Bölünmek öyle kolay mı?
Son birkaç hafta Ankara’nın hemen her köşesine siyaset kokusu sinmiş havasından kurtulup, Akdeniz ve Ege’nin kıyı kesimlerine günübirlik denebilecek kısa süreli nefes alma seyahatlerine çıktım. Referandum süreciyle birlikte terör ve darbe merkezli davalar, ekonomik durgunluğun üzerini örtüp vatandaşın gündemini yeniden belirlemeye başladı.
Ege ve Akdeniz geleneksel tarım ürünleri zenginliğinin yanı sıra en önemli geliri turizmden elde ediyor. Turizmin beraberinde getirdiği kozmopolit kültür ise ideolojik kalıpları ya kırıyor ya da esnetiyor. Her halükarda eskisi gibi bırakmıyor. Çalışmak isteyenin işsiz kalmadığı kıyı kesimindeki verimli topraklardan, sürekli devlet yardımlarıyla basına yansıyan doğu bölgelerine bakış ise kızgınlık dolu. Anlamadıkları, doğrusu anlamanın da zor olduğu soru şu: Ne istiyorlar? Terörü niçin lanetlemiyorlar?
Sivil toplum kuruluşlarından terörü kınayan açıklamaların son birkaç aya kadar yükselmemesi Anadolu’nun batısında tam bir hayal kırıklığı yaşattı. Bugünkü sesler ise cılız yahut net çıkmadığı için gereken yankıyı uyandırmıyor. Bu noktada zihinlerde kırılmalar ve kamplaşmalar başlıyor. Muhalefet partilerinin dahi güvenlik endişesiyle, adını açık koyalım ‘can korkusu’ ile teşkilatlanamadığı ve propaganda yapamadığı yörede sade vatandaşların tepki göstermemesinin yadırganması ne ölçüde insaflıdır? İktidarın en büyük eksikliği, topluca kepenk indirilme eylemlerinin yapıldığı bölgenin sakinlerine can ve mal güvenliklerinin sağlanacağı garantisini verememesidir. Söz konusu kaygı izale edilemediği için daha önceki iktidar partileri de bölgede saygınlıklarını yitirmiştir. KCK operasyonları ise devlet otoritesini tesis noktasında önemli ölçüde başarı kaydetmekle birlikte, tutuklamaların şekli itibariyle polisin aleyhine propaganda malzemesine dönüştürülmüştür. Durum böyle olduğu halde batıdaki tartışmalar asıl mecrasından uzaklaştırılarak ‘ihanet-hainlik’ kısır döngüsünde sürdürülüyor.
Aslında doğu illeri, özellikle de şehir merkezleri asayiş açısından İstanbul’dan daha riskli değil. İstanbul’un birçok semtinde gece sokağa çıkamazsınız ama Van’da yahut Şanlıurfa’da rahatça dolaşabilirsiniz. Buna rağmen doğu illeriyle ilgili oluşan algı gerçeklerin çok üstünde ve hayatı doğrudan etkiliyor. Sorun; istediği zaman suçluyu İstanbul’da yakalayabilen güvenlik güçlerinin, Diyarbakır’da terörün oluşturduğu dehşet atmosferini dağıtamamasıdır.
Referandumda evet-hayır deme bağlamındaki tartışma zemini, her sorunu iktidar partisi taraftarlığı ve karşıtlığı noktasına getirmiş durumda. En kötümser tahmin ve analizlere göre dahi bölge halkının yüzde 90’ının bölünmeyi- ayrılmayı düşünmediği bütün kesimlerce ifade edildiğine göre insanımızın vermek istediği mesaj iyi okunmalıdır. BDP’nin bölünmeyi çağrıştıran provokasyonlarına karşı halkın kendisini anlayacak partilere ihtiyacı var fakat bu partiler bölgede faaliyet gösteremiyor! Ülkenin bütünlüğünü savunan partiler ve taraftarları, kendilerine oy vermeyenleri ‘patates dininden’ görme yani ‘öteki’ olarak kabul etme toptancılığından vazgeçmelidir.
Tartışmaları ihanet zemininden çıkarmalıyız. Sağduyulu vatandaşın sabrını daha fazla zorlamamak için doğrudan sorun üzerine odaklanmalıyız. Milletimiz hiçbir zaman hatada ittifak etmemiştir. Siyasi kaprisler, şahsi liyakatsizlikler sebebiyle vatandaşın sabrıyla ve sağduyusu ile oynamanın anlamı yok.
http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr...hp?haber=14461


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla
