İnsan dinlemekle akıllanır, konuşmakla pişman olur demişler. Siz hangi taraftasınız?
En son ne zaman gıybet ettiniz diye soracak olsak, cevabınız ne olurdu? Muhtemelen önce gıybetin ne anlama geldiğini anımsamaya çalışır, sonra en son konuştuklarınızı zihninizden geçirip, gıybet olup olmadığını tartardınız. Belki bahanelerin ardına saklanır, hakkında konuştuğunuz kişinin bunu hak ettiğini düşünür, belki de farkında bile olmadan bulaştığınız bu günahtan pişmanlık duyardınız.
Bilerek ya da bilmeyerek içine düştüğümüz bu dil afeti hakkında maalesef pek çok yanlış ya da eksik bilgiye sahibiz. Işık Yayınlarından Faruk Çetin, bu konudaki bilgi eksikliğini ve dilimizde gıybet hakkında yeteri kadar çalışma olmadığını görerek, Dilini Tutan Kurtuldu adlı kitabı kaleme aldı.
Biz de Faruk Çetin'le gıybet hakkında bilinen yanlışlardan, gıybetin çeşitlerine kadar, konu hakkında merak edilenleri konuştuk.
Gıybet ya da dedikodu denildiğinde hepimizin zihninde belli şeyler uyanıyordur muhakkak. Ama bu konuda yanlış veya eksik bilgilerimiz olduğu da bir gerçek. İslam dinine göre gıybet nedir?
Bu soruyu Peygamberimiz (sav) ashaba gıybetin ne olduğunu biliyor musunuz diye sorunca, ashap efendilerimiz “Allah ve Resulü daha iyi bilir” diye cevap veriyorlar. Efendimiz de (sav) gıybetin tarifini, kişinin arkasından hoşlanmayacağı şekilde konuşmaktır, şeklinde yapıyor. Peki, olanı konuşmak mı olmayanı konuşmak mı diye ikinci bir soru sorduklarında kendisine, olanı konuşmanın gıybet olacağını, olmayan şeyi konuşmanın ise ilgili kişiye iftira atmak olacağını belirtiyor. Klasik anlamı ile gıybet budur.
Ama tabi gıybet kategorisi içine giren, çok farklı şeyler olabiliyor. Gıybet nedir ne değildir diye belki her olayın üzerine tahlil yapmanız gerekiyor. Şimdi ben bir şeyi konuştum ama, bu gıybet oluyor mu olmuyor mu diye. Bununla alakalı kitapta ayrıca bir bölüm de var. Gıybet mi değil mi diye bir fasıl. Ben genelde klasik olarak yazılmış kitapları ölçü aldım.
Sizce bir insan neden gıybet etme ihtiyacı hisseder, kişiyi gıybete iten sebepler nelerdir?
Kitapta 7-8 maddelik Gıybete İten Sebepler ve Sakınma Yolları şeklinde bir başlığımız var. Burada kısaca üzerinde duracak olursak, bunun başında öfke duygusu yer alıyor. Yani genelde insanlar gıybet ederken birine kızdıklarından dolayı gıybet ediyorlar. Bu, öfkelerini ve kızgınlıklarını ilgili kişinin yüzüne söylemekten çekindikleri veya söylerlerse ortaya daha büyük şeyler çıkacağından korktukları için, biraz daha arka planda, perde arkasında yapmaya çalışıyorlar. Hıncını veya içinde biriken negatif enerjiyi arkasından boşaltmaya çalışıyor.
Bir başka şey, intikam alma duygusu, belki öfke duygusuyla yakın bir şey. Diyelim ki bir kişi onu toplum içerisinde rezil etti. Tabiri caizse ben bir gol yedim, durumu 1-1’e getirmem gerekiyor diye düşünüyor. Fırsatını bulamayınca da bu duygu arkadan konuşmak şeklinde tezahür ediyor. Ya da bir başkasının kendi gıybetini yaptığını duyuyor, şimdi buna kendi açısından cevap vermesi gerekiyor. Buna da mukabele yapıyor. Aslında bu mukabele doğru bir şey değil.
Bir başka önemli şey haset duygusu. Hadis-i Şerifte malum olduğu üzere haset ve gıybetin insanın iyiliklerini yiyip bitiren, kül eden fonksiyonları var. Haset, dilimizde çekememezlik olarak tarif edilen bir şey. Birilerinde bir takım kabiliyetler var. Yazma kabiliyeti, konuşma kabiliyeti gibi kendisinde bulunmayan şeyler. Bunu bir türlü kendine yediremiyor. Bir ezilmişlik hissi duyuyor. Bunu da telafi etmek adına o insanı küçük düşürmeye çalışıyor başkalarının nazarında. Haset de gıybete götüren önemli saiklerden bir tanesidir.
Bir başka şey kibir. Genelde gıybet eden insanların önemli bir bölümü kibirlerinden dolayı insanların arkasından konuşurlar. Büyük görür kendisini. “Ben onunla muhatap olmam” der ama arkasından fırsatı bulduğu an perdeyi açar ve olur olmaz her şeyi konuşur.
Bir başka mevzu tecessüstür: (Tecessüs: Belli etmeden kendini ilgilendirmeyen şeyleri öğrenmeye çalışma.) Mütecessis (Gizliyi arayan, gizliyi gözetleyen) insanlar çoğu kimsenin vakıf olmadığı bilgilere ulaşabilir. Bu sahip oldukları bilgileri de zaman zaman gıybet şeklinde kullanılabilir. Yani mesela birisi hakkında çok mahrem bir bilgiye ulaşmış. Çoğu kimse bilmiyor ama o biliyor. Bunu bir koz olarak kullanıyor, belli yerlerde seslendiriyor. Veya belki de sohbetin merkezinde yer almak için kimsenin bilmediği bilgileri ortaya koyarak insanların dikkatini çekmeye çalışıyor. Başkalarının ayıplarının arkasından koşturmak, kim nerede ne yapıyor gibi şeylerin arkasından koşmak, İslam ahlakına göre şık şeyler değil. Tecessüs konusunda da hassas olunması gerekiyor.
Bir başka şey suizan: Kötü bakışlı ve kötü düşünceli insanlar da yine maalesef gıybet ediyorlar. Zaten bazı İslam âlimleri suizanı kalbin gıybeti olarak nitelendiriyorlar. Yani içerde bir gıybet var. Olumsuz bir düşünce var. Bir ileri aşaması onu dillendirmektir. Bazı insanlar nedense gördükleri şeyleri hayra yormazlar da, her şeyi suizanna yorumlarlar ve hep kötü tarafından bakarlar. Kötü tarafından bakınca da ilgili kişiler hakkında kötü düşünürler. Kötü düşüncenin sonucunda da kötü konuşmaya başlarlar.
Önemli olan bir başka başlık ise toplum psikolojisi, kitle ruh haleti. Mesela bir grubu var kişinin, bir çevresi var. Etrafındaki herkes gıybet ediyor. Kendisi bunlara bir tepki koyarsa, o topluluk tarafından itileceğini düşünerek, kitle ruh haletiyle hareket etme de söz konusu olabilir. Aslında o kişi belki bunlardan rahatsız ama, arkadaşlarım yapıyor, ben de buna ayak uydurayım anlayışıyla maalesef bu yanlışlığa, bu kötülüğe taraftar olabiliyor.
![]()
Bunun dışında biraz riyakârane yapılan gıybet çeşitleri de var. Mesela şöyle, maksadı aslında gıybet etmek değil. Gıybeti bir merdiven olarak, bir aracı olarak kullanıyor, lafı kendisine getirmek istiyor. Bunun için yapacağı şey nedir, kendi kabiliyetinin öne çıkması için başkalarının zaaflarını önce ön plana sürüyor. Olumsuz tarafından yaklaşarak X şahsın kötülüklerinden bahsetmeye başlıyor, Y şahsın kötülüklerinden bahsetmeye başlıyor. Ondan sonra sözü bir şekilde kendisine getiriyor. “Ama bakın ben böyle değilim. Ben bütün bu sayılan şeylerden uzağım. Ben aslında pırıl pırıl bir insanım, tertemiz bir insanım” demeye getiriyor ve insanların gözünde öyle bir imaj oluşturmaya çalışıyor. Gıybete sevk eden sebeplerle ilgili olarak bunlar üzerinde durulabilir.
Zaman zaman hepimiz gıybet günahına bulaşabiliyoruz maalesef. Bunu yaparken de bir takım bahanelerin arkasına saklanıyoruz. “Ben olanı söylüyorum, bunu onun yüzüne de söylerim” gibi pek çok bahanemiz var. Aslında bunlar gıybetin sınırlarını bilmemekten kaynaklanıyor olsa gerek. Gıybet hakkında bilinen yanlışlar nelerdir diye bir soru sorsak, bu başlık altında neler söyleyebilirsiniz?
Ölçümüz ilgili kişilerin arkasından, duyduğunda hoşlanmayacağı bir şey söylemek. Hoşlanmayacağı şeyin altına da her şey girebilir. Kişinin mesleki hayatıyla, aile hayatıyla, çoluk çocuğuyla, arabasıyla, eviyle, yaşam şartlarıyla… hepsiyle alakalı olabilir. Buradaki ölçü, yüzüne söylediğimiz zaman o kişi rahatsız oluyorsa, arkasından söylediğimiz şey de gıybet oluyor demektir.
Gıybete en çok gösterilen bahanelerden biri, “Ben bunu onun yüzüne de söylüyorum, ya da söylerim” mevzusu. Bu aslında biraz insanın kendi nefsinin aldatmacası. Çünkü zaten gıybetin tarifi, yüzüne söylediğin zaman rahatsız edecek şeydir. Yani senin arkadan gıybet ettiğin şeyi gelip onun yüzüne söylemen o günahı ortadan kaldıran bir şey değil zaten.
Olanı söylemek gıybet değildir yaklaşımı da gıybet hakkında bilinen yanlışlardan bir diğeri.
Zaten gıybetin tarifi yapılırken biliyorsunuz, kişide var olan şeyi konuşmak gıybettir. Olmayan şeyi konuşmak iftira oluyor. Var olan şeyi konuşmak, “zaten var, benim dillendirmem meseleyi değiştirmiyor” diye yaklaşmak maalesef çözüm değil veya insanı kurtarmıyor.
Şöyle bir yanlış da var. Ferdi olarak yapılan gıybetle, grup veya camiayı temsil eden gıybetler arasında ince bir fark var. Bir insanın arkasından konuştuğunuz zaman belki bir kişiden helallik almakla problemi çözebiliyorsunuz veya en azından hatanızı düzeltme imkânınız var, ama bir grup, bir hareket veya bir cemaatin bütününü kastederek olumsuz konuşursanız, burada çok daha altından kalkılamaz bir durumla karşı karşıyasınız demektir. O sahanın içine kimler giriyorsa ki tek tek bulmanız mümkün değil, ahirette herkes o kişinin karşısına çıkabilir. Bu da o kişinin iflas etmesi demektir.
Gıybet sadece sözle mi yapılır?
Gıybet sadece sözle olmaz, sözün dışında mimik hareketleri ve taklit de gıybete girebilir. Mesela bazı insanlar belli tikleri ile bilinirler yakın çevrelerinde veya kamuoyunda. Siz o tiki yaptığınız zaman kimi kastettiğiniz anlaşılır. O tiki yaptığınız an, o kişiyi küçültme ve alçaltma amacıyla yaptıysanız, ki genelde o niyetle yapılır, bu taklit şeklinde tezahür eden bir gıybettir. Çünkü o insanı küçük düşürüyorsunuz. Veya yürüyüşünü taklit ediyorsunuz. Ağır aksak yürüyen veya topallayan bir insan var, siz de onun gibi yürüyorsunuz küçültme amaçlı. Bu fiziki kusurlarını gündeme getiriyorsunuz. Bu anlamda taklit de çok önemli bir gıybet çeşididir. Hümeze Suresi’nde taklit alışkanlığını belki ara sıra yapmak şeklinde değil de, meslek haline getiren, fırsatını bulduğu anda birilerinin gıybetini yapmayı alışkanlık ve karakter haline getirmiş insanların akıbetinin cehennem olacağını söylüyor.
Başkaları hakkında konuşmanın gıybete girmeyeceği durumlar var mıdır? Burada sınır nedir?
Mutlak olarak gıybetin yanlış bir şey olduğu ve yapılmaması gerektiği konusunda zaten hemfikiriz. Ama bunun belli kayıtları var. Bunlardan bir tanesi, dini bir konuda görüş almak için otorite pozisyonundaki uzman bir kişiye, veya o toplumca kabul edilen bir kişiye gidip danışma amaçlı bir takım şeyler sormak, ki bunun örneği vardır. Ebu Süfyan’ın hanımı Efendimize (sav) “Ebu Süfyan cimri bir adamdır” diyor kocasını kastederek, “Onun haberi olmadan, kendim ve çocuğum için harcamak üzere bir miktar para alabilir miyim?” diyor. Peygamberimiz de (sav) bunu gıybet ettin şeklinde düzeltmiyor.
Çünkü bu problemi çözecek Efendimizdir (sav), bu konuda ona fikri bir yönlendirmede bulunacak kişi Efendimiz (sav) olduğu için mevzuu aktarması gerekiyor. Bu açıdan dini bir görüş almak için sorulan sorularda gıybet söz konusu olmuyor. Ancak burada şuna dikkat etmek lazım. Mevzuu dile getirirken en az hasarla nasıl yansıtabiliyorsak, o şekilde hareket etmeli. Çok teferruata girmemek lazım. Yani maksat hasıl olana kadar mevzuu aktarmalı, arkasından geri durmak lazım.
Bir de istişare boyutlarında gıybet söz konusu olmuyor. Mesela bir yere bir atama yapılacak. İlgili kişiler belli insanlar hakkında fikri mütalaalarda bulunurken birilerinin “O arkadaşın şu zaafı vardır, bu arkadaşın şu eksik yanları vardır” demesi, gıybet kapsamına girmiyor. Müşahhas bir iki örnek üzerinden yürüyecek olursak, mesela bir adamın belli bir sermayesi var ama gireceği işe parası yetmiyor. Bunun için ortak lazım kendisine. Bir iki ortak buluyor ama geçmişleri hakkında çok fazla bir kanaate sahip değil. Daha önce iş ilişkisi kurduğu insanlarla irtibata geçip, o insan hakkında kanaat sahibi olmaya çalışıyor.
Diyor ki, “Şu şahıs hakkında düşünceniz nedir, nasıl bir insandır?” İlgili kişiler tamamen garazsız, işin içerisine art niyet katmadan, objektif kriterler içerisinde mevzuu dile getirebilirler. Derler ki, bu arkadaş iyi bir arkadaştır, sözüne sadıktır, vefalıdır, ödemelerini zamanında yapar, biz bir sorun yaşamadık, veya tam tersini de söyleyebilirler. Evliliklerde de bu söz konusu olabilir. Kız tarafı erkek tarafı hakkında, erkek tarafı kız tarafı hakkında fikir sahibi olmak için birbirlerinin fikirlerini sorabilir. O ilgili kişiler de yine meseleyi bulandırmadan, yanlış yönlendirme yapmadan, tabloyu tam olarak resmetmek için fikirlerini beyan edebilirler. Bunlar gıybet olmaz.
Bir de bir aleni günah işleyen insanların gıybetini yapmakta bir sakınca yoktur. Ama sadece o ilgili alanla ilgili gıybetini yapmak. O kişinin kötü özelliklerini seslendirmek, dillendirmek, başkalarını onun şerrinden sakındırmaya çalışmak gıybet olmaz. Ama o bahsettiğimiz şahsın bir zaafı var, biz onu konuşmuyoruz da örneğin ailesiyle ilgili bir başka şeyi, çoluk çocuğuyla ilgili, kimsenin bilmediği mahrem şeyleri gündeme getiriyoruz, bu şık değil. Sadece söz konusu olan şeyi dile getirmek gerekiyor ki hatta bu konuda tavsiye var hadis-i şeriflerde. Aleni günah işleyen insanların günahlarının deşifre edilmesi ve insanları o kişilerin şerlerinden uzak olması için ayrı bir çaba sarf edilmesi gerektiği üzerinde duruluyor.
Son bir şey de, mesela bir yerde zalim bir adam var. İnsanlara zulmediyor, insanlar artık çok acı çekmişler, çok sıkıntı çekmişler, bu problemi çözmesi için hakime ya da idareciye gidip, şu şu insan, şunları şunları yapıyor demek gıybet olmaz. Yani şikayetçi pozisyonunda giderek ilgili kişilere şikayet etmek gıybet sayılmaz.
Burada dikkat edilmesi gereken bir husus, söz konusu hadise neyse onun özelinde konuşmak çok dallandırıp budaklandırmamak gerekiyor.
Gıybete şahit olan, gıybet duyan kişi ne yapmalı?
İslam’ın ortaya koyduğu bir ölçü var. Kişinin bir kötülük gördüğünde önce eliyle müdahale etmesi, sonra diliyle, bunlara muktedir olamayınca da en azından kalbiyle buuz etmesi gerekiyor, yani üçlü bir ölçü var. Aynı şey gıybet için de geçerli. Burada önce gıybeti yapan kişinin uyarılması gerekiyor. “Şu an yaptığınız şey, Allah’ın hoşnut olduğu, sevdiği bir şey değil, lütfen konuyu değiştirin veya konuyu kapatın” demeli. Tepki çekecekse veya çok beklemediği tepkilerle karşılaşacaksa belki oradan kalkıp gitmesi gerekiyor. Çünkü açık ayet-i kerime var biliyorsunuz, Peygamberimiz (sav) kâfirlerle oturduğunda kafirler Allah’ın ayetlerini alaya aldıkları zaman onlarla beraber oturma diyor, ayrıl oradan, konuyu değiştirdiklerinde tekrar yanlarına dönebilirsin anlamında bir ayet-i kerime var. Böyle olunca gıybet edilen ortamlarda da mümkünse önce ikaz edelim, eğer bu mümkün değilse ikinci bir seçenek kalıyor, o da kalkıp gitmek. Konunun değiştiğini gördükten sonra belki tekrar dönülebilir. Ama aynı mekânı paylaşmamak gerekiyor.
Tanınmayan kişilerin arkasından konuşmak ya da isim vermeden konuşmak gıybet midir?
Gıybette esas olan kişinin tanınmasıdır. Tanınmıyorsa konuşulabilir. Ama bu vakitlerimizi tanınmayan insanların arkasından konuşarak geçirelim sonucunu çıkarmaz. Bir de şu var, mesela 3 ay önce siz birinin arkasından konuşmuşsunuzdur ama 3 ay sonra o meclisteki üç beş insan o insanla tanışmıştır ve taşlar yerine oturur. Demek ki bu bize şunu kastetti diye düşünülebilir. Böyle bir riski de var. Ama ölçü olarak gıybet tanınan kişilerin arkasından konuşmaktır. Tanınmayan (isim vermeden ya da karşımızdakilerin tanımadığı) insanların arkasından konuşmak gıybet sayılmaz. Buna rağmen yine de dikkatli olmak lazım.
Ünlü kişiler hakkında konuşmak, ya da medyada duyduğumuz herhangi bir şeyi doğruluğu kesinleşmeden yaymak, üzerine konuşmak gıybet midir?
Peygamber efndimiz (sav) bir hadisi şerifte: “Kişinin her duyduğu şeyi konuşması ona günah olarak yeter” buyuruyor. Sizin sorduğunuz şeyi biraz da bu perspektiften değerlendirmek lazım. Mesela medyaya bir bilgi düşüyor, milyonlarca insan bunu internet sitelerine taşıyor, konuşmaya başlıyor. Ama biz tahkik ettik mi bunu? Biliyorsunuz Hucurat Süresi’nde bununla alakalı müşahhas bir şey de var. Birisi bir haber getiriyor, ayeti kerime ikaz ediyor. Diyor ki, önce haberi getiren kişinin doğru olup olmadığını, doğru söyleyip söylemediğini bir tahkik edin. Bilgiyi test edin, kediniz doğru olduğuna inanıyorsanız ondan sonra yapılacak şey neyse onu yapın. Şimdi günümüzde bunun yüzlerce örneğiyle karşılaşıyoruz maalesef. Herkes bir şey konuşuyor ama kim ne kadar doğruyu konuşuyor? Bu çok tartışılır. O yüzden önce bu tür yaklaşımlarda ilk duyduğumuz şeyi, af buyurun mal bulmuş mağribi gibi sağa sola yaymaktan ziyade, her zaman ihtiyatla yaklaşmak lazım. Kim olursa olsun.
Ayrıca söz konusu mevzu beni ne kadar ilgilendiriyor, veya ben işin içerisine ne kadar aktif olarak katılabiliyorum? Hiçbir etkim yok, tamamen bu işi magazin boyutuyla takip ediyorum. Olaya müdahil değilim, o zaman etki etmeyeceksem, yönlendirme konumunda değilsem, benim konuşmamın ne anlamı var ki?
Gıybet ettik ve bundan pişman olduk, ne yapmamız gerekiyor?
Burada üçlü taksim var. Hangi günah olursa olsun, tövbe edilmesi gerektiği gibi gıybet günahında da ilk yapılacak iş tövbe etmek. Ciddi bir tövbe. Tabi bu tövbenin şartları var, onun detayına girmek istemiyorum. İkinci aşaması ise gıybetini yaptığımız insanlar hakkında güzel şeyler konuşmak ve istiğfarda bulunmak, hem kendimiz için hem de gıybetini yaptığımız kişi için. “Allah’ım beni veya bizi ve gıybetini yaptığımız insanı veya insanları bağışla, onlara mağfiret et” diye dua etmemiz söyleniyor.
Bir kısım alimler ikili taksimi yeterli görüyorlar. Yani tövbe ve istiğfar yeterlidir diyorlar. Ama bir kısmı da buna helallik almayı da ekliyor. Yani bundan öte yapılacak bir şey daha var, o da helallik almaktır. Helallik almada da ölçü şudur. Mesela bir adamın arkasından hakaret ettik. Helallik dilerken gidip o gıybetini yaptığımız şeyi yüzüne söylememiz söyleniyor. Yani “Ben senin arkandan şu zamanda şöyle söyledim. Bana hakkını helal eder misin?” Eğer bunu söylememiz ilgili kişide daha onulmaz yaralar açmayacaksa böyle yapmamız söyleniyor. Ama iş daha dallanıp budaklanacak, yara daha büyüyecekse, burada o zaman deniliyor ki, detaya girmeyin, “Ben senin gıybetini yaptım, bana hakkını helal eder misin?” diye bir helallik almanın üzerinde duruyorlar. Bu son aşama, çünkü kul hakkıdır gıybet. Kul hakkını ilgilendiren bir suçtur. Hadisi şerifte; Cenabı Hak zina eden insanı bağışlayabilir, çünkü Allah hakkıdır o, ama gıybet eden insanı bağışlamayabilir. İlgili kişinin onay vermesini bekler diyor. O kişi ancak hakkını helal ettikten sonra o işten kurtulabilir. Maalesef gıybetin Müslüman cenahta da çok dikkate alınan bir günah olduğunu düşünmüyorum şahsımdan başlayarak. Gerekli hassasiyet gösterilmiyor.
Kitabınızda gıybetsiz hava sahası adlı bir başlık görüyoruz. Nedir gıybetsiz hava sahası?
Nasıl kapalı mekânlarda sigara içilmesine yasak kondu, benim buradaki ön görüm de, beraber olunan meclislerde, mekânlarda gıybet edilmemesi propagandası yapmak. Mesela bir kampanya başlatılabilir, “Dilini Tutan Kurtuldu” sloganımız olabilir. Gıybete ağzını açan kişiye hemen “Dilini tutan kurtuldu” diye hatırlattığımız zaman geri dönebilir.
İnsanlar şunu söyleyebilir; eee gıybet etmeyelim, şunu yapmayalım, bunu yapmayalım, o zaman ne yapalım? gibi bir şey de akla gelebilir. O zaman yapılacak şey bellidir. Kitap okuyun, Kuranı Kerim okuyun, güzel müzikler dinleyin. Ruh dünyanızda yeni açılımlar meydana getirecek, ufkunuzu genişletebilecek farklı açılımlar yapın. Sanatla meşgul olun. Özellikle İstanbul için söylüyorum, hat gibi ebru gibi farklı sanat dalları var. İsteyen bu konularda kendisini geliştirebilir. Yoksa vaktini boş boş konuşarak geçirmek çok büyük bir meziyet değil maalesef.
Bir de şu var, konuştukça kalbimiz daha çok kararıyor. Bir kısır döngü içerisine giriyorsunuz, daha çok sıkılıyorsunuz, onun içerde bıraktığı bir tortu var. Kalıntılarını ruhi olarak hissettiriyor size, ruhi olarak rahatsız oluyorsunuz ondan. Bu biraz uyuşturucu bağımlısı olan insan gibi. Kurtulmak istiyor ama krize girdiğinde tekrar uyuşturucu kullanıyor. Belki bir an rahatlıyor ama yine arkasından o şey tetikliyor filan. Böyle bir kısır döngü halinde hayat devam ediyor maalesef.
Buradan son olarak genç okuyucularımıza neler söylemek istersiniz?
Gençlerin ilgi alanlarından bir tanesi maalesef magazin. Şöyle bir algı da var. Din dediğimiz şey sadece mezarlıklarla camilerde hatırlanması gereken bir kavram değil. Özellikle İslam üzerine konuşacak olursak, insan doğduğu anda kulağına ezan okunuyor, kamet getiriliyor. Öldüğü zaman da Kur’anla defnediliyor. Yani hayatın başıyla sonu arasında İslam her şekilde kendini hissettiren bir dindir. Bu noktada gençlik denen, Allah’ın en önemli lütuflarından olan bir dönemi Allah’ın istediği çizgide geçirmek çok önemli. Bu dönemde de dil konusunda hassasiyet taşımak gerekiyor. “Ben yaşlandığımda dikkat ederim bazı şeylere” gibi meseleyi öteleme, görmezlikten gelme, problemi çözmüyor. Mesela iffetli bir genç ne kadar hoşumuza gidiyorsa, dilini temiz tutan bir gencin de o kadar hoşumuza gitmesi lazım değil mi? Güzel konuşan, nezih konuşan, ağzında küfür olmayan, gıybet etmeyen, başkalarının arkasından konuşmayan bir dil, bir genç, bence örnek bir genç, alkışlanacak bir gençtir. Bu Allah’ın sevdiği, Efendimizin (sav) sevdiği bir gençtir. Böyle olmak lazım.
İnşallah bu ciddi hastalığın farkına varır, gerekli önlemleri alır ve bu gıybet hastalığını aynen sigarada olduğu gibi bir kampanya halinde öldürmeye muvaffak oluruz.
Röportaj: Gülay Gümüş
alinti


LinkBack URL
About LinkBacks






Alıntı Yaparak Cevapla

