• Reklam
Sayfa: 4 | Toplam: 4 İlkİlk 1234
39 sonuçtan 31 --- 39 arası gösteriliyor
  1. #31
    Searcher1 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    12-05-2008
    Mesajlar
    1,465
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    5
    Ve tüm bu iddialar, evlatlığının boşadığı karıyı alacak kadar düşmüş bir adamın sözlerine dayanıyor. Ve bu adamda güneşin balçıklı bir su gözesinde battığını iddia ediyor. (kehf-86)

    Hoşbulduk EL-TURUK.

  2. #32
    dostoyevski___77 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    21-09-2010
    Mesajlar
    111
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    2
    Alıntı Barış Serkan tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    - Tek bir proteinin oluşması için DNA gerekir
    - Protein olmadan DNA oluşamaz
    - DNA olmadan protein oluşamaz
    - Protein olmadan protein oluşamaz
    - Tek bir proteinin oluşması için 85 ayrı protein gerekir
    - Bu proteinlerin bir tanesi bile eksik olsa protein var olamaz
    - Ribozom olmadan protein oluşmaz
    - RNA olmadan da protein oluşmaz
    - ATP olmadan protein oluşmaz
    - ATP’yi üretecek mitokondri olmadan da protein oluşmaz.
    - Hücre çekirdeği olmadan protein oluşmaz
    - Sitoplazma olmadan da protein oluşmaz
    - Hücredeki organellerden bir tanesi eksik olsa protein oluşamaz
    - Hücredeki bütün organellerin var olması ve çalışması için de proteinler gereklidir
    - Bu organeller olmadan da hiçbir şekilde protein olmaz.


    Bu sistem, bir arada çalışmak zorunda olan iç içe bir sistemdir. Biri olmadan diğeri olamaz. Tek bir parçası var olsa bile, sistemin diğer parçaları olmadan bu parça hiçbir işe yaramaz.
    Kısacası,
    BİR PROTEİNİN VAR OLMASI İÇİN HÜCRENİN TAMAMI GEREKİR.
    atomların tek bir noktada meydana gelen patlama sonucu oluşabilmesi gayet normal, ama bir protein için illa bi hücre lazım demek! herşeyi yaratmaya güç yetirebilen yaratıcının hücre vs. olmadan bir proteini çevredeki atomlar ve ortam şartlarıyla yaratacak gücünün olmadığınımı söylüyorsunuz, elinizdeki kitabı yaratıcının eseri sayarsanız böyle zorlanırsınız elbette. ne bigbang nede evrim teorisi kesin bilimsel veriler değildir, bunlar teoridir, şu ana kadar geçerliliklerini yitirmemiş (ne doğru olmadıkları ispatlanmış nede yerlerine alternatif büyük teoriler konulmuş) ama siz birine sahip çıkıyor, diğerinide kesinlikle reddediyorsunuz ve bunu yapma sebebiniz olayın bilimsel oluşu değil dine göre nasıl olduğudur. hocanın kazan hikayesi gibi, kazanın doğurduğunu hiç sorgulamadan kabul ederken öldüğüne bi türlü ikna olmuyorsunuz.

  3. #33
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    07-03-2008
    Mesajlar
    6,249
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı Barış Serkan tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Yazıyı dikkat ederek okumadığınız anlaşıldı, bu bilgileri benmi söylüyorum.Bilim adamları söylüyor ve yüzlerce. Onlar tespit etmişlerdir, lütfen yazımı bir daha okuyunuz. Depremlerin olmasına gelince, " neden sarsıntılar oluyor, neden bu sarsıntılardan dolayı insanlar ya bina altında ya da tsunamilerde ölüyor? " demişsiniz. Bütün bu sarsıntılarıda elbette yaratan Allah'tır. O zaman insanlar neden ölüyor, neden hasta oluyoruz vs... sorularda sorulması lazım. Allah hasta olmamamız için vücudumuza bağışıklık sistemi ve direnç vermiştir, mikroplarla savaşması için özel savunma sistemi yaratmıştır. Normal bir insanda savunma sistemi her zaman faaliyet halindedir. Biz hiç farkında olmadan savunma sistemimiz mikroplara karşı büyük bir savaş verir. Öncelikle mikropların vücudumuza girip yerleşmesini engellemeye çalışır. Eğer mikroplar vücudumuza girmişlerse bunları hemen yok eder. Ama bu hiç hasta olmayacağımız anlamına gelmez.
    Depremlerde böyle, tam olmayacak hale getirmiyor ki dağlar , ancak büyük ölçüde engelliyor. Eğer dağlar olmasaydı Yeryüzünde Hayat Olmazdı ! Neden mi ?
    Amerikan Bilim Akademisi eski Başkanı Frank Press'in, dünya çapında
    pek çok üniversitede ders kitabı olarak okutulan Earth (Dünya) adlı
    kitabında, dağların kazık şeklinde oldukları ve yeryüzüne derinlemesine
    gömülü oldukları ifade edilmektedir. Kuran ayetlerinde ise, dağların bu işlevine, "kazık" benzetmesi yapılarak şöyle işaret edilir: "Biz, yeryüzünü bir döşek kılmadık mı? Dağları da birer kazık?
    (Nebe Suresi, 6-7)

    Yine bir başka ayette Allah, "Dağlarını dikip-oturttu" (Naziat Suresi, 32) şeklinde bildirmektedir. Bu ayette geçen "ersayha" kelimesi "köklü kıldı, sabit yaptı, demirledi, yere çaktı" anlamlarına gelmektedir. Bu özellikleri sayesinde dağlar, yeryüzü tabakalarının birleşim noktalarında yer üstüne ve yer altına doğru uzanarak bu tabakaları birbirine perçinler. Bu şekilde, yerkabuğunu sabitleyerek magma tabakası üzerinde ya da kendi tabakaları arasında kaymasını
    engeller. Kısacası dağları, tahtaları birarada tutan çivilere
    benzetebiliriz
    . Dağların sabitlenme etkisi, bilimsel literatürde izostasi olarak adlandırılmaktadır. İzostasi, manto tabakasının yukarı doğru uyguladığı kuvvetle, yerkabuğunun aşağı doğru uyguladığı kuvvet arasındaki dengedir. Dağlar erozyon, toprak kayması veya buzulların erimesi gibi nedenlerle ağırlık kaybederken, buzulların oluşumu,
    volkanik patlamalar veya toprak oluşumu nedeniyle ağırlık kazanabilirler. Bu nedenle, dağlar hafiflediklerinde sıvıların uyguladığı kaldırma kuvvetiyle aşağıdan yukarı itilir; ya da
    ağırlaştıklarında yerçekimi nedeniyle manto içine gömülürler. Yerkabuğu üzerinde bu iki kuvvet arasındaki denge, izostasi sayesinde sağlanır. Dağların bu dengeleyici özelliği bilimsel bir kaynakta şöyle
    aktarılmaktadır: "G. B. Airy, 1855'te yerkabuğunun su üstünde yüzen, keresteden yapılmış
    sallara benzetilebileceğini söylemiştir. Kalın kereste parçaları ince
    parçalara kıyasla su yüzeyinin daha üstünde yüzerler. Benzer olarak
    yerkabuğunun kalın kısımları da bir sıvı veya daha yoğun olan alt
    tabakalar üzerinde yüzecektir. Airy, dağların, düzlüklerde olmayan daha az yoğun kayalardan derin köklere sahip olduğunu savunuyordu. Airy, çalışmalarını yayınladıktan dört yıl sonra, J. H. Pratt alternatif bir hipotez sundu... Bu hipotezle dağlar altındaki kaya kolonlarının, düzlükler altındaki kaya kolonlarına göre daha uzun olmalarından ötürü,
    daha az yoğun olmaları gerekiyordu. Airy ve Pratt'in hipotezlerinin her ikisi de yüzeydeki düzensizliklerin, yerkabuğunun belirgin kısımlarındaki (dağlar ve düzlükler) kayaların yoğunluklarındaki farklarla dengelendiğini belirtmişlerdir. Bu denge durumu, "izostasi"
    olarak tarif edilmektedir."
    Bugün biliyoruz ki, yeryüzünün kayalık olan dış katmanı, derin
    faylarla kırılmıştır ve erimiş magma üzerinde yüzen plakalar halinde
    parçalanmıştır. Dünya'nın kendi ekseni çevresindeki dönüş hızının çok
    yüksek olmasından ötürü, yüzen plakalar eğer dağların sabitleştirici
    etkisi olmasaydı, hareket halinde olacaklardı. Böyle bir durumda
    yeryüzü üzerinde toprak birikmeyebilir, toprakta hiç su
    depolanmayabilir, hiçbir bitki filizlenmeyebilir, hiçbir yol, ev inşa
    edilemeyebilirdi; kısacası Dünya üzerinde hayat mümkün olmayabilirdi.
    Ancak Allah'ın rahmetiyle dağlar tıpkı çiviler gibi görev yaparak,
    yeryüzündeki hareketliliği büyük ölçüde engellerler.

    Bilindiği gibi Dünya'nın ekvatoru ile kutupları arasında
    120°C'lik bir ısı farkı vardır. Eğer böyle bir ısı farkı
    fazla engebesi olmayan bir yüzeyde gerçekleşmiş olsaydı,
    burada öyle şiddetli bir atmosfer hareketi olurdu ki,
    hızı saatte 1000 km'ye varan fırtınalar Dünya'yı allak
    bullak ederdi.
    Bu fırtınalar sonucunda, kısa sürede
    atmosferdeki statik denge yok olur ve atmosfer dağılırdı. Halbuki yeryüzü, ısı farkından dolayı ortaya çıkması muhtemel kuvvetli hava akımlarını bloke edecek engebelerle
    donatılmıştır. Bu engebeler, Çin'de Himalayalarla başlar, Anadolu'da Toroslarla devam eder ve Avrupa'da Alplere kadar sıradağlar halinde uzanarak batıda Atlas Okyanusu,
    doğuda Büyük Okyanus'la birleşir. Okyanuslarda ise ekvatorda oluşan fazla ısı, sıvıların ısı farkını dereceli bir şekilde dengelemesi sayesinde kuzeye ve güneye doğru aktarılır. Eğer kutuplar ve ekvator arasında gerçekleşecek dev hava akımı bu sayılan nedenle yumuşatılmış olmasaydı, Dünya yüzeyi sürekli olarak şiddetli kasırgaların yaşandığı bir ölü gezegene dönüşürdü.
    Depremlere gelince neden oluyor o halde, insanlar neden ölüyor demişsiniz. Bütün uzmanlar kaç defa söyledi deprem öldürmez, çürük binalar öldürür. İnsanlar yaptıkları çürük binalar sonucu ölüyorlar, deprem öldürmek değil canlıların yaşama sebebidir. Neden mi ? Cevap:

    -Eğer daha fazla olsaydı: Canlılar için sürekli bir
    yıkım olurdu.
    -Eğer daha az olsaydı: Okyanus zeminindeki besinler
    suya karışmaz, okyanus ve deniz yaşamı dolayısıyla bütün
    Dünya canlıları olumsuz etkilenirdi.
    Kaynak: (Hugh Ross, The Fingerprint of God: Recent Scientific Discoveries Reval the Unmistakable Identity of the Creator, Oranga, California, Promise Publishing, 1991, s. 129-132)
    Dünyanın kuruluşundan itibaren yaşanılan depremlerle kıtalar oluşuyor, yeraltı suları
    fay kırıklarından yeryüzüne ulaşır, mesela ülkemizde Kızıldere Jeotermal sahasıda faylar yardımı ile oluşmuştur.
    Eğer depremler olmasa bütün ekolojik denge bozulur. Termal su kaynakları, soda kaynakları, şifalı sular gibi su kaynakları depremin birer sonucudur. Bugün Türkiye’de sağlık turizmi yapılabiliyorsa, biz bunu bir nevi depreme borçluyuz. Biz depremin o yönünden hiç bahsetmiyoruz. Bu termal su kaynaklarından küçük kasabalar kışın ısınma ihtiyaçlarını
    karşılayabilir. Bu türlü çalışmalar ülkemizde az yapılırken diğer ülkelerde bu
    tür çalışmalar çok fazla.
    Kısacası hayatımızıda borçlu olduğumuz bu nimetleri, önlem almıyorsun diye nasıl suçlarsın. O zaman git kendini köprüden aşağıya at, sonrada " ya bu yerçekimi ne kadar kötü bir şey, bak onun yüzünden adam aşağı atlayınca öldü " desinler. Halbuki Allah her olayı hayırla yaratmıştır ve imtihan dünyası olduğu için her şeyi sebepler dairesinde gösterir. Sende şu yada bu sebepten öleceksin. Dolayısıyla aa işte şurada deprem
    oldu adamlar öldü, e kardeşim sen ölmeyecek misin? Sen de kanserden
    öleceksin, kalbin tutacak öleceksin, trafik kazasında öleceksin, bir
    şeyle öleceksin.
    Kusura bakmada tam bir deli saçması bir yazı bu..Nereden alıntı yapıyorsunuz bu saçmalıkları..
    Dağlar olmasaymış yeryüzünde hayat olmazmış...Vay be..Dünyada kara parçalarının çok büyük çoğunluğu düz arazidir..Dağlık araziler deprem bölgeleridir diyoruz,yok efendim ilahi taktirdir falan gibi sözlerle cevap veriyorsun.Sen hiç Almanyada ,polonyada,rusyada,sibiryada deprem olduğunu duydunmu??
    İddianı süslemek için bilim adamı frank peres demişsin.Omu diyor dağların dibi kazık gibidir diye?? Bak kardeşim evindeki masa örtüsünü veya bataniyeyi iki elinle bastırarak bir birine kavuşturduğunda ne oluyor?.Pot yapıyor değilmi?Yani battaniyenin bir kısmı dışa bükülürken diğer kısmı altına giriyor,sen şimdi bu alta kıvrılan kısıma kazıkmı diyorsun?

    Dağları sabitleme etkisi falan yoktur,aksine kırılmış zayıflamış zaman içinde değişime açık bölgelerdir.Sana daha önceki yazımdada gölcük depreminde 4 metre ,ölçü aletine gerek, yok gözle rahatlıkla görülebileceği gibi komple dağlar yer değiştirdi diyorum ama umursadığın yok ,illa iddianı savunacaksın ya.

    Bir frank peress diyorsun, iki tane ayet çakıyorsun,frank peressi kendi iddianın kenarlarına dantel olarak kullanıyorsun.

    Senin and dağlarından haberin varmı,Darvin yaptığı incelemelerde 3500 metre yüksekliğe kadar deniz canlılarının kalıntılarını buldu bu dağlarda.Yani güney amerika ve büyük okyanus palakalarının çarpışması,sıkışması sonucunda,deniz tabanı yukarıya doğru yükselirken ,güney amerika kıtasının o bölgedeki kısmıda deniz tabanının altına doğru girdi.Böylelikle and dağları meydana geldii.Sen diyorsunki dağlar perçinler,ne perçinlemesi koskoca kıtalar yer değiştiriyor.
    Bu gün en yüksek dağ everest tepesidir.Yaklaşık 9000 metre..Dünyanın çapı 12 000 km dir.Yani everest tepesi ile dünyanın çapı arasındaki oran 1200 de 1'dir.

    11 991 km erimiş lav üzerinde 9 km lik everestin ne gibi perçinleyici rolü olabilir??

    Dağlar aşınma sonucu veya üzerindeki buzulların erimesi sonucu hafifler,magma üzerinde batar çıkar bunada izostasi denir demişin.Ya sen gerçekten dalgamı geçiyorsun.Var sayalım ağrı dağının üzerindeki buzulla,ağrı dağının kütlesi arasındaki oran nedir? Bu ancak bir filin üzerine serçe konması gibi birşeydir.Boş ver buzulu bir dağın ağırlığı bile kabuk kalınlığı karşısında hiçbir şeydir.
    Hiç depremleri takip etmiyormusun?Deprem oldu diyor 125 km derinlikte veya 35 km derinlikte ,en yüzeye yakında 5 km derinlikte diyorlar değilmi? Senin 3-5 km yüksekliğindeki dağının ağırlığı nedirki?

    Birde demişsinki.Dağlar olmasaydı ,tektonik plakalar dünyanın dönmesiyle savrulur dururdu..Bunu ancak bir hayal perest söyleyebilir.Yukarıda örnek verdim.En kalın dağ kütlesi ,dünyanın erimiş lav denizinin çapının 1200 de biri.Bir 1200'emi direnecek..Üstelik dünyanın dönüşü ile hiçbir alakası yoktur.Ayın ,güneşin,ve az olarakta diğer gezegenlerin etkileri vardır.

    Efendim dağlar olmasaydı kutuplarla ekvator arasında 120 derecelik fark vardır,saatdeki hızı 1000 km'ye varan fırtınalar oluşurdu diyorsun.Dünyanın dörtde üçü denizlerle kaplıdır.Senin büyük okyanustan haberin varmı?.Hadi bin kilometre olmasın ,500-600 km lik fırtınalarmı oluşuyor pasifikte??

    Dağlık arazilerde depremler olur ,insanlar ölür diyoruz,utanmadan deprem oldürmez çürük yapı öldürür diyorsun .O halde peygamberin üç kuruşluk bir meseleyi doğru dürüst anlatmayıp muamma yapacağına ,çok daha insanlara faydalı olabilir ,insanlara depremlere karşı evlerinizi dayanıklı yapın derdi..

    Efendim fay hatları çok faydalıymış,kaplıcalar falan varmış.Biz insanı öldürdüğünden bahsediyoruz,sen ise kaplıca sefasından..

  4. #34
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    04-08-2008
    Mesajlar
    8,291
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    0
    Biz diyoruz ki ''Allah madem sarsılmayalım diye dağları kazık gibi çakmış da neden hala sallanıp duruyoruz?''.Kendi fikri olamayan ve Aaron Yahıa'dan alıntı yapmaktan başka numaralar bulamayanlar bu çok basit soruya mikroplardan,hastalıklardan,kaplıcalaradan bahsederek cevap verirler.Başkacada yapabilecekleri birşey yoktur.

  5. #35

    Kayıt Tarihi
    07-10-2010
    Mesajlar
    113
    Karizma Gücü
    2
    Alıntı dostoyevski___77 tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    atomların tek bir noktada meydana gelen patlama sonucu oluşabilmesi gayet normal, ama bir protein için illa bi hücre lazım demek! herşeyi yaratmaya güç yetirebilen yaratıcının hücre vs. olmadan bir proteini çevredeki atomlar ve ortam şartlarıyla yaratacak gücünün olmadığınımı söylüyorsunuz, elinizdeki kitabı yaratıcının eseri sayarsanız böyle zorlanırsınız elbette. ne bigbang nede evrim teorisi kesin bilimsel veriler değildir, bunlar teoridir, şu ana kadar geçerliliklerini yitirmemiş (ne doğru olmadıkları ispatlanmış nede yerlerine alternatif büyük teoriler konulmuş) ama siz birine sahip çıkıyor, diğerinide kesinlikle reddediyorsunuz ve bunu yapma sebebiniz olayın bilimsel oluşu değil dine göre nasıl olduğudur. hocanın kazan hikayesi gibi, kazanın doğurduğunu hiç sorgulamadan kabul ederken öldüğüne bi türlü ikna olmuyorsunuz.
    Hayır, ben zorlanmıyorum, ama siz beni eleştireceğim diye anlamadan enteresan bir yorum yapmışsınız. Burada proteinin doğada kendi kendine yani materyalistlerin iddiası gibi, oluşamayacağını anlattım. protein nedir bilirmisiniz ,aslında buradan başlamk lazım demek, proteinin var olabilmesi için onun bilgisi lazım yani Dna'sı. Dna'da hücrenin çekirdeğinde bulunur. Bir başka Dna , dolayısıyla Hücre olmadan protein olamazki. Bu da canlılığın başlamasınıda tesadüflerle açıklamaya çalışan evrim teorisini kesin olarak çürütüyor. Tek bir proteinin oluşması için Darwinistlerin teorilerini temelinden yok eden 5 ayrı şartın mutlaka aynı anda gerçekleşmesi gerekir:
    1. şart:

    Doğada 200’ün üzerinde amino asit vardır. Proteinlerin oluşması için yalnızca belli 20 amino asitin seçilmesi gerekir. Bu 20 amino asit dışında başka bir amino asit devreye girerse protein oluşmaz.

    2. şart:

    Bu özel 20 amino asitin seçilmesinin ardından mutlaka belli bir dizilimle yanyana gelmesi gerekir. Tüm şartlar eksiksiz yerine gelmiş olsa bile, tek bir amino asitin olması gereken sırada olmayıp başka bir sıraya geçmesi bile protenin oluşmasına engeldir.

    3. şart:

    Proteini oluşturan amino asitlerin mutlaka sol elli olması gerekiyor.


    • Sağ elli ve sol elli amino asitler bütün özellikleri aynı olmasına rağmen, sağ ve sol eldiven gibi birbirlerine ters dururlar.
    • Canlı yapılarda tek bir sağ-elli amino asit dahi bulunmamaktadır.
    • Eğer araya tek bir tane bile sağ-elli amino asit girerse, o protein kullanılamaz hale gelir.
    • Küçük bir protein molekülünün sadece sol-elli amino asitlerden oluşabilme ihtimali 10 üzeri 210'da 1’dir.


    Ünlü kimyager Walter T. Brown bu konuyla ilgili şu açıklamada bulunur:
    “...canlılardaki, bütün insanlardaki, hayvanlardaki, bitkilerdeki ve bakterilerdeki ve hatta virüslerdeki amino asitler hep sol- ellidir. Hiçbir doğal işlem sağ ve sol-elliliği ayırt edemez. Bu şekilde sadece sol-elli amino asitlerden meydana gelen tek bir proteinin dahi tesadüfen oluşabilme ihtimali matematik olarak sıfırdır.” kaynak: Walter T. Brown, In the Beginning (1989)
    4. şart:

    Amino asitler yalnızca "peptid bağları" ile bağlanırlar.

    - Bilim adamları proteinleri keşfettikçe, proteinlerin oluşturduğu amino asitlerin doğada görülenden çok daha farklı, ilginç bir bağ şekli ile bağlandıklarını tespit etmişlerdir. Bu bağ, peptid bağı denen çok özel bir kimyasal bağdır.
    - Moleküllerdeki atomlar genellikle kovalent bağ ile bağlanırlar. Fakat yalnızca amino asitler özel farklı bir bağ olan peptid bağı ile bağlanırlar.
    - Peptid bağ ancak yüksek ısıda, uzun süre kuvvetli asit ya da bazlara maruz kaldığında çözülebilir. Proteinlerin sağlam ve dayanıklı olmalarını da işte bu peptid bağı sağlar.

    5. şart


    • Bir proteinin oluşması için gerçekleşen amino asit diziliminin mutlaka doğrusal (linear) olma zorunluluğu vardır.
    • Yani gerçekleşen amino asit zincirinin dallanarak gelişen, yan zincirler kuran bir yapı değil, tam olarak birbirine peşpeşe bağlı düz bir yapı olması gerekmektedir.
    • Sidney Fox, protein üretebilmek için amino asitleri kullanarak bir deney yapmıştı. Kuru amino asit karışımlarını nitrojenden oluşan bir atmosferde 160-180 derecede birkaç saat ısıttı.
    • Amino asitler birbirine bağlandı, fakat doğrusal şekilde değil. Bağlantılar peptid bağları ile bağlanmamışlardı ve dallanarak oluşmuşlardı.
    • Fox bunlara proteinoid adını verdi, fakat bunlar gerçekte proteinlerle ya da canlılıkla hiçbir ilgisi olmayan düzensiz dizilimlerden başka bir şey değildi.
    • Bu dizilimler deneyde kullanılan mevcut amino asitleri de işlevsiz bıraktı.
    • Söz konusu deney daha pek çok açıdan geçersiz bir deneydir, konuyla ilgili detaylı bilgileri buradan okuyabilirsiniz.


    Tek bir proteinin oluşması için yukarıdaki bütün şartların tamamının eksiksiz olarak yerine gelmesi gerekmektedir. Ve tüm bu şartların gerçekleşerek tek bir protein molekülünün meydana gelme olasılığı 10 ÜZERİ 950’DE BİRDİR, Deniyordu eskiden ama şimdi anlaşıdıki 10 üzeri 950'de bir değil "0" ihtimalmiş. Çünkü proteinin var olması için görev alan 85'e yakın başka proteinler lazım , hücre lazım ki kendi zaten olamaz.

  6. #36
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    07-03-2008
    Mesajlar
    6,249
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı Barış Serkan tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Hayır, ben zorlanmıyorum, ama siz beni eleştireceğim diye anlamadan enteresan bir yorum yapmışsınız. Burada proteinin doğada kendi kendine yani materyalistlerin iddiası gibi, oluşamayacağını anlattım. protein nedir bilirmisiniz ,aslında buradan başlamk lazım demek, proteinin var olabilmesi için onun bilgisi lazım yani Dna'sı. Dna'da hücrenin çekirdeğinde bulunur. Bir başka Dna , dolayısıyla Hücre olmadan protein olamazki. Bu da canlılığın başlamasınıda tesadüflerle açıklamaya çalışan evrim teorisini kesin olarak çürütüyor. Tek bir proteinin oluşması için Darwinistlerin teorilerini temelinden yok eden 5 ayrı şartın mutlaka aynı anda gerçekleşmesi gerekir:
    1. şart:

    Doğada 200’ün üzerinde amino asit vardır. Proteinlerin oluşması için yalnızca belli 20 amino asitin seçilmesi gerekir. Bu 20 amino asit dışında başka bir amino asit devreye girerse protein oluşmaz.

    2. şart:

    Bu özel 20 amino asitin seçilmesinin ardından mutlaka belli bir dizilimle yanyana gelmesi gerekir. Tüm şartlar eksiksiz yerine gelmiş olsa bile, tek bir amino asitin olması gereken sırada olmayıp başka bir sıraya geçmesi bile protenin oluşmasına engeldir.

    3. şart:

    Proteini oluşturan amino asitlerin mutlaka sol elli olması gerekiyor.


    • Sağ elli ve sol elli amino asitler bütün özellikleri aynı olmasına rağmen, sağ ve sol eldiven gibi birbirlerine ters dururlar.
    • Canlı yapılarda tek bir sağ-elli amino asit dahi bulunmamaktadır.
    • Eğer araya tek bir tane bile sağ-elli amino asit girerse, o protein kullanılamaz hale gelir.
    • Küçük bir protein molekülünün sadece sol-elli amino asitlerden oluşabilme ihtimali 10 üzeri 210'da 1’dir.


    Ünlü kimyager Walter T. Brown bu konuyla ilgili şu açıklamada bulunur:
    “...canlılardaki, bütün insanlardaki, hayvanlardaki, bitkilerdeki ve bakterilerdeki ve hatta virüslerdeki amino asitler hep sol- ellidir. Hiçbir doğal işlem sağ ve sol-elliliği ayırt edemez. Bu şekilde sadece sol-elli amino asitlerden meydana gelen tek bir proteinin dahi tesadüfen oluşabilme ihtimali matematik olarak sıfırdır.” kaynak: Walter T. Brown, In the Beginning (1989)
    4. şart:

    Amino asitler yalnızca "peptid bağları" ile bağlanırlar.

    - Bilim adamları proteinleri keşfettikçe, proteinlerin oluşturduğu amino asitlerin doğada görülenden çok daha farklı, ilginç bir bağ şekli ile bağlandıklarını tespit etmişlerdir. Bu bağ, peptid bağı denen çok özel bir kimyasal bağdır.
    - Moleküllerdeki atomlar genellikle kovalent bağ ile bağlanırlar. Fakat yalnızca amino asitler özel farklı bir bağ olan peptid bağı ile bağlanırlar.
    - Peptid bağ ancak yüksek ısıda, uzun süre kuvvetli asit ya da bazlara maruz kaldığında çözülebilir. Proteinlerin sağlam ve dayanıklı olmalarını da işte bu peptid bağı sağlar.

    5. şart


    • Bir proteinin oluşması için gerçekleşen amino asit diziliminin mutlaka doğrusal (linear) olma zorunluluğu vardır.
    • Yani gerçekleşen amino asit zincirinin dallanarak gelişen, yan zincirler kuran bir yapı değil, tam olarak birbirine peşpeşe bağlı düz bir yapı olması gerekmektedir.
    • Sidney Fox, protein üretebilmek için amino asitleri kullanarak bir deney yapmıştı. Kuru amino asit karışımlarını nitrojenden oluşan bir atmosferde 160-180 derecede birkaç saat ısıttı.
    • Amino asitler birbirine bağlandı, fakat doğrusal şekilde değil. Bağlantılar peptid bağları ile bağlanmamışlardı ve dallanarak oluşmuşlardı.
    • Fox bunlara proteinoid adını verdi, fakat bunlar gerçekte proteinlerle ya da canlılıkla hiçbir ilgisi olmayan düzensiz dizilimlerden başka bir şey değildi.
    • Bu dizilimler deneyde kullanılan mevcut amino asitleri de işlevsiz bıraktı.
    • Söz konusu deney daha pek çok açıdan geçersiz bir deneydir, konuyla ilgili detaylı bilgileri buradan okuyabilirsiniz.


    Tek bir proteinin oluşması için yukarıdaki bütün şartların tamamının eksiksiz olarak yerine gelmesi gerekmektedir. Ve tüm bu şartların gerçekleşerek tek bir protein molekülünün meydana gelme olasılığı 10 ÜZERİ 950’DE BİRDİR, Deniyordu eskiden ama şimdi anlaşıdıki 10 üzeri 950'de bir değil "0" ihtimalmiş. Çünkü proteinin var olması için görev alan 85'e yakın başka proteinler lazım , hücre lazım ki kendi zaten olamaz.




    Yaa kardeşim sen hastamısın yaa..Harun yahyadan alıntıladığın konuları ,acaba doğrumu yanlışmı diye, bizemi sağlamasını yaptırmaya çalışıyorsun??

    Harun yahya bir delidir.Balık oltasını ,evrim yalanlarına deyip, aklınca delil olarak sunan kişidir..

  7. #37
    RAMAZAN TOPTAŞ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-07-2009
    Mesajlar
    9,424
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    4
    Alıntı DÜZEN tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Biz diyoruz ki ''Allah madem sarsılmayalım diye dağları kazık gibi çakmış da neden hala sallanıp duruyoruz?''.Kendi fikri olamayan ve Aaron Yahıa'dan alıntı yapmaktan başka numaralar bulamayanlar bu çok basit soruya mikroplardan,hastalıklardan,kaplıcalaradan bahsederek cevap verirler.Başkacada yapabilecekleri birşey yoktur.
    15 – Yeryüzünü size hizmete hazır, uysal bir binek gibi kılan da O’dur.Haydi öyleyse siz de onun omuzları üstünde rahatça dolaşın. O’nun takdir ettiği rızıklardan yiyin, istifade edin. Ama ölümden sonra dirilip O’nun huzuruna çıkacağınızı da bilin.
    16 – Yüceler yücesi olan Allah’ın sizi yerin dibine geçirmesinden emin mi oldunuz? O zaman bir de bakarsınız yer çalkalanıp duruyor.
    17 – Yahut O’nun size taş yağdıran bir kasırga göndermesinden emin mi oldunuz? Fakat bu tehdidimin ne demek olduğunu yakında öğrenirsiniz!
    18 – Onlardan öncekiler de (dini, peygamberleri) yalan saydılar. Ama Ben’im red ve inkâr edişim, intikamım nasıl olurmuş, anladılar!
    19 – Üstlerinde kuşların saf saf dizilip kanatlarını açıp yumarak dolaşmalarını hiç görmüyorlar mı? Onları havada Rahman’dan başka tutan yoktur. O elbette her şeyi görür.
    20 – Rahman’ın dışında size güyâ yardım edecek kimmiş? Doğrusu kâfirler büyük bir aldanış içindedirler.

    Dağların canlı varlıkların ve türlerin oluşum sürecinde yani evrimleşmesinde hemde depremlerde rölü oldugu dogrudur. Depremlerinde dünyanın yaşama elverişli halle gelmesinde rölü olduğu bir gerçektir. İsterseniz bunu düşünebilmek için hiç deprem olmasaydı neler olurdu onu düşünün.

    Yaratan bunu tarif ederken güzel tarif etmiş. Uysal bir binek gibi demiş. Uysal bir eşekle uysal olmayan eşek arasındaki farkı bütün köylü çocukları eşege binmişlerse bilirler. Zira eşegin üzerine bindinizmi? Mutlaka sarsılacaksınız ama azmı çokmu eşegin taşıma yetenegine baglıdır.
    CUMA6 – De ki: “Ey kendilerine Yahudi diyenler! İnsanlar arasında yalnız kendinizin Allah’ın dostları olduğunu iddia ettiğinize göre, bu iddianızda tutarlı iseniz, haydi hemen ölmeyi temenni edin de bir an önce O’na kavuşun.
    ENBİYA23 – O, yaptıklarından sorumlu değildir. O’nu sorguya çekecek kimse yoktur, ama insanlar mutlaka sorgulanacaklardır.
    30 – Hakkı, inkâr edenler görüp bilmediler mi ki göklerle yer bitişik (bir bütün) idi, onları Biz ayırdık, hayatı olan her şeyi sudan yaptık. Hâlâ inanmayacaklar mı?

  8. #38

    Kayıt Tarihi
    07-10-2010
    Mesajlar
    113
    Karizma Gücü
    2
    Alıntı EL-TURUK tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Yaa kardeşim sen hastamısın yaa..Harun yahyadan alıntıladığın konuları ,acaba doğrumu yanlışmı diye, bizemi sağlamasını yaptırmaya çalışıyorsun??

    Harun yahya bir delidir.Balık oltasını ,evrim yalanlarına deyip, aklınca delil olarak sunan kişidir..
    Sayın El-Turuk, demogoji yapmasını bende bilirim ama yapmıyorum, delilsiz konuşmayı sevmem ben ve o delillerin hepsi doğru. Ya arkadaş siz ne kadar az düşünüyorsunuz, inceleyin şüphe olmasın diye hepsinin kaynaklarınıda veriyorum hangi üniversite, hangi makale , hangi dergi, hangi tv vs.... . Ama hep eleştiri ,boş eleştiri.
    Birincisi deli olan . . Harun Yahya atılan bütün iftiralardan temize çıkmıştır belgelerle, siz hala tabi araştırma olmadığı için aynı şeyleri tekrar tekrar .
    Sayın Adnan Bey hapishanede ve akıl hastanesinde toplam 19 ay tutuldu ve sonra savcılığın, "ifadelerinde suç unsuru bulunmadığını" belirtmesiyle beraat etti ve mahkemece serbest bırakıldı.

    Sayın Adnan Bey'e Gülhane Askeri Tıp Akademisi tarafından verilen akıl sağlığının yerinde olduğunu belirten "SAĞLAM" raporu ise basında hiçbir yerde duyurulmadı. Sayın Adnan Bey'e 20 yıl akıl hastası olarak kamuoyuna tanıtıldıktan sonra akıl sağlığının yerinde olduğu Askeri Hastane raporuyla açıklandı.

    SAYIN ADNAN BEY'İN AKIL SAĞLIĞININ YERİNDE OLDUĞUNU GÖSTEREN GATA RAPORU İÇİN BAKINIZ >>>

    http://www.psikolojiksavasyontemleri...18.html#saglam


  9. #39

    Kayıt Tarihi
    07-10-2010
    Mesajlar
    113
    Karizma Gücü
    2
    Alıntı EL-TURUK tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Yaa kardeşim sen hastamısın yaa..Harun yahyadan alıntıladığın konuları ,acaba doğrumu yanlışmı diye, bizemi sağlamasını yaptırmaya çalışıyorsun??

    Balık oltasını ,evrim yalanlarına deyip, aklınca delil olarak sunan kişidir..
    Balığa gelince, görülüyorki sizde Dawkins dedeniz gibi oltaya gelmişsiniz, hocanız Richard koskoca Yaratılış atlası kitabından eleştirebilecek en ufak bir şey bulamadığı için O şeyi gündeme getirdi , Arkadaş madem öyle neden koskoca eserden bir tek o minicik şeye takılıp başka eleştiriyle ortaya çıkamıyor , çıkamazda ondan .

    Dawkins oltaya düştü

    Son dönemlerde Türkiye’deki bazı yayınlar, Richard Dawkins’in bir yıl önce verdiği bir konferansta yer alan Yaratılış Atlası’na yönelik açıklamalarını yeni bir konuymuş gibi haber yaparak gündem oluşturmaya çalışmışlardır.

    Dawkins Büyük Bir Yenilgiye Uğramıştır, Sayın Adnan Bey ile Görüşememesinin Sebebi Budur:
    Dawkins, Sayın Adnan Bey'e yönelik ithamlarda bulunurken, kendi fikir babası Darwin’i unutmaktadır. Kendisinin, fikirlerini canla başla savunduğu kişi; biyoloji, zooloji, mikrobiyoloji, genetik, paleontoloji, jeoloji, moleküler biyoloji, paleoantropoloji bilimlerinden haberi bile olmayan, girdiği bütün okullardan atılan, yalnızca sarhoş denizcilerle vakit geçirmek dışında başka bir amacı olmayan kara cahil Darwin’dir. Dawkins, 19. yüzyılın köhne ortamında bilimden haberi olmayan Darwin tarafından ortaya atılan, şu anda çocukların dahi güldüğü bir teorinin destekçiliğini yapmaktadır.

    Bütün bunların yanı sıra Dawkins, Sayın Adnan Bey'in zooloji bilmediği iddiasıyla ortaya çıkıp bunu kendisiyle görüşmemek için bir bahane olarak ortaya sürmekte, ama aynı zamanda Sayın Adnan Bey'in tüm dünyayı sarsan eseri Yaratılış Atlası’nı elinden düşürmemektedir. Mümkün olan her imkanında bizzat konuyla ilgili toplantılar düzenlemekte, düzenlenen toplantılara katılmakta, kitabı özel olarak gündem yapmakta, insanları etrafına toplayıp kitap hakkında yorumlarda bulunmaktadır. Yazarın eserlerini kendince eleştirebilmek için elinden geleni yapmakta ama yazarın kendisiyle görüşmeyi kesin olarak reddetmektedir. Dawkins’in, Sayın Adnan Bey'in tüm çağrılarına rağmen karşılıklı tartışmadan şiddetle çekinmesi, fakat buna karşılık yazarın fikirlerine kendince cevap vermeye kalkışması, bu konuda analizler yapması, yazarın faaliyetlerinden ne kadar rahatsızlık duyduğunun bir göstergesidir. Dawkins’in Sayın Adnan Bey ile görüşmemesinin tek sebebi, CİDDİ ŞEKİLDE YENİLGİYE UĞRAMIŞ OLMASI, VERECEK BİR CEVABININ OLMAMASINDANDIR.

    Konuyla ilgili olarak Sayın Adnan Bey'in bir röportajında yaptığı açıklama şu şekildedir:

    Adnan Bey: Dawkins diyor ki, ben Harun Yahya'yla tartışmam, onu anlatmışlar iftiharla, çünkü o biyoloji eğitimi almadı, kardeşim senin deden mi deyiyim, senin Darwin amcan, eğitim aldı mı, zooloji, biyoloji eğitimi aldı mı? Her okuldan atılmış, kovulmuş. Ama şarap içme konusunda uzmanlığı var. Şarabın kaç yıllık olduğunu, nereden olduğunu falan söyleyebilir ama o konuyla ilgili bir şeyi yok. Onun safsatalarına sen halen inanıyor musun. İnanıyorsun ve cahil olduğunu bildiğin halde. Ve o devrin geri bilimi ve eksik bilim anlayışı ile ortaya attığı gayri bilimsel iddialara da inanıyor musun. İnanıyorsun. Bu bir, ikincisi, sen her gittiğin yerde liseli çocuklarla, ortaokul öğrencileriyle gidip tartışıyor musun. Tartışıyorsun. Bunlar biyoloji eğitimi almış mı? Almamışlar. Rahiplerle tartışıyor musun. Tartışıyorsun. Onlar eğitim almış mı almamış. Ha demek ki, yenilmeyeceğini tahmin ettiğin kişilerle gidip tartışıyorsun. Yani seni yenmeyeceğine dair kanaatin olan kişilerle. Sen benimle tartıştığında yerle bir olursun. Dakikasında saniyesinde yerle bir olursun. Yine hodri meydan diyorum. Ama zaten deden boylu boyunca yatıyor. Sen de başında ağlıyorsun. (Sn. Adnan Bey’ın Tempo TV ve Kral Karadeniz TV’de 28 Eylül 2009 tarihinde yayınlanan röportajından)

    Oltaya Takılı Böcek Resminden Oltaya Düşen Dawkins
    Dawkins’in büyük bir buluş zannettiği, Yaratılış Atlası’nda yer alan oltaya takılı böcek resmi, milyonlarca yıl önce fosil örneği bulunmuş olan canlının, bugün halen yaşadığını gösteren bir böcek resmidir. Bunun maket olup olmaması hiçbir şey değiştirmez. Önemli olan milyonlarca yıl önce yaşamış olan bu böceğin günümüzde halen aynı şekilde var olması, yaşıyor olmasıdır.

    Dawkins, evrimi çürüten yüzlerce delilin Yaratılış Atlası ile açıkça ortaya konulmasının ardından büyük bir telaş ve panik içine girmiş durumdadır. Her nedense, Yaratılış Atlası eserlerinin tüm ciltlerinde verilmiş olan binlerce fosil hakkında tek kelime etmemekte, bir maket resmini çok dahiyane bir buluşmuş gibi her yerde dile getirip kendi cehaletini sergilemektedir. Rahatça anlaşılabileceği gibi Dawkins’in, bu canlının da, diğerlerinin de günümüzde yaşıyor olması ve milyonlarca yıl boyunca değişmemiş olması gerçeği karşısında söyleyecek hiçbir sözü bulunmamaktadır.

    İşte Dawkins’in gösterdiği bu beyhude çaba, Yaratılış Atlası’nın ne kadar doğru ve etkili olduğunu göstermektedir. Bu durum, aynı zamanda Yaratılış Atlası vesilesi ile evrimin dünya çapında nasıl güçlü bir çöküşe gitmiş olduğunun da göstergesidir.

    Bütün bunların yanı sıra, tek bir maket resmini kendince bir koz olarak gören Dawkins’in kendisi zaten tüm makalelerinde ve tüm konferanslarında yalnızca maketlerden, çizimlerden ve rekonstrüksiyonlardan başka bir şey kullanmamaktadır. Kullanamaz çünkü EVRİME DELİL OLARAK SUNABİLECEĞİ TEK BİR TANE BİLE FOSİL GETİRMESİ MÜMKÜN DEĞİLDİR. İnsanları maketlerle aldatırken, tamamen bilimsel delillerden oluşan Yaratılış Atlası’nda, milyonlarca yıllık bir canlının halen yaşadığını bilimsel olarak belgeleyen bir maket resmini aleyhte kullanmaya çalışmaktadır. İşte bu durum, tüm diğer Darwinistler gibi Dawkins’in de bilimsellikle bir ilgisinin olmadığını, cehalet içinde yaşadığını açıkça sergilemektedir.

    Dawkins’in de, diğer tüm Darwinistlerin de bilimsellikle bir ilgilerinin olması imkansızdır, çünkü BİLİM, EVRİM TEORİSİNİ GÜN GEÇTİKÇE DAHA FAZLA ÇÜRÜTMEKTEDİR.

    Konuyla ilgili olarak Sayın Adnan Bey’ın bir röportajında yapmış olduğu açıklamalar şu şekildedir:

    Adnan Bey: Ben Yaratılış Atlası’nın bir yerinde hayvanın plastik modelini kullandım. Bu kişi de, onu böyle heyecanla yakalamış gibi ortaya çıktı, Vatan gazetesi de onu almış, hayvanın niye orijinalini koymamışız da plastik modelini koymuşuz. Kardeşim sen hiç alakası olmadığı halde çizim resimler koyuyorsun ve hiç alakası olmayan resimler koyuyorsun, biz sana bir şey diyor muyuz. Çizim resimlerine. Plastik modeli ile canlı resmi aynı olduğuna göre, keyif benim değil mi, istediğimi koyarım tabiki.
    Sunucu: Burada ince bir ayrıntı da var aslında tartışmayı kabul etmeyip de adım adım takip söz konusu. Öyle bir ayrıntıyı bulabilmesi için hepsini bir okuması gerekiyor.

    Adnan Bey: Diyordur o, bu kitabı yazan kişiyle ben nasıl tartışayım? Çünkü on sayfasına bile cevap veremez. 5 sayfasına bile cevap veremez. Ben şimdi yine 4., 5. ciltlerini hazırlıyorum kitabın, orada da mesela kurbağaların plastik modellerini kullandım. O bir orijinal görünüm sağlar, bir hoşluktur onun içinde bir espri var. Mesela ben bu kişinin bu oltaya takılmasını sağlamış oldum. Tek eleştirdiği konu bu. Ben özellikle de oltalı yaptım. Ortasında olta var bir tane, olta görülüyor açıkça. Oltalı koydum böceği, o oltaya takıldı. Şimdi her yerde anlatıyor, bakın oltalı böcek diye.
    Bizim için bu bir şereftir, bu kişinin bizden kaçması. Güreşte de pehlivan çıkar, beklenir rakibi, çıkmayınca alkışlar arasında kolunu kaldırırlar. Tuştan daha büyük olaydır o, adam korkup gelmemiştir. Ben istedim ki hem de tuşla da mağlup edelim. Çıksın, ama çıkamıyor, anında ezerim çünkü. (Sn. Adnan Bey’ın Tempo TV ve Kral Karadeniz TV’de 28 Eylül 2009 tarihinde yayınlanan röportajından)

    Timsah ile Sincap Arasında Ara Fosil Yoktur, ÇÜNKÜ “ARA FOSİL DİYE BİR ŞEY YOKTUR”
    Darwinistlerin saçma iddiası, tek bir hücreden bugünkü canlı çeşitliliğinin ortaya çıktığı şeklindedir. Yani Dawkins’in kendince eleştirdiği timsahtan sincaba geçiş ne kadar saçma ise, Dawkins’in canla başla savunduğu sincaptan kuşa geçiş veya şempanzeden insana geçiş de bir o kadar saçmadır. Dawkins’in, biyolojiden, zoolojiden, paleontolojiden hiçbir şekilde anlamayan, tam bir “kara cahil” olan fikir babası Darwin’in, ayılardan balinaların oluştuğuna dair iddiası da aynı sapkın mantığın ürünüdür. İşte bu yüzden, Dawkins’in SANKİ EVRİMİN MANTIKLI BİR İDDİASI VARMIŞ GİBİ, “biz timsahtan sincaba geçişi iddia etmedik ki” diye ortaya çıkması son derece gülünçtür.

    Dawkins’in bu iddiasına şahit olan bir kişi, Dawkins’in iddia ettiği tarzda hayali bir geçişin gerçekten ara fosilleri varmış izlenimine kapılabilir. Zaten Dawkins’in yapmaya çalıştığı da budur. Ara fosil hakkında bilgisi olmayan insanları bu demagojik sözlerle aldatabilmektir. O halde burada, bilimsel delillerini yüzlerce kez vermiş olduğumuz önemli bir bilgiyi tekrarlamakta fayda vardır. Bu bilgi özetle şöyledir:

    Dawkins’in ve tüm diğer Darwinistlerin iddia ettiği şekilde,

    • TEK HÜCRELİDEN ÇOK HÜCRELİYE GEÇİŞİ GÖSTEREN TEK BİR TANE ARA FOSİL YOKTUR.
    • SUDAN KARAYA GEÇİŞİ GÖSTEREN TEK BİR TANE ARA FOSİL YOKTUR.
    • SÜRÜNGENLERİN MEMELİLERE DÖNÜŞTÜKLERİNİ GÖSTEREN TEK BİR ARA FOSİL YOKTUR.
    • KARADAN HAVAYA GEÇİŞİ GÖSTEREN TEK BİR ARA FOSİL YOKTUR.
    • KARADAN DENİZ MEMELİLERİNE GEÇİŞİ GÖSTEREN TEK BİR ARA FOSİL YOKTUR.
    • UÇAN MEMELİLERİN HAYALİ EVRİMİNİ GÖSTEREN TEK BİR ARA FOSİL YOKTUR.
    • ŞEMPANZELERDEN İNSANA GEÇİŞİ GÖSTEREN TEK BİR TANE BİLE ARA FOSİL YOKTUR.


    Dawkins her neyi iddia ederse etsin, nasıl bir geçişi savunursa savunsun, bunu doğrulayacak TEK BİR TANE BİLE ARA FOSİL YOKTUR.
    CANLILAR MİLYONLARCA YIL BOYUNCA DEĞİŞMEMİŞLERDİR.

    Zaten Dawkins’in sıkıntısı da bundandır. Bu gerçek, Darwin’in “Türlerin Kökeni” aldatmacasından sonra, yani 150 yıl sonra ilk defa olarak tüm dünyaya ilan edilmiştir. Bunu gösteren önemli kaynak Yaratılış Atlası, işte bu yüzden Dawkins’in bir numaralı hedefi olmuştur. Dawkins, beklemediği bir anda OLTAYA DÜŞMÜŞTÜR. Yapacak bir şeyi olmadığını bildiğinden, karşılıklı tartışamayacağını ve Sayın Adnan Bey’ yenemeyeceğini bildiğinden, aciz, zavallı, çocukça yöntemlere başvurmaktadır. İşte bu, Darwinist yenilginin ilanıdır.

 

 

Bu konuyla ilgili etiketler

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •