni. Anladım ki insan ne kadar severse öfkesi de o kadar büyük oluyormuş. Kızıyorum ama sana değil, öfkelerin zamansız gelişine; Senin şafağın daralıyor, benim ise nefesim.
Ne zormuş ayrılık…
Hani hiç gitmesen, hiç bitmesem diyorum… Ama işte sadece lafta kalıyor. Ayrılığımız dünyanın yerle bir olması kadar zordu. Hiç hesaba katmamıştık aramıza girecek kilometreleri... Ama bir türlü sevmedin benim şehrimi, aydınlığımı sevmediğin gibi… Beni de sevmedin ve gittin.
Şimdi gidişinin vurgunlarındayım…! Yaşamıyor Değilim… Ama Ben de bu şehri sevmez oldum. Hani hiç gitmesen… Hani bende bitmesem diyorum.
Erdal BABÜR


LinkBack URL
About LinkBacks

Alıntı Yaparak Cevapla