• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
8 sonuçtan 1 --- 8 arası gösteriliyor
  1. #1
    balauz adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    06-11-2009
    Mesajlar
    2,602
    Karizma Gücü
    3

    Nilüfer'in Hikayesi



    Sular arasında başkaldırmak, güneşe ve toprağa inat…
    İsyansa bu isyan…
    Gülerek dağılmak isterdim,
    Bataklıkta olsa mekânım,
    Bir nilüfer çiçeği olmak isterdim.
    Yıldızlara küskün geceleri içime kapanıp,
    Gün ışığına nispet edercesine,
    Kıskandırmak için yediveren gülleri, çiğdemleri…
    Bir nilüfer çiçeği olmak isterdim.
    Ayaklarımın dibindeki serin suyu hissetmek,
    Yağmurlarla göğsümü yıkamak,
    Suyumdan başka birşeye muhtaç olmadan,
    Bir nilüfer çiçeği olmak isterdim.
    Kardelenleri kıskandıracak kadar beyaz,
    Tüm doğaya inat görkemli…
    Yedi yaprak arasından yol bularak,
    Bir nilüfer çiçeği olmak.
    Hep bir yere gidecekmiş gibi duran yalnız ve bir yere gitmeyen bir cicek…
    Bütün bir hayatın özeti buydu….
    Bende bir yere baglanamadım ve bir yere gitmedim.
    Öyle solgun bir Nilüfer gibi bir havuzun içinde yalnız başıma durdum
    köklerimi salmadan.
    Ne olduğum yere saglamca baglandım
    Ne de başka diyarlara kacabildim...
    İçinde durdum havuzla birlik soldum,eskidim.
    Bana bakanlar,
    Bana özenenler,
    Beni seyredenler,
    Beni sevenler oldu ama kimse yakasına takamadı beni,
    Kimse odasına koyamadı,
    Kimse beni sulayıp büyütmek için ugraşmadı.
    Onlara ihtiyacım olmadıgını
    Havuzda tek başıma yüzebilecegimi düşündüler…
    Ben de yüzdüm…
    Kederi
    Yalnızlıgı
    Tek başına sevmeyi ögrendim
    Ve hayata benzedim..
    Ne garip başka bir şeyle olmak istemedim..
    Beni unutmaları ve havuzumda seyretmeleri yetti bana…
    Ama artık yetmiyor…..

    Alıntı...
    Bu mesaj en son " 28.08.10 " tarihinde saat 11:16 itibariyle blond_41 tarafından düzenlenmiştir...
    Kaç defa çıkıp gittim buralardan yeminle…
    Ama her defasında geri döndüm seninle…
    Hangi düğüm çözülür… Nazla… Sitemle… Kinle...

    Yeryüzünde yolculuk edenin ayağı; gökte yolculuk yapanın ise kalbi su toplar. huper-kallos

  2. #2
    balauz adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    06-11-2009
    Mesajlar
    2,602
    Karizma Gücü
    3
    Sudur zaafı nilüferin, ıslaklık değince çiçeğin narin vücuduna, bütün yapraklar iniverir ve salınır güzelim nilüferin kokusu. Baltayı büken iri ağaçların üstüne doğru eğildiği yosunlu bir göletin mucizevî bir boşluğundan süzülerek semaya uzatır tacını o kutsal çiçek. Utangaç, narin başını hafiften sağa doğru yatırır, yapraklarını iki yana semazen gibi açar ve göletin serin suyunu iliklerine kadar emer güneşin huzurunda. Öyle de sessizdir ki arada sırada damla damla yaş döken yüzü, şikâyet etmek istese yalnızlığını, kıyamaz içindeki sıkıntısının sebebine. Doğumu gölün dibindeki kuma nur damlatılarak gerçekleşen bir hoşluğun, sıkıntıdan, yalnızlığından dem vurması ve yaş dökmesi ne kadar da trajiktir, ama bir o kadar da gündeliktir. İster ki o nurlu topraktaki kökü yürüsün, çiçeği kaşa göze erişsin, incecik gövdesi kanla etle dolsun, ister ki tek görebildiği o kalın ağaçlar ve çirkin kurbağalar olmasın, sürekli yenilesin kendini, tekrar etmek yerine.
    Sudur zaafı nilüferin ki zaaf dediğin besler de öldürür de. Ve nilüfer sıkıldığı için sudan, temiz havadan, türlü böceklerden, koyu yeşil korkunç ağaçlardan, emer suyunu şişercesine ve hüznüyle patlarcasına. Emer suyunu ve emmeye devam eder, yaprakları bitkin düşer ve kolu kanadı tutmayan bir kuş gibi havada yalpalanır, çiçeği tomurcuklarını döker de gözyaşı bile akıtamaz biçareliğinden. Nilüfer dediğin meleksi yaradılış sırf zamana anlam verememekten ve sürekli aynı gölün aynı güzelliği olmaktan öldürmek ister kendini, canlıyken istese de yüzünün dokunamayacağı suda boğulmak için emer de suyu emer, gölet kederinden kararana kadar emer suyu, beyazlaşır bitkinin gövdesindeki damarlar, yüz tutar ölmeye canlılık adına nilüferde ne varsa. Ağzı olsa mırıldanır bir şarkı o solgun nilüfer, insan olmak adına. Der ki kutsallığımdan vazgeçiyorum kusurlu olmak namına, günah işlemeyi seçiyorum küçük göletimde cenneti beklemek yerine. Sonra belki de duyulur şarkısı, bir beden verilir o küçük pembe nilüfere, aynı eskisi gibi diri ve temiz bir ruh verilir, atışında sevgiyi bulacağı bir kalp verilir, ardından topraktan sıyrılan kökü ele ayağa kavuşur, suya saçılan tomurcukları pembe yanaklarındaki gamzeler oluverir göletin hemen yanı başında. Kaldırır kumral başını, gülümser, dudaklarından patlayan bir volkanın lavı gibi akar şehveti. Bütün doğa indiriverir sırlarını ve gizlerini o kadın güldüğünde, nilüfer ak tenli, kana ete bürünmüş, kahverengi saçlı, ceylan gözlerini mızrak misali kirpiklerinin koruduğu, narin yüzlü, narin bakışlı, yumuşak dokunuşlu, sevecen, güneş gibi bir kadındır artık. Üstünde yeşil bluzuyla, kot pantolonuyla, o da artık sıradandır, ama nilüferin kadınsı sıradanlığı onun için bir minnetliktir. Güzelliğini izler bir zamanlar temizlediği göletin berraklığında, kurbağalar dalıp çıktıkça isyanla gölete, tozlar ayaklandıkça su bulanır ve nilüfer seyrine rüyaya daldığı güzelliğinden ayılır, ayağa kalkıp etrafına bakar, basit adımlar atarak yürümeye çalışır içinde sönmez bir ateşle arzularken insan gibi davranmayı.
    “Ben bir insanım artık, ben bir amacım, toprağımın uykumda fısıldadığı mucizeyim, ağaçların dallarından geceleri yankılanan o esas güzelliğim.”
    Orman boğuk ve karanlık gelmekteydi nilüfer ruhlu kadına, ayakları tanrısal bir güçle çıkartıvermişti içi bunalan kadının kalbini göletin çevrelediği alandan dışarıya, kendisine çeki düzen vermişti yumuşak ve tombul elleri, şehre doğru bir yolculuk başlamıştı, zihni her ne kadar hep oralarda olsa da genç ve saf nilüferin.
    Kaç defa çıkıp gittim buralardan yeminle…
    Ama her defasında geri döndüm seninle…
    Hangi düğüm çözülür… Nazla… Sitemle… Kinle...

    Yeryüzünde yolculuk edenin ayağı; gökte yolculuk yapanın ise kalbi su toplar. huper-kallos

  3. #3
    atılgangenç adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    27-01-2010
    Mesajlar
    3,638
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    3
    çok güzeldi,
    bir nilüfer çiceği olasım geldi şimdi
    My country is the world and my religion is to do good…

    benim ülkem dünyadır ve dinim iyi olanı yapmaktır.

    Sevgide özgürlük, saygıda mecburiyet vardır...

    http://www.turkforum.net/1108704855-...a-defteri.html

  4. #4
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    12-06-2010
    Mesajlar
    161
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı balauz tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Öyle de sessizdir ki arada sırada damla damla yaş döken yüzü, şikâyet etmek istese yalnızlığını, kıyamaz içindeki sıkıntısının sebebine.

    Sudur zaafı nilüferin ki zaaf dediğin besler de öldürür de. Ve nilüfer sıkıldığı için sudan, temiz havadan, türlü böceklerden, koyu yeşil korkunç ağaçlardan, emer suyunu şişercesine ve hüznüyle patlarcasına. Emer suyunu ve emmeye devam eder, yaprakları bitkin düşer ve kolu kanadı tutmayan bir kuş gibi havada yalpalanır, çiçeği tomurcuklarını döker de gözyaşı bile akıtamaz biçareliğinden. Nilüfer dediğin meleksi yaradılış sırf zamana anlam verememekten ve sürekli aynı gölün aynı güzelliği olmaktan öldürmek ister kendini, canlıyken istese de yüzünün dokunamayacağı suda boğulmak için emer de suyu emer, gölet kederinden kararana kadar emer suyu, beyazlaşır bitkinin gövdesindeki damarlar, yüz tutar ölmeye canlılık adına nilüferde ne varsa. Ağzı olsa mırıldanır bir şarkı o solgun nilüfer, insan olmak adına. Der ki kutsallığımdan vazgeçiyorum kusurlu olmak namına, günah işlemeyi seçiyorum küçük göletimde cenneti beklemek yerine. Sonra belki de duyulur şarkısı, bir beden verilir o küçük pembe nilüfere, aynı eskisi gibi diri ve temiz bir ruh verilir, atışında sevgiyi bulacağı bir kalp verilir, ardından topraktan sıyrılan kökü ele ayağa kavuşur, suya saçılan tomurcukları pembe yanaklarındaki gamzeler oluverir göletin hemen yanı başında. Kaldırır kumral başını, gülümser, dudaklarından patlayan bir volkanın lavı gibi akar şehveti. Bütün doğa indiriverir sırlarını ve gizlerini o kadın güldüğünde, nilüfer ak tenli, kana ete bürünmüş, kahverengi saçlı, ceylan gözlerini mızrak misali kirpiklerinin koruduğu, narin yüzlü, narin bakışlı, yumuşak dokunuşlu, sevecen, güneş gibi bir kadındır artık.

    nilüfer seyrine rüyaya daldığı güzelliğinden ayılır, ayağa kalkıp etrafına bakar, basit adımlar atarak yürümeye çalışır içinde sönmez bir ateşle arzularken insan gibi davranmayı.
    “Ben bir insanım artık, ben bir amacım, toprağımın uykumda fısıldadığı mucizeyim, ağaçların dallarından geceleri yankılanan o esas güzelliğim.”

    şehre doğru bir yolculuk başlamıştı, zihni her ne kadar hep oralarda olsa da genç ve saf nilüferin.

    Bir sürgünün hikayesi sanki...

  5. #5

    Kayıt Tarihi
    03-01-2010
    Mesajlar
    183
    Karizma Gücü
    3
    iyiden de iyi

  6. #6
    balauz adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    06-11-2009
    Mesajlar
    2,602
    Karizma Gücü
    3
    Kaç defa çıkıp gittim buralardan yeminle…
    Ama her defasında geri döndüm seninle…
    Hangi düğüm çözülür… Nazla… Sitemle… Kinle...

    Yeryüzünde yolculuk edenin ayağı; gökte yolculuk yapanın ise kalbi su toplar. huper-kallos

  7. #7
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    04-08-2008
    Mesajlar
    8,291
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı huper-kallos tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Bir sürgünün hikayesi sanki...
    Evet tam bir sürgün hikayesi paylaşmış.

  8. #8
    balauz adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    06-11-2009
    Mesajlar
    2,602
    Karizma Gücü
    3
    Altay felsefesinde nilüfer çiçeği…





    Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı''nın düzenlediği Türk Dünyası Çocuk Şenliği''nde Altay Cumhuriyeti''nden gelen iki Türk kadını ile tanışmıştım. Biri Ustkan şehrinin vali yardımcısı Maya Sarina, diğeri Halk Oyunları Öğretmeni Anjilika Malçoyeva idi.
    İki Altay Türkü''nü bulmuşken, Balkar Türkleri''nden Öruzlan Bolat aracılığı ile ikisine de "Altay felsefesinin özü nedir?" diye sordum.
    Maya, "Saflık, saf ruh" diye cevap verdi ve ekledi; "Tıpkı Lotus (Nilüfer) çiçeği gibi.."
    Anjilika de bu cevaba katıldı.
    O sırada, gemiyle Boğaz turundaydık ve her masada bir Nilüfer çiçeği vardı..
    Bilindiği gibi, Nilüfer, çamurlu ve kirli ortamlarda yetişmesine rağmen yapraklarını ve çiçeklerini devamlı temizleyebilen bir bitkidir.


    Yaşar Çoruhlu , "Lotus ikonografisi ve Uygur sanatında Lotus" başlıklı bilimsel makalesinde "Kesinlik, yeryüzü, hürriyet, saflık, temizlik gibi hususiyetler nilüferin simgelediği değerler arasındadır. Lotus, çamurun içerisinde kirlenmeden, dünyanın içerisinde doğmuş, fakat dünyanın üstünde yaşamış ve büyümüştür" der.
    Çoruhlu, nilüfer çiçeğinin tarihçesini şöyle anlatır:
    "Lotus çiçeğinin tasvirlerine Uygur sanatında yoğun bir şekilde rastladığımız gibi, İslâmiyet''ten sonra, Karahanlılar vasıtasıyla Türk-İslâm sanatına aktarıldığını ve Selçuklularla da Anadolu''ya geldiğini biliyoruz. Hatta bu aktarılma çeşitli vesilelerle Ortadoğu''ya indikleri vakit, bizzat Uygurlar eliyle de gerçekleşmiştir. Lotus çiçeği sadece Uygurların da mensup olduğu Budizm''e ait bir çiçek değildi. Mısır''da, Asurlularda, Greklerde ve Perslerde de lotus çiçeğinin dinî ikonografisinin sanat eserlerine yansıdığını biliyoruz. Lotus Hindistan bölgesinin dışında en yaygın olarak Mısır''da sözü edilen bir bitkidir. Bu sebeple, bazı araştırmacılar Hindistan''da dolayısıyla Budizm''in veya diğer Hint kökenli dinlerin gittiği yerlerde, bu arada Uygur Budizminde ve sanatında, lotusun görülmesinin sebebini Mısır''a bağlamak eğilimindedir. Ancak bu motifin Hindistan''da daha yaygın bir biçimde kullanım alanı bulduğu da bir gerçektir. Asya''nın çeşitli bölgelerinde yaygın olarak tasvir edilen lotusun Türkler arasında da, yalnızca Uygur sanatında kullanılmadığı görülmektedir. Nitekim Altaylar bölgesinde yapılan kazılarda ortaya çıkarılmış eserler üzerinde lotus çiçeği tasvirlerine rastlanmaktadır. Örneğin İkinci Pazırık kurganında, bir gemin yanak kayışındaki tokalarda, yine kurganlardan çıkarılan bazı tekstil ürünlerinde ve Göktürk dönemine ait bazı taş sanduka parçalarının üzerindeki tezyinatta, doğrudan doğruya lotus olarak teşhis edilebilen veya lotus olabileceği düşünülen çiçek motiflerine rastlanmıştır. Maveraünnehir bölgesinde Karluk Türklerine ait olduğu kabul edilen, Amuderya''nın kuzeyindeki Açina Tepe''deki Budist Viharası''ndaki duvar resimlerinde de bu konudaki güzel örneklere rastlanmaktadır."


    Çoruhlu''dan edindiğimiz bilgiler, Nilüfer çiçeğine Altaylar bölgesi kazılarında rastlandığını gösterdiğine göre, bugünkü Altay Türkleri''nin kendi felsefelerini hala nilüfer çiçeğine bağlamış olması, ne kadar önemli değil mi?
    Anjilika, "Temizlik çocuğun ruhunda doğuştan vardır. Bizim görevimiz onu geliştirmektir. Biz bunu sanat yoluyla yapmaya çalışıyoruz. Çocuklar milletimizin geleceğidir, Türklerin geleceğidir. İstanbul''da gördük ki, buradaki Türkler her çocuğu bütün milletin gururu olarak algılıyor. Okulda, çocuklar derste, teneffüste çok gürültü yapıyor, kimse onlara kızmıyor…" dedi.

    Maya ve Anjilika, beni, eşim ve çocuklarımla birlikte, her sene 1-4 Temmuz tarihleri arasında kutlanan Altay bayramına da davet ettiler ama bu sene gidemedik.
    İkisi de Altay felsefesinin bu bayrama sinmiş olduğunu, onu görmek, duymak gerektiğini, sözlerle anlatmanın mümkün olmadığını söylediler. Kısmetse gideriz..

    Arslan Bulut
    Kaç defa çıkıp gittim buralardan yeminle…
    Ama her defasında geri döndüm seninle…
    Hangi düğüm çözülür… Nazla… Sitemle… Kinle...

    Yeryüzünde yolculuk edenin ayağı; gökte yolculuk yapanın ise kalbi su toplar. huper-kallos

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Bir Aşk Hikayesi..
    2006 Konuları bölümünde Pccopath tarafından açılmış
    Yanıt: 0
    Son Mesaj: 20.03.06, 01:06

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •