CHP'nin yenilider Kemal Kılıçdaroğlu'nun Gandhi'ye benzetilmesi ve aynı zamanda kurtarıcı gösterilmesine kadinmedya.com yazarı Selda Atalay'a bakın hangi, yönden eleştirdi? Hani reklamın iyisi kötüsü olmaz”, “Arkana medya desteğini aldın mı işin tamam” derler ya! Ben bunun böyle olduğunu bu yaşa gelince Kemal Kılıçdaroğlu için estirilen rüzgârda gördüm. Günlerdir afallamış vaziyette kâh kendi okuduğum, kâh medyanın bir ayağına mensup gazete ve televizyonlardan izlediğim, kâh köşelerden, kâh yorumculardan dinlediğim haberlerle siyasetin nasıl da şekillendirilmeye çalışıldığını, kendi kendime “vadim o kadar pusluydu ki” nakaratını söyleyerek takip ediyorum.



Bir gece yarısı operasyonuyla koltuğundan edilen Baykal, neredeyse yine bir gece yarısı operasyonuyla koltuğa oturtulan Kılıçdaroğlu…

Meselem o ya da bu değil. Kim koltuğa daha yakışıyor, kim daha iyi lider, kimin ne projesi var da değil. Benim meselem bu ülkede hakikaten bazı şeylerin bazı kişiler istediğinde ve onların istedikleri şartlar oluşturularak nasıl da bir anda oluverdiğinde… (Tabi bu isim neden seçildi, kimler nasıl seçti, şartlar neden-nasıl oluşturuldu sorularının cevabı başka yazı konusu, şimdi oraya girmeyeceğim. Zaten bu benim işim de değil)

Bir isim seçiliyor, önce zemin yoklanıyor, makyajı yapılıyor, ortam hazırlanıyor, sonra düğmeye basılıyor, ateşleme mekanizması devreye girdikten sonra. Eee bize seyretmesi düşüyor.

Magazin, sahne, sinema ve benzeri alanlarda bu tür parlatma ve köpürtmeleri çok görmüştüm ama siyaset alanında böylesine ilk defa rastlıyorum. Tekrar ediyorum amacım şu ya da bu kişiyi hedef almak ve o kişi ya da kişileri liyâkaten sorgulamak değil. O işi yapan analistler zaten var. Ben burada salt medyayı, yani parçası olduğum sektörü sorguluyorum olabildiğince tarafsız durmaya çalışarak.

Sayın Kılıçdaroğlu burada elinde kılıcını çekmiş kahraman mıdır? Yoksa kurban mıdır?

İnsanların kendilerine ait olan yani özeli olan görüntü ve konuşmaların pervasızca teşhir edildiği, seviyesizliğin başını alıp gittiği, sırların ortalık yere saçıldığı, kavga gürültünün hak getirdiği, piyasa ağzı ile konuşmanın da gık getirdiği bir dönemi sabır ve metanetle takip ediyoruz.

Televizyon programlarının çöpçatan merkezi olduğu, sabahtan akşama tekrar yayınlarla insanların adeta birer embesile dönüştürülmek istendiği, toplumsal değerlerin yok sayıldığı, uyuşmuş beyinlerle bir fabrikanın bant sisteminde çalışan vardiyası ve görevi belli, kendini otomatiğe bağlamış insanlar gibi verilenin alınmakla yükümlü kılındığı bir dönem… Ne acıklı bir tablo!

Bu tabloyu resmedenler şimdi memleketi kurtaracak isimleri işaret ediyorlar ve gece yarısı operasyonlarıyla Sezar-Brütüs tantanalarıyla bize lider empoze ediyorlar hem de metaforlara müracaat ederek.

Sorarım size hangi gerçek lider kendinden önceki bir ‘büyük liderin’ kisvesine bürünerek lider vasfını kazanmıştır? Atatürk mü? Ghandi mi? Churchill mi? Lenin mi? Menderes mi? Ecevit mi? Özal mı? Kim...? Hepsi kendinden sonra gelen için bir vizyon oluşturmuştur.

Reklâm bombardımanına tutanlar madem bu ülkede bir lider özlemi var, madem bu ülkede solu kalkındıracak bir öndere ihtiyaç var, madem bu ülkede adil, tarafsız ve bağımsız, demokratik bir yapıyı, hak ve eşitlikle dağıtacak ve ayrım yapmayacak, her vatandaşına eşit davranacak bir lidere ihtiyaç var o halde neden seçtiğiniz lideri-önderi gidip de başkasının önderine benzetirsiniz? Neden yepyeni bir bakış ve okuyuşla onu anlamaz ve anlatmazsınız? Sorunun cevabı aslında basit. Popüler kültürün içinde her reyting alan programın altında başka bir ülkenin imzası olunca haliyle pop star kültürüne bu kadar alıştırılan topluma da doğal olarak gidip Hindistan Bağımsızlık Hareketi'nin siyasi ve ruhani lideri Mahatma Gandhi'nin adı, Ecevit’in takkesi ile bütünleştirilerek ortaya yanar dönerli bir karışık olarak sunulmuştur.

AK Parti’nin karşısında solu hareketlendirecek ve sol seçmeni toparlayacak, Deniz Baykal döneminin aksine statüko karşıtı bir partiye ve onun liderine ihtiyaç olduğu aşikâr. Siyaset dengesi açısından bu aşikâr. Ancak güzel bir yemeğin üzerine müessese ikramı alevli meyve tabağı gibi faturada yenilen kazığı ‘sözde’ telafi edici bir ikram gibi bu durum sunulmamalıdır.

Medya sahnede… Gazete ve televizyon patron ve yöneticileri satranç oyununda hamleleri belirliyor. Satranç zekâ işidir, incelik ister, taş çalmayla şah-mat edilmez. Bakalım sonraki hamleler nasıl olacak.

Dilerim CHP’nin yeni Genel Başkanı kendine umut bağlayan, ümitsiz sol seçmenin umudunu patron diktasına boyun eğerek kırmaz.

http://www.cafesiyaset.com/haber/201...-kurban-mi.php

Sahne Işıklar ve Perde