• Reklam
Sayfa: 1 | Toplam: 4 1234 SonSon
33 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    23-11-2008
    Mesajlar
    5,663
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    0

    Din konusunda anlasmazligin kokeni

    Bu anlaşmazlıktaki en temel neden şu: Kuranı ve hadisleri anlama farkı. Anlama derken içinde yazanları kast etmiyorum. Benim kast ettiğim şey, hadisleri de geçelim, Kuran'ın içinde ne yazdığını da geçelim, "Kuran'ın ne olduğunu anlama" farkı.

    İsterseniz öyle de demeyelim, "Kuranın ne olması gerektiğini düşünme farkı" diyelim.
    Nedir bu Kuran yahu? Kitap olduğunu anladık da; ne kitabı? Ne cins kitap?
    Kimse "din kitabı" veya "kutsal kitap" filan deyip kaçmasın. O kitabın amacı ve misyonu nedir? İçeriğinde neler vardır? Neler olması gerekir? Neler olmaması gerekir?
    Her cins kitabın, içinde olması ve olmaması gerekenler vardır. Kuran'ınkiler nelerdir? Mesela bir bilgisayar teknolojisi kitabında, şiirler ve şarkılar olabilir mi? Yahut; bir aşk romanında, kimse kimseye aşık olmazsa, o kitaba aşk romanı denebilir mi? Bir fizik kitabında, yemek tarifleri olabilir mi?

    Kitapların bir de üslubu ve anlatım tarzı olur. Mesela bir komedi kitabı, konuyu tam bir ciddiyetle ele almaz, ironilerle ve komedilerle anlatır. Yani gayri ciddi olarak anlatır. Bir edebi eserde ise, mecazlar, ironiler kullanılır, anlatmak istenilenler dolaylı yollardan anlatılır. Fakat matematik kitabında böyle mecazlar, hicazlar, ironiler ve taşlamalar olmaz.

    Yani her cins kitabın bir tarzı, üslubu vardır. Ciddi, yarı ciddi, veya gayrıciddi olmak üzere 3 guruptan birini benimseyebilirler.
    Komedi, Karikatür ve güldürü amaçlı kitaplar: Gayrı ciddi.
    Roman, hikaye, masal, şiir gibi edebiyat dalındaki kitaplar: yarı ciddi.
    Bilimsel makaleler, teknolojik bilgiler veren kitaplar, fizik, fen, jeoloji, biyoloji, coğrafya kitapları: tam ciddi.

    Düşünün ki; bir coğrafya kitabı, Datça'nın yerini anlatırken, koordinatlarını vermek yerine, "Muğla'dan çıktım yola, Marmaris'i bitirdim, Datça'ya varınca, dertlerimi yitirdim" şeklinde edebiyat yaparak anlatıyor. Böyle bir şey kabul edilebilir mi? Bir coğrafya kitabında böyle bir şey olabilir mi? Gayrıciddi olur değil mi? Pekiyi neden olamaz? Olsa ne olur? Fena mı olur? Neden edebi eserlerde olabiliyor da, coğrafya kitabında olamıyor? Çünkü, o mecazları ve hicazları herkes farklı farklı anlar da ondan olamaz.
    Hukuk ve kanun kitaplarında da böyle bir şey olamaz. Çünkü kanunlar yoruma açık olmaması için o kadar titizlikle ve ciddiyetle anlatıldığı halde, onları farklı farklı yorumlayan hakimler, savcılar ve vatandaşlar olabiliyor. Bir de kanunların hicaz, mecaz, şiir yoluyla anlatıldığını düşünün? İroniler yapıldığını düşünün? Öyle bir durumda hangi iki kişi aynı kanunu aynı şekilde anlar? Tabii ki hiç kimse. İşte o yüzden kanunlar anlatılırken, edebiyat yapılmaz.

    Pekiyi Kuran neyi anlatıyor? Kuran'ın edebiyat yapması doğru mudur, yanlış mıdır? Coğrafya anlatan bir kitap, edebiyat yapamazken, matematik kitabı yapamazken, fizik, kimya, arkeoloji, tıp kitapları yapamazken, Kuran yapabilir mi? Yapabilir derseniz, ötekilerin neden yapamayacağını tekrar hatırlatmak lazım. Neden yapamıyorlardı? Çünkü yanlış anlayanlar olabilir. Pekiyi Kuran edebiyat yaparsa, onu yanlış anlayanlar olamaz mı? Bir aşk romanı için, "yanlış anlarlarsa anlasınlar, bir sakıncası yok" denebilir. Pekiyi Kuran için de aynı şey geçerli mi? Yani edebiyat yönü zayıf olup da yanlış anlayan birileri olamaz mı? Ne olacak o kişinin durumu? Sırf edebiyattan anlamıyor diye Hennom vadisinde kebap mı olacak? Haydi diyelim ki kebap olursa olsun; peki ya, farklı anlayıp da doğru anladığını sanan birisi gidip karısını hafifçe dövmeye kalkarsa? Veya bir yerleri bombalarsa? veyahut da "eteği kısa" diyerek küçücük kızların bacaklarına kezzap atarsa? Bu mağdur insanların vebalini kim ödeyecek?


    İşte teist ile ateistin din konusunda anlaşamama sebebi budur.
    Teist Kuranı bir edebi eser olarak gördüğü için, kendi edebiyat anlayışına göre yorumlayabileceğini düşünüp, Kuranın ne olduğuna o gözle bakıyor. Başka bir topikte, Kuran mealcisi Edip Yüksel'in bile Kuranın edebi eser olduğundan bahsettiğini gördüm. Demek ki o, Kuran meallarini bile, kendi edebiyat anlayışına göre yazmış. Bir de o meali okuyup, içine kendi edebiyatını da katarak anlayanı düşünün. Edebiyatın edebiyatı olacak.
    Bir ateist ise, Kuran'da olan edebi yönleri görse dahi, onu en gerçeğe yakın şekilde okur. Ona edebiyat katmaz çünkü öyle kanunlar dayatan bir hukuk kitabında edebiyat olmaması gerektiğini bilir. Tıpkı, hukuk kitaplarında, fizik, fen, jeoloji, tıp, kitaplarında, elektrikli cihazların kullanım klavuzlarında, edebiyat olmaması gerektiğini bildiği gibi.

    Ateist müslümana bir ayeti soruyor, müslüman onu önce edebiyata çevirip manasını kendine göre yorumluyor, ondan sonra da kendi yorumuna cevap veriyor. Böyle bir durumda anlaşma mı olur? Niye öyle yapıyor? Çünkü "Allah edebiyat yaptığına göre, ben de anlarken edebiyat yapabilirim" diye düşünüyor. Oysa ki ciddi bir tanrının, konuları yarı ciddi bir şekilde anlatmaması gerektiğini düşünemiyor. Çünkü bu sefer de dinden çıkmak var, ona da "ya varsa" diyerek korkuyor. En iyisi "Allah'la bir olup , ciddi konularda edebiyat yaparak hayat'ı T'ye almak lazım" diye düşünüyor. (Ama adına gayrıciddi demeden! Yoksa oyunun kuralı çiğnenir).
    Bu oyunu ciddiye alıp, Ürdün'de kadın taşlanmış, İran'da kızlar haşlanmış, kollar bacaklar kesilip çoluk çocuğun ellerinde dolaşmış, oruç tutmuyor diyerek cinayetler işlenmiş, bunların hiç birisi o teistin umurunda bile değil. Üzüntüsüne de bakma. Timsah gözyaşları onlar.

    Ateist ciddiyet peşinde, Arap'ın putu ile kulları ise dalga geçme peşinde. Böyle olursa elbette ki; "ayetde Antartika yazıyor" dediğinde, "onun manası mantar tıka" diyecek.

    Şimdi herkese soruyorum. Kuran gibi en ciddi konuları ele alan ve insanların hayatını direkt olarak etkileyen bir kitapda edebiyat olması normal midir? Değil midir? Bunda anlaşamadıktan sonra, hiç bir şeyde anlaşmak mümkün değil.
    Cevap verecek kişi, sorumu atlamasın: Kuranda edebiyat olması normal midir?

    Saygılar, sevgiler.
    Notamatik gelmiyorsa konulari gelir..Evet baska bir forumda sordugu soruya,bakalim burada cevap verebilecek bir babayigit cikacak mi?


    .

  2. #2

    Kayıt Tarihi
    15-04-2008
    Mesajlar
    99
    Karizma Gücü
    5
    Dini bir kitapta edebiyat olur mu? Eğer din kitabı yalnızca yasalardan ibaretse olmaz, olmaması gerekir. Çünkü yanlış anlaşılabilir. Ama konu olarak iyi bir konu. Çünkü gerçekten bir din kitabı neye benzemelidir. Bütün evrenin Yaratıcısından gelen bir kitabın nasıl olması gerekir? Acaba içindeki sözcük dağarcığı ne kadar çok olmalıdır? Yalnızca çok okumuşların anlayabileceği ya da çok iyi edebiyat bilen kişilerin anlayabileceği kadar derin manaları olan bir kitap mı olmalıdır? Ya da çok yüksek bilimsel gerçeklerin anlatıldığı ve yalnızca bilim insanlarının anlayabileceği, sıradan bir insanın ise anlayamayacağı bilgileri mi içermelidir?

    Gerçekten bir din kitabı yalnızca içindeki sözcüklerin edebi manalarının çok yüksek olmaları nedeniyle, yalnızca yıllarını bu alanda uzmanlaşmaya adamış birkaç din adamına mı hitap eden bir kitap olmalıdır?

    Bence cevap hayırdır.

  3. #3

    Kayıt Tarihi
    15-04-2008
    Mesajlar
    99
    Karizma Gücü
    5
    Dini konuda edebiyat olur mu, olmaz mı? Belki de edebiyattan da fazlası vardır. Belki de gerçekten arkasında gizlenmiş başka anlamlar vardır. Belki de insanlara Allah'ın nasıl biri olduğu gösterilmek istenmiş olabilir? Belki kitabın içine yazılan bütün öğretiler yoluyla Allah'ın ne tür bir kişiliğe sahip olduğu gösterilmek istenmiş olabilir? İçindeki yazıların büyük bir bölümü insanları cehennem ateşinde korkutmak üzerine kuruludur. Ayrıca kader inancı ile insanların herşeyi kendileri için bu Allah'ın böyle tasarladığı da anlatılır.

    Kuran bize Allah'ı 8 - 10 yaşlarında zekaya sahip olan, her şeyi bildiğini sanan fakat gerçekte ne yaptığını bilemeyen bir varlık olarak tanıtır. Bütün insanların çektikleri acıların tek sorumlusu olarak tanıtır. Şeytan'ın gerçekte Allah'tan daha iyi biri olarak tanıtır.

    Kuran'ın içinde gerçekten cahil bir insanın yazamayacağı kadar derin manalar vardır.

    Kısacası Kuran bize Allah'ı tanıtır.

    Peki bize Allah'ı kim tanıtır?

    Cebrail mi?

    Şeytan mı?

    Alıntı çözakıl tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    http://tr.wikipedia.org/w/index.php?...9Fretisidir.3F

    Şeytan'ın Azdırılması O'nun Kaderi miydi?

    Kader öğretisini iyi anlamak için yalnızca kaderden doğrudan sözeden ayetlerin değil, kutsal sayılan bir kitap bir bütün olarak ele alınmalıdır. Bunları bilmeden bu türden meseleleri anlamaya çalışma, sahte bir parayı gerçek paradan ayırtetme örneğine benzetilebilir. Fakat birisi bu iki parayı birarada görürse ve gerçek paranın neye benzediğini bilmiyorsa o zaman ortaya büyük bir sorun çıkar. Bu kişi sahte parayı gerçek zannederek, gerçek paranın sahte olduğunu düşünebilir. Çünkü elinde gerçek parayla ilgili ölçütler yoktur. Kader konusunda da aynı şey geçerlidir. Bir kişi bir kitabı sorgusuz sualsiz Allah'tan olarak kabul ettiğinde de aynı şekilde yanıtlarını asla akıl ve mantık çerçevesine oturtamayacağı sayısız sorularla karşılaşacaktır. Para örneğinde olduğu gibi, bir kimsenin bunu değerlendirebilmesi için, ilk başta bu parayı basan Merkez Bankası'ndan gerçek parayla ilgili bilgileri almalıdır. Daha sonra bu kişi bu bilgilere dayanarak gerçek parayla sahte para arasındaki farkları görebilir. Benzer şekilde konu din olunca da bir kimse aynı şekilde araştırıcı olmalıdır. "Bozacının şahidi şıracı" diye bir söz vardır. Bu sözü para örneğine uygularsak, şöyle bir benzetme yapabiliriz. İki dolandırıcı bizi sahte bir parayla dolandırmak istiyorlar ve bu arada bu ikisi birbirlerini tanımıyorlarmış gibi yapıyorlar. Bizi dolandırmak isteyen bizi ikna etmeye çalışırken, diğer dolandırıcı arkadaşı ona şahitlik yapıyor. Bu örneği dinsel konuya uygularsak benzer bir örneği şu ayetlerde görebiliriz: Bu sözlerle kim kime şahitlik yapmaktadır. Burada bir medyuma cinleri mi şahitlik yapmaktadır?

    Cin Suresi:

    1. (Resulüm!) De ki: Cinlerden bir topluluğun (benim okuduğum Kur'an'ı) dinleyip de şöyle söyledikleri bana vahyolunmuştur: Gerçekten biz, harikulade güzel bir Kur'an dinledik .
    2. Doğru yola iletiyor, ona iman ettik. (Artık) kimseyi Rabbimize asla ortak koşmayacağız.

    Soru bence şurada yatıyor: Allah gerçekten kendisinden başka bir yaratığa secde edilmesini istemiş midir? Yoksa bütün bunlar Allah'ı akılsız ve mantıksız gösterme çabası mıdır? Bu konudaki yazılanlar acaba gerçekten Allah tarafından ilham edilmiş sözler midir? Yoksa tıpkı eski Türk filmlerinde olduğu gibi, oğlanla kızın arasını açmak için kötü kişi rolündeki kişi tarafından yazılan sahte bir mektup olayına mı benziyor. Örneğin diyelim ki kız zengin, oğlan fakir ve birbirlerini seviyorlar. Fakat kızın ailesi oğlanı fakir diye istemiyor ve kızın ağzından oğlana onun gururunu kıran bir mektup yazılıyor. Kız mektupta kendisinin zengin olduğunu, bir züğürtle evlenemeyeceğini vs. vs. yazıyor. Oğlan mektubu okur okumaz büyük bir hayal kırıklığıyla oralardan uzaklaşıyor. Bir daha kızı görmüyor ve ona sormuyor bu mektup gerçekten onun tarafından yazılmış mı diye. Kızın ana babası kıza da başka yalanlar uydurup, kızı oğlandan soğutuyorlar vs. Yani hem kız hem de oğlan birbirlerinin gerçekte neler düşündüklerinden habersiz, birilerinin yalanları yüzünden birbirlerine küsüp giderler. Bu tarz filmleri seyrederken seyirciler içlerinden hep şunu derler: Yahu kardeşim niye bu mektubu okur okumaz alelacele karar veriyorsun. Neden kızla yüzyüze bir görüşmüyorsun. Neden hemen inanıyorsun, neden bizi ayırmak isteyenler acaba bize bir oyun oynamış olabilirler mi demiyorsun?...

    Şu sorunun cevabı hiç aranmış mıdır? Halbuki hiç te karmaşık bir soru olmayıp tersine çok basit bir sorudur:

    Şeytan'ın azdırılması onun kaderi miydi?

    Kader konusu ve olayların gelişiminde ortaya birçok konu çıkmaktadır. Örneğin Şeytan'ın azdırılması (azması değil, Allah tarafından azdırılması) konusunda ne denilebilir? Bu onun kaderi miydi? Yoksa Şeytan kendiliğinden mi azıp yoldan çıktı? Eğer burada kader konusuyla ilgili olarak, Allah Şeytan'ın azarak yoldan çıkacağını önceden biliyordu, denilecekse; o zaman şunu da düşünmek gerekir. Allah sonradan bozgunculuk yapacak kişileri bile bile neden yaratmaktadır? Bir firma sahibi, şirkete zarar verecek kişileri bile bile işe alır mı? Ayrıca Şeytan şöyle demektedir: "Öyle ise beni azdırmana karşılık..." Bu sözler doğruysa Şeytan'ı Allah mı azdırarak yoldan çıkmasına neden olmuştur? Eğer Şeytan'ı azdıran Allah değilse, bu neden özellikle belirtilmiyor?

    Kader, Allah'ın herşeyi önceden bilmesi olarak tarif edildiğinde de şunu sormak gerekir. "Allah buyurdu: Ben sana emretmişken seni secde etmekten alıkoyan nedir?" Allah Şeytan'a bu soruyu neden sormaktadır? Zaten onun hakkındaki herşeyi daha onu yaratmadan önce bilmiyor muydu? Eğer bu soru, yanıtı istenmeyen bir soru ise, o zaman şunu düşünmek gerekir. Allah sonucunun kötü olacağını bildiği şeyleri, durumları ve kişileri neden yaratmaktadır? Yani Şeytan'ın azacağını ve sorusuna karşılık olarak, "Ben ondan daha üstünüm. Çünkü beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın" diye yanıt vereceğini bildiği bir kişiyi neden yaratmıştır?

    Burada kader konusunda insanların yaşamlarını kökten etkileyecek başka çok önemli bir durum daha çıkmaktadır. Bu Şeytan'a izim verilmesi konusudur. Bu konu o kadar önemlidir ki, aslında insanlığın saptırılarak yoldan çıkmaları konusudur. Yoldan çıkan insan ve toplumların da neler yapabileceklerini kanlı tarih sayfaları gösteriyor zaten. "İblis: Bana, (insanların) tekrar dirilecekleri güne kadar mühlet ver, dedi." Soru şudur. Allah, sırf Şeytan bunu istedi diye Şeytan'a bir mühlet vermek zorunda mıydı? Biz, böyle birşeyi kendimizle ilgili bir konuda kabul eder miydik? Peki Allah bunu kabul edebiliyorsa, o zaman bunun sonuçlarının ne olacağını ve hatta Şeytan'ı yaratırken, hatta belki yaratmadan bile önce onun kendisinden böyle bir talepte bulunacağını bilmiyor muydu?

    Araf 11 Andolsun sizi yarattık, sonra size şekil verdik, sonra da meleklere, Âdem'e secde edin! diye emrettik. İblis'in dışındakiler secde ettiler. O secde edenlerden olmadı.

    Araf 12 Allah buyurdu: Ben sana emretmişken seni secde etmekten alıkoyan nedir? (İblis): Ben ondan daha üstünüm. Çünkü beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın, dedi.

    Araf 13 Allah: Öyle ise, "İn oradan!" Orada büyüklük taslamak senin haddin değildir. Çık! çünkü sen aşağılıklardansın! buyurdu.

    Araf 14 İblis: Bana, (insanların) tekrar dirilecekleri güne kadar mühlet ver, dedi.

    Araf 15 Allah: Haydi, sen mühlet verilenlerdensin, buyurdu.

    Araf 16 İblis dedi ki: '''Öyle ise beni azdırmana karşılık''', and içerim ki, ben de onları saptırmak için senin doğru yolunun üstüne oturacağım.

    Araf 17 "Sonra elbette onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından sokulacağım ve sen, onların çoklarını şükredenlerden bulmayacaksın!" dedi.

    Araf 18 Allah buyurdu: Haydi, yerilmiş ve kovulmuş olarak oradan çık! Andolsun ki, onlardan kim sana uyarsa, sizin hepinizi cehenneme dolduracağım!

    Sonuç hem Şeytan için, hem de insanlar için oldukça kötü bir durumu ortaya çıkarıyor. Bu sonucu Allah mı istedi? İstemediyse, gene de sonucu bile bile (madem kader Allah'ın herşeyi önceden bilmesidir) neden bu olayların olmasına izin verdi? Hatta melekler kendisini de uyarmışlardı zaten. Peki melekler bütün bunları bilirken Allah bilmiyor muydu? Melekler Allah'ı şu sözlerle uyarmışlardı: "Bizler hamdinle seni tesbih ve seni takdis edip dururken, yeryüzünde fesat çıkaracak, orada kan dökecek insanı mı halife kılıyorsun? dediler. Allah da onlara: Sizin bilemiyeceğinizi herhalde ben bilirim, dedi."

    Melekler insanların kaderini nasıl bilebildiler? Melekler gaybı bilirler mi? Üstelik insanlar daha yaratılmamışlardı bile!

    Ya Şeytan'ın azdırılması konusu için ne denilebilir. Bu konunun bir yanı Şeytan'ın kaderi olmakla birlikte bu kaderin oluşmasında Allah'ın belirli bir rolü de vardır. Yani olayda dört grup görüyoruz. Melekler, Allah, Şeytan ve insanlar. Peki Şeytan nasıl azdırıldı?

    Bakara 30 Hatırla ki Rabbin meleklere: Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım, dedi. Onlar: Bizler hamdinle seni tesbih ve seni takdis edip dururken, yeryüzünde fesat çıkaracak, orada kan dökecek insanı mı halife kılıyorsun? dediler. Allah da onlara: Sizin bilemiyeceğinizi herhalde ben bilirim, dedi.

    Bakara 31 Allah Adem'e bütün isimleri, öğretti. Sonra onları önce meleklere arzedip: Eğer siz sözünüzde sadık iseniz, şunların isimlerini bana bildirin, dedi.

    Bakara 32 Melekler: Ya Rab! Seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz, senin bize öğrettiklerinden başka bizim bilgimiz yoktur. Şüphesiz alim ve hakim olan ancak sensin, dediler.

    Bakara 33 (Bunun üzerine: ) Ey Âdem ! Eşyanın isimlerini meleklere anlat, dedi. Adem onların isimlerini onlara anlatınca: Ben size, muhakkak semavat ve arzda görülmeyenleri (oralardaki sırları) bilirim. Bundan da öte, gizli ve açık yapmakta olduklarınızı da bilirim, dememiş miydim? dedi.

    Bakara 34 Hani biz meleklere (ve cinlere): Âdem'e secde edin, demiştik. İblis hariç hepsi secde ettiler. O yüz çevirdi ve büyüklük tasladı, böylece kafirlerden oldu.

    Bakara 39 İnkar edip ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, onlar cehennemliktir, onlar orada ebedi kalırlar.
    Burada olayı açıklarken ayetlerin arasında ara verip satırların arasındakilerin neler demek istediğine bir bakalım. Olayı inceleyelim. Kendimizi bir mahkeme salonundaki gözlemci yerine koyarak olaylara bakmaya çalışalım.

    Bakara 30 Hatırla ki Rabbin meleklere: Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım, dedi. Onlar: Bizler hamdinle seni tesbih ve seni takdis edip dururken, yeryüzünde fesat çıkaracak, orada kan dökecek insanı mı halife kılıyorsun? dediler. Allah da onlara: Sizin bilemiyeceğinizi herhalde ben bilirim, dedi.
    Bu ayette Allah yeryüzüne halife olacak bir insan yaratmakla ilgili düşüncesini meleklere açıklıyor. Melekler ise buna makul bir uslupla itiraz ediyorlar. Allah karşılık olarak kendisinin onlardan daha iyi bildiğini söylemektedir.

    Bakara 31 Allah Adem'e bütün isimleri, öğretti. Sonra onları önce meleklere arzedip: Eğer siz sözünüzde sadık iseniz, şunların isimlerini bana bildirin, dedi.
    Allah kendisinin herşeyi daha iyi bildiğini ve aslında meleklerin birşey bilmediğini ispat edercesine bir yola başvurur ve Adem'e bütün isimleri öğretir. Ve bu isimlerin neler olduğunu meleklere sorar. "Eğer siz sözünüzde sadık iseniz..." derken de, hani bana akıl veriyordunuz ya, gene bu tutumdaysanız bana şunların isimlerini söyleyin der.

    Bakara 32 Melekler: Ya Rab! Seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz, senin bize öğrettiklerinden başka bizim bilgimiz yoktur. Şüphesiz alim ve hakim olan ancak sensin, dediler.

    Melekler gene çok saygılı bir şekilde konuşarak, "senin bize öğrettiklerinden başka bizim bilgimiz yoktur" derler. Melekler gayet makul bir yanıt verirler. Ancak bu yanıt kısaca "bizim bilgimiz yoktur" şeklinde değildir. Melekler "senin bize öğrettiklerinden başka" diyerek cümleye başlarlar. Yani melekler aslında şunu derler. "Sen bize birşey öğretmedikçe biz birşey bilemeyiz." Aslında burada gizli bir anlam, ironik bir anlatım tarzı vardır. Yani melekler aslında Allah'ın kendilerine öğrettiklerinden başka şeyleri de bilmektedirler, ama burada Allah'a karşı açıkça itiraz ederek, kendilerinin onun öğrettiklerinden başka bilgileri de olduğunu söyleyememektedirler. Gerçekte içlerinden öyle düşünmeseler de, Allah'tan korktuklarından dolayı öyle demek zorunda kalıyorlar. Ayrıca Allah'ın insanı yaratırken meleklerin itirazına karşılık olarak böyle bir yola başvurması ise konuyu başka mecralara çekmek anlamına gelen bir harekettir. Melekler sadece şunu iddia ettiler: "(insanlar) yeryüzünde fesat çıkaracak, orada kan dökecek". Bu iddiaya karşılık olarak Allah'ın Adem'e bütün isimleri öğretmesi ve Adem'inde bunların yanıtlarını vermesi, yalnızca iddiayı çarpıtmak anlamına gelir. Melekler şunu iddia etmediler. "Adem senin ona öğretmene karşılık, gene de hiç bir şey bilemez". Melekler insanların yeryüzünde fesat çıkaracağını ve kan dökeceklerini iddia ettiler. Ve sonuç onların dedikleri gibi oldu. Bir örnek verelim. Bir firmada çalışıyoruz ve işe alınacak bazı kişiler hakkında bazı iddialarda bulunuyoruz. Diyoruz ki, bu kişiler çok kötü şeyler yapacaklar. Ama patron dinlemiyor, siz ne bilirsiniz ki! diyerek, bu kişileri işe alıyor. Ve hemen bu kişilere bize söylemediği bazı sırlarını veriyor ve haklı olduğunu kanıtlamak için de, bizden bu sırları bilmemizi istiyor. Biz ne düşünürüz? Yahu adam yıllarca bizimle sırlarını paylaşmamış ama dün gelmiş şu adamlara sırlarını veriyor. Ama bizim iddiamız bu değildi ki. Biz bu kişiler firmada kötü işler yapacaklar dedik; sonuçta bu kişiler kötü işler yaptılar mı yapmadılar mı, önemli olan bu. Ama olay bu kadarla kalsa gene iyi.

    Bakara 33 (Bunun üzerine: ) Ey Âdem ! Eşyanın isimlerini meleklere anlat, dedi. Adem onların isimlerini onlara anlatınca: Ben size, muhakkak semavat ve arzda görülmeyenleri (oralardaki sırları) bilirim. Bundan da öte, gizli ve açık yapmakta olduklarınızı da bilirim, dememiş miydim? dedi.

    Bu durumda acaba melekler ne düşünmüş olabilirler. Melekler mecburiyetten seslerini kesiyorlar ve Allah'ı uyarmalarının birşeyi değiştirmeyeceğini anlıyorlar. Ama gene de Allah'ın bu davranışlarının yanlış sonuçlar doğuracağını biliyorlar. Bunu bir kere söylediler ve Allah onların birşey bilmeyen varlıklar olduklarını kanıtlama yoluna gitti. Şimdi aynı hataya düşüp bu konuda ısrarcı olmanın meleklere bir faydası olmayacağından melekler sözlerini geri almadan "senin bize öğrettiklerinden başka bizim bilgimiz yoktur" şeklinde kendilerinin de inanmadıkları bir cevapla Allah'ı yatıştırmaya çalışırlar. Yani aslında Allah'a doğruyu söylemektense ona dalkavukluk etmenin kendileri için daha hayırlı bir yol olduğunun farkına varmışlar ve ona göre bu sözleri söylemekteler. Bu melekler sonucun kötü olacağını bir kere söylediler ama sözlerini dinletemedikleri gibi Allah tarafından azarlandılar. Şimdi onlar için bekleyip kötü sonuçların ortaya çıkmasını görmekten başka bir yol kalmıyor. Burada geçerli olan kural akıl ve mantık değildir, geçerli olan Allah'ın kendisinden başka kimsenin uyarısını dinlememesidir. Yani dediğim dedik, bir tavırla herşeyi ben bilirim deyip duruyor. Ama Allah'ın yanlış kararları ve davranışları gene burada bitmiyor.

    Bakara 34 Hani biz meleklere (ve cinlere): Âdem'e secde edin, demiştik. İblis hariç hepsi secde ettiler. O yüz çevirdi ve büyüklük tasladı, böylece kafirlerden oldu.

    Şimdi de Allah meleklerden çok büyük bir talepte bulunuyor. Gelin şu Adem'e secde edin. Yani melekleri utandırmak ve küçülterek onurlarını ayak altına almak için ne gerekiyorsa yapıyor. Melekler ne yapsınlar. Mecburen secde ediyorlar. Ama biri ortaya çıkıyor ve "Ne bu rezillik kardeşim ya!" diyor. "Bizi maskaraya çevirip muymun etti be kardeşim. Biz bu kadar onursuz muyuz. Hiç mi bizim bir değerimiz yok" diyor ve secde etmiyor. Allah bu meleğe, Şeytan'a sanki iyi bir şey emretmiş gibi soruyor.

    Araf 12 Allah buyurdu: Ben sana emretmişken seni secde etmekten alıkoyan nedir? (İblis): Ben ondan daha üstünüm. Çünkü beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın, dedi.

    Şeytan burada doğru bir şey söylüyor. "Ben ondan daha üstünüm. Çünkü beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın...". Yani su küçüğün, söz büyüğün. Küçükler büyüklerin elini öper, tersi değil.

    Araf 13 Allah: Öyle ise, "İn oradan!" Orada büyüklük taslamak senin haddin değildir. Çık! çünkü sen aşağılıklardansın! buyurdu.

    Allah karşılık olarak "Orada büyüklük taslamak senin haddin değildir." diyor. Ama burada bir yanılgı var. Yukarıdaki olayın gelişimine göre, Şeytan büyüklük taslamıyor, yalnızca küçülmemek istiyor. Yani onurunu korumaya ve aşağılanmamaya çalışıyor. Bu da yalnızca Şeytan'a özgü bir davranış değildir. Herkes aslında böyle hisseder. Yalnızca diktatörlükle yönetilen ülkelerde insanlar can korkusundan dolayı, başlarındaki diktatörlerin makul olmayan tersine sadistlik ve psikopatlık yansıtan isteklerine boyun eğmişlerdir. Bazı kişiler de karşı geldiklerinden öldürülmüşlerdir. Ama bazı kişiler bu diktatörlerin isteklerini yerine getirmektense, Şeytan gibi kahramanca herşeyi göze alabilmişlerdir. Üstelik bu Şeytan daha da ileri giderek Allah'a karşı şu sözleri söyler:

    Araf 17 "Sonra elbette onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından sokulacağım ve sen, onların çoklarını şükredenlerden bulmayacaksın!" dedi.

    Allah neden bu davranışıyla Şeytan'ı azdırmıştır. Gerçi melekler azmamışlar ama acaba Allah'ın herşeyi doğru bildiğine ve daha da önemlisi doğru davrandığına ikna olmuşlar mıydı acaba?

    Araf 18 Allah buyurdu: Haydi, yerilmiş ve kovulmuş olarak oradan çık! Andolsun ki, onlardan kim sana uyarsa, sizin hepinizi cehenneme dolduracağım!

    Burada cehennem konusu da var. Demek ki kaderde var olan bütün bu olayların sonucunda birçok kişi cehenneme kadar gidecektir. Yani Allah sonuçta bazı kişilerin kendisine itaat etmeyeceğini ve böylelerini cehennemde sonsuza dek yakacağını en baştan bildiği halde onları yaratmıştır.

    Bakara 39 İnkar edip ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, onlar cehennemliktir, onlar orada ebedi kalırlar..

    Amaç nedir? Şeytan'ın azdırılmasının suçunun aslında Allah'a ait olduğunu göstermek mi?

    Şeytan'ın insanları cehennemlik etme çabalarının da aslında Allah'ın bu mantıksız söz ve davranışlarının dolaylı bir sonucu olduğunu göstermek mi?


    Sonucun meleklerin dedikleri gibi olması:

    Konu esas olarak insanların bugünkü durumuna da değiniyor. Yani insanların kaderi konusuna. '''Sonuç meleklerin dediği gibi oluyor ve ne kadar ilginç ki, bu fesat ve kan dökme konusundaki meleklerin düşünceleri Allah'ın emriyle gerçekleşmiş oluyor.''' Sonuç olarak ta bu bütün insanlığın kaderi olmuş oluyor.

    Bakara 30 Hatırla ki Rabbin meleklere: Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım, dedi. Onlar: Bizler hamdinle seni tesbih ve seni takdis edip dururken, yeryüzünde fesat çıkaracak, orada kan dökecek insanı mı halife kılıyorsun? dediler. Allah da onlara: Sizin bilemiyeceğinizi herhalde ben bilirim, dedi.

    Bakara 31 Allah Adem'e bütün isimleri, öğretti. Sonra onları önce meleklere arzedip: Eğer siz sözünüzde sadık iseniz, şunların isimlerini bana bildirin, dedi.

    Bakara 32 Melekler: Ya Rab! Seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz, senin bize öğrettiklerinden başka bizim bilgimiz yoktur. Şüphesiz alim ve hakim olan ancak sensin, dediler.

    Bakara 36 Şeytan onların ayaklarını kaydırıp haddi tecavüz ettirdi ve içinde bulundukları (cennetten) onları çıkardı. Bunun üzerine: Bir kısmınız diğerine düşman olarak ininiz, sizin için yeryüzünde barınak ve belli bir zamana dek yaşamak vardır, dedik.

    Özet olarak ortaya şu çıkıyor:

    Sonuç meleklerin dediği gibi oldu. Yani melekler Allahı uyarmışlardı.

    (insanlar) "yeryüzünde fesat çıkaracak, orada kan dökecek..."


    Binlerce yıllık insanlık tarihi ne gösteriyor? Yapılan onca savaşlar, çekişmeler, katliamlar, sokak çatışmaları, aile içi şiddet vs. neyi gösteriyor? İnsanların gerçekten yeryüzünde fesat çıkarıp kan döktüklerini.

    "Bir kısmınız diğerine düşman olarak ininiz"


    Bu sözler neyi gösteriyor? İnsanların yeryüzünde fesat çıkarıp kan dökmelerinin nedenini mi? Yukarıdaki sözler şu şekilde olsaydı acaba insanların kaderi daha değişik olur muydu? Örneğin:

    "Hepiniz birbirinizi seven, candan dost ve kardeş olarak ininiz"


    Acaba konunun gelişimine göre insanların bir kısmının diğerine düşman olarak cennetten yeryüzüne inmesinin bir gereği var mıydı?

    Melekler:

    "Biz demiştik ama dinletemedik."



    Şeytan'a verilen mühlet konusu


    Şeytan Allah'tan mühlet aldıktan sonra tehdite başlıyor. Bu yüzden ayetlerin buradaki sıralamalarına dikkat etmek çok önemlidir.

    Araf 11 Andolsun sizi yarattık, sonra size şekil verdik, sonra da meleklere, Âdem'e secde edin! diye emrettik. İblis'in dışındakiler secde ettiler. O secde edenlerden olmadı.

    Araf 12 Allah buyurdu: Ben sana emretmişken seni secde etmekten alıkoyan nedir? (İblis): Ben ondan daha üstünüm. Çünkü beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın, dedi.

    Araf 13 Allah: Öyle ise, "İn oradan!" Orada büyüklük taslamak senin haddin değildir. Çık! çünkü sen aşağılıklardansın! buyurdu.

    Araf 14 İblis: Bana, (insanların) tekrar dirilecekleri güne kadar mühlet ver, dedi.

    Araf 15 Allah: Haydi, sen mühlet verilenlerdensin, buyurdu.
    Allah Şeytan'a burada hangi nedenlerle, gerekçelerle mühlet veriyor? Allah burada sözverdi ve sözünü artık geri alamaz ya, şimdi artık Şeytan'ın elinde mühlet kozu olduğundan daha önce söyleyemediği sözleri söyleyebilir. Artık Allah'a ve insanlara karşı içinde gizlediği öfkesini ortaya dökebilir. Burada Allah Şeytan'a izin verdiğinde Şeytan arkasından şu sözleri söylüyor.

    Araf 16 İblis dedi ki: Öyle ise beni azdırmana karşılık, and içerim ki, ben de onları saptırmak için senin doğru yolunun üstüne oturacağım.

    Araf 17 "Sonra elbette onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından sokulacağım ve sen, onların çoklarını şükredenlerden bulmayacaksın!" dedi.

    Şeytan bu sözleri mühlet aldıktan sonra söyleyerek, Allah'ı aldatmış mı oluyor? Baştan bu sözleri söyleseydi, Allah ona bu mühleti verir miydi? Şeytan Allah'ı oyuna getirebilir mi? Allah Şeytan'ın aklından geçenleri, öfkesini ve kendisine bu sözleri söyleyeceğini önceden bilmiyor muydu?

    Araf 18 Allah buyurdu: Haydi, yerilmiş ve kovulmuş olarak oradan çık! Andolsun ki, onlardan kim sana uyarsa, sizin hepinizi cehenneme dolduracağım!

    Artık iş işten geçmiş bir durum ortaya çıkıyor. Ve sanki Allah burada oyuna getirilmiş olmanın öfkesiyle bu sözleri söylüyor. Sanki melekler ve Şeytan Allah'tan daha akıllı, mantıklı, tutarlı ve zekidirler. Sanki Allah Yaratıcı olmanın ötesinde akıl, mantık dışı hareket ediyor ve ne yaptığını bilmeyen biri gibidir.

    Bu sözlerle kim kötüleniyor? Melekler mi, Şeytan mı, Allah mı?

    Allah kendisini, kendi ağzından neden kötülüyor? Amaç nedir?

    Bu sözler gerçekten Allah tarafından ve onun bir meleği olan Cebrail tarafından bir peygambere iletilmiş sözler midir?

    Yoksa bu sözler, Allah'ı kötülemek isteyen Şeytan tarafından Allah'ı akılsız, mantıksız ve çeşit çeşit hatalar yapan biri olarak göstermeye çalıştığı ve kendisini de aslında gayet iyi ve mantıklı biri olarak göstermek istediği, Allah'ın ağzından aktarılmış düzmece sahte mektup örneği sözleri mi içeriyor?

    Bu sözlerin içeriğine dikkatlice bakıldığında hangi yargıya varmak gerekir? Bu sözler gerçekten okur-yazar bile olmayan bir insanın sözleri olarak görülebilir mi?

    Bunlar gerçekten bir peygamberin sözleri mi, yoksa cinlerle ilişkisi olan ve vecd, trans, rüyalar yoluyla onlardan ilhamlar alan bir medyumun sözleri olabilir mi?


    http://www.turkforum.net/showthread....28#post7394128
    http://www.turkforum.net/7996-korku-...r-16-a-52.html

  4. #4
    İmhotep adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    23-11-2007
    Mesajlar
    1,425
    Karizma Gücü
    5
    Muhammed devrinde edebiyat var mıydı? Roman, hikaye vs.

    şu gerçektir ki Muhammed devrinde şairlik ve hikaye anlatıcılığı en iyi mesleklerdendi. Çağrı filminde vardı hatırlarsanız Mekke nin önde gelenlerinden birisine şair övgü dolu şiir okuyunca bahşişi kapmıştı. Kuran şiirseldir, araplar etkileniyormuş demek ki şiirden. Muhammed viking ülkesinde yaşasaydı güldürerek etkilemeye çalışacaktı insanları. Muhammedin muhalifleri ayrıca şöyle söylerlerdi Muhammedin anlattıkları kıssalar için''Bunlar eskilerin masallarıdır''.

    Okumuş yada cahil kuranı kabul etmemek için bir bahaneniz olamaz (istersen anlayamıyorum, kabul etmiyorum de o devirde), onlara göre insanlar eşittir, kur an tüm insanlığa indirilmiştir. Nedense anlaşılabilir olduğu iddia edilen kitabın onbinlerce kez tefsirinin yazılmasına ihtiyaç duyulmuş. Çeşitli mezhepler türemiştir.

    Kuran da hiç bir plan program yoktur. İlk inen ayetler sonlarda, sonradan inenler başlarda, fatiha insan ağzından sesleniyor,gereksiz onlarca tekrar var. Mucize denen bu kitaba bakarak nedense ne bir icat yapılabilinmiştir nede bir hastalığa çare bulunabilmiştir. Fakat O okuyan taraftarlarınca bilimin daha da önünde koştuğu iddia edilen bir kitaptır.
    (Tanrı öldü.)
    Religulous _ 1. ve 2. bölümler kendi uploadım.
    http://www.vimeo.com/11457696
    Cosmos serisinin 1.2.3. filmleri toplam 10 part kendi uploadım
    http://www.dailymotion.com/relevance/search/cosmos
    BBC Walking With Cavemen CD1- 1. bölüm ve devamı 2. bölüm ekran üzerine gelecek bittiğinde (Türkçe altyazı)
    http://www.dailymotion.com/video/xb3...cd1-bolum_tech
    BBC Walking With Cavemen CD2 bölüm 1/3 (Türkçe altyazı) kendi uploadım.
    http://www.youtube.com/watch?v=XpXn0hxuyPw 3. 4. seriler youtube da mevcut.

  5. #5
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    23-11-2008
    Mesajlar
    5,663
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    0
    Muhammed zaten benim gibi Allahsiz,kitapsiz,imansizin biriymis .Tek fark o 40 yasindan sonra ucmus ,bende 40 yasindan sonra yere bastim.

    Sura suresi
    52. İşte böylece sana da emrimizle Kur'an'ı vahyettik. Sen, kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu kullarımızdan dilediğimizi kendisiyle doğru yola eriştirdiğimiz bir nur kıldık. Şüphesiz ki sen doğru bir yolu göstermektesin.


    .

  6. #6
    İmhotep adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    23-11-2007
    Mesajlar
    1,425
    Karizma Gücü
    5
    Sen, kitap nedir, iman nedir bilmezdin.şuara52.

    oo ! oooo! ooooooooo!

    hani muhammedin babası da ibrahimiydi? Muhammed imanlı olarak doğmuştu? Kitap bilmeyen okuma bilmeyen birisine nasıl ilk olarak 'oku' emri verilir bu da ayrı bir çelişki. Babası abdullahtı fakat nasıl olur? kitap, iman yoksa allahın adı nasıl bir isim olarak bir insana verilebilir ki? Yoksa bu allah en az 2 bin yıldır bilinen tanrılardan bir tanrı olmasın. Bu dünyadan nice tanrılar geldi geçti sende gidersin el ilah, sende unutulursun.....
    (Tanrı öldü.)
    Religulous _ 1. ve 2. bölümler kendi uploadım.
    http://www.vimeo.com/11457696
    Cosmos serisinin 1.2.3. filmleri toplam 10 part kendi uploadım
    http://www.dailymotion.com/relevance/search/cosmos
    BBC Walking With Cavemen CD1- 1. bölüm ve devamı 2. bölüm ekran üzerine gelecek bittiğinde (Türkçe altyazı)
    http://www.dailymotion.com/video/xb3...cd1-bolum_tech
    BBC Walking With Cavemen CD2 bölüm 1/3 (Türkçe altyazı) kendi uploadım.
    http://www.youtube.com/watch?v=XpXn0hxuyPw 3. 4. seriler youtube da mevcut.

  7. #7
    RAMAZAN TOPTAŞ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-07-2009
    Mesajlar
    9,424
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    4
    “Maden idim, bitki oldum; bitki idim, hayvan oldum; hayvan idim, insan oldum; insanım ölüyorum, ölmekle tekamül ediyorum niye üzüleyim”

    Bu söz mevlanaya aitir. Buda evrim teorisine atıf yapar. Demekki Kurana bakılarak bilim üretile biliyormuş. Birde devamlı mücize istiyordunuz alın size mücize Herhalde peyganber darvinin komşusu degildi. DÜŞÜNÜN, DÜŞÜNÜN........
    CUMA6 – De ki: “Ey kendilerine Yahudi diyenler! İnsanlar arasında yalnız kendinizin Allah’ın dostları olduğunu iddia ettiğinize göre, bu iddianızda tutarlı iseniz, haydi hemen ölmeyi temenni edin de bir an önce O’na kavuşun.
    ENBİYA23 – O, yaptıklarından sorumlu değildir. O’nu sorguya çekecek kimse yoktur, ama insanlar mutlaka sorgulanacaklardır.
    30 – Hakkı, inkâr edenler görüp bilmediler mi ki göklerle yer bitişik (bir bütün) idi, onları Biz ayırdık, hayatı olan her şeyi sudan yaptık. Hâlâ inanmayacaklar mı?

  8. #8

    Kayıt Tarihi
    28-11-2007
    Mesajlar
    480
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı RAMAZAN TOPTAŞ tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    “Maden idim, bitki oldum; bitki idim, hayvan oldum; hayvan idim, insan oldum; insanım ölüyorum, ölmekle tekamül ediyorum niye üzüleyim”

    Bu söz mevlanaya aitir. Buda evrim teorisine atıf yapar. Demekki Kurana bakılarak bilim üretile biliyormuş. Birde devamlı mücize istiyordunuz alın size mücize Herhalde peyganber darvinin komşusu degildi. DÜŞÜNÜN, DÜŞÜNÜN........
    Bu sözlerde anlatılmak istenen şey gerçekte Yunus Emre ve Mevlana'nın felsefeleriyle ilgisi yok mudur? Gerek Yunus Emre gerekse de Mevlana'nın felsefesinde yaşam bir döngüdür. Bir reenkarnasyon döngüsüdür. İnsanlar Allah'dan gelirler ve yerdeki yaşamlarını eziyet ve çile çekerek geçirerek, sonunda "İnsan-ı Kamil" (Mükemmel İnsan) mertebesine ulaşırlar. Bunun olabilmesi için insanlar devamlı olarak çeşitli defalar, başka bedenler alarak dünyaya doğarlar. En sonunda olgun insan olarak "Bekabillah" mertebesine ulaşarak "Allah'ta yok olurlar". Yani Allah'a kavuşurlar ve onunla birleşirler.

    Yanlış mı?

  9. #9
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    23-11-2008
    Mesajlar
    5,663
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı RAMAZAN TOPTAŞ tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    “Maden idim, bitki oldum; bitki idim, hayvan oldum; hayvan idim, insan oldum; insanım ölüyorum, ölmekle tekamül ediyorum niye üzüleyim”

    Bu söz mevlanaya aitir. Buda evrim teorisine atıf yapar. Demekki Kurana bakılarak bilim üretile biliyormuş. Birde devamlı mücize istiyordunuz alın size mücize Herhalde peyganber darvinin komşusu degildi. DÜŞÜNÜN, DÜŞÜNÜN........
    "Daha dun portalak agacinda vitamindin,simdi benim oglum oldun" bende gecenlerde bu sozu ogluma soylemistim,Mevlana mi oldum ne

    Bununda evrime bagladin ya al-ilan senin iyiligini versin Remazan

  10. #10
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    04-08-2008
    Mesajlar
    8,291
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    0
    Sayın Barristor,laftan anlamayanlara büyük fontla yazmışsınız hklı olarak ama evin içi bile kocaman harflerle doldu.Zaten foruma alışamadık,bir darbede siz vurmayınız.

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •