Türkiye’de 1990’lı yıllarda yapılan kamuoyu yoklamaları akıllardadır. Neredeyse periyodik hale gelmiş olan bu “araştırmalar” hep aynı sonuca ulaşırdı:
-Ordu, Türkiye’de halkın en çok güvendiği kurum sıralamasında 1. çıktı!
Aslında bu araştırmalar bilimsel olmaktan ziyade, “propaganda” amaçlıydı. İşi yurt savunması olan bir kurumun neden halk desteği istediği hiç soruşturulmazdı. Araştırma sonuçları de genellikle Milli Güvenlik Kurulu toplantıları öncesinde açıklanır. Askerler de bu “araştırmadan” desteğinde, hükümetler için tavsiye (!) kararları alırlardı.
Bu kararların hemen hepsi, bir gün sonra Bakanlar Kurulu Kararı olarak resmi gazeteye gönderilirdi.
Bunun adı da “Türkiye tipi demokrasi” idi.
Alan razı veren razı olduğu için kimsenin bu parodiye sesini çıkartacak hali kalmazdı.
Oysa normal bir ülkede demokrasi adında bir rejim varsa, askerler asla hükümetlere böyle şeyler dikte ettiremezlerdi.
Askerlerin gücü dokunulmazlığında yatıyordu.
Ordu hakkında gazetelerde ve televizyonlarda olumsuz tek haber yayınlanmıyordu. Bu kadar büyük bir kurumun içinde her şeyin kusursuz olabilmesi mümkün mü? Hata oranı sıfır olan bir yapı düşünülebilir mi?
Bizim ordu böyleydi işte!
Burada suçu tamamen askerlerin üzerine atmak elbette haksızlık olur. Türkiye tipi demokrasi gibi, Türkiye tipi bir gazetecilik de oluşmuştu: Bazı haberler yayınlanmaz!
Bu yayınlanmaz haberin başında ordu içi hiyerarşi, askeri ihaleler, komutan atamaları, personel tasfiyeleri geliyordu.
Böyle olunca da Ordu halkın en çok güvendiği kurumlar arasında birinciliği kimselere bırakmıyordu!
Bu çağda bu kervan, bu şekilde yoluna devam edebilir miydi?
Dünya değişecek siz aynı yerde durmaya devam edeceksiniz.
Taraf gazetesi yakaladığı “özel haberleriyle” büyük bir tabuyu yerle bir etti: Ordu içinde sürekli olarak hatalar yapılıyordu. Üstelik bazıları kasıtlı olarak yapılıp, fatura başka yerlere çıkartılıyordu!
Karakol baskınları, PKK birliklerinin hareket etme rahatlığı, özel kuvvetlerin gerilla kıyafetleri içindeki eylemleri, bilerek isteyerek şehit verme operasyonları Taraf gazetesinin sergilediği uluslararası standartlarda gazetecilik sayesinde kamuoyunun bilgisine ulaştı.
Artık böylesi araştırmalar yayınlanmıyor.
Çünkü ordu yılların getirdiği dokunulmazlık için kendini çok fazla rehavete bırakmıştı. Suç oranı apoletlerden fışkırıyordu. Saklanacak boyutlar geçilmişti.
Bu yüzden yüksek rütbeli komutanlar yargılanıyor.
Türkiye tarihinde böyle bir şey ilk kez oluyor. Onun için tepki gösterenler kendileri için sağlam bir zemin bulmuş gibi davranıyorlar:
-Komutanlar yargılanır mı?
Üst düzey devlet yöneticileri onlar…
Bu bakış açısı doğru mudur?
Şu anda Türkiye Cumhuriyeti’nin en etkili yöneticisi olan Başbakan Tayyip Erdoğan pek ala yargılandı, hatta mahkûm da oldu, hapis bile yattı!
Eski cumhurbaşkanı ve başbakan Süleyman Demirel yargılandı, tutsak edildi, siyasetten men edildi. Dönem arkadaşı eski başbakan Bülent Ecevit de yargılandı, mahkûm oldu, hapis yattı.
Yetmez mi?
Devam edelim. Türkiye’nin 3. Cumhurbaşkanı Celal Bayar da yargılandı, idama mahkûm edildi, 80 yaşında olması nedeniyle cezası müebbet hapse çevrildi. 1950-60 arasında on yıl Türkiye’yi yöneten başbakan Adnan Menderes de yargılandı, en ağır cezayı aldı, idam edildi. Onunla birlikte bakanları Fatin Rüştü Zorlu, Hasan Polatkan da idam sehpasına çıkartıldılar.
Bu kadar çok üst düzey devlet adamını yargılayan, mahkûm eden, hapse atan, idam eden Türkiye Cumhuriyeti, neden komutanlarını yargıdan uzakta tutmak için dirensin ki?
Eski ölçülerle bakınca tuhaf geliyor. Çünkü alışkanlık var:
-Komutanlara dokunmazsınız!
Nazım ALPMAN 4.9.10


LinkBack URL
About LinkBacks

Alıntı Yaparak Cevapla

