• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
Sayfa: 5 | Toplam: 5 İlkİlk 12345
47 sonuçtan 41 --- 47 arası gösteriliyor
  1. #41
    balauz adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    06-11-2009
    Mesajlar
    2,602
    Karizma Gücü
    3
    İKİ YOLDAN BİRİ
    Yazarı bilinmeyen töre metinlerinden birine göre, her insan yaşamdaki iki yoldan birini seçebilir.
    İnşa etmek ya da toprağı ekmek.

    İnşa etmeyi seçenlerin işi yıllarca sürebilir ama günün birinde yaptıkları inşaat biter. O zaman kendilerini kendi ördükleri duvarların içinde hapsettiklerini görürler. İnşaat durunca yaşam anlamını yitirir.

    Diğerleri ise toprağı ekerler. Fırtınalara, mevsimlerin getirdiği bütün koşullara göğüs gererler ve hemen hemen hiç dinlenmezler. Ama yapının tersine, bahçenin gelişip büyümesi hiç bitmez. Bahçe bahçıvanın sürekli ilgisini, dikkatini, bakımını gerektirirken bir yandan da yaşamını büyük bir serüvene dönüştürür.

    BRİDA PAULO COELHO

  2. #42
    balauz adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    06-11-2009
    Mesajlar
    2,602
    Karizma Gücü
    3
    Adamın biri evinden dışarı çık( a )mıyormuş. Etrafına, insanlardan korktuğunu söylüyormuş. Çünkü insanları, nefslerinin imlediği hayvanlar olarak görüyormuş. Tilki, yılan, maymun, domuz, çakal, sırtlan, eşek, köpek... "İnsan gibi insan çok az" diyormuş.

  3. #43
    Kalpaksız Kemalci amca_bey adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    27-12-2009
    Mesajlar
    1,475
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    3



    Hz. Ali’nin şehri olan Kûfe’den bir Arap, devesiyle Şam’a gitmiş. Adam Şam’da dolaşırken, biri yanaşıp deveyi sahiplenmiş: “Ver o dişi deveyi bana!”

    Kûfeli Arap, “Bu deve benimdir, üstelik erkektir” diye kendini savunmaya çalışsa da anlaşamamışlar, iş Şam’ı yöneten Muaviye’ye kadar yansımış.

    Muaviye, tarafları dinlemiş, sonra da kararını açıklamış: “Bu dişi deve Şamlınındır!” Sonra halka dönmüş: “Ey cemaat, bu dişi deve kimindir?” Hep birlikte bağırmışlar: “Şamlınındır!”

    Muaviye, Kûfeli Arap’a dönüp demiş ki: “Kûfeli, dinle! Biliyorum, bu deve senindir ve erkektir. Ama şehrine dönünce Ali’ye de ki, 'Muaviye’nin, dişi deveyi erkekten ayıramayan, o ne derse evet diyen 10 bin adamı var!" Ayağını denk alsın!”


    *Kıssadan hisse: Al dişi deveyi, vur referanduma!
    "İşte bu ahval ve şerait içinde dahi..." (MUSTAFA KEMAL)

  4. #44
    Kalpaksız Kemalci amca_bey adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    27-12-2009
    Mesajlar
    1,475
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    3



    Elmayla elma şekeri yolda karşılaşmışlar.
    Elma jest olsun diye “Elbisen ne güzel” demiş.
    Elma şekeri havaya girmiş, “Armani” demiş.
    Elma gülümsemiş ve yanıtlamış: “Kıçındaki kazıktan belli!”
    "İşte bu ahval ve şerait içinde dahi..." (MUSTAFA KEMAL)

  5. #45
    balauz adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    06-11-2009
    Mesajlar
    2,602
    Karizma Gücü
    3
    GLOBAL ORTAKLIK
    Tavuk, çayırda otlayan ineğe gitmiş: “Merhaba inek hanım!” İnek, tavuğun kendisine, merhaba demesini yadırgamış:
    “Hayrola?”
    “Size, ortaklık teklif etsem, ne dersiniz?”
    İnek, ne kadar inek olsa da, bir işi reddedecek kadar inek olmadığından, inekleşmemiş:
    “Söyle bakalım, ne iş bu?”
    “Sizinle sucuklu yumurta yapalım, insanlar sucuklu yumurtaya bayılır!”
    İneğin aklı yatmış, tavuk ortaklık şartlarını sıralamış:
    “Bana münasip bir yerde folluk gösterin, gidip yumurtalarımı folluğa doldurayım!”
    Birkaç gün sonra, tavuk, bir küfe yumurtayla çıkagelmiş, inek memnun, yalnız tavuğun yanındaki eli bıçaklı adamı gözü tutmamış:
    “Ortak, bu adam kim?
    “Kasap, sucuklu yumurta için… Sizi kesecek, sucuk yapacak, benim de yumurtalarım var, ortaklık tamam!”
    İnek ayılır gibi olmuş:
    “Bu ortaklık benim canıma mal olacak galiba!”
    “Maalesef inek hazretleri, amacımız, insanlara bol, lezzetli ve şişmanlatmayan sucuklu yumurta yedirmek, değil mi? Hadi, lütfen kendinizi sayın kasaba teslim ediniz!”
    Kalkınmış ülkeler, "kalkınmakta olan" (=kibarcası) ülkeler ve bu ülkelerin "bazı" yöneticileri arasındaki, ekonomik işbirliği bu mudur acaba?
    Kaç defa çıkıp gittim buralardan yeminle…
    Ama her defasında geri döndüm seninle…
    Hangi düğüm çözülür… Nazla… Sitemle… Kinle...

    Yeryüzünde yolculuk edenin ayağı; gökte yolculuk yapanın ise kalbi su toplar. huper-kallos

  6. #46
    balauz adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    06-11-2009
    Mesajlar
    2,602
    Karizma Gücü
    3
    Soğuk bir Ocak sabahı, bir adam Washington DC'de bir metro istasyonunda, kemanla 45 dakika boyunca altı Bach eseri çalar. Bu süre içinde, çoğu işe yetişme telaşındaki yaklaşık bin kişi kemancının önünden geçip, gider.

    Kemancı çalmaya başladıktan ancak üç dakika kadar sonra, ilk kez orta yaşlı bir adam kemancıyı fark edip, yavaşlar ve birkaç saniye sonra da gitmek zorunda olduğu yere yetişmek üzere yine hızla yoluna devam eder.

    Kemancı ilk bir dolar bahşişini bundan bir dakika kadar sonra alır. Bir kadın yürümesine ara vermeksizin parayı kemancının önüne koyduğu kaba atarak, hızla geçer, gider.

    Birkaç dakika sonra, bir başka adam duraklayıp, eğilerek dinlemeye başlar ancak saatine göz attığında işe geç kalmamak için acele ettiğini belirten ifadelerle hızla yoluna devam eder.

    En fazla dikkatle duran ise üç yaşlarında bir erkek çocuğu olur. Annesinin çekiştirmelerine rağmen, çocuk kemancının önünde durur ve dikkatle kemancıya bakar. En sonunda annesi daha hızlı çekiştirerek çocuğu yürümeye zorlar. Çocuk arkasına dönüp, dönüp kemancıya bakarak, çaresizce annesinin peşinden gider.

    Buna benzer şekilde birkaç çocuk daha olur ve hepsi de anne, babaları tarafından yürümeye devam için zorlanarak, uzaklaştırılırlar.

    Çaldığı 45 dakika boyunca kemancının önünde sadece 6 kişi, çok kısa bir süre durur. 20 kişi duraklamadan, yürümeye devam ederek, para verir. Kemancı çaldığı süre içinde 32 dolar toplar. Çalmayı bitirdiğinde ise sessizlik hâkim olur ve kimse onun durduğunu fark etmez, alkışlamaz.

    Hiç kimse onun dünyanın en iyi kemancısı Joshua Bell olduğunu ve elindeki 3,5 milyon dolarlık kemanla, yazılmış en karmaşık eserleri çaldığını anlamaz.

    Oysa Joshua Bell'in metrodaki bu mini konserinden iki gün önce Boston'da verdiği konser biletleri ortalama 100 dolara satılmış ve salon onu dinlemek isteyenler tarafından tıklım, tıklım doldurulmuştu.

    Joshua Bell'in öylesine bir kılıkla metroda keman çalması, Washington Post gazetesi tarafından algılama, keyif alma ve öncelikler üzerine yapılan bir sosyal deney gereği kurgulanmıştır. Sorgulanan şeyler; sıradan bir yerde, uygunsuz bir saatte güzelliği algılayabiliyor muyuz? Durup ondan keyif alıyor muyuz? Beklenmedik bir ortamda, bir yeteneği tanıyabiliyor muyuz? gibi başlıklardan oluşmaktadır.

    Bu deneyden çıkarılacak kıssadan hisse ise, dünyanın en iyi müzisyeni, dünyadaki en iyi müziği çalarken, önünde durup, dinleyecek bir dakikamız dahi yoksa, dünyanın en önemli iş fırsatlarından biri hemen önümüzde duruyorsa ve bu fırsatı onunla bir göz teması kuracak kadar bile fark etmiyorsak, hayatın başka karelerinde kim bilir nerede başka neleri kaçırıyoruz acaba sorusuna cevap bulmak olmalıdır.

    “İstemek, Başarmak İçin Gereklidir; Ama Bitirmek İçin Başlamak Gereklidir ”
    Kaç defa çıkıp gittim buralardan yeminle…
    Ama her defasında geri döndüm seninle…
    Hangi düğüm çözülür… Nazla… Sitemle… Kinle...

    Yeryüzünde yolculuk edenin ayağı; gökte yolculuk yapanın ise kalbi su toplar. huper-kallos

  7. #47
    bir varmış, bir yokmuş! eLeK_TR_oNiCa adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    06-07-2006
    Mesajlar
    1,286
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    6

    Herşeyin Bir Vakti Vardır

    Adamın biri, bahçesindeki ağaçları budarken, bir tırtılın kozadan çıkışını uzun uzun seyreder.
    Tırtıl, kozadan binbir zahmetle çıkmaya çabalar, adeta yırtınır.
    Kozanın ağzı dardır ve tırtıl çıkmak için canını dişine takmıştır...
    Hayvancağız, çıkmak için gayret ettikçe kozanın ağzı yavaş yavaş genişler.
    Büyük bir uğraştan sonra nihayet kozasından çıkar.
    Adam bunu görünce, içinden tırtıllara yardım etmek geçer.
    Üç tane kozanın ağzını tırtıllar rahat çıksın diye elindeki cımbızla genişletiverir.
    Onlar da rahatlıkla kozalarından çıkarlar. Diğer kozalara dokunmaz...
    Diğer tırtıllar ise kendi gayretleriyle çıkarlar.
    Fakat ilginç birşey olur.
    Adamın “iyilik yapayım” diye kozalardan çıkmasına yardımcı olduğu tırtıllar ölürler.
    Zorlukla çıkan tırtıllar ise yaşarlar...
    .......
    Bu iş adamı derin düşüncelere sevkeder.
    Meseleyi öğrenmek için bir bilge kişinin kapısını çalar, durumu anlatır.

    O zaman bilge kişi der ki:

    “Sen tırtılların kozasını cımbızla açıp onları çıkarmakla aslında iyilik değil, kötülük ettin. Her şeyin bir vakti vardır. Tırtılların kozadan çıkarken, zorlanmaları onların hayatta dayanma güçlerini artırır. Onlar kozanın içinde dışarı çıkmak için kıvranırken, bir sıvı salgılanır. Bu sıvı vücutlarına yapışır... Daha mukavemetli olurlar.”

    Sanirim verilmek istenen mesaji cikartmak zor olmasa gerek...




    çoğunluğun görmediği şey, tam da umutsuz olmamaktan çok, umutsuzluluğun bilincinde olmamaktan doğan bir umutsuzluğun varlığıdır..”- blanco -

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •