Türkiye'de kim ki tarafsız ise, kim ki iktidarın açık yandaşı değil ise, dinlenilmekten öcü gibi korkmaktadır. Peki siz hiçbir AKP'li hakkında dinleme tutanağı düzenlendiğini duydunuz mu? Duyamazsınız. Eğer birileri bu hükümetten birisini veya bu hükümetin destekçisini dinletmeye kalkışırsa derhal Ergenekon Terör Örgütü üyesi diye perişan edilir.
İşte Erzincan Savcısı İlhan Cihaner'in başına gelenlerin özü ve özeti budur. İlhan Cihaner; mahkeme kararı ile Erzincan'daki tarikatçileri ve bunlarla bağlantılı olanları dinletmiş. Böylece tarikatçilerin ticari-siyasi bir örgüt gibi çalıştıklarını tespit etmiş. İşin içine AKP'li vekiller ve eski bakanların ses kayıtları da girmiş. Hatta ve hatta şu an sıkı yandaşlık yapan Yeni Şafak Gazetesi'nin patronlarından birisi de bu dinlemeye takılmış.
İşin AKP'yi tehdit ettiğinin anlaşılması üzerine İlhan Cihaner hakkında karşı soruşturma açılmış. Erzurum'daki özel yetkili malum savcıların yürüttüğü soruşturmanın geldiği son noktayı görüyorsunuz.
Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı Cihaner hakkında, terör örgütü üyeliğinden dava açan Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi, Yargıtay tarafından istenilen bu dosyayı göndermemek için hukuka takla attırıyor. İlgisiz kişilerin itirazı üzerine dosya ikide bir Diyarbakır'a gönderiliyor. Böylece de İlhan Cihaner'in içeride daha çok tutulması sağlanmış oluyor.
Neredesiniz, niçin konuşmuyorsunuz ey hukukçular?
Utanmaz gazeteciler
Yandaş medya denilen besleme basında kaç gündür eski Adalet Bakanı Seyfi Oktay ile ilgili dinleme tutanakları hem de çarpıtılarak yayımlanıyor. Mahkeme dosyasından alınarak besleme basına sunulan bu yazılarla ilgili olarak onlara savcılarımız dokunmuyorlar.
Hatırlayınız: Aydınlık Dergisi'nde ve Ulusal Kanal'da Başbakan Erdoğan'ın telefon görüşmelerine ilişkin iki konuşma metni yayımlanmıştı. Bunun üzerine Ergenekon savcıları harekete geçip bu konuşmaları yayımlayan gazetecileri içeri aldılar ve terör örgütü üyesi olmaktan tutukladılar. Şu an Aydınlık'tan Deniz Yıldırım ve Ulusal Kanal'dan Ufuk Akkaya, cezaevindeler.
Dedim ya... Hükümet aleyhine bir şey yaparsanız, derhal Ergenekon savcıları devreye giriyor; sizi terör örgütü üyesi göstererek ananızı ağlatıyorlar.

Siz feryat edin, 'Suçum yok!' deyin. Savcıların yetkisi var. Gerekçe de gayet bol, alan sisli çünkü...
Suçsuzluğunuz anlaşılana kadar hayatınız kayıyor. İçeride bizim Temel gibi, bekliyorsunuz
Hemen dava açın
Ben bunları yazdım diye Erzurum'daki heyet; 'Adli Yargılamayı Etkilemek istiyor!' diyerek hakkımda dava açılmasını isteyebilir. Erzurum'daki özel yetkili savcıları, Erzincan soruşturmasındaki Alevi karşıtlıkları yüzünden eleştirmiştim. Şimdi savcılar Osman Şanal ile Taner Aksakal'ın mağdur gösterildiği ve sanık konumunda Rıza Zelyut'un olduğu bir dava başlıyor. Bakırköy Basın Savcılığı hakkımda inceleme başlattı ve sonunda da 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılanmam için karar çıktı.
Düşüncelerim yüzünden yargılanmaktan onur duyarım. Yeter ki millet malını iç etmekten yargılanmayayı m.
Bir de bu yazım için yargılama kararı çıkartılsın.
Böylece; hukukun nasıl siyasallaştırıldığını merak edenler de benim şahsımda aradıkları örneği bulmuş olsunlar.
Sen de konuşmazdın
Temel, okulda öğretmenine sormuş:
-Öğretmenim balıklar neden konuşmaz?
Öğretmen şaşkın şaşkın bakarken, sıradaki arkadaşı Temel'e hemen cevap vermiş:
-Ula Temel, senin kafanı da öyle suya soksalar sen de konuşmazdın.

Raportörü olduğu yüksek mahkemeyi reddeden hukukçu
Hukukun nasıl siyasallaştırıldığını anlamayanlara bir örnek daha verelim. Anayasa Mahkemesi'nin Osman Can adlı bir raportörü var. Bu kişi, güya, bu mahkemede açılan dava hakkında bir ön çalışma yapar ve bunu üyelere sunar. Bu sıkı hukukçu, 10 Haziran tarihli tam kendi çizgisindeki Taraf gazetesine verdiği mülakatta, 'Anayasa Mahkemesi Yok Sayılabilir' diyerek, hükümetin anayasa değişikliği konusunda yüksek mahkemeden çıkacak kararı yok saymasını istemektedir.
Görüyorsunuz, rezaleti... Öyle bir militanlık ki, hizmetinde olduğu mahkemenin kararı eğer AKP'nin istediği biçimde çıkmazsa bunun yok sayılmasını istiyor.
İşte hukukun siyasallaşması budur. Osman efendi bu işleri bilmektedir de anaya mahkemesinin temel kurum olduğunu bir türlü öğrenememektedir.
İktidar yargıya müdahale edebilir
Yasama, Yürütme, yargı, bir demokrasinin eşit güçleridir. Bunlar birbirlerinden bağımsızdırlar ama işbirliği halindedirler. Böyle olunca da yürütme ( hükümet) yargıya karışamaz.
Ama ülke Türkiye; hükümet de AKP olunca işler tersine döner; hükümet yargıya karışır; karışmayı bırak yargıyı karıştırır bile.

Örneğin; Anayasa Mahkemesi'nin ne karar verdiğini bile bilmedikleri halde; 'Şöyle karar veremezsin; verirsen anayasayı çiğnemiş olursun!' diye yönlendirme ve tehditler uçuşur havada. Mahkeme kararı, hükümetin istediği gibi çıkınca, bu 'Adaletin tecellisi' gibi sunulur; aksi olunca da 'Yargı siyasallaştı!' diye yeri göğü inletirler. Türkiye'de şimdiye kadar böyle bir film çevrilmemişti, sevgili okurlar.
Öyleyse
Ergenekon soruşturmasında savcıların kanıt diye ortaya attıkları iddiaları düşününce aklıma yine bir Laz fıkrası geldi.
Temel, kuşçu dükkanına girmiş; bir papağan kafesinin önünde durup satıcıya sormuş:
-Ha bu kuş Lazca biliyor mu?
-Hayır, onu da nereden çıkardın?
-Öyleyse, neden burnu böyle?