Günden güne etkileri artan 2008 finansal krizini, birçok finans analisti ,Temmuz 2007’de yatırımcıların mortgage piyasasına güven kaybıyla yaşanan mortgage kriziyle ilişkilendiriyor.

Emlak piyasasının yansımaları, ABD’de likidite krizine sebep olurken, sorun, ABD ve AB Merkez Bankalarının kapital enjekte etmesiyle çözümlenmişti. Ancak, bir seneyi aşkın süre sonrasında, Eylül 2008’de kriz daha da derinleşti, tüm dünya piyasaları dibe vurdu.


Bu birbirini kısa ara takip eden finansal kaosun neden-sonuç ilişkilerini araştıran analistlere göre, sistemdeki açıklar ve zaaflar, krizin er veya geç geleceğinin işaretini veriyordu. Finansal sistem, son derece kompleks hale gelmiş yapısından dolayı tehlikelere açıktı. Yüksek borçlanmayı cazip hale getiren finansal kontratlar ve operasyonlar ve Amerikan para politikasının borçlanma maliyetini hiçe sayan tutumu, finansal sektörü patlayacak kadar şişirdi. Finansal sektörün hipertrofisi adı verilen bir balon yaratılmış oldu.

Finansal kriz, hem çıkış noktasının ABD, AB’nın ABD ile yakın ticari ilişkilerinden, hem de birçok finansal analistin Batı kökenli olmasından dolayı, ağırlıklı olarak batı ülkeleri gözünden değerlendiriliyor. Okuduğumuz yazılar, dinlediğimiz haberler hep batı kaynaklı. Kriz Avrupa’yı nasıl etkiliyor, Amerikan bankaları nasıl bir kurtarma planını izliyor, Obama hükümeti neler yapmayı planlıyor? Oysa, küreselleşmenin en son noktada olduğu bu dönemde, Asya ülkelerinde krizin ekonomik ve sosyal etkilerini ne ölçüde yaşıyorlar, hem ülke bazında, hem de bölgesel anlamda yapılan çalışmalar neler, ne tür önlemler alınıyor? Bunlar, çok ender değinilen konular arasında. Yaşanan kriz, muson yağmuru gibi baştan aşağı herşeyi sırılsıklam mı ediyor, yoksa meltem rüzgarı gibi hafifçe dokunup geçiyor mu büyük zararlar vermeden...?

Finansal Krizin Uzakdoğu'ya Etkileri başlıklı haberin devamını okumak ve Asya-Pasifik Krize Nasıl Dur Diyor sorusunun cevabını öğrenmek için lütfen tıklayın...

Datassist - Ayşe Nazmiye Uça