• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
Sayfa: 4 | Toplam: 5 İlkİlk 12345 SonSon
47 sonuçtan 31 --- 40 arası gösteriliyor
  1. #31
    ufuk1995 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    17-04-2006
    Mesajlar
    13
    Karizma Gücü
    0
    ÖNEMLİ OLAN HAYATINIZDAKİ DİZİLİŞ SIRALAMASI
    Zamanın iyi ve üretken olarak kullanımı konusunda zaman zaman kurslar düzenleniyor. İşte bu kurslardan birinde zaman kullanma uzmanı öğretmen, çoğu hızlı mesleklerde çalışan öğrencilerine, "Haydi, küçük bir deney yapalım" demiş. Masanın üzerine kocaman bir kavanoz koymuş. Sonrabir torbadan irice kaya parçaları çıkarmış, dikkatle üst üste koyarak kavanozun içine yerleştirmiş.

    Kavanozda taş parçası için yer kalmayınca sormuş; "Kavanoz doldu mu?" Sınıftaki herkes, "Evet, doldu" yanıtını vermiş. "Demek doldu ha" demiş hoca. Hemen eğilip bir kova küçük çakıl taşı çıkartmış, kavanozun tepesine dökmüş.

    Kavanozu eline alıp sallamış, küçük parçalar büyük taşların sağına soluna yerleşmişler. Yeniden sormuş öğrencilerine; "Kavanoz doldu mu?" İşin sanıldığı kadar basit olmadığını sezmiş olan öğrenciler; "Hayır, tam da dolmuş sayılmaz" demişler.

    "Aferin" demiş zaman kullanım hocası. Masanın altından bu kez de bir kova dolusu kum çıkartmış. Kumu kaya parçaları ve küçük taşların arasındaki bölgeler tümüyle doluncaya kadar dökmüş. Ve sormuş yeniden; "Kavanoz doldu mu?" "Hayır dolmadı" diye bağırmış öğrenciler.

    Yine "Aferin" demiş hoca. Bir sürahi su çıkarıp kavanozun içine dökmeye başlamış. Sormuş sonra; "Bu gördüklerinizden nasıl bir ders çıkardınız?"

    Atılgan bir öğrenci hemen fırlamış; "Şu dersi çıkarttık. Günlük iş programınız ne kadar dolu olursa olsun, her zaman yeni işler için zaman bulabilirsiniz."

    "O da doğru ama" demiş zaman kullanma hocası; "Çıkartılması gereken asıl ders şu: eğer büyük taş parçalarını baştan kavanoza koymazsanız daha sonra asla koyamazsınız."

    Ve ardından herkesin kendi kendisine sorması gereken soruyu sormuş;

    "Hayatınızdaki büyük taş parçaları hangileri, onları ilk iş olarak kavanoza koyuyor musunuz?

    Yoksa kavanozu kumlarla ve suyla doldurup büyük parçaları dışarıda mı bırakıyorsunuz.

  2. #32
    ufuk1995 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    17-04-2006
    Mesajlar
    13
    Karizma Gücü
    0

    zaman yönetimi

    Zamanın iyi ve üretken olarak kullanımı konusunda zaman zaman kurslar düzenleniyor. İşte bu kurslardan birinde zaman kullanma uzmanı öğretmen, çoğu hızlı mesleklerde çalışan öğrencilerine, "Haydi, küçük bir deney yapalım" demiş. Masanın üzerine kocaman bir kavanoz koymuş. Sonrabir torbadan irice kaya parçaları çıkarmış, dikkatle üst üste koyarak kavanozun içine yerleştirmiş.

    Kavanozda taş parçası için yer kalmayınca sormuş; "Kavanoz doldu mu?" Sınıftaki herkes, "Evet, doldu" yanıtını vermiş. "Demek doldu ha" demiş hoca. Hemen eğilip bir kova küçük çakıl taşı çıkartmış, kavanozun tepesine dökmüş.

    Kavanozu eline alıp sallamış, küçük parçalar büyük taşların sağına soluna yerleşmişler. Yeniden sormuş öğrencilerine; "Kavanoz doldu mu?" İşin sanıldığı kadar basit olmadığını sezmiş olan öğrenciler; "Hayır, tam da dolmuş sayılmaz" demişler.

    "Aferin" demiş zaman kullanım hocası. Masanın altından bu kez de bir kova dolusu kum çıkartmış. Kumu kaya parçaları ve küçük taşların arasındaki bölgeler tümüyle doluncaya kadar dökmüş. Ve sormuş yeniden; "Kavanoz doldu mu?" "Hayır dolmadı" diye bağırmış öğrenciler.

    Yine "Aferin" demiş hoca. Bir sürahi su çıkarıp kavanozun içine dökmeye başlamış. Sormuş sonra; "Bu gördüklerinizden nasıl bir ders çıkardınız?"

    Atılgan bir öğrenci hemen fırlamış; "Şu dersi çıkarttık. Günlük iş programınız ne kadar dolu olursa olsun, her zaman yeni işler için zaman bulabilirsiniz."

    "O da doğru ama" demiş zaman kullanma hocası; "Çıkartılması gereken asıl ders şu: eğer büyük taş parçalarını baştan kavanoza koymazsanız daha sonra asla koyamazsınız."

    Ve ardından herkesin kendi kendisine sorması gereken soruyu sormuş;

    "Hayatınızdaki büyük taş parçaları hangileri, onları ilk iş olarak kavanoza koyuyor musunuz?

    Yoksa kavanozu kumlarla ve suyla doldurup büyük parçaları dışarıda mı bırakıyorsunuz.

  3. #33
    balauz adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    06-11-2009
    Mesajlar
    2,602
    Karizma Gücü
    3


    Hz.Aişe, Peygamberimizle yeni evlenmişti.Eşinin kendisini sevip sevmedigini merak etmekteydi,ya da kendisini ne kadar ve nasıl sevdigini…Hz.Aişe bu düşüncesini Peygamber Efendimizle konusmadan edemedi.

    “Ey Allah’ın Resulü,beni seviyor musun?”

    “evet,Ya Aişe tabi seviyorum!”

    Aişe dahasını da merak ediyordu,acaba nasıl seviyordu?Hemen sordu:

    “beni nasıl seviyorsun?”

    Peygamberimiz sevgi şeklini tanımladı eşine;

    “kördüğüm gibi.”

    bu cevap Hz. Aişe’yi cok sevindirdi,çünkü kördügüm açılamazdı.Açılmayan, bitmeyen sırlı bir sevgi demekti.

    Alacagı cevap onu çok mutlu ettigi için,Hz. Aişe sık sık sorardı:

    “Ey Allah’in Resulü, kördüğüm ne alemde?”

    Peygamberimiz,Hz.Aişe’yi memnun eden cevabı verirdi her defasında:

    “ilk günkü gibi…”
    Kaç defa çıkıp gittim buralardan yeminle…
    Ama her defasında geri döndüm seninle…
    Hangi düğüm çözülür… Nazla… Sitemle… Kinle...

    Yeryüzünde yolculuk edenin ayağı; gökte yolculuk yapanın ise kalbi su toplar. huper-kallos

  4. #34
    balauz adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    06-11-2009
    Mesajlar
    2,602
    Karizma Gücü
    3
    FARK YARATAN
    Öğretmen, lise son sınıf öğrencilerinin her birine, kendisinin ve başkalarının hayatında yarattıkları farkı onlara söyleyerek ne kadar değerli olduklarını ifade etmeye karar verdi.
    Her öğrenciyi birer birer sınıfın önüne çağırdı. Önce onlara kendisi ve sınıf için nasıl fark yarattıklarını söyledi. Her öğrenciyi özel olarak takdir etti. Sonra her birinin göğsüne altın harflerle yazılı 'Ben Fark Yaratan Bir İnsanım' yazılı mavi bir kurdele taktı.
    Sonra, takdir edilmenin toplumda nasıl bir etki yaratacağını görmek için bir ders projesi gerçekleştirmeye karar verdi. Her öğrenciye üç kurdele daha verdi. Kendi çevrelerinde bu takdir seremonisini yapmalarını söyledi.. Bir haftanın sonunda öğrenciler sonuçlarıyla birlikte sınıfta sunum yapacaklardı.
    Sınıftaki çocuklardan biri bir şirkette alt derecede yönetici olarak çalışan bir adama gitti. Ona kendisine kariyer planlamasında yardımcı olduğu için şükran duyduğunu söyledi ve göğsüne mavi kurdele taktı.
    Sonra ona iki kurdele daha verdi. 'Takdir etmekle ilgili bir sınıf projemiz var' dedi. Onun da takdir ettiği bir kişiye gidip göğsüne mavi bir kurdele takmasını ve üçüncü kurdeleyi ona verip onun da aynı şeyi bir başkasına yapmasını söyledi. Takdir seremonisi böylece sürüp gitmeliydi. Genç yöneticiden kendisini de sonuçtan haberdar etmesini rica etti.
    Aynı gün akşama doğru, genç yönetici, üst düzey yöneticisinin odasına gitti. Üst düzey yönetici asık suratlı ve huysuz bir insan olarak tanınıyordu. Genç adam, yöneticisine oturmasını rica etti ve yaratıcı bir dehaya sahip olduğu için ona hayranlık duyduğunu ifade etti.
    Yönetici şaşkınlık içindeydi. Genç yönetici mavi kurdeleyi göğsüne takmak için izin istedi. Şaşkın vaziyetteki üst düzey yönetici 'Tabii, olur' dedi.
    Genç yönetici mavi kurdeleyi, patronunun ceketine, yüreğinin üzerinde bir yere taktı. Üçüncü kurdeleyi de ona uzatarak, "Bana bir iyilik yapar mısınız?
    Bu ekstra kurdeleyi alıp, takdir etmek istediğiniz birinin göğsüne takar mısınız?
    Bu kurdeleleri bana veren liseli çocuk bir okul projesi hazırlıyor ve takdir seremonisinin insanları nasıl etkilediğini araştırıyor" dedi.
    O akşam, üst düzey yönetici evine geldi ve on dört yaşındaki oğluna kendisiyle konuşmak istediğini söyledi.
    "Bugün başıma bir şey geldi. Ofisimde oturuyordum ve genç yöneticilerimden biri odama girdi. Bana hayranlık duyduğunu, yaratıcı bir deha olduğum için bana mavi bir kurdele taktı. Düşünebiliyor musun?
    Benim yaratıcı bir deha olduğumu düşünüyor. Sonra üzerinde 'Ben Fark Yaratan Bir İnsanım' yazan bu kurdeleyi ceketime, yüreğimin tam üzerine iliştirdi. Bana fazladan bir kurdele verdi ve benim de takdir ettiğim birisini bulmamı söyledi. Eve gelirken arabada kurdeleyi kime takacağımı düşünüyordum ve seni düşündüm. Seni takdir etmek istiyorum" dedi.
    "İş hayatında günlerim çok yorucu geçiyor. Eve geldiğimde sana pek fazla ilgi gösteremiyorum. Bazen sana okul notların iyi olmadığı ya da odan çok dağınık olduğu için bağırıyorum, ama bu akşam, seninle beraber olmak istiyorum ve sana hayatımda nasıl fark yarattığını söylemek istiyorum.
    Annen ve sen hayatımdaki en önemli insanlarsınız. Sen harika bir evlatsın ve seni seviyorum!"
    Çocuk şaşkınlık içindeydi ve ağlamaya başladı, ağlıyor ağlıyordu..
    Ağlamasını durduramayarak hıçkırıklara boğulmuş, katıla katıla ağlıyordu.. Tüm bedeni hıçkırıklarla sarsılıyordu. Gözyaşları kucağına damlarken, başını babasına doğru kaldırdı, titrek bir sesle, "Ben de yarın intihar etmeyi planlıyordum baba. Çünkü beni sevmediğini düşünüyordum."
    Babanın takdiri, çocuğun hayatında büyük fark yaratmıştı..
    Yaşamla ölüm arasında bir fark.
    Herkes takdir edilmek ister ama takdir etmek konusunda cimriyizdir nedense.
    Daha doğrusu birisiyle ilgili olumlu düşünce ve duygularımızı dile getirmeyi pek aklımıza getirmez, nasıl olsa onların bunu bildiklerini ya da hissedeceklerini varsayarız.

    Bugün fark yaratan insan ol. Sevdiklerini, hatta çok yakından tanımadığın halde takdir ettiğin kişileri takdir etmek için adım at.
    Takdir edilmek yaşama sevincini ve gücünü artırıyor.
    İster mavi kurdeleyi, ister kırmızı kalpli mavi kurdeleyi takdirinin sembolü olarak ver sevdiklerine, öğrencilerine, çalışanlarına, patronuna, bakkalına, kapıcına.
    Birilerine 'iyi ki varsın' dediğimizde kendi varlığımızı da onaylamış oluyoruz.
    Var eden var olur. Var olmanın dayanılmaz hafifliği de bu olsa gerek..


    Birisini seviyor musun? Ona söyle.
    Birisi senin hayatını olumlu etkiledi mi? ona telefon et. Hayatında fark yaratan birileri oldu mu? Onlara mektup yaz, not yaz, kart yaz ya da e-mail gönder.
    Kaç defa çıkıp gittim buralardan yeminle…
    Ama her defasında geri döndüm seninle…
    Hangi düğüm çözülür… Nazla… Sitemle… Kinle...

    Yeryüzünde yolculuk edenin ayağı; gökte yolculuk yapanın ise kalbi su toplar. huper-kallos

  5. #35
    balauz adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    06-11-2009
    Mesajlar
    2,602
    Karizma Gücü
    3
    Aziz Nesin'i 1995’te yitirmiştik.
    Ölümünden önce yazdığı bir yazısı çok şeyleri çağrıştırıyor.

    Dilerim bu yazıdan hepimiz birtakım dersler çıkarırız:
    “Anayasa (Teşkilat-ı Esasiye Kanunu) yapıcısı Mithat Paşa, Yıldız’daki uydurma mahkemede, kiralık yargıçlar önünde yapma ve uydurma suçlardan mahkûm edilir.
    Sonradan boğdurulacağı zindana sürgün edilecektir. Bir gemiye bindirilir.
    Ama gemi Boğaz’dan dışarı çıkmaz. Kızkulesi önüne gelince demir atar, durur. Kırk sekiz saat burada yatar. Neden sonra yola çıktığı bir türlü anlaşılamamış.
    Mithat Paşa kimdir, ne yapmak istemiştir; Abdülhamid ona neden kızmıştır?
    Mithat Paşa’nın bindirildiği geminin kazanı mı patladı? Makinesi mi bozuldu, daha yolun başında dibi mi delindi? Nedir; ne oldu da gemi birkaç yüz metre açıldıktan sonra, kırk sekiz saat Kızkulesi açığında demir atıp durdu?

    Yakınında olanlar, bunu Abdülhamid’e sormuşlar, padişahların en işkillisi ve en kurnazı olan Sultan şu cevabı vermiş:
    Mithat Paşa’nın uğruna kendisini feda ettiği millet, bakalım onun için ne yapacak, Mithat Paşa’yı kurtarmaya çalışacak mı diye merak ettim de, bunu anlamak için Kızkulesi önünde kırk sekiz saat beklettim.
    Mithat Paşa’yı milletinin anayasayla yönetilmesini istediği için boğduracağı zindana götürecek olan gemi, kırk sekiz saat değil, kırk sekiz gün Kızkulesi önünde demirli kalsa, kimsenin kılını kıpırdatacağı yok.
    Sağır bir ortam, sağırlaştırılmış bir ortam, vurdum duymaz olmuş bir ortam... Abdülhamid bunu iyi biliyor. Ama işkilli ve kurnaz olduğu için, bir kere daha denemek, anlamak istiyor.
    Mithat Paşa’nın hapsedildiği gemi, Kızkulesi önünde demirliyken, gazeteler bu karara karşı yayın yapsalar, İstanbul’da küçük bir kıpırdanma, başkaldırma, ayaklanma başlangıcı olsa kurnaz padişah, Paşa’yı Taif Zindanı’na göndermekten vazgeçecek. Ya bir aff-ı şahane, ya bir karar değişikliği... Ama kiralık, satılık kalemler, hem de en tanınanları, en ünlüleri, Paşa’nın sözde kanun yoluna sokulmuş, bir meşru biçim verilmiş, bu eşsiz siyasi cinayeti savunmakta, onun doğru olduğunu millete ispata çalışmaktadırlar.
    Kısaca anlatmaya çalıştığım, ortamın sağırlığını gösteren bu olay, beni çok düşündürür.
    Mustafa Kemal’i düşünürüm; milletin kurtuluşu uğruna yalnız rütbelerini, nişanlarını saltanatın suratına çarpan değil, canını ortaya koyan Mustafa Kemal’i...
    * * *
    Makam-ı saltanatın elinde Mustafa Kemal’in idamı için ölüm fermanı vardır. Osmanlı Müslümanlığının en ulu, en yüce din adamı, Mustafa Kemal’in idamına fetva vermiştir.
    Biliyorum, pek çokları şimdi söyleyeceklerime sinirlenecekler, kızacaklardır. Bir varsayım olarak şöyle tasarlıyorum: İdamına fetva verilmiş Mustafa Kemal’i padişahçı ve emperyalist uşağı kuvayı inzibatiye ele geçirip yakalamış olsaydı. Mithat Paşa’yı hapsettiği gemiyi İstanbul limanında kırk sekiz saat bekleten Sultan Abdülhamid gibi, Sultan Vahdettin de Mustafa Kemal’i darağacına göndermeden, bakalım ne olacak diye kırk sekiz saat, kırk sekiz gün, kırk sekiz hafta bekletseydi, ne olurdu, dersiniz?
    Uğruna canını koyduğu insanlar, Mustafa Kemal için ne yaparlardı?
    Bu varsayımın pek çok kişinin canını sıkacağını biliyorum. Bir başka varsayım daha söylemek isterim. Mustafa Kemal’in idam fetvasına meşihat mührünü basmış olan din adamı, bugün aramızda yaşayabilmiş olsaydı, hepimizden çok Atatürkçü kesilecek ve herkesten çok ‘Atam sen ölmedin, kalbimizde yaşıyorsuuuun!’ diye bağırmaktan sesi kısılacaktı.
    Toplumumuz, Mithat Paşa dönemi sağırlığından bugün ne oranda bir duyarlılığa gelmiştir?
    Sağır bir ortam... Ama gerçek ulusseverler ortamın sağırlığına kızmazlar, bilinçle duyarlı bir ortam yaratmak için yine de çalışırlar.”*
    Yazı böyle... Aziz Nesin iyi ki bugünleri görmemiş. Herhalde kahrından bir kez değil, bin kez ölürdü.

    * Bu yazı Bütün Dünya’nın Mayıs sayısında yayınlanmıştır. T.T.
    Tufan Türenç
    Kaç defa çıkıp gittim buralardan yeminle…
    Ama her defasında geri döndüm seninle…
    Hangi düğüm çözülür… Nazla… Sitemle… Kinle...

    Yeryüzünde yolculuk edenin ayağı; gökte yolculuk yapanın ise kalbi su toplar. huper-kallos

  6. #36
    bir varmış, bir yokmuş! eLeK_TR_oNiCa adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    06-07-2006
    Mesajlar
    1,286
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    6
    “Farkında” Olmalı İnsan…

    Kendisinin, Hayatın Olayların, Gidişatın Farkında Olmalı.
    Farkı Fark Etmeli, Fark Ettiğini De Fark Ettirmemeli Bazen…
    Bir Damlacık Sudan Nasıl Yaratıldığını Fark Etmeli.

    Anne Karnına Sığarken Dünyaya Neden Sığmadığını Ve En Sonunda Bir Metre Karelik Yere Nasıl Sığmak Zorunda Kalacağını Fark Etmeli.

    Şu Çok Geniş Görünen Dünyanın, Ahrete Nispetle Anne Karnı Gibi Olduğunu Fark Etmeli.

    Henüz Bebekken “Dünya Benim!” Dercesine Avuçlarının Sımsıkı Kapalı Olduğunu, Ölürken De Aynı Avuçların “Her Şeyi Bırakıp Gidiyorum İşte!” Dercesine Apaçık Kaldığını Fark Etmeli.

    Ve Kefenin Cebinin Bulunmadığını Fark Etmeli. Baskın Yeteneğini Fark Etmeli Sonra.

    Azraillin Her An Sürpriz Yapabileceğini, Nasıl Yaşarsa Öyle Öleceğini Fark Etmeli İnsan

    Ve Ölmeden Evvel Ölebilmeli.
    Hayvanların Yolda Kaldırımda Çöplükte
    Ama Kendisinin Güzel Hazırlanmış Mükellef Bir Sofrada Yemek Yediğini
    Fark Etmeli.

    Eşref-İ Mahlûkat (Yaratılmışların En Güzeli) Olduğunu Fark Etmeli.Ve Ona Göre Yaşamalı.
    Gülün Hemen Dibindeki Dikeni Dikenin Hemen Yanı Başındaki Gülü Fark Etmeli.

    Evinde 4 Kedi 2 Köpek Beslediği Halde Çocuk Sahibi Olmaktan Korkmanın Mantıksızlığını Fark Etmeli.

    Eşine “Seni Çok Seviyorum!” Demenin Mutluluk Yolundaki Müthiş Gücünü Fark Etmeli.

    Dolabında Asılı 25 Gömleğinin Sadece Üçünü Giydiğini Ama Arka Sokaktaki Komşusunun O Beğenilmeyen Gömleklere Muhtaç Olduğunu Fark Etmeli. Zenginliğin Ve Bereketin Sofradayken Önünde Biriken Ekmek Kırıntılarını Yemekte Gizlendiğini Fark Etmeli.

    Annesinden Doğarken Tertemiz Teslim Aldığı Gırtlağını 60-70 Yıl Sonra Sigara Yüzünden Azrail’e Soba Borusu Gibi Teslim Etmenin Emanete Hıyanet Sayılacağını Fark Etmeli.

    63 Yıllık Ömründe Hiç Karnı Doymayan Bir Peygamber’in Ümmeti Olarak Aşırı Beslenme Yüzünden Sarkan Göbeğini Fark Etmeli.

    Ömür Dediğin Üç Gündür,
    Dün Geldi Geçti Yarın Meçhuldür,
    O Halde Ömür Dediğin Bir Gündür,O Da Bugündür.

    [Anonim]




    çoğunluğun görmediği şey, tam da umutsuz olmamaktan çok, umutsuzluluğun bilincinde olmamaktan doğan bir umutsuzluğun varlığıdır..”- blanco -

  7. #37

    Kayıt Tarihi
    24-10-2005
    Mesajlar
    14,356
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    9
    Bir yaz günü…
    Sofra kurulmuş,yemek yenilecek.Herşey hazır.
    Merhum Necip Fazıl masanın üzerindeki içi su dolu “viski şişesi’ni görünce sorar:
    “Bu ne?”
    Cevap verir oğlu:”Baba! Soğuk su için. Buzdolabına ancak bu şişeleri koyabiliyoruz da!”
    İtiraz eder üstad:”Olmaz!”
    İzaha çalışır oğlu:
    “Baba, İnan ki çok iyi temizledik, bol sabun ve kaynar suyla yıkadık!”
    Üstad yine “Olmaz!” der ve şu ibretli izahı yapar:
    “O hâlde oğlum! Yarın lâzımlık satan bir dükkâna gideceksin ve oradan el değmemiş bir lâzımlık alacak, çorbanı da bu lâzımlıkla içeceksin!
    İçebilir misin? Elbette içebilirsin. Hiçbir mahzuru da yok. Amma velâkin, mantığın kabul etse de ruhun kusar o çorbayı!”
    Armut Deyip Geçmeyin, Onun İlk Hecesi Çoğu Kişide Yoktur !

    (Necip Fazıl Kısakürek)

  8. #38
    balauz adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    06-11-2009
    Mesajlar
    2,602
    Karizma Gücü
    3
    Masal bir adamın dört bin dinara bir kız alması ile baslar.

    Bir gün adam gözlerini kızın üzerine dikti ve sonra gözyaslarına boguldu Kız ona neden agladıgını sordu. Adam yanıtladı:

    - Öylesine güzel gözlerin var ki bana Rabbe ibadet etmeyi bile unutturuyor.

    Kız yalnız kalınca gözlerini oydu. Adam onu bu halde gördü ve acıyla sarsıldı.

    - Kendine neden eziyet ettin? degerini düsürdün.

    Kız söyle karsılık verdi :

    - Bende bulunan hicbir seyin sizi Rabbe ibadetten alıkoymasını istemem."

    Adam o gece düsünde bir ses isitti:

    "Kız degerini sana göre azalttı,ama bize göre arttırdı; ve biz onu senden aldık."

    Uyandıgında adam,yastıgının altında dört bin dinar buldu,kız ölmüstü...
    Kaç defa çıkıp gittim buralardan yeminle…
    Ama her defasında geri döndüm seninle…
    Hangi düğüm çözülür… Nazla… Sitemle… Kinle...

    Yeryüzünde yolculuk edenin ayağı; gökte yolculuk yapanın ise kalbi su toplar. huper-kallos

  9. #39
    balauz adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    06-11-2009
    Mesajlar
    2,602
    Karizma Gücü
    3
    Üsüyorum...

    Bir kadin -ben üsüyorum- dediginde, bunun

    cevabinin;
    üstüne bir sey al...
    istersen bir taksiye binelim...
    eve geldik zaten...

    türünden bir söz olmadigini, -üsüyorum- dediginde kadinin - bana sarilsana - demek istedigini ve ona sarilmak gerektigini ögrenmek epey zamanimi

    aldi. Sanirim binlerce yil boyunca isteklerini açikça söylemelerine izin verilmedigi için - gizli bir dil - gelistirmek zorunda kalan kadinlar, bu kadar basit bir seyin erkekler tarafindan niye anlasilamadigini hiç anlayamazlar...
    Kaç defa çıkıp gittim buralardan yeminle…
    Ama her defasında geri döndüm seninle…
    Hangi düğüm çözülür… Nazla… Sitemle… Kinle...

    Yeryüzünde yolculuk edenin ayağı; gökte yolculuk yapanın ise kalbi su toplar. huper-kallos

  10. #40
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    12-06-2010
    Mesajlar
    161
    Karizma Gücü
    0
    zamanın birinde bir adam kendisine bir kadın satın almıs.. kadının yüzü bakmaya doyulamayacak

    kadar ay parcası gibi cok güzelmis..
    kadını eve getirmis ve pecesini acmıs..kadın merak ve heyecan icinde adama adını sormus..
    - adınız nedir
    - yüzün... demis adam
    - anladım ki adınız HASAN dır diye cevap vermis

    kadın...
    ...

    bu kısa öyküden cıkarılacak kıssadan hisse nedir derseniz eger HASAN ın kelime anlamı iyi, güzel derim bende size...

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •