• Reklam
Sayfa: 1 | Toplam: 2 12 SonSon
18 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    12-06-2010
    Mesajlar
    161
    Karizma Gücü
    0

    Reenkarnasyon: Kuantum ve Tekrar Doğuş

    Tekrar doğmak, yeniden bir bedene doğmak değildir. Bilginin tekrar doğmasıdır, tezahürüdür, ortaya çıkışıdır.

    Tekrardoğuşu yeniden bedenlenme olarak düşünmek en kaba hali, en ince hali ise, tekrardoğuş bilincidir. Ruh başka bedenden diğerine bedenlenmiyor, BİLGİ yeniden bedenleniyor olarak düşünmek gerek.




    Günümüzde, kanıta önem veriliyor, oysa zamanla, bilinç ruhuna önem verilmeye başlanacak. Ne kadar vak'a o kadar inandırıcılık.

    Ne kadar ses getiren kişi, o kadar inandırıcılık. Artık olmamalı. Binlerce vak'a var, binlerce fenomen, yetmiyor mu kabullenmeye.

    Kanıttan çok, bilinç ruhunun araştırılması gerekiyor.

    Parçaları birleştirmek gerektiğini düşünüyorum.

    Neden tekrardoğuş Antakya-Adana Mersin yörelerinde bu kadar yoğun?

    Piramitler nasıl inşa edildi ve Mısır'da çölde duruyorlar?

    Neden Bermuda'da uçaklar, gemiler esrarengiz kayboluyor?

    Neden Maya'lar gelişmiş uygarlığa sahipti de birden yok oldular hem de gizemli takvimlerini bırakarak?

    Neden Nazca'da tarlaya çizilen şekiller var?

    Ne'ler yeterince ortaya konmuş da, Nedenler bulunamıyor...

    Neden coğrafi bölgeler yoğunlaşmış durumda.? Her yerde değil de...

    Bir de diyor ki kutsal ayet "düşünen insanlar için deliller bıraktık".



    Kolektif şuur bilinci... Tekrardoğuş vak’alarının coğrafi olarak bazı bölgelerde enerji bölgeleri var ve oradaki bazı hassas kişiler (radyo alıcısı gibi) o şuurdan besleniyor. Bu yüzden tekrar bedenlenme değil de, bilginin bedenlenmesi diyorum ben buna.

    Herkes hatırlamıyor bazıları hatırlıyor. Ve belli bir yaşta unutuluyor. Beden ölüyor, toprağa karışıyor, tüm bilgileri DNA bilgileri kaybolmuyor toprağa karışıyor. Atomları titreşiyor ve evren ile rezonansta. Bilgi kaybolmuyor. Hiçbir atom kaybolmuyor sadece dönüşüyor. Çünkü tüm yaşadıklarımız bedene hücrelere ve atoma siniyor ve ölünce bu toprağa geçiyor, kaybolmuyor, titreşmeye devam ediyor. Hassas kişilerin bunu alması çok normal.

    Tekrar bedenlenmenin bilgi bedenlenmesi olduğunu düşünüyorum, kuantum felsefesiyle birleştirerek.

    Dönüşüm var, bilgi de dönüşüyor.

    Zaten hatırlananlar çok çarpıcı olaylar. Hassas kişiler tarafından alınması muhtemel. Çocukların hassas olmalarını da düşünürsek, bir bakıma akla yatkın gelebiliyor.

    Bilginin yayını alınıyor diyorum ben, tabi bu benim düşüncem.

    Tekrardoğuş bilinci diyorum ben, Bilginin yenidendoğması. Yoksa bir insanın yeniden doğması değil.

    Yine de

    Bilgi yeniden doğuyor ve bunu hassas olanlar alıyor ve iletiyor.

    Yüce Yaradan Kâinatı yarattı ve düşünen insanlar için deliller bıraktı.

    "Ete kemiğe büründüm, Yunus diye göründüm" Her dem yeni doğarız, bizden kim usanası."(Yunus Emre)

    “Bir ben var bir de benden içeri” (Yunus Emre)

    "Dünyanın ortasında durdum ve onlara bedende göründüm" (Hz. İsa)



    Tekrar doğmak, yeniden doğmak ölümsüzlüktür. Diri olandan, ruhsal kaynaktan beslenmektir. Bir tırtılın kelebeğe dönüşüdür. Dönüşümdür yeniden doğmak. Bilginin yeryüzüne yeniden doğmasıdır. Telafi mekanizmasıdır, seçme özgürlüğü yasasıdır, dönüşüm yasasıdır ve tedriç (gelişim) yasasının ifadesidir. Tekâmüle (gelişime) hizmettir ve ana gayesidir. Tekrar doğmak tüm yasaları içinde barındıran bir bilgidir.

    Tekrar söylemek istiyorum, tekrar doğmak, yeniden bir bedene doğmak değildir. Bilginin tekrar doğmasıdır, tezahürüdür, ortaya çıkışıdır.

    Hiçbir şey kaybolmuyor ki, ölsün, yok olsun. Her şey devam ediyor. Beden ölse ve toprağa girse de, bilgiler kaybolmuyor, devam ediyor canlılığına. Sadece göçen ruh. Konsantrasyonunu çeken ruhtur, projeksiyonunu dünyadan başka bir boyuta geçiren ruhtur. Ruh ölmüyor sadece beden üzerindeki dikkatini konsantrasyonunu geri çekiyor. Beden toprağa dönüyor, dönüşüm gerçekleşiyor.

    “Her şeyi bir kitapta (Levh-i Mahfûz’da) tamamıyla sayıp tespit ettik.” (Nebe 29)

    Levh-i Mahfûz İslam dininde, her şeyin olan ve olacak olan her şeyin yazıldığı bir kitaptır. Hiçbir şey kaybolmaz ve her şey kayıt altına alınır. Zaten Türkçe anlamı da korunmuş levhadır.

    Bizlerin milyonlarca yıl öncesinden gelen genetik toplumsal bazı imajlarımız var. Binlerce soydan gelen arşetipler sembolik topluluğun ilk örnekleri olarak gayrişuura çok derin bir şekilde kaydedilmiştir. Carl Gustave Jung buna arşetip der. Jung’a göre gerçek yapıyı bunlar meydana getirir. İnsan ruhunda önceden şekillenmiş, düzenlenmiş ve düzenleyen durumda olan modeller olarak, yani şekil verici bir dinamizmden ileri gelen yapılanmış tasavvur ve heyecan topluluğu olarak mevcutturlar.

    Arşetipler her türlü kolektif şuur gibi yarı evrensel, doğuştan miras yoluyla gelmiş psişik yapılar olarak ortaya çıkarlar. Kendilerini büyük güçler yüklenmiş özel semboller içerisinde ifade ederler ve kişiliğin tekâmülünde, birleştirici ve hareket verici önemli bir rol oynarlar.

    Okültistler, parapsikologlar, metafizik ve metapsişik ile uğraşanlar hiçbir şeyin hiçbir zaman kaybolmayacağını bilirler. Herhangi bir zamanda mevcut olmuş ya da meydana gelmiş olan her bir sahne fiil, düşünce ve şeyin, hiç de değişmeksizin ‘yüksek bir madde plânı’nda korunduğuna inanırlar. Bu Akaşik Kayıtları astral âlem yansıtır ve zaman duru-görürlüğünü geliştirmiş olan ve bu geçmiş ya da gelecek olan olayları aynen bizim televizyon seyretmemiz gibi izleyebilen, ileri seviyeden zeki varlıklar için ulaşılabilir haldedirler.

    Kuantum felsefesi de parça bütün ilişkisi mevcuttur. Parça bütünün bilgisini taşır. Parçanın başına gelen bütünün başına gelir. İkisi ayrılmaz bir bütündür. Çünkü her şey enerjidir. Bir atom kâinattaki tüm atomlarla An zaman içerisinde enerji ve bilgi alışverişi yapar. Her şey her şeyle etkileşmektedir. Bir atomun bildiğini, diğer tüm atomlar bilmektedir ve biz insanlar da dâhil tüm evren atomlardan oluşmuştur. En küçük yapı taşı atomdur. Ve tüm atomların yaşı milyarlarca yıldır.



    Bu bilgilere bakılırsa, kâinatta hiçbir şey kaybolmuyor. Hiçbir şey yok olmuyor ve ölmüyor. Tüm Batıni dinlerine bakarsanız, hepsinde ölüm sonrası hayat inanışı mevcuttur. Toprağa ve doğaya saygı inanılmaz boyutlardadır. Çünkü bilir ki dünyaya yaptığını kendisine de yapmaktadır aynı zamanda. Ve evrenin en ücra köşesinde bulunan bir gezegene de yapmış olur.

    Tekrardoğuş ile Kuantumu anlamaya çalışırsak, açıklamakta fazla zorluk çekmeyeceğizdir. Tüm kutsal metinlerde ruhun tekâmülünden gelişmesinden bahsedilir. Ruh sadece bu dünyada değil başka canlı platformlarda da tecrübe edinmek için doğuşlar yaşamaktadır.

    Kuantum felsefesinde hiçbir şey kaybolmuyor ve sadece dönüşüyorsa, tekrardoğuşun kaçınılmazlığı ortaya çıkmaktadır. Tekrardoğmuyoruz, tekrar bedenlenmiyoruz, kolektif bilinçten besleniyor ve bilgileri alıyoruz. Çünkü ürettiğimiz tüm düşünceler evrende enerji ortamında etkileşir ve kaybolmaz, biz yaşadığımızı DNAlarımıza aktarırız bilgisi kayıtlı kalır. Ve öldükten sonra toprağa karışan DNAlarımız, yaşanmışlığın izlerini toprağa kayıt eder. Ve o topraktan besleniriz aynı zamanda. Ve tekrar yaşayanlara geri döner bizim bilgimiz. Etkileşim ve tekrardoğuşlar bu şekilde devam eder. Sürekli sirküle eden, dönüşen, asla kaybolmayan, bilginin sürekli kayıt halinde olduğu bir evrende yaşıyoruz..

    Hassas dediğimiz insanlar tarafından farkedilmesi ve bunların özellikle çocuklar olması da dikkat çekicidir. Çünkü henüz yeni dünyaya gelmeleri ve bilgiyi daha kolay kullanabilir ve hatırlayabilir kılar onları. Fakat zaten belli bir yaştan sonra da tüm detayları da unutmaları mümkün olabilmektedir.

    İslami kutsal ayetlerinde, aklını kullanan toplumlar için deliller vardır der. Bu ayetten yola çıkarak düşünüyorum ki, Yüce Yaradan herşeyi aktarmış ve biz o sembolleri görerek, anlayarak, farkında olarak, geniş açılarla değerlendirerek yorumlamamız mümkün olmalıdır. Aklı olan insanlar, düşünen insanlar, aklını kullanan insanlar için deliller vardır. Akıl kullanılmalıdır. Tüm önyargılardan, yok saymalardan, görmezlikten gelmelerden arınarak. Görmek aklı kullanmaktır. Görmemiz gerekiyor. Görmek bizden bir şey kaybetmeyecektir, aksine çok şey kazandıracaktır.



    Dünyanın her yerinde bu delilleri görmek gerekiyor. Parçaları birleştirmek gerekiyor. Nazca düzlüklerinde bulunan tarlalara çizilen şekiller, Mısırın Piramitleri, Bermuda’nın üçgeni, Antakya’nın yoğun yaşanan tekrardoğuşları, Maya uygarlığının gelişmişliği ve aniden ortadan kayboluşları ve gizemli takvimleri, Tibet’in Dağları, Ağrı Dağı’nın efsanesi, dünyanın birçok yerindeki gizemli coğrafi bölgeler bize bırakılan delillerdir. Parçalardır bunlar. Parçalar bütünün bilgisini taşımaktadır. Parçaları birleştirirsek, tek dünya halini alabilsek, belki büyük resmi görebileceğiz. Biz parçalarla uğraşıyor anlamaya çalışıyoruz ve dolayısıyla parça olmaya devam ediyoruz. Ve bilinmeyenler, bilinmeyen olarak kalmaya devam edecektir. Belki üç boyutlu dünyada yaşıyoruz fakat zihin olarak hala iki boyuttayız. Yok öyle şey olmaz, olamaz, mümkün değil, yoktur dediğimiz sürece iki boyutta kalmaya devam edeceğiz. Peki olanlar nedir? Neden olmaktadır ve neden hala olmaya devam etmektedir. Yok öyle şeyler deyince kaybolmuyorlar ki. Ortaya çıkmaya devam ediyorlar.

    Zihnimizin sınırlarını biraz açarak, evrendeki enerjiyle etkileşerek, Yüce Yaradan’ın izlerini takip etsek ve yorumlasak, gerçeğe ulaşmamız An meselesidir. Yeter ki görelim artık.



    Ve şu güzel sözü yazmadan geçemeyeceğim.

    Ölmek felaket değildir. Öldükten sonra başına gelecekleri bilmemek felakettir. (İmam-ı Rabbani * )

    kAYNAK: 1-kUANTUM GİZLİ öĞRETİSİ-sınırötesi Yayıncılık -Kevser Yalçın
    2-Antakya yöresinde yapılan röportajlar

  2. #2
    İmhotep adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    23-11-2007
    Mesajlar
    1,425
    Karizma Gücü
    5
    yüce yaradının izleri piramitler ya da nazcada ki örümcek şekli mi? Yorumunun kutsal kitap taraflarından fark nedir acaba?
    daniken bile tanrıların arabaları adlı kitabında yazdıklarının abartılı ve sahte şekillerle dolu olduğunu itiraf etti.
    (Tanrı öldü.)
    Religulous _ 1. ve 2. bölümler kendi uploadım.
    http://www.vimeo.com/11457696
    Cosmos serisinin 1.2.3. filmleri toplam 10 part kendi uploadım
    http://www.dailymotion.com/relevance/search/cosmos
    BBC Walking With Cavemen CD1- 1. bölüm ve devamı 2. bölüm ekran üzerine gelecek bittiğinde (Türkçe altyazı)
    http://www.dailymotion.com/video/xb3...cd1-bolum_tech
    BBC Walking With Cavemen CD2 bölüm 1/3 (Türkçe altyazı) kendi uploadım.
    http://www.youtube.com/watch?v=XpXn0hxuyPw 3. 4. seriler youtube da mevcut.

  3. #3
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    12-06-2010
    Mesajlar
    161
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı İmhotep tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    yüce yaradının izleri piramitler ya da nazcada ki örümcek şekli mi? Yorumunun kutsal kitap taraflarından fark nedir acaba?
    daniken bile tanrıların arabaları adlı kitabında yazdıklarının abartılı ve sahte şekillerle dolu olduğunu itiraf etti.
    İmhotep ,ne görmek istiyorsun ? Kutsal kitapda yazılanların dışında sanki bir şeyler görmek istiyorsun,tam olarak nedir görmek istediğiniz? Gerçekler az çaba ile bulunmaz.Tüm gerçekler görünmeyen bir yüzdedir.Ruhun varlığını ispat mı etmeliyiz ?

  4. #4
    Searcher1 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    12-05-2008
    Mesajlar
    1,465
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    5
    “Her şeyi bir kitapta (Levh-i Mahfûz’da) tamamıyla sayıp tespit ettik.” (Nebe 29)

    Levh-i Mahfûz İslam dininde, her şeyin olan ve olacak olan her şeyin yazıldığı bir kitaptır. Hiçbir şey kaybolmaz ve her şey kayıt altına alınır. Zaten Türkçe anlamı da korunmuş levhadır.
    Bayağı kalın bir kitap olmalı.

    İslami kutsal ayetlerinde, aklını kullanan toplumlar için deliller vardır der. Bu ayetten yola çıkarak düşünüyorum ki, Yüce Yaradan herşeyi aktarmış ve biz o sembolleri görerek, anlayarak, farkında olarak, geniş açılarla değerlendirerek yorumlamamız mümkün olmalıdır. Aklı olan insanlar, düşünen insanlar, aklını kullanan insanlar için deliller vardır. Akıl kullanılmalıdır. Tüm önyargılardan, yok saymalardan, görmezlikten gelmelerden arınarak. Görmek aklı kullanmaktır. Görmemiz gerekiyor. Görmek bizden bir şey kaybetmeyecektir, aksine çok şey kazandıracaktır.
    Ahzab:
    37. Hani sen Allah’ın kendisine nimet verdiği, senin de (azat etmek suretiyle) iyilikte bulunduğun kimseye, “Eşini nikahında tut (onu boşama) ve Allah’tan sakın” diyordun. İçinde, Allah’ın ortaya çıkaracağı bir şeyi gizliyor ve insanlardan çekiniyordun. Oysa kendisinden çekinmene Allah daha layıktı. Zeyd eşinden yana isteğini yerine getirince (eşini boşayınca), onu seninle evlendirdik ki, eşlerinden yana isteklerini yerine getirdiklerinde (onları boşadıklarında), evlatlıklarının eşleriyle evlenmeleri konusunda mü’minlere bir zorluk olmasın. Allah’ın emri mutlaka yerine getirilmiştir
    50. Ey Peygamber! Biz sana mehirlerini verdiğin eşlerini, Allah’ın sana ganimet olarak verdiklerinden elinin altında bulunan kadınları; seninle beraber hicret eden, amcanın kızlarını, halalarının kızlarını, dayının kızlarını ve teyzelerinin kızlarını sana helal kıldık. Ayrıca, diğer mü’minlere değil de, sana has olmak üzere, mehirsiz olarak kendini Peygamber’e bağışlayan, Peygamber’in de kendisini nikahlamak istediği herhangi bir mü’min kadını da (sana helal kıldık.) Mü’minlere eşleri ve sahip oldukları cariyeleri hakkında farz kıldığımız şeyleri elbette bilmekteyiz. Bütün bunlar, sana herhangi bir zorluk olmaması içindir. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
    51. Ey Muhammed! Bunlardan (hanımlarından) dilediğini geri bırakırsın, dilediğini yanına alırsın. Uzak durduklarından dilediklerini yanına almanda da sana bir günah yoktur. Bu onların gözlerinin aydın olması, üzülmemeleri ve hepsinin de kendilerine verdiğine razı olmaları için daha uygundur. Allah kalplerinizdekini bilir. Allah hakkıyla bilendir, halimdir.


    İslami kutsal(!) ayetlerdeki masalları, Sümerlerin efsanelerinden aşırmaları bir yana bırakırsak yukardaki ayetler gibi apaçık olayları görürüz sadece. Bu kutsal(!) ayetlerinde kimin çıkarına hizmet ettiği belli.

  5. #5
    İmhotep adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    23-11-2007
    Mesajlar
    1,425
    Karizma Gücü
    5
    ruhun varlığını kendiniz ispat edebildiniz mi, pek sanmıyorum ruh denen şeyin olduğunu. Kıyametin kopacağınıda hiç sanmam, melek cin kitap bunlara inanmıyorum ve çok şeyi bilmiyorum ve senin de benden fazla bilmediğini biliyorum. Biyolojik yapımız arasında bir fark yok, senin benden farklı olduğunuda düşünmüyorum.
    (Tanrı öldü.)
    Religulous _ 1. ve 2. bölümler kendi uploadım.
    http://www.vimeo.com/11457696
    Cosmos serisinin 1.2.3. filmleri toplam 10 part kendi uploadım
    http://www.dailymotion.com/relevance/search/cosmos
    BBC Walking With Cavemen CD1- 1. bölüm ve devamı 2. bölüm ekran üzerine gelecek bittiğinde (Türkçe altyazı)
    http://www.dailymotion.com/video/xb3...cd1-bolum_tech
    BBC Walking With Cavemen CD2 bölüm 1/3 (Türkçe altyazı) kendi uploadım.
    http://www.youtube.com/watch?v=XpXn0hxuyPw 3. 4. seriler youtube da mevcut.

  6. #6
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    12-06-2010
    Mesajlar
    161
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı İmhotep tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    ruhun varlığını kendiniz ispat edebildiniz mi, pek sanmıyorum ruh denen şeyin olduğunu. Kıyametin kopacağınıda hiç sanmam, melek cin kitap bunlara inanmıyorum ve çok şeyi bilmiyorum ve senin de benden fazla bilmediğini biliyorum. Biyolojik yapımız arasında bir fark yok, senin benden farklı olduğunuda düşünmüyorum.

    Öncelikle burda konu olan kuantumdan yola çıkarak ,reenkarnasyonun aslında kuantum düşünce tekniği ile bilginin dönüşümü olduğu yolunda.Kur'an'dan ayetlerle desteklenmiş olması bilimsel olmadığı anlamına gelmez.Kısacası araya Kuran-ı Kerim'den en fazla polemik yaratacak ayetleri seçip aktarmanıza ve gereksiz polemikler yaratmanıza gerek yok Searcher1.Kaldı ki siz buraya aktardığınız bu ayetleri şu ana kadar fazlasıyla ve kendinizce tartışmış(!!!) bulunuyorsunuz.Lütfen bu konuya bu şekilde dahil olmayınız, rica ediyorum.

    İmhotep

    Okkültizm, " bazı gizli şeylerin alışılagelmiş yöntemlerden oldukça farklı yöntemlerle meydana çıkarılabileceği inancı ve bu inanca dayalı işlemlerdir".Burdaki " gizli " kelimesi hiç değilse bazı kişiler için "bilinmeyen "anlamındadır.Bir insan herhangi bir şeyi merak ediyor, ama bilmiyorsa , o şey o kişi için gizli demektir.Sorunun cevabı soruyu soran için gizlidir.Okkültizm bir sanattır ve "kaybolan çantam nerde?" sorusuyla "Evren nasıl yaratıldı?" sorusunu soran da aynı derecede gizli olan bir nesneyi ya da bir gerçeği bilmek , meydana çıkarmak istiyor demektir.
    Okkültizme göre bu tür sorulara günlük hayatta ya da bilimde cevap ermenin belli yerleşmiş yöntemleri vardır.Mesela kaybolan çantasını bulamayan bir kişi öncelikle çantasının nerelerde olabileceğine dair hipotezler kurar kafasında, sonra da en muhtemel gördüğü hipotezden başlayarak bunları bir bir denetler, yani gözlemler yapar,gerektiğinde başkalarına sorarak onların gözlemlerine başvurur.
    Okkültizmi ilk paragrafta tanımlarken nesne kelimesini en genel anlamıyla kullanılmıştır.Yani hem fiziksel hem de cinayet, hastalık gibi olayları da içine alacak şekilde kullanılmıştır.Yerin derinliklerinde maden yatakları veya su kaynakları olup olmadığı , kayıp bir eşyanın nerde olduğu hatta ve hatta bir insanın neresinde hastalık olduğunu meydana çıkarmak okkültizmin işidir.Bir şeyi "bulup meydana çıkarmak", doğrudan doğruya gözlemlediğimiz şeyleri bulup meydana çıkarmanın bilinen ve en çok uygulanan yöntemi o şeyleri " gözlemlenebilir" duruma getirmektir.Bu da genellikle "aramak " ve "araştırmak" diye adlandırılan eylemlerden ibarettir.Çoğu zaman böyle bir aramaya bizi belli bir nesnenin varlığına işaret eden veya bizde varolduğu inancını uyandıran " ipucu" dediğimiz bazı gözlemler iter.Aramaya ve araştırmaya girişmekten amaç, bu ilk gözlemleri destekleyen daha fazla ipuçları ve en sonunda aradığımız nesnenin kendisini bulmaktır.Nelerin aranılan nesne için bir ipucu olduğunu değerlendirmek ise bir uzmanlık işidir.Uzman kişi, belli bir arama ve araştırma alanında gözlemlerine dayanarak sonuca en kısa zaman aralığında varabilen kişidir.Bir avcı avladığı7avlayacağı hayvanı nerede bulabileceğini hayvanın ayak izlerinden , bıraktığı dışkılardan , benzeri ipuçlarından bulur.Aynı şekilde bir doktor muayene gelen hastasında gördüğü semptomlardan yola çıkarak hastalığın ne olabileceği konusunda bir sonuç çıkartmaya çalışır.Bu konudaki "ustalık" ölçüsünde tahminlerinin doğru çıkması ihtimali de artar.Burda amaç , elden geldiğince çok sayıda gözlemsel veriyi biraraya toplamaktır.Bazı durumlarda bu veriler de yeterli olmamaktadır.O zaman işe teoriler ve dolayısıyla da mantıksal çıkarımlar karışır."Gizli " olanı meydana çıkarmak genellikle hem çok fazla gözlemsel verinin , hem de bu verilerden sonuç çıkarma yeteneğinin varlığını gerektirir.
    Şimdi "ruh" da bu gruba giriyor.Bir şeyleri anlatır ve açıklarken benzetmeler kullanırız. Benzetme yapmak için ise doğal ona benzer bir şeyin olması gerekir. Ama ruhun böyle olmadığını hepimiz biliyoruz. Ruhu benzetebileceğimiz maddesel bir şey dünyada yoktur. Bu yüzden özelliğini bilmek ve anlatmak güçtür. Ruhun tesirleri en ince ve üstün elektromanyetik tesirlerden daha ince, üstün ve süptildir. Ancak spiritüel bilgiler ile bu şekilde anlatılabilir. Bu yüzden aletlerle saptanması çok güçtür. Ama yapılan parapsikolojik araştırmalarda ruhu belli bir şekilde ölçmeye yarayacak elektronik cihazlar yapılmıştır. Fakat tam manasıyla ne ölçülmüştür ne de özelliği tam olarak açıklanmıştır.Ancak "ruh bilim" bir bilim dalıdır.Hatta bu alanda yapılan araştırma ve çalışmalar o derece ileri gitmiştir ki , ruhun ağırlığının 21 gram olduğu gözlemlenerek,defalarca denenerek ortaya atılmıştır.Bilimde hiç bir zaman kesinlik olmaz,bilimsel araştırmaların sonu yoktur,her geçen gün bilinenlere yeni bilgiler eklenir.

    Ruh konusu tabi ki bu bilgilerle sınırlı kalamayacak kadar geniş ve gizemli bir konu. Ne kadar araştırıp, bilgi alsak da mutlaka bu konuda söylenenler muammada kalacaktır. Bilgilerimiz ancak gözlemler, kitaplar, sezgilerle sınırlı kalacaktır.Demek ki ruh konusunda sen ve ben aynı derecede biliyoruz ya da bilmiyoruz.Tabii bu bilgi/bilgisizlik konuya ilgimiz derecesinde artar ya da azalır.Bazı bilm adamlarının ruh konusundaki düşüncelerini buraya aktarmak isterim:


    Bilim insanları bilinçli bir gözlemcinin varlığını bilmektedir. Bu gözlemci (yani biz) olayları görmekte, yargılamakta düşünmekte yani gözlemlemektedir. Bilim adamlarının ilk sordukları soru şu olmuştur: “Bu gözlemci kim ve beynin neresinde?”. Bu konuda en iyi açıklamaları “Ne biliyoruz ki?” adlı yarı belgesel yarı kurgu filmde buluyoruz. “Ne biliyoruz ki?” isimli belgeselde gözlemci hakkındaki düşünceler şu şekilde belirtiliyor;
    “Kuantum fiziği açısından bir gözlemcinin ne yaptığını biliyoruz. Fakat gözlemcinin aslında kim veya ne olduğunu bilmiyoruz. Sanmayın ki bir yanıt bulmaya çalışmadık. Baktık. Kafanızın içine girdik. Ne kadar delik varsa hepsine baktık, gözlemci denen şeyi bulmak için, ama hiç kimse yoktu. Beyinde kimse yok. Kortikal bölgelerde kimse yok. Alt- kortikal bölgelerde, limbik bölgelerde hiç kimse yok. Gözlemci diye biri yok oralarda. Yine de, hepimiz, dışarıdaki dünyayı gözlemleyerek gözlemcilik yapmışızdır.”Fred Alan Wolf (Fizikçi, okutman ve yazar)
    “Gözlemci midir? Kuantum parçacıklarının akıl almaz, acayip dünyasını ve nasıl tepkide bulunduklarını anlamakta bu denli müşkül olan. Buna hala gözlemci denir mi?” Ramtha
    “Benim modellememe göre gözlemci, dört katmanlı biyo-beden giysisinin içindeki ruhtur. Yani makinenin içindeki cin gibidir. Aracı süren bilinçtir. Etrafını gözlemler. Dört katmanlı biyo-beden giysisinde, çevredeki uyarıları toplayan her çeşit duyumsal alıcı vardır.” William Tiller (Emekli Profesör, Stanford Ünb. Madde Bilimi ve Mühendisi)
    Kısacası beyinde gözlemciyi yönetecek bir işlev bulunamamıştır. Gözlemcinin varlığı da kesin olduğuna göre bu gözlemcinin ruh olduğunu söylemek hiçte zor değildir. Kaldı ki belgeselin devamında Ramtha bu şekilde yorumlamaktadır.

    Ruh hakkında yapılmış yığınla bilimsel çalışma varken ,göremediğimiz ruhun doktorları varken , sırf göremediğimiz için kabul etmemek, bilimi reddetmek demektir bana göre.Gerçeğe ulaşmak 2 yolla olur,1.Akıl yolu 2. Sezgisel yol. Akıl ile algılanabilecekler olduğu gibi sezgisel olarak algılanabilecek olan kavramlar da var.Bilim adamı olan kişiler de aslında başarılarını , büyük ölçüde gözlemlere, deneylere dayalı sezgisel güçlerine ve üstün yorum yeteneklerine borçludurlar.
    Kıyamet konusunda da söyleyebileceğim tek şey şu: Kur'an- Kerim'de kıyametden bahsediliyor olması, elbetteki ilk etapta yeterli değildir.Bu tür durumlarda ilk çıkış noktası daima bilimsel olandır ki Kıyametin Bilimsel Karşılığı ENTROPİ dir,kaçınılmaz son fizikte bu şekilde adlandırılır.Bu evrensel yasaya göre canlı, cansız her varlık ve kainat eninde sonuda yok olacaktır.Evrenin acıklı sonu , yani kıyametin bilimsel izahı ve ispatı Entropidir.Burdan yani bilimsel olandan çıkan sonuçları Kur'an-ı Kerim'le karşılaştırırsın, sence bu ikisi örtüşüyorsa Kur'an- Kerim'e inanırsın ya da tam tersi.Burda tercih senin artık, yolunu gösteririm fakat inanıp inanmamak da sana kalmış bir şey.Bilim ve din asla birbirine ters düşmez.

  7. #7
    E-posta Aktivasyonu Bekliyor
    Kayıt Tarihi
    12-01-2008
    Mesajlar
    1,365
    Karizma Gücü
    0
    Kuantum, parçacık fiziği ile ilgili bir kavram ama o kadar çok metafiziğe çekildiki astroloji gibi uydurma ufoculuk ıvır zıvır gibi pseudoscience bir terim haline dönecek yakında. Yeni çağın mistizmide böyle oluyor işte, reenkarnasyonmuş oldu peki....

  8. #8
    cevabı rüzgarda saklı devinizm adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    27-07-2005
    Mesajlar
    4,427
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    7
    Gustav Jung'a göre, bazı karakteristik özellikler, nesilden nesile aktarılarak, varoluşun ortak trajedisini ve hedefini ifade ederler.Evrim öğretisini benimseyen Jung aynı şekilde, insanlarda ilkel varlıklara ait kalıtımsal özelliklerin sönmüş olarak gizlendiği ifade etmiştir. Bunu kanıtlamak için de, insanın organizmasına ait bazı detayları inceleyerek, birçok işlevsiz organ olduğunu bulmuş, bazı reflekslerin eklembacaklılılarla, solungaçlılarla ortak olduğunu söylemiştir.

    Buna göre mitolojik efsaneler de, böyle bir hissin sonucudur. Yani Jung'a göre, efsaneler gelişigüzel uydurulmaz, benzer travmalar birçok insanın rüyasına girer ve en ilkel dönemdeki olaylarla bağıntı kurarlar.

    Modern psikoloji-felsefede, en ilginç bulduğum detaylardan birisi Jung'ın bu hipotezi olmuştur.
    "diyelim ki, sadece gerçekliğin sınırlarını deniyordum.neler olacağını merak ettim.hepsi bu."(jim morrison)

    türkforum'da sosyal bir deney başlıyor...
    mesajları rapor etme özelliğinin önemi
    şikayet merkezinin kullanımı




  9. #9
    Ertu adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    08-11-2005
    Mesajlar
    7,002
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    8
    Alıntı İmhotep tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    ruhun varlığını kendiniz ispat edebildiniz mi, pek sanmıyorum ruh denen şeyin olduğunu. Kıyametin kopacağınıda hiç sanmam, melek cin kitap bunlara inanmıyorum ve çok şeyi bilmiyorum ve senin de benden fazla bilmediğini biliyorum. Biyolojik yapımız arasında bir fark yok, senin benden farklı olduğunuda düşünmüyorum.
    Hiçbir insanın hiçbir başka insandan farkı yoktur temelde. Diyeceksin ki doğuştan özürlü olan kişilerin durumu nedir. Ona tam cevap verememekle birlikte ilahi bir boyuta vuruyorum.
    Öte yandan ruhun varlığını cinlerin varlığını meleklerin varlığını bilimsel olarak ispat edemezsin, bence bu mümkün değildir. Çünkü bilim insanların da algılarıyla alakalıdır ve bu boyuta aittir. Oysa ruh bu yotta değildir, cinler bu boyutta değildirler, melekler hele hiç bu boyutta değildirler. Birde insanlar sadece et beden ve ruhtan değildirler. Astral bedenleri vardır birde, gece uyuduğumuzda kısmen ölümü yaşadığımız anda bedenden ayrılırlar, rüya alemine gidebilirler, hatta fiziki alemde olan bilinci astral aleme yoğunlaşan biri astral alemle dilediği gibi gezebilir, bu pramitlerin içine girip dolaşabilir, duvarlardan geçebilir uçabilir. Her ne kadar uçuk da görünse bunu yaşayan insanlar vardır. Bu bağlamda bunu kanıtla dersen bilimsel olarak birşey kanıtlayamam. Ama yaşananları da göz ardı edemem. Ben henüz astral seyehatin deneyimini yaşayamamış bir birey olarak ve bunu her geçen gün başarıya sürükleyen biri olarak çevremde bu deneyime erişmiş insanların deneyimlerini anlatabilirim.

    Bir yaradan vardır arkadaşlar, bu yaradan bize kutsal kitaplar ve peygamberler aracılığı ile mesajlar da göndermiştir, akıl da vermiştir, duygu da vermiştir üstüne kendi nefesinden de üflemiştir. Hal buyken inançsızlık bana mantıksız geliyor.


    Kuantum konusu ise, kuantum muazzam birşeydir. Kuantum olumlamalar ile bir insanın hayatı kontrol altına alınabilir, istediği herşeye erişebilir. Bunun için niyetler ve ameller önemlidir. Dinler de bunu anlatmak için ardır bir yerde aslında. Hani eskiler der ya birşeyi 40 defa söylersen olur diye bu sözün kuantumdan farkı yoktur temelde. Öte yandan Allah insanı bu kadar üstün kılmasına rağmen bizim bu dünyadaki tek amacımız doğup öğrenip yaşayıp para kazanıp ölmemiz olmamalıdır. Bu kadar basit olmamalıdır yani.

    Her insanın inanmasa da astral boyutu araştırmalarını ve denemelerini tavsiye ediyorum...
    Melüsünün kuzusuu

    "Beklemekte olduğun şey, ancak onu beklemeyi unuttuğunda gerçekleşir.. Bu, evrenin 'Sen bakarken soyunamıyorum' deme şeklidir.."




  10. #10
    Ertu adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    08-11-2005
    Mesajlar
    7,002
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    8
    Alıntı matestas tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Kuantum, parçacık fiziği ile ilgili bir kavram ama o kadar çok metafiziğe çekildiki astroloji gibi uydurma ufoculuk ıvır zıvır gibi pseudoscience bir terim haline dönecek yakında. Yeni çağın mistizmide böyle oluyor işte, reenkarnasyonmuş oldu peki....
    Kuantum aslında bilim dünyası tamamen Kuantum'a bakabilse, tüm araştırmalar Kuantum'a göre ilerlese bu bilim dalı yaradılışı ve Yaradanın olduğunu ispatlayacak özelliklere sahiptir bana göre. Öte yandan insan yaşamının her alanında da kullanılmaktadır ki 21. yüzyılın son yıllarının en çok tutulan mesleğidir. Kuantum koçluk vs. bu Kuantum Olumlama kavramları son derece önemli ve işe yarayan sistemlerdir.

    Hatta bilemeyiz belki de Recep Tayyip Erdoğan bu ülkenin başına Kuantum Olumlama yaparak gemiştir belki de
    Melüsünün kuzusuu

    "Beklemekte olduğun şey, ancak onu beklemeyi unuttuğunda gerçekleşir.. Bu, evrenin 'Sen bakarken soyunamıyorum' deme şeklidir.."




 

 
Sayfa: 1 | Toplam: 2 12 SonSon

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •