Allah’ın ilminde eşyanın malum olması, ezeli olmasını gerektirmez; ezeli olan, Allah’ın ilmidir. İlimdeki malum olan eşyalar değildir. Tıpkı Kudret ezeli olup, kudretin tecellilerinin fani olması gibi.
Ezeliyet, sadece ve sadece Allah’ın Zat-ı Akdesi ve sıfatlarına has bir sıfattır. Bunun dışında hiçbir mahluk bu sıfatla sıfatlanamaz. Bu mahluk, ister mevcut olsun, ister malum olsun, ister vücudu ilmi olsun, fark etmez, hepsi fani ve hadistirler.
Şimdi ince bir nokta var ki, insanları yanıltan nokta burasıdır. Allah’ın ilmindeki malumlar hadis ve fanidirler, lakin Allah’ın o hadis ve fanileri bilişi, yani ilmi olarak, onları idraki ezelidir. Allah’ın ilminin ve bilişinin ezeli olması malumu ezeli yapmaz. Ezeliyet içinde bir nokta, bir lema olarak durur, ama ezeliyet ile ilanihaye uzayıp gitmez. Uzamak tabiri, lafız darlığındandır. Hakikati hal nazarı ile bakılmamalı. Uzamak kevni bir tabirdir, ama hakikate işaret kabilinden kullanılması caizdir.
İlm-i İlahideki bütün malumlar ezeli olmuş olsa, diğer malumları selb eder, hayat hakkı tanımazlardı. Zira iki ezeli beraber bulunamaz. Beraber bulunmaları bir tenakuzdur. Tıpkı on metrelik bir yerde, yüz tane on metrelik şeylerin bulunmasının imkansızlığı gibi.
İlm-i İlahideki malumların ezeliyetini kabul etmek, kadim varlıkların çoğalmasını kabul etmek olur ki, bu şirktir.
Özet olarak; Allah’ın ilmi ve malumlara olan vukufiyeti ezelidir, malumlar ise hadis ve fanidir.


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla