Tahsin Mayatepek, 30.03.1935 tarihinden itibaren Meksiko Maslahatgüzarlığı görevini yürüten ve bu görevi esnasındaki gözlemlerini 14 rapor halinde Atatürk’e gönderen eski diller uzmanı, tarihçi bir diplomattır. Tahsin Mayatepek'in Atatürk'e yazıp yolladığı 49 sahifelik 7. Raporunun içeriği 1931 yılında C.J.Churchward’ın
dört ciltlik eserinin konu başlıkları ile özetlenmiş halidir.
(Bu konu “Mu’nun Çocukları” adlı makalede daha detaylı olarak anlatılmıştır.)
Tahsin Mayatepek,Atatürk’e gönderdiği raporların bir örneğini de Türk Dil Kurumu'na gönderiyordu. Kurumun gelen evrak kayıtlarına 743 sıra numarası ile kaydedilmiş, o dönemin genel sekreteri İbrahim Necmi Dilmen' e gönderdiği mektubun konumuzla alakalı bölümünü Tahsin Mayatepek' in kaleme aldığı orjinal hali ile aşağıya alıyorum.
“…MU kıtası batmadan binlerce sene evvel çıkarak MU’nun ilimlerini ve dinini dünyanın birçok yerlerine ve ezcümle Mısır ve Hindistana yaymış olan (Naa-Cal)namındaki MU ilim ve din misyonerlerinin Himalay ve Eski Mısır mabedlerine nakl ettikleri tablet ve saireyi Musanın Sina dağındaki OZİRİS mabedinde ve İsanın hem Mısır ve hemde Hindistanda senelerce tetkik ettikleri ve bunlara kıyasen Kur’anda bir ayet başını teşkil eden (TA-HA)sözünün MU diline ait olduğunu Churchward’ın bu söz hakkındaki izahatını gördükten sonra Dini İslamı vaz eden zatında diğerleri gibi Mu’nun dil ve dinini Mısırda ve aglebi ihtimal Hindistan Manastırlarında tahsil ettiği neticesinin tebarüz etmekte olduğu…”
Bu paragraftan anlaşıldığına göre Tahsin Mayatepek’in kanaati İslam Peygamberi’nin asla bir “Ümmi” olmadığı, Mu Dini’ne ait öğretiyi Mısır’da Oziris Mabedi’nde, bir ihtimal Hindistan manastırlarında öğrendiği, sonra da İslam Dini’ni uydurduğu yolundadır. Bu kanaatin en önemli delili olarak da Kur’an’a girmiş Mu Dili’ne ait kelimeleri göstermektedir.
Ta-ha Kur’an’da bir surenin adıdır, Arapça olmadığı gibi bilinen hiçbir dile de ait değildir. Ne anlama geldiği bugüne kadar hiçbir İslam bilgini tarafından açıklana- mamıştır. Dahası, Ta-ha gibi Kur’an’da çok büyük önem atfedilen ve adına Ya-sin denilen bir süre daha var. Ya-sin’in ne anlama geldiğini de bugüne kadar hiçbir
ulema açıklayamamıştır. Çünkü o da “Ta-ha” gibi Arapça değildir. James Churcward TA-HA sözünün Mu Medeniyeti’nin dili olan (Naga-Maya) diline ait olduğunu ispatlıyor ve “su içeren yıldız” anlamına geldiğini açıklıyor(3). YA-SİN sözü ise NAGA-MAYA dili ile aynı orijinden gelen Maya diline ait bir sözcük ve “kederli dünya” ya da “elem dünyası” olarak çevirilebiliyor.
Tahsin Bey’e göre Muhammet bir Naa-cal rahibidir. Çok yüksek bir ezoterik bilgiye sahiptir. Tevrat’tan da İncil’den de haberi ve bilgisi vardır. Kur’an’a, Tevrat ve İncil’den aktarılmış pek çok masal göz önüne alındığında böyle bir olasılık seziliyor.
Şimdi daha ilginç bir ayrıntıyı aktaracağım.
Kur’an’da birbirini takip eden yedi sure “Ha-Mim” diye başlar, yani ilk ayetleri Ha ve Mim harfleridir. Bunlar 40

ü’min 41:Fussilet 42

ur’a 43

uhruf 44: Duhan 45

asiye 46:Ahkaf sureleridir.
Bu surelerin niçin peşpeşe “Ha-Mim sedasıyla başladığı konusunu 1400 yıldır açık
layabilen çıkmamıştır. Bazı İslamcılar bunun Allah ile Muhammet arasında bir şifre olduğunu,hikmetini kimsenin bilemeyeceğini söylüyorlar. Bazıları ise “Ha-Mim levh-i mahfuz şifresidir.” gibi ezoterik anlamlar veriyorlar.
Bize göre de Harf-i mukatta’ a yani şifreleme olabilir. Muhammet Naga-Maya Ezoterik bilgilerine malik olduğunu ima etmiştir,bilinmez. Çünkü; HA-MİM Mayacadır ve “suya batmış mu kıtası” anlamına gelmektedir(3). Bu ayrıntılar bir araya gelince mozaik netleşmeye başlıyor. Bu noktada Tahsin Mayatepek’ e hak vermemek elde değildir.
Muhammet dönemini yaşamış,onun çağdaşı ve arkadaşı olan insanlar tarafından aktarılmış, sağlamlığın en yüksek basamağı olan “mutevatır hadis”ler arasında bir hadis var. Buhari’nin “e’s-Sahih” adlı yapıtı dahil en sağlam kabul edilen hadis kitaplarında yer alan bu hadis “Iman Yemen’lidir.” der. Hatta “hikmet (bilgi, bilgelik) ve fıkıh da Yemen’lidir.”(4)
Hadramilerin iki genç kölesi vardı. Yemen halkından olan bu iki köleden birinin adı Yessar, ötekinin adı Cebr’di. Bu iki kölenin sahipleri şunları anlatırlar: “Bizim iki genç kölemiz vardı. Kendi dilleriyle kitaplarını okurlardı. Peygamber de bunlara uğrar, durup bunları dinlerdi.İşte bunun için, puta tapanlar ‘Muhammed, bunlardan öğreniyor…’ dediler.” (5)
Fahruddin Razi’nin de yer verdiği aktarmada, bunların yanında bir üçüncü köle daha var: Huvaytıb’ın kölesi Addas.

Yemenli Cebr,Yessar ve Addas.
Sözü uzatmadan söylersek; “Muhammet Kuran’ı ortaya koyarken bir takım kişilerden, bir takım şeyler öğrendi ve bu bilgileri (tanrı sözüymüş gibi) muhtelif Ayetlerde kullandı.” diye düşünülüyor.
Acaba bu düşüncelerde gerçeklik payı var mıdır? Varsa ne kadardır?
Başka bir aktarma daha var. Taberi aktarıyor: “ Peygamber, Mekke’de köle olan birine öğretimde bulunuyordu. Yabancıydı. Puta tapardı. Adı da Bel’am’dı. Peygamberin yanına girişinde ve çıkışında puta taparlar görüyorlardı. ‘Muhammed’e her şeyi öğreten Bel’am’dır diye konuştular.” (5)
Nahl Süresi’nin 103.Ayeti bu söylentiler üzerine nazil olmuş. Ayetin Diyanet çevirisini aşağıya aldım.
“And olsun ki biz, onların: ‘Ona (Muhammed’e) bir insan öğretiyor kesinlikle.’ dediklerini biliyoruz. Savlarını dayandırdıkları kimsenin dili yabancıdır. Bu ise (Kur’an) apaçık bir Arapça’dır.”
Yukarıdaki ayette, Muhammet’e öğretmenlik yaptığı ileri sürülen kişinin “Arap olmadığı, yabancı olduğu” belirtilmektedir.
Ayette sözü edilen “kimse” ya Yunanlı Bel’am ya da Yaiş’tir. Çünkü Bel’am için söylenenler ,Yaiş için de söyleniyordu.“Yaiş,Muhammed’e öğretmenlik yapıyor” deniyordu. (5)
Din’i İslam’ın vaazı üzerinden bunca yıl geçtikten sonra, mevcutlardan ayrı kanıtlar ele geçirmek imkansızlık derecesinde zor.
Muhammet belki Tahsin Mayatepek’in ileri sürdüğü gibi Mısır ya da Hindistan’daki mabetlerde öğrendiği Mu Dini’ nden esinlenerek Kur’an’ı ve İslam’ı uydurmuştur.
Yukarıda adları geçen kişiler kaynaklık etmiş olabilirler. Belki de her iki kaynak etkili olmuştur. Çok kesin olarak bilmiyorum.
Yalnız kesin olan bir şey var. Yukarıdaki ayetin son bölümünde Kur’an’ın apaçık bir Arapça olduğu ifade ediliyor. Bu doğru değildir. Çünkü Kur’an’da Yunanca, İbranice, Süryanice, Koptça, Mayaca ve çok eski ve ölü bir dil olan Naga-Maya dilinde sözcükler var. Ötekiler bir yana Mayaca ve Naga-Maya dilinden sözcüklerin nasıl olup
da Kur’an’a girdiği konusunun yorumunu okuyucuya bırakıyorum.
Sağlıcakla kalınız..
Kaynakça:
(1):
www.darülkitap.com
(2):
www.kuranikerim.com
(3)

.D.K Arşivi Güneş Dil Teorisi/Tahsin Mayatepek dosyaları 1
(4): (Bkz.Buhari, e’s-Sahih, Kitabu’l-Meğazi/74; Tecrid, hadis no:1362; Müslim, e’s-Sahih, Kitabu’l-Iman/81-91, hadis no:51-52, Ebu’l-Feyz Muhammed, Lukatu’l-Lai’l-Mütenasire Fi Ahadisi’l-Mutevatıre, Beyrut,1985, s.42-43,hadis no:10)
(5)

Bkz. Taberi, Cami’ul-Beyan, 14/119)


Bkz. F.Razi, tefsir, 24/50)
(7)Turan Dursun; Din Bu 4