Tekrar doğmak, yeniden bir bedene doğmak değildir. Bilginin tekrar doğmasıdır, tezahürüdür, ortaya çıkışıdır.
Tekrardoğuşu yeniden bedenlenme olarak düşünmek en kaba hali, en ince hali ise, tekrardoğuş bilincidir. Ruh başka bedenden diğerine bedenlenmiyor, BİLGİ yeniden bedenleniyor olarak düşünmek gerek.
Günümüzde, kanıta önem veriliyor, oysa zamanla, bilinç ruhuna önem verilmeye başlanacak. Ne kadar vak'a o kadar inandırıcılık.
Ne kadar ses getiren kişi, o kadar inandırıcılık. Artık olmamalı. Binlerce vak'a var, binlerce fenomen, yetmiyor mu kabullenmeye.
Kanıttan çok, bilinç ruhunun araştırılması gerekiyor.
Parçaları birleştirmek gerektiğini düşünüyorum.
Neden tekrardoğuş Antakya-Adana Mersin yörelerinde bu kadar yoğun?
Piramitler nasıl inşa edildi ve Mısır'da çölde duruyorlar?
Neden Bermuda'da uçaklar, gemiler esrarengiz kayboluyor?
Neden Maya'lar gelişmiş uygarlığa sahipti de birden yok oldular hem de gizemli takvimlerini bırakarak?
Neden Nazca'da tarlaya çizilen şekiller var?
Ne'ler yeterince ortaya konmuş da, Nedenler bulunamıyor...
Neden coğrafi bölgeler yoğunlaşmış durumda.? Her yerde değil de...
Bir de diyor ki kutsal ayet "düşünen insanlar için deliller bıraktık".
Kolektif şuur bilinci... Tekrardoğuş vak’alarının coğrafi olarak bazı bölgelerde enerji bölgeleri var ve oradaki bazı hassas kişiler (radyo alıcısı gibi) o şuurdan besleniyor. Bu yüzden tekrar bedenlenme değil de, bilginin bedenlenmesi diyorum ben buna.
Herkes hatırlamıyor bazıları hatırlıyor. Ve belli bir yaşta unutuluyor. Beden ölüyor, toprağa karışıyor, tüm bilgileri DNA bilgileri kaybolmuyor toprağa karışıyor. Atomları titreşiyor ve evren ile rezonansta. Bilgi kaybolmuyor. Hiçbir atom kaybolmuyor sadece dönüşüyor. Çünkü tüm yaşadıklarımız bedene hücrelere ve atoma siniyor ve ölünce bu toprağa geçiyor, kaybolmuyor, titreşmeye devam ediyor. Hassas kişilerin bunu alması çok normal.
Tekrar bedenlenmenin bilgi bedenlenmesi olduğunu düşünüyorum, kuantum felsefesiyle birleştirerek.
Dönüşüm var, bilgi de dönüşüyor.
Zaten hatırlananlar çok çarpıcı olaylar. Hassas kişiler tarafından alınması muhtemel. Çocukların hassas olmalarını da düşünürsek, bir bakıma akla yatkın gelebiliyor.
Bilginin yayını alınıyor diyorum ben, tabi bu benim düşüncem.
Tekrardoğuş bilinci diyorum ben, Bilginin yenidendoğması. Yoksa bir insanın yeniden doğması değil.
Yine de
Bilgi yeniden doğuyor ve bunu hassas olanlar alıyor ve iletiyor.
Yüce Yaradan Kâinatı yarattı ve düşünen insanlar için deliller bıraktı.
"Ete kemiğe büründüm, Yunus diye göründüm" Her dem yeni doğarız, bizden kim usanası."(Yunus Emre)
“Bir ben var bir de benden içeri” (Yunus Emre)
"Dünyanın ortasında durdum ve onlara bedende göründüm" (Hz. İsa)
Tekrar doğmak, yeniden doğmak ölümsüzlüktür. Diri olandan, ruhsal kaynaktan beslenmektir. Bir tırtılın kelebeğe dönüşüdür. Dönüşümdür yeniden doğmak. Bilginin yeryüzüne yeniden doğmasıdır. Telafi mekanizmasıdır, seçme özgürlüğü yasasıdır, dönüşüm yasasıdır ve tedriç (gelişim) yasasının ifadesidir. Tekâmüle (gelişime) hizmettir ve ana gayesidir. Tekrar doğmak tüm yasaları içinde barındıran bir bilgidir.
Tekrar söylemek istiyorum, tekrar doğmak, yeniden bir bedene doğmak değildir. Bilginin tekrar doğmasıdır, tezahürüdür, ortaya çıkışıdır.
Hiçbir şey kaybolmuyor ki, ölsün, yok olsun. Her şey devam ediyor. Beden ölse ve toprağa girse de, bilgiler kaybolmuyor, devam ediyor canlılığına. Sadece göçen ruh. Konsantrasyonunu çeken ruhtur, projeksiyonunu dünyadan başka bir boyuta geçiren ruhtur. Ruh ölmüyor sadece beden üzerindeki dikkatini konsantrasyonunu geri çekiyor. Beden toprağa dönüyor, dönüşüm gerçekleşiyor.
“Her şeyi bir kitapta (Levh-i Mahfûz’da) tamamıyla sayıp tespit ettik.” (Nebe 29)
Levh-i Mahfûz İslam dininde, her şeyin olan ve olacak olan her şeyin yazıldığı bir kitaptır. Hiçbir şey kaybolmaz ve her şey kayıt altına alınır. Zaten Türkçe anlamı da korunmuş levhadır.
Bizlerin milyonlarca yıl öncesinden gelen genetik toplumsal bazı imajlarımız var. Binlerce soydan gelen arşetipler sembolik topluluğun ilk örnekleri olarak gayrişuura çok derin bir şekilde kaydedilmiştir. Carl Gustave Jung buna arşetip der. Jung’a göre gerçek yapıyı bunlar meydana getirir. İnsan ruhunda önceden şekillenmiş, düzenlenmiş ve düzenleyen durumda olan modeller olarak, yani şekil verici bir dinamizmden ileri gelen yapılanmış tasavvur ve heyecan topluluğu olarak mevcutturlar.
Arşetipler her türlü kolektif şuur gibi yarı evrensel, doğuştan miras yoluyla gelmiş psişik yapılar olarak ortaya çıkarlar. Kendilerini büyük güçler yüklenmiş özel semboller içerisinde ifade ederler ve kişiliğin tekâmülünde, birleştirici ve hareket verici önemli bir rol oynarlar.
Okültistler, parapsikologlar, metafizik ve metapsişik ile uğraşanlar hiçbir şeyin hiçbir zaman kaybolmayacağını bilirler. Herhangi bir zamanda mevcut olmuş ya da meydana gelmiş olan her bir sahne fiil, düşünce ve şeyin, hiç de değişmeksizin ‘yüksek bir madde plânı’nda korunduğuna inanırlar. Bu Akaşik Kayıtları astral âlem yansıtır ve zaman duru-görürlüğünü geliştirmiş olan ve bu geçmiş ya da gelecek olan olayları aynen bizim televizyon seyretmemiz gibi izleyebilen, ileri seviyeden zeki varlıklar için ulaşılabilir haldedirler.
Kuantum felsefesi de parça bütün ilişkisi mevcuttur. Parça bütünün bilgisini taşır. Parçanın başına gelen bütünün başına gelir. İkisi ayrılmaz bir bütündür. Çünkü her şey enerjidir. Bir atom kâinattaki tüm atomlarla An zaman içerisinde enerji ve bilgi alışverişi yapar. Her şey her şeyle etkileşmektedir. Bir atomun bildiğini, diğer tüm atomlar bilmektedir ve biz insanlar da dâhil tüm evren atomlardan oluşmuştur. En küçük yapı taşı atomdur. Ve tüm atomların yaşı milyarlarca yıldır.
Bu bilgilere bakılırsa, kâinatta hiçbir şey kaybolmuyor. Hiçbir şey yok olmuyor ve ölmüyor. Tüm Batıni dinlerine bakarsanız, hepsinde ölüm sonrası hayat inanışı mevcuttur. Toprağa ve doğaya saygı inanılmaz boyutlardadır. Çünkü bilir ki dünyaya yaptığını kendisine de yapmaktadır aynı zamanda. Ve evrenin en ücra köşesinde bulunan bir gezegene de yapmış olur.
Tekrardoğuş ile Kuantumu anlamaya çalışırsak, açıklamakta fazla zorluk çekmeyeceğizdir. Tüm kutsal metinlerde ruhun tekâmülünden gelişmesinden bahsedilir. Ruh sadece bu dünyada değil başka canlı platformlarda da tecrübe edinmek için doğuşlar yaşamaktadır.
Kuantum felsefesinde hiçbir şey kaybolmuyor ve sadece dönüşüyorsa, tekrardoğuşun kaçınılmazlığı ortaya çıkmaktadır. Tekrardoğmuyoruz, tekrar bedenlenmiyoruz, kolektif bilinçten besleniyor ve bilgileri alıyoruz. Çünkü ürettiğimiz tüm düşünceler evrende enerji ortamında etkileşir ve kaybolmaz, biz yaşadığımızı DNAlarımıza aktarırız bilgisi kayıtlı kalır. Ve öldükten sonra toprağa karışan DNAlarımız, yaşanmışlığın izlerini toprağa kayıt eder. Ve o topraktan besleniriz aynı zamanda. Ve tekrar yaşayanlara geri döner bizim bilgimiz. Etkileşim ve tekrardoğuşlar bu şekilde devam eder. Sürekli sirküle eden, dönüşen, asla kaybolmayan, bilginin sürekli kayıt halinde olduğu bir evrende yaşıyoruz..
Hassas dediğimiz insanlar tarafından farkedilmesi ve bunların özellikle çocuklar olması da dikkat çekicidir. Çünkü henüz yeni dünyaya gelmeleri ve bilgiyi daha kolay kullanabilir ve hatırlayabilir kılar onları. Fakat zaten belli bir yaştan sonra da tüm detayları da unutmaları mümkün olabilmektedir.
İslami kutsal ayetlerinde, aklını kullanan toplumlar için deliller vardır der. Bu ayetten yola çıkarak düşünüyorum ki, Yüce Yaradan herşeyi aktarmış ve biz o sembolleri görerek, anlayarak, farkında olarak, geniş açılarla değerlendirerek yorumlamamız mümkün olmalıdır. Aklı olan insanlar, düşünen insanlar, aklını kullanan insanlar için deliller vardır. Akıl kullanılmalıdır. Tüm önyargılardan, yok saymalardan, görmezlikten gelmelerden arınarak. Görmek aklı kullanmaktır. Görmemiz gerekiyor. Görmek bizden bir şey kaybetmeyecektir, aksine çok şey kazandıracaktır.
Dünyanın her yerinde bu delilleri görmek gerekiyor. Parçaları birleştirmek gerekiyor. Nazca düzlüklerinde bulunan tarlalara çizilen şekiller, Mısırın Piramitleri, Bermuda’nın üçgeni, Antakya’nın yoğun yaşanan tekrardoğuşları, Maya uygarlığının gelişmişliği ve aniden ortadan kayboluşları ve gizemli takvimleri, Tibet’in Dağları, Ağrı Dağı’nın efsanesi, dünyanın birçok yerindeki gizemli coğrafi bölgeler bize bırakılan delillerdir. Parçalardır bunlar. Parçalar bütünün bilgisini taşımaktadır. Parçaları birleştirirsek, tek dünya halini alabilsek, belki büyük resmi görebileceğiz. Biz parçalarla uğraşıyor anlamaya çalışıyoruz ve dolayısıyla parça olmaya devam ediyoruz. Ve bilinmeyenler, bilinmeyen olarak kalmaya devam edecektir. Belki üç boyutlu dünyada yaşıyoruz fakat zihin olarak hala iki boyuttayız. Yok öyle şey olmaz, olamaz, mümkün değil, yoktur dediğimiz sürece iki boyutta kalmaya devam edeceğiz. Peki olanlar nedir? Neden olmaktadır ve neden hala olmaya devam etmektedir. Yok öyle şeyler deyince kaybolmuyorlar ki. Ortaya çıkmaya devam ediyorlar.
Zihnimizin sınırlarını biraz açarak, evrendeki enerjiyle etkileşerek, Yüce Yaradan’ın izlerini takip etsek ve yorumlasak, gerçeğe ulaşmamız An meselesidir. Yeter ki görelim artık.
Ve şu güzel sözü yazmadan geçemeyeceğim.
Ölmek felaket değildir. Öldükten sonra başına gelecekleri bilmemek felakettir. (İmam-ı Rabbani * )
kAYNAK: 1-kUANTUM GİZLİ öĞRETİSİ-sınırötesi Yayıncılık -Kevser Yalçın
2-Antakya yöresinde yapılan röportajlar


LinkBack URL
About LinkBacks






Alıntı Yaparak Cevapla




Melüsünün kuzusuu 


