• Reklam
Sayfa: 1 | Toplam: 2 12 SonSon
14 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    RAMAZAN TOPTAŞ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-07-2009
    Mesajlar
    9,424
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    4

    Fetullah Gülen ve Yaradılış gerçegi ve evrim kıtabının netice bölümü hakkında ne düşünüyorsunuz

    Baştan buraya kadar arz etmeye çalıştığım hakikat şudur:

    Dünden bugüne, bugünden yarına bir kısım ilmî mahfillerde, bazı ilim adamlarının kitaplarında, onların ağızlarında ne ölçüde ihtimamla dolaşırsa dolaşsın, evrim teorisini teyit edecek sağlam bir mesnet, sağlam bir delil yoktur. İnsanı maymuna bağlayacak müstahâseler (fosiller) bulunamamıştır. Bir kısım fosillerde sahtekârlıklar yapılmış, bir kısım fosilleri de farklı yerlerden derleyip toparlamışlar, eksik kısımlarını da hayallerine göre monte etmişlerdir. Genetik, bu işi reddetmektedir.

    DNA’nın muhteşem bir ilim ve kudret gerektiren yapısı, her türlü tesadüfü ve şuursuz müdahaleleri tamamen ihtimal dışı bırakmaktadır. Şimdiye kadar delil diye ileri sürülen şeyler, ya yine birer faraziyeden veya çok zorlamalı tevillerden ibarettir ve teorideki bütün boşluklar, hayalî kurgularla doldurulmaktadır. Bir kısım benzerliklerden yola çıkılarak ileri sürülen iddialar ise, varlıklarda yapıyı öne alıp, fonksiyonlarına, hayattaki vazifelerine bakmadan yapılan değerlendirmelerdir ve hiçbiri delil olucu mahiyette değildir.

    İşin can alıcı noktası, bunları bulduk diyenler, delil olarak ileri sürenler, bütünüyle evrime inanmış çevreler olup, iddialarının tamamı incelemeye muhtaçtır. Nasıl tesadüflerin varlıkta en küçük bir yeri yoksa, aynı şekilde, bir canlının kendi kendine yoktan var olması da mümkün değildir. Pastör’ün denemeleri gibi, bu konuda yapılan daha geniş, daha çaplı denemeler de, kendi kendine var oluşu, yani Abiyogenezi reddetmektedir. Farz-ı muhal, birtakım şartlar gereği bir canlıda kısmî değişiklikler olsa bile, bunlar hiçbir zaman bir türe dönüşmeye menşe’ olamayacağı gibi, şimdiye kadar böyle bir vakaya da rastlanmamış olup, bu değişiklikler de, o canlının mahiyetinin müsaadesi sebebiyledir. Canlıların yapısı, kromozomları, hücrenin koruyuculuğu ve dıştan müdahaleyi reddediciliği gibi faktörler de, esasen dönüşme ihtimaline kat’iyen kapı açmamaktadır. Bunlardan başka, bütün edyan-ı sâlife (geçmiş dinler), bütün peygamberler, bütün mukaddes kitaplar, her şeyin, tabiî bu arada insanın da, Allah tarafından yaratıldığını açıkça ifade etmekte ve evrime kapı aralamamaktadır.
    Saham olmadığı gibi, çok defa etraflı ve derin anlatılabilecek bir meseleyi, sadece ana çizgileri ve gözden kaçırılan bazı hususlarla birlikte izaha çalıştım. Aczimi, fakrımı, bunlara rağmen meselenin ehemmiyetini şefaatçi yaparak, Cenâb-ı Hak’tan gayretli ve hakikat ehli ilim adamlarının konuyu enine boyuna incelemelerini, nesillerin, inkâr-ı ulûhiyet adına sürekli gündemde tutulan bu dogma ile aldanıp gitmekten korunmada üzerlerine düşen vazifeyi yapmalarını diliyorum. Batıda ve evrimci çevreler tarafından yazılmış kitapların yerine, hakikate dayanan ve hakikati söyleyen kitapların telif edilmesinin zamanının gelip geçmekte olduğu kanaatindeyim.[1]


    Kaynak:http://tr.fgulen.com/content/view/11784/3/


    ALLAH adına hüküm verip, emin olmadıgı için birde günah çıkarmış alttaki paragrafla, ama ne hikmetse koskaca cemaat bu zamana kadar etraflıca bir bilimsel çalışma yapamamış, her nedense.........

    Birde bu cemmat ve Harunu YAHYA cemaatine şunu sormak isterim. Yasin süresinin 79 uncu ayetlerini hiç okumamışlarmı? Tesadüfleride ALLAH'ın yarattığına inamıyorlarmı? Bu ayetler ışıgında evrime ve tesadüflere bir açıklama getirirlerse çok sevinecegim. Zira ben ALLAH'ın evrimle veya evrimsiz her türlü yaratmaya kadir ve muktedir oldugunu düşünüyorum. O nedenle bu konu bilimsel bir konudur ve ALLAH'ın varlıgını kanıtlayan bilimsel bir veridir. Ben olaya bu şekilde bakıyorum. Yani ALLAH'ın yoklugunu degil varlıgını ispat eden bir teoridir. Hemde canlıların neden farklı oldugunu dinlerin neden insanların gelişimine göre indirildigini açıklayabilecek tek bilimsel teoridir. Bu teorinin karşısında degil yanında durulması gerektigine inanan müminlerdenim.

    YASİN
    74 – Tuttular, Allah’tan başka tanrılar peşine düştüler, güyâ ki yardıma nâil olacaklar!
    75 – O putlar kendilerine yardım edemezler, nasıl olur?Zaten bunlar, onlar için hazırlanmış askerler! [21,43]
    76 – O halde ey Resulüm, üzülme sen onların laflarına, onların gizlediklerini de iyi biliriz, açıkladıklarını da, sen hiç tasalanma!
    77 – İnsan şunu hiç görüp düşünmedi mi:Biz kendisini bir nutfeden yaratmışken, yaman bir hasım kesildi Bize.
    78 – Nasıl yaratıldığını unutarak, bir de misâl fırlattı Bize:“O çürümüş kemikleri kim diriltecek!” diye.
    79 – De ki: “Onları ilk defa yaratan diriltir, hem O, yaratmanın her türlüsünü bilir.”
    80 – O’dur ki sizin için yeşil ağaçtan bir ateş yaratır, siz de onu tutuşturup durursunuz.
    81 – Gökleri ve yeri yaratan, onlar gibisini yaratmaya olmaz mı kadir!Elbette kadir!Hallâk O’dur, alîm O’dur!(Her şeyi yaratan, her şeyi bilen O’dur).
    82 – Bir şeyi dilediğinde O’nun buyruğu, sadece “Ol!” demektir, hemen oluverir...
    83 – Sübhandır, münezzehdir o Zât ki, her şey üzerinde hâkimiyet elindedir.Ve... hepinizin de dönüşü,O’na olacaktır.

    ENFAL
    42 – Hani Bedir savaşı günü ey Müslümanlar, Siz vadinin yakın kenarında idiniz, onlar da uzak tarafında idiler!Kervan ise sizden daha aşağıda (deniz sahilinde) idi.Eğer sözleşmiş olsaydınız dahi, sözleştiğiniz vakitte öyle buluşamazdınız.Fakat Allah, takdir ettiği bir işi yerine getirmek için, sizi böyle buluşturdu ki helâk olan, bir delile göre helâk olsun, yaşayan da bir delile göre yaşasın.Çünkü Allah her şeyi hakkıyla işitir ve bilir. [6,122]

    DEMEKKİ TESADÜFLERİDE BU AYETTE OLDUGU GİBİ ALLAH YARATIYOR VE BUNU NEDEN YAPTIGINI AÇIKLIYOR.
    CUMA6 – De ki: “Ey kendilerine Yahudi diyenler! İnsanlar arasında yalnız kendinizin Allah’ın dostları olduğunu iddia ettiğinize göre, bu iddianızda tutarlı iseniz, haydi hemen ölmeyi temenni edin de bir an önce O’na kavuşun.
    ENBİYA23 – O, yaptıklarından sorumlu değildir. O’nu sorguya çekecek kimse yoktur, ama insanlar mutlaka sorgulanacaklardır.
    30 – Hakkı, inkâr edenler görüp bilmediler mi ki göklerle yer bitişik (bir bütün) idi, onları Biz ayırdık, hayatı olan her şeyi sudan yaptık. Hâlâ inanmayacaklar mı?

  2. #2
    Atatürk EvRiMSeL adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-10-2009
    Mesajlar
    7,653
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    4
    tamamen dünya ile bağlantısını koparmış birisinin inanacağı bir kitap.
    kuranda evrimden bahsetmez ayrıca.
    adem ile havva yaratılmış ve nesiller onlardan gelmiştir.
    Ve adem ile havva cennete yaratılıp dünyaya inmiştir.
    dünyadaki canlılarla akrabalığı kurana göre yoktur.

  3. #3
    RAMAZAN TOPTAŞ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-07-2009
    Mesajlar
    9,424
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    4
    Bu dediğini kuran ayetleri ile delillendir. İstersen. O zaman sana cevap verecegim.
    CUMA6 – De ki: “Ey kendilerine Yahudi diyenler! İnsanlar arasında yalnız kendinizin Allah’ın dostları olduğunu iddia ettiğinize göre, bu iddianızda tutarlı iseniz, haydi hemen ölmeyi temenni edin de bir an önce O’na kavuşun.
    ENBİYA23 – O, yaptıklarından sorumlu değildir. O’nu sorguya çekecek kimse yoktur, ama insanlar mutlaka sorgulanacaklardır.
    30 – Hakkı, inkâr edenler görüp bilmediler mi ki göklerle yer bitişik (bir bütün) idi, onları Biz ayırdık, hayatı olan her şeyi sudan yaptık. Hâlâ inanmayacaklar mı?

  4. #4

    Kayıt Tarihi
    06-09-2008
    Mesajlar
    1,726
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    4
    Yazıda artık klişe olmuş yanlışlar var. İnsanı maymuna bağlamak, teori hakkında sağlam delilin olmaması, Pastör'ün denemeleri gibi, genetiğin evrim teorisini reddetmesi gibi. Tamam alanı olmadığı bir konuya girdiğini kendisi de söylüyor ama yazısını kulaktan dolma bilgilerle hazırlandığı da çok net.

  5. #5
    RAMAZAN TOPTAŞ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-07-2009
    Mesajlar
    9,424
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    4
    Siz feto'dan icazet falanmı aldınızda burda yazıyorsunuz, ben bu sorumu Fetullah GÜLEN cematine ve nurculara sormuştum.
    CUMA6 – De ki: “Ey kendilerine Yahudi diyenler! İnsanlar arasında yalnız kendinizin Allah’ın dostları olduğunu iddia ettiğinize göre, bu iddianızda tutarlı iseniz, haydi hemen ölmeyi temenni edin de bir an önce O’na kavuşun.
    ENBİYA23 – O, yaptıklarından sorumlu değildir. O’nu sorguya çekecek kimse yoktur, ama insanlar mutlaka sorgulanacaklardır.
    30 – Hakkı, inkâr edenler görüp bilmediler mi ki göklerle yer bitişik (bir bütün) idi, onları Biz ayırdık, hayatı olan her şeyi sudan yaptık. Hâlâ inanmayacaklar mı?

  6. #6

    Kayıt Tarihi
    06-09-2008
    Mesajlar
    1,726
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    4
    Ben zaten bir soruyu cevaplamadım ki. Soruyla dahi ilgilenmedim farkettiysen. Yazıdaki evrim kısmıyla ilgili bir not minvalinde yazı yazdım. Ayrıca burası bir forum kimseden icazet almama gerek yok.

  7. #7
    RAMAZAN TOPTAŞ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-07-2009
    Mesajlar
    9,424
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    4
    Tamam tamam kızma ben bende farkındayım. Ama burda yazılanların delillere dayalı ve ciddi ciddi yazılar yazılmasını istiyorum. Sizn tutumunuz belli yobazlar gibi dini anlamak ve algılatmak. Benim amacım ise Kuran ayetleri ile olayı açıklamaktır.
    CUMA6 – De ki: “Ey kendilerine Yahudi diyenler! İnsanlar arasında yalnız kendinizin Allah’ın dostları olduğunu iddia ettiğinize göre, bu iddianızda tutarlı iseniz, haydi hemen ölmeyi temenni edin de bir an önce O’na kavuşun.
    ENBİYA23 – O, yaptıklarından sorumlu değildir. O’nu sorguya çekecek kimse yoktur, ama insanlar mutlaka sorgulanacaklardır.
    30 – Hakkı, inkâr edenler görüp bilmediler mi ki göklerle yer bitişik (bir bütün) idi, onları Biz ayırdık, hayatı olan her şeyi sudan yaptık. Hâlâ inanmayacaklar mı?

  8. #8

    Kayıt Tarihi
    06-09-2008
    Mesajlar
    1,726
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    4
    Herhalde başkasıyla karıştırıyorsun. Benim belirli bir din adına yazdıklarım oldukça azdır.

  9. #9
    RAMAZAN TOPTAŞ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-07-2009
    Mesajlar
    9,424
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    4
    Alıntı Tartarus tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Herhalde başkasıyla karıştırıyorsun. Benim belirli bir din adına yazdıklarım oldukça azdır.
    Nasıl yani....
    CUMA6 – De ki: “Ey kendilerine Yahudi diyenler! İnsanlar arasında yalnız kendinizin Allah’ın dostları olduğunu iddia ettiğinize göre, bu iddianızda tutarlı iseniz, haydi hemen ölmeyi temenni edin de bir an önce O’na kavuşun.
    ENBİYA23 – O, yaptıklarından sorumlu değildir. O’nu sorguya çekecek kimse yoktur, ama insanlar mutlaka sorgulanacaklardır.
    30 – Hakkı, inkâr edenler görüp bilmediler mi ki göklerle yer bitişik (bir bütün) idi, onları Biz ayırdık, hayatı olan her şeyi sudan yaptık. Hâlâ inanmayacaklar mı?

  10. #10
    RAMAZAN TOPTAŞ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-07-2009
    Mesajlar
    9,424
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    4
    Evrim Nedir?


    Kısaca evrimi, varlıkların ve olayların süreç içinde gelişimi ve değişimi olarak tanımlıyabiliriz. Zaman içinde şartların etkisiyle gelişimin neticesinde niteliksel ve niceliksel olarak değişimler ortaya çıkar. Bir maddenin, bir varlığın, bir olayın ilk durumu ile son durumu arasındaki gelişim ve değişimlerini ortaya koyan evreye evrim denir. Bu değişim kesintili ve kesintisiz olabilir. Biyolojik evrimde ani sıçramalar şeklindeki değişimler kesintilidir.

    Evrimi, Dünyanın evrimi, canlıların evrimi, tarihin evrimi, maddenin evrimi, insanın evrimi, teknolojinin evrimi, dinlerin evrimi vs. olarak sınıflandırabiliriz.


    Evrim Teorisi ve Din


    Biyolojik evrim ise insanı da içeren canlıların evrimini ele alır. Tüm canlıların başlangıçta tek bir canlıdan türeyerek oluştuğu kuramı “Evrim Teorisi ” olarak adlandırılır. Yani, daha kompleks bir varlığın daha basit bir varlıktan meydana geldiği teorisidir. Bu teoriye karşı dinsel olarak “Yaratılış Teorisi “ öne sürülür ki bunlara göre her canlı birbirinden ayrı bağımsız olarak yaratılmıştır. Geçmişte ne ise bugünde aynı özelliklere sahiptir.


    Örneğin dinlerde ve kutsal kitaplarda yaratılışın 6 günde tamamlandığı ifade edilir. Bunun karşısında bilim, evrenin ve dünyanın gelişimini milyarlarca yıllık süreçle ortaya koyar.

    Bilim ile din arasında her dönem bir çatışma, bir zıtlaşma yaşanır. Din içindeki bağnaz düşünce daima gelişime, yeniliklere, buluşlara karşı çıkmıştır. Din, bir yanıyla ideolojiktir. “Tanrının kanunları ” diyerek kutsal kitaplarda yazılı hükümleri uygulamak ve iktidar olmak ister. İdeolojik oluşunun yanı sıra totaliterdir. Çünkü Tanrının kanunlarının değişmez olduğunu öne sürer. Başka fikir ve düşüncelere, özgür araştırmalara, bilime hoşgörüyle yaklaşmaz, izin vermez.


    Evrim Düşüncesinin Doğuşu


    Evrim Teorisi denildiğinde Darwin akla gelir ve yaratılışçılar tarafından hep o eleştirilir. Halbuki Evrim düşüncesinin tarihi Darwinden çok eskilere dayanır.

    Darwin sadece kendi dönemine kadar olan evrim düşüncesini ve biyolojik alandaki kuramsal gelişmeleri değerlendirerek yeni ve değerli katkılarda bulunmuştu.

    Geriye gittiğimizde ne Evrim Teorisinin Darwin’le, ne de yaratılış düşüncesinin kutsal kitaplarla başlamadığını görebiliriz. İnsanın topraktan ya da çamurdan yapıldığına dair eski mitolojilerde Sümer’de, Mısır’da, Roma’da benzer inançlara rastlamaktayız. Buna karşın Hint felsefesinde ve İyonya filozoflarında evrim düşüncelerini görürüz.


    M.Ö. 6. yüzyılda Thales, tüm canlıların sudan oluştuğunu yazar. Aynı dönemde Heraklitus canlılar arasındaki sürekli çatışmaya dikkat çekerek ilk doğal seleksiyon kuramından söz etmiş olur..

    Aristoteles ise, evrim düşüncesini açıklıkla ortaya koyar. İlk canlılardan insana evrim basamaklarını, canlıların en ilkel düzeyde kendiliğinden oluştuğunu ve doğanın ihtiyaca göre organ oluşumunu sağladığını ve canlılarla evrim sınıflandırması arasındaki ilişkiyi açıklar.


    Biyolojik anlamda evrim düşüncesi hızla gelişen fen bilimlerinin etkisiyle 18. yüzyılda büyük gelişme gösterir. 1750’lerde Fosil ve diğer kalıntılara dayanarak canlı ve cansız dünyada hemen her şeyin evrim sürecinde oluştuğu görüşünü dile getiren Fransız doğa bilimcisi Buffon’a kilise’den sert tepki ve baskı gelir. Bunun üzerine Buffon geri adım atar.


    Ünlü İsveç botanikçisi Linnaeus’da kilisenin baskısı nedeniyle evrimin sadece aynı tür içindeki gelişme olduğunu ortaya koyabiliyordu. Kilisenin baskısının azalmaya başladığı 19. dönemde Darwin’in dedesi Erasmus Darwin’in katkılarından sonra Fransız doğa bilimcisi Lamarc o döneme kadar olan en geniş ve tutarlı evrim kuramını açıklıyordu.

    Bilindiği gibi Lamarc’tan sonra ise Evrim Teorisi bayrağı Darwin’e geçmişti.


    Evrim Düşünceli İslam Düşünürleri


    Evrim Teorisi yazının başında da açıklandığı gibi ilk canlının nasıl oluştuğu konusunu içermez. Tüm canlıların ilk canlıdan oluşa geldiğini savunur. Dolayısıyla Tanrı inancıyla Evrim Teorisi tamamen birbirine zıt değildir. Evrim Teorisine ters olan kutsal kitaplardaki yaratılış anlayışıdır. Dolayısıyla Tanrı inancında olanlar da Evrim Teorisini savunabilir.

    Şimdi de İslam düşünce tarihinde unutulmuş ya da unutturulmaya çalışılmış büyük düşünür ve alimlerin , insanın kökenine ilişkin fikirlerini görelim. Yaratıcı tekamül ya da Evrimci Yaratılış diyebileceğimiz bir görüşü savunan bu müslüman düşünürler bugün evrim teorisine inananlara da ışık tutmaktadırlar.




    Cabir bin Hayyan (öl.815)

    “Canlıların kendiliğinden oluşumu ve suni yolla canlı üretme” fikrini savunmaktaydı. Cabir’e göre Allah ilk önce dört unsuru yani hava, su, ateş ve toprağı yarattı, sonra da onlardan maden, bitki, hayvan ve insan varlıklarının oluşumunu ve üremesini “irade” etti. Temelde ilahi yaratma fikrini kabul eden Cabir, bazı bitki ve hayvan türlerinin, hatta ilk insanın, kendiliğinden vucut bulduğunu kabul etmekten öte, minerallerin, bitkilerin, hayvanların ve insanların suni olarak laboratuarda üretilebileceğini bile iddia etmektedir. Cabir, kendiliğinden oluşu tevlid ve tevellud, suni oluşumu tevalud ve tekvin, ilahi yaratma fikrini de kevn ve halk terimleriyle açıklamaktaydı.




    Nazzam (öl.845) bir şair, düşünür, edebiyatçı, kelamcı ve filozoftu. Birçok eser yazdığının bilinmesine rağmen günümüze hiçbir eseri ulaşmayan Nazzam, kendi döneminde Dehriye, Zerdüştlük, Cebriye, Murcie vb. akımlarla mücadele etmesiyle ve Aristo’yu eleştirmesiyle tanınıyordu. Nazzam bir nevi kozmolojik evrim diyebileceğimiz bir teori savunmaktaydı. Nazzam’ın, Kur’an’daki bazı ayetlere dayanarak kumun, buruz ve tecdid kavramlarıyla izah ettiği kozmolojik yaratıcı tekamül görüşü şöyle özetlenebilir;

    “Yaratılış, Allah’ın doğrudan doğruya bütün canlı ve cansız varlık türlerini, kendi içinden çıkaracak şekilde bir anda var etmesidir. Bütün varlıklar bu ilk varlık çekirdeğinde potansiyel kuvvet halinde gizliydi. (kumun). İlk çekirdekte potansiyel kuvvet olarak gizlenen varlığın kozmik özü zamanla açığa çıkmakta, bariz olmaktadır (buruz). Bu açığa çıkış veya bariz oluş, evrenin, birbiri ardı sıra, madde (fizik), yeryüzü (jeoloji), gökyüzü (astronomi), hayat (biyoloji), şuur (psikoloji) hareketleri halinde varlık sahnesine çıkmasıdır. Ortaya çıkan canlı ve cansız türler varlık sahnesine çıkarken aralarında irtibatlar bulunmasına rağmen bağımsız olarak varolmaktadırlar. Her bir tür kumun halindeki bağımsızlığını buruz halinde de korumaktadır. Türler birbirine dönüşmemektedir. Türler ilk kozmik özden zamanla ayrı ayrı çıkmaktadır. İnsan vucudu ilk embriyodan sürekli hücre bölünmeleri halinde birbirinin içinden çakarak oluştuğu gibi, evren de, kumun halindeki ilk özden sürekli yeni canlı ve cansız türleri çıkartarak oluşmaktadır. Her bir ana tür bir başka ana türe dönüşmemekte, aynı kökden yeni ana türler birbiri ardınca çıkmaktadır. Ortaya çıkan ana türler kaybolmaksızın, özünü ve türlüğünü de kaybetmeksizin, başka bir türe de dönüşmeksizin sürekli yenilenmektedir (tecdid). Bu yenilenmeler atmosfer/çevre şartlarının etkisiyle olmakta, bu sebeple farklı insan ırkları ortaya çıkmaktadır. Allah, varoluş süreçlerini, yaratıcı tekamül halinde böyle irade etmiştir...”




    Cahiz (öl.869):

    iyi bir kelamcı ve edebiyatçı olmanın yanı sıra ünlü bir zoolog (hayvanbilimci) ve antropologtu (insanbilimci). Cahiz, hocası Nazzam’ın kumun ve buruz teorisi olarak bilinen fikirlerini benimser görünmektedir. O, Nazzam gibi, ilk yaratılışın, Allah’ın hür iradesiyle yarattığı bir çekirdek varlıkla başladığını kabul etmektedir. Fakat çekirdek varlıktan nasıl türediklerinin izahı konusunda hocasından ayrılıyor. Cahiz tüm evrenin bütün olarak nasıl oluştuğunu izahtan ziyade, canlıların oluşumu ve aktüel evrimleri üzerinde durmaktaydı. Cahiz, Kitabu’l-Hayavan adlı kitabında biyolojik evrimi açıkca savunmuştur. Ona göre evrenin yaratılışını başlatan Allah, aynı zamanda onu evrimleşme yoluyla teşekkül edici, hem de türleri devamlı evrimleştirici kılmıştır. Bu bakımdan evrimin gerçek sebebi Allah’tır. O, yaratılışı yaratıcı tekamül süreci olarak irade etmiştir. Türler kendi içlerinde taşıdıkları potansiyel kuvvet sebebiyle evrimleşmektedirler. Bu potansiyel kuvvet onlara Allah tarafından konulmuştur. Türlerin içindeki potansiyel kuvvet, fiziksel çevre, iklim şartları, hayat mücadelesi ve doğal seçilimin etkisiyle ortaya çıkmakta, yaratıcı tekamül birbiri ardı sıra türleri ortaya çıkarmaktadır...




    Biruni (öl.1061)

    Biruni ile birlikte İslam düşüncesindeki yaratıcı tekamül veya evrimci yaratılış teorisinin zirveye çıktığını görüyoruz. Biruni jeo-kimyasal evrim diyebileceğimiz bir görüşü savunmaktaydı. Biruni’ye göre evrenin tekevvünü Allah’ın öyle irade etmesi sonucunda jeo-kimyasal bir evrimin sonucudur. Allah’ın ezeli planına göre evren, genel jeo-kimyasal evrimler geçirmektedir. Bu esnada, uygun şartlar oluştuğunda madenler ve canlı türler birbirinden bağımsız olarak ortaya çıkmaktadır. Her bir jeo-kimyasal zaman kendi türlerini ortaya çıkarmaktadır. Biruni’yi göre jeo-kimyasal evrim evrende meydana gelen yeryüzü (jeoloji), gökyüzü (astronomi), fizik (madde), mineraller (kimya), hayat (biyoloji) hareketlerinin (ekoloji) tümüdür Evrenin yaratılışından bu yana meydana gelen tüm bu ekolojik değişim zamanları her defasında kendi canlı türlerini doğurmuştur. Türler birbirine dönüşmemiş, ekolojik denge değişikliklerine paralel bir şekilde birbiri ardınca bağımsız olarak tabiatın bağrından çıkmıştır. Bu, Hind-Budist felsefede olduğu gibi (karma) devri daim şeklinde değil, birbirini takip eden bir süreklilik içinde olmuştur, olmaya da davam etmektedir...




    İbni Miskeveyh (öl.1030):

    O da psikolojik evrim diyebileceğimiz bir görüşü savunmaktaydı. Ona göre varlığın hiyerarşik mertebelenişi, ana hatlarıyla en aşağıdan başlamak üzere inorganik cisimler, bitkiler, hayvanlar, insanlar ve melekler şeklindedir. Dolayısıyla basitten karmaşığa, inorganik olandan organizmaya, fiziki olandan metafizik olana doğru yükselen hiyerarşik bir yapı söz konusudur. Her mertebe ayrıca kendi içinde çok sayıda katmanlara ayrılmaktadır. Mesela hayvanlar mertebesi, kendi içinde en basit türlerden yükselen katmanlar halinde bir hiyararşi oluştururlar. Hayvanların en yüksek katmanı maymunlardır. Maymunlar mertebesinin bittiği yerden itibaren insan katmanı başlar. İnsan katmanının bittiği yerden itibaren de meleklerin katmanı başlar. Ancak insan diğer mertebelerden farklı olarak kendi içinde bir bütünlük arzeden bir küçük alemdir. Bedeni ve ruhi yapısı tıpkı kainatta varolan gibi bir yapı arzeder; bu küçük alemdeki beşeri güçler kozmik mertebeler gibi bitişme ve ilerleme ilişkisi içindedirler. Türler arasındaki sınırları belirleyen ana etken, türlerin birbiri içinden çıkması anlamında değil, ilahi hikmete uygun olarak varlık hiyerarşisinde öyle sıralanmış olmasından kaynaklanan bir evrim sürecidir.




    İbni Tufeyl (öl.1185) ve İbni Nefis’in (öl.1288):

    Aynı adlı romanları Hay bin Yakzan ise insanın menşei hakkında tabiatçı bir teoriyi savumaktaydı. Her iki romandaki tabiatçı tekamül/evrim düşüncesi İslam düşünce tarihinde fazla rağbet görmemiş, genel olarak İslam dünyasında Yeni-Eflatuncu/Hristiyan etkisiyle cennetten kovulma ve yeryüzüne düşme görüşüne inanılmıştır.

    Her iki romanda da tabiatın çoçuğu olarak, annesiz-babasız, toprak ve çamurdan kimyevi tepkimelerle canlı haline gelen Hay bin Yakzan aslında Adem’in yaratılışını anlatmaktadır. Roman diliyle ortaya konan bu görüşlere göre ilk yaratılış şöyle olmuştur;

    “Hay b. Yekzan (Adem) Hind Okyanusu’nda ıssız bir adada, annesiz-babasız, toprağın çamur halinde mayalanması neticesinde canlı haline geldi. Bu oluşum kısa sürede değil aradan epey zamanların geçmesiyle gerçekleşti. Yavrusunu kaybetmiş olan bir ceylan Hay’ı büyütüp hayvanlarla rekabet edecek hale gelinceye kadar emzirdi. Hay, her ne kadar hayvanlarla birada yaşasa da kısa sürede derisinin çıplak olduğunu ve hayvanlara mahsus tabii savunma vasıtalarından mahrum bulunduğunu farketti. Yedi yaşına geldiğinde kendisini korumak için vucudunu yapraklarla ve hayvan derileriyle örtmeye başladı. Sonunda onu emziren ceylan ödü. Bu olay Hay’ı çok üzdü ve ölümün sırrı üzerine düşünmeye başladı. Ceylanın cansız bedeni üzerine uzun süre düşündü ve sonunda ölümün sebebinin bedeni terkeden bir güç (ruh) olduğuna karar verdi. Çünkü ceylan’ın bedeni olduğu gibi durmakta fakat canlılığı sağlayan güçten yoksun olduğu için hareket edememekteydi. Böylece Hay hayatı keşfetti...”




    İbni Haldun (öl.1406):

    İbni Haldun, bir anlık (tafra, mutasyon) için de olsa insanların fiilen melek haline gelebileceklerini göstermek, dolayısıyla nübüvvet ve vahiy meselesini izah etmek için evrim (tekamül, insilah) konusunu girer. İbni Haldun, Mukaddime’de Farabi ve İbni Sina’nın nübüvvet teorisini, Cahiz, İbni Miskeveyh ve İhvan-ı Safa’nın evrim/tekamül düşünceleriyle bağdaştırmıştır. Burada İbni Haldun’un asıl amacı canlılardaki evrimi izah etmekten ziyade peygamberin gaybtan aldığı bilgi türüne açıklık getirerek temellendirmektir. Yani konu asıl itibariyle epistemolojidir ancak antropolojik bir temele oturtulmaya çalışılmıştır. İbni Haldun açıkça “Hurma ve üzüm ağacı sedef ve salyangoza, maymun insana, insan meleğe insilah edebilir” demektedir. Buradaki “insilah” kelimesi daha iyiye geçme, tekamül, dönüşüm, reform, değişim vb. anlamlara gelmektedir. Öte yandan İbni Haldun “Peygamberler bu haletten ayrılıp beşeriyetlerine döndüğü zaman ilimlerindeki vuzuh ve sarahat onlardan ayrılmaz” derken bu dönüşümü bir anlık sıçrama (tafra) olarak anlamaktadır. Bu açıdan İbni Haldun’un canlı türlerinin birbirine dönüşerek çoğaldığını mı yoksa aralarındaki yakınlığı anlatmak için mi böyle bir açıklama yaptığı tam anlaşılmıyor. Türler arasındaki yakınlığı ve varlığın kategorik dizilişini anlatmak için değil de, bunun bir çoğalma yasası olduğunu anlatmak istediğini varsayarsak bu takdirde şu anki insanların atasının bir zamanlar maymun, meleklerin de bir zamanlar peygamber olduklarını kabul etmemiz gerekecektir. Yine İbni Haldun da kapalı olan bir diğer hususda meleklerden sonra insılahın nereye varacağıdır. İbni Haldun burada susmaktadır ancak biz mantığı sonucuna götürecek olursak, meleklerden sonraki aşama Allah’la bütünleşme, yani vahdet-i vucud veya fenafillahtır. Oysa İbni Haldun’un vahdet-i vucuda kesin olarak karşı olduğu biliniyor.



    İbn-i Sina (980-1037):


    Aristotelesçi felsefe anlayışını İslam düşüncesine göre yorumlayarak, yaymaya çalışmış, görgücü-usçu bir yöntemin gelişmesine katkıda bulunmuştur.






    Canlı sorununa, gözleme dayalı bir ruhbilim anlayışıyla çözüm arayan Ibn Sina'ya göre dirilik bir bileşimdir. Doğal organların, göksel güçler yardımıyla birleşmesinden canlılar ortaya çıkar. Bu olay da, belli aşamalara uygun olarak gerçekleşir. Ilk ortaya çıkan canlı bitkidir. Bitkide tohumla üreme, beslenme ve büyüme güçleri vardır. Ikinci aşamada ortaya çıkan hayvanda ise, kendi kendine devinme ve algı güçleri bulunur. Devinme gücünden isteme ve öfke doğar. Algı gücü de, iç ve dış algı olmak üzere ikiye ayrılır. İnsan özü doğal evrim sürecinde en üst düzeyde gerçekleşmis bir oluşumdur, bu nedenle, öteki varlıklardan ayrılır. Insanda dış algı duyumlarla, iç algı da , beynin ön boşluğunda bulunan ortak duyu ile saglanır. Duyularla alınan izlenimler bu ortak duyu ile beyne gider. Beynin, ön boşluğunda sonunda, tasarlama yetisi bulunur. Bu yeti duyu izlenimlerini sağlamaya yarar. İnsan için en önemli olan düşünen öz yapıcı ve bilici güçlerle donatılmıştır. Yapıcı güç (us) gerekli ve özel eylemler için gövdeyi uyarır. Bilici güç ise, yapıcı gücü yönlendirir. Özdekten ayrılan tümel biçimlerin izlerini alır. Bu biçimler soyutsa onları kavrar, değilse soyutlayarak kavrar. İnsanda iyiyi kötüden, yararlıyı yararsızdan ayıran yapıcı güçtür, bu nedenle bir istenç niteliğindedir. Us konusunda Ibn Sina ayrı bir düşünce ortaya atmıştır. Ona göre us beş türlüdür. Özdeksel us, bütün insanlarda ortak olup, kavramayı, bilmeyi sağlayan bir yetenektir. Bir yeti olarak işlek us, yalın, açık ve seçik olanı bilir, eyleme yöneliktir, durağan bir güç niteliğinde değildir. Eylemsel us, kazanılmış verileri kavrar ve ikinci aşamada bulunan ustan daha üstündür. Kazanılmiş us, kendisine verilen ve düşünebilen nesneleri bilir. Aşama bakımından usun olgunluk basamağında bulunur. Bu aşamada usun kavrayabileceği konular kendi özünde de vardır. Kutsal us, usun en yüksek aşamasıdır. Bütün varlık türlerinin özünü, kaynağını, onları oluşturan gücü, başka bir aracıya gereksinme duymadan, bir bütünlük içinde kavrar. İnsan, ayrıntıları duyularla algılar, tümelleri usla kavrar. Tümelleri kavrayan yetkin us, nesneleri anlama yeteneği olan etkin usa olanak sağlar. İnsan usunun algıladiği ayrıntılar, kendi varlıkları dolayısıyla değil, nedenleri yüzünden vardır. Us, bu kavranabilir nesneleri kazanabilmek için ilkin duyu verilerinden yararlanır. Sonra duyu verilerini usun genel kurallarına göre işlemden geçirir, yargıları ortaya koymada onları aşar.



    Mevlana Celaleddin-i Rumi, Muhyiddin-i Arabi, Muhammed İkbal vb. vahdet-i vücud felsefesine sahip Tasavvuf alimlerinin tekamül (evrim) düşünce ve inancına sahip olduğu zaten biliniyor. O nedenle bu alim ve düşünürlere burada yer vermeyeceğiz.

    Sadece Muhyiddin-i Arabi'den ilginç bir Mekke anısı sunalım:



    Arabi, Mekke’de kaldığı iki yıl boyunca sık sık Kabe’yi tavaf edermiş. Bir seferinde Kabe’yi tavaf ederken, herkesin gölgesi olduğu halde, çok uzun boylu bir adamın gölgesinin olmadığını farketmiş. Uzun boylu adam tavaf ederken kendisine;

    - Bizler de sizler gibi bu beyti tavaf ediyoruz.

    Arabi, merakla adama sormuş;
    - Kimsiniz, kimlerdensiniz?
    - Ben sizin çok eski atalarınızdanım.
    - Hangi asırda yaşadınız?
    - Kırkbin sene evvel vefat etmiştim.
    - İnsanın atası olan Adem’in altıbin sene evvel halkolunduğunu söylerler. Siz nasıl kırk bin sene önce vefat etmiş oluyorsunuz?
    - Sen hangi Adem’den bahsediyorsun? Size yakın olandan mı? Yoksa diğerlerinden mi? Bil ki; insanın ilk atası olan Adem’den evvel yüzbin Adem gelip geçmiştir.” dedi.




    Bu yanıt üzerine Arabi, " O zaman hatırladım ki hadiste ' Allah yüzbin Adem yaratmıştır.' diye yazardı." der.

    Bu hadisin doğruluğu şüpheli olmakla beraber, Kur'an'daki yaratılış anlatımına ters olduğu açıktır. Ayrıca bu hikayenin gerçek olmadığının düşünülmesi son derece normaldir. Önemli olan bu hikaye ile Muhyiddin-i Arabi'nin 6000 yıllık Adem masalına inanmadığını anlatmaya ve Adem'den öncede insanın bir geçmiş evrimi olduğunu ifade etmeye çalışmasıdır.



    Sonuç olarak zamanımızın İlahiyatçıları hariç geçmişten bugüne otuzdan fazla İslam alim ve filozofunun evrim görüşünde olduğunu yani evrimci yaratılışa inandıklarını söyleyebiliriz.

    Harun Yahya öncülüğündeki bağnazlar ordusu ise Evrimi bir tarafa, Allah'ı bir tarafa alarak "Ya Evrim Ya Allah" diyorlar. Büyük ölçüde ispatı tamamlanmış olan teori 5-10 yıl sonra tüm dünyanın kabul edeceği şekilde tamamen ispatlandığında bunlar inandıkları Allah'tan vaz mı geçecekler?



    Yazımızı Mevlana'nın Ölümüne doğru söylediği şu evrim sözü ile noktalayalım:



    "Maden idim, bitki oldum; bitki idim, hayvan oldum; hayvan idim, insan oldum; insanım ölüyorum, ölmekle tekamül ediyorum niye üzüleyim"

    kaynak:http://www.genbilim.com/component/op...4/topic,2185.0

    Şunuda eklemek isterimki ilk canlı tek degildir ve oluşmaya devam etmektedir. Belkide sayısız canlı bu şekilde meydana gelmiş ve gelmeye devam etmektedir. Kimin kimden ve neden dönüştüğünü ancak araştırma sonuçları verir.

    Yani şunu demek istiyorum tesadüfen bir basit bir canlı organizma olduda ondan bütün canlılar oluştu demiyorum. Maddeden tesadüfen basit canlılar şimdide oluyor geçmiştede olmuştur olmayada devam edecektir.

    Düşünceni sınırlayıpta bütün canlılar ilk oluşan canlı organizmadan oldu sanma, Kuşlar başka, dinazorlar başka insanlar ve maymunlar başka bir canlıdan da gelmiş olabilir belki her hayvanın veya canlının tesadüfen oluşan ilk basit hücresi OLMUŞTUR.

    BELKİDE BELLİ GRUPTAKİ CANLILAR, BU GRUBU OLUŞTURAN İLK BASİT ORGANİZMADAN OLMUŞTUR.

    ALLAH HER TÜRLÜ YARATMAYI BİLİR. BUNU UZAYA ÇIKTIĞIMIZDA VE BAŞKA ORTAMLARDA BAŞKA BAŞKA CANLILAR GÖRDÜĞÜMÜZDE DAHA İYİ ANLAYACAĞIZ.
    CUMA6 – De ki: “Ey kendilerine Yahudi diyenler! İnsanlar arasında yalnız kendinizin Allah’ın dostları olduğunu iddia ettiğinize göre, bu iddianızda tutarlı iseniz, haydi hemen ölmeyi temenni edin de bir an önce O’na kavuşun.
    ENBİYA23 – O, yaptıklarından sorumlu değildir. O’nu sorguya çekecek kimse yoktur, ama insanlar mutlaka sorgulanacaklardır.
    30 – Hakkı, inkâr edenler görüp bilmediler mi ki göklerle yer bitişik (bir bütün) idi, onları Biz ayırdık, hayatı olan her şeyi sudan yaptık. Hâlâ inanmayacaklar mı?

 

 
Sayfa: 1 | Toplam: 2 12 SonSon

Bu konuya benzer diğer konular

  1. İkİ Tarİkat Şeyhİ:fetullah GÜlen, Esat ÇoŞan
    2005 Konuları bölümünde SlamDunk tarafından açılmış
    Yanıt: 53
    Son Mesaj: 04.02.10, 19:13
  2. Orhan Pamuk'un Ermeni soykırımı hakkında söyledikleri hakkında ne düşünüyorsunuz?
    2005 Konuları bölümünde isirganus tarafından açılmış
    Yanıt: 10
    Son Mesaj: 13.10.06, 17:04
  3. Meclis Başkanı, Fetullah Gülen İçin Neden Ağladı?
    2005 Konuları bölümünde TGTci tarafından açılmış
    Yanıt: 17
    Son Mesaj: 23.06.06, 04:46

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •