boğazım kurumuş yudumlamayalı yalnızlığı

sessiz
öldürsen bıçak açmaz ağzını
oturur kendi gürültünü dinlersin
kafanı şişirense kulaklarındaki zangoçtur

saygısız
kalabalık sakinliklere küfürbaz
dil uzatır gelmişine geçmişine
tükürür yüzüne yıkar yalanlarını

renksiz
ne katarsan kat renk vermez efkarından
cebinde ellerin çatlak dudaklarında ıslık
bir özgür voltadır yeni güne karşı savrulan

kokusuz
gaz sızıntısı ciğerlerine ulaşan sızın
az sarımsaklı kendine geliş sabah ayazında
donarak kendinden geçen tomurcuk aynı zamanda

zamansız
yedisinden yetmişine yeter
sakalının akına karışmış çocukluğun
gözlerinin çukurunda biriktirdiğin anıların

mekansız
yersiz dondurur kanını
yeri gelir yakar canını gramafon iğnesi
hangi samanlıkta ve hangi alev saman değil

hesapsız
içler dün dışlar yarın
kaç bilinmeyeni denkleştirsen
etmez bir sen bugün bitmeyen özlem

kitapsız
yetmiş yedi dilde basılmış
aklını düşürdüğün an yatağının başucuna
yastığında sözlerini anlamadığın halk ezgisi

tutarsız
imgelere sürüklenen tarif
bakış açısı tanımaz altı nokta
nokta nokta nokta yan yana

dengesiz
kaç trapezcinin canına kastetmiş
katili ipe götüren terazi adaletin elinde
karanlık uçurumlarda yitirmek yaşamı sessizce

sınırsız
bayram buluşmalarına feda tel örgü
mayın tarlasında kaçak çay demlenmiş türkü
ve dumanı üstünde tütündür uzaklara yangın

sorgusuz
ne kadar dil döksen ser verip sır vermeyen
çekicidir basar bağrına döndüğünde sarar yaranı
kaybetmemiştir cazibesini ne kadar çekip gitsen de

ölümsüz
toprağa karışan yağmur kokusu
burnunda tüten memleket tortusu
ve uzaklara fırlatılan karşılıksız bir bakıştır

tanımsızdır
tanrının cezası
kendini tanımlaması

Alıntı