Bir Fransız filmiydi. Filmin sonunda, insan hayatının en anlamlı çelişkisi sahneleniyordu…
Genç kadın, karşısındaki erkeğe sarılmış, gözyaşları içinde dudakları titreyerek kararını açıklıyordu: Seni daha çok seviyorum ama onu daha uzun zamandır seviyorum…
Bu, kısa bir süre önce tanıştığı genç adamı artık görmeyeceği ve yasak aşka nokta koyup uzun yıllardır evini paylaştığı eski sevgilisine döneceği anlamına geliyordu.
Kadın iki erkek arasında kalmış, ama sonunda, ona hiç yaşamadığı heyecanlar yaşatan, kalbini kelebeğe döndüren aşkını bırakarak alıştığı, her an sığınabileceği bir liman olarak gördüğü, kaybetmekten korktuğu eski sevgilisine dönmüştü.
Geşmiş ve gelecek arasında, hangimiz böyle tercihler yapmadık ki?
GEL VE GİT
Cumhuriyet Halk Partisi’nde birkaç yıldır yaşanan “gel-git”ler de aslında bu arada kalmışlığın yansımasından başka bir şey değil.
Mutlaka CHP’liler de, en azından CHP’lilerin büyük bir bölümü, ülkede son yıllarda bir kavram olmaktan çıkıp ihtiyaca ve talebe dönüşen demokrasiye aşıktır.
Zira demokrasi güzel bir şeydir.
Aklıbaşında hiç kimse ülkeyi asker yönetsin, sürekli darbe yapılsın; insanlar düşündüklerini söylemesin, ötekini dışlasın; kimse istediği gibi giyinmesin, haklarını savunmasın demez, diyemez.
Herkes ona daha özgür ve insanca yaşama heyecanı veren bir erkeğe / kadına sarılmak, kollarında ağlamak, onunla coşmak ister.
SEN BENLE SEN OLDUN
Ama her zaman arka tarafta biri daha beklemektedir. Bize, “başkasının mutsuzluğu üzerine kurulan mutluluklar uzun sürmez” diye düşündürten biri…
“Senin hayatın benim, sen benle sen oldun, bana ihanetin bedelini çok ağır ödeyebilirsin” diyen biri…
Alıştığımız şekilde yaşamanın, yaşamanın en güzel şekli olduğuna bize inandıran; onu koruma ve kollamanın görevimiz olduğunu ezberleten; yeni olanı ve sürprizleri varlığı için bir tehdit olarak görmemize yol açan biri…
N’OLUYORUZ?
CHP, 2009’daki belediye başkanlığı seçimlerinden önce, Kemal Kılıçdaroğlu ve Gürsel Tekin’le İstanbul’da bir açılım süreci başlattı. Çarşaflı, türbanlı kadınlar törenlerle partiye üye yapıldı; laik partinin dinle, muhafazakâr düşünceyle bir sorununun olmadığı, artık bu insanların da kucaklanacağı mesajı verildi.
Çok geçmeden bu insanları “cumhuriyetin kazanımlarına” tehdit olarak gören başka CHP’liler ortaya çıktı, düzenlenen gösterilerde kara çarşaflar yırtıldı, “n’oluyoruz” sesleri diğer sesleri bastırdı.
Bunu, daha sonraki her “yenilikçi” adımda yükselmeyi refleks haline getiren statükocu sesler takip etti.
BİR ADIM İLERİ YARIM ADIM GERİ
Kemal Kılıçdaroğlu’nun başkan seçilmesi, sadece partinin oy oranını artırıp iktidara yürümek isteyen CHP’lileri değil, demokrasinin önünün daha fazla açılmasını isteyen kitleleri de memnun etti; CHP’ye oy vermiş ya da vermemiş; verecek ya da vermeyecek…
Ama başkan seçilmeden “Halk yenilikten yana, muhafazakâr olan belki de biziz, halk değil…” diyen, başkan seçildiği kurultay konuşmasında “demokrasi çıtasını yükseltmekten” bahseden Kılıçdaroğlu’na daha sonraki her adımında arkadan biri seslenmeye başladı.
Bir gazetecinin “İktidar olursanız başörtülü kızların üniversiteye gidebilmesi için bir şey yapacak mısınız” sorusuna, “O sorunu biz çözeriz ve çözmeye de kararlıyız” dedi, ertesi gün “bunun kızların üniversiteye türbanlı gireceği anlamını taşımadığını” açıkladı.
Kürt meselesi konusunda aslında iktidara gelse belki kendi yapacağı şeyleri, İnegöl, Dörtyol’daki gerilimin sorumlusu olarak gösterdi.
En son, darbelere dayanak teşkil eden TSK İç Hizmet Kanunu’nun 35. maddesinin değiştirilmesi konusunda attığı bir adımı, değişiklikteki bir oynamayla yarım adım geri çekmiş görüntüsü verdi.
MUTLAKA İNANMALIYIZ
Bugünlerde tekrar, CHP’nin ‘Gandi’ ile değişmeye başladığı konuşuluyor.
27 Nisan e-muhtırasını hazırlayan dönemin genelkurmay başkanı Yaşar Büyükanıt’ın yargılanmasına dönük girişimleri övülüyor; “27 Mayıs 1960 darbesini yapanlar bugün utanıyor” sözleri hatırlatılıyor.
Kılıçdaroğlu en son bugün bir gazeteciye kendi partisini eleştirdi ve o dönem 27 Nisan e-muhtırasını destekleyen CHP yöneticilerini kastederek “Geçmişteki yanlışları telafi ediyoruz” dedi.
Kılıçdaroğlu’nun “askeri vesayet”i reddederek geçmişi sorgulaması, demokrasi adına doğal olan, olması gereken şey.
Ve “ben öyle demedim” demedikçe de, bu söyleme gönülden inanmalıyız. Çünkü bu hepimiz için en hayırlısı…
Lâkin, CHP’nin statükoyu savunan bir parti olmaktan çıkıp kitlelerin ihtiyaçlarına cevap verecek bir parti haline dönüşürken eski sancıları daha sık yaşayabileceğini unutmamakta fayda var.
Çünkü CHP bir süredir birini daha çok sevse de, daha uzun zamandan beri sevdiği biri var. Ve o biri, CHP’yi kimsenin kollarına bırakmak istemiyor…
(NOT: Haberdeki fotoğraf, Gregory Peck ve Audrey Hepburn’ün oynadığı Roma Tatili filminden)
http://www.haberturk.com.tr/gundem/h...chpye-izdusumu
İlginç bir benzetme olmuş ama yerinde de olmuş


LinkBack URL
About LinkBacks

Alıntı Yaparak Cevapla
