Allah yüzden fazla ayette bilim yapılmasını emretmiştir ve Kuran'da anlatılan sanat anlayışı en üstün sanat anlayışıdır.
İslam Ahlakının İnsanlara Kazandırdığı Üstün Estetik ve Sanat Anlayışı
Kuran'da öğretilen gerçek din insanlara olabildiğince özgür ve geniş bir düşünce ufku kazandırır. İnsanları Allah korkusu dışındaki tüm korkulardan, tedirginliklerden özgürleştirir. Bu özgürlük içinde de bilim, sanat ve düşünce alabildiğine gelişir. İnsanlar Allah'ın Kuran'da öğrettiği gibi derin düşünür, evreni, doğayı ve karşılaştıkları olayları hep akıllarını kullanarak değerlendirirler. Ayrıca din, Allah'a ve dine hizmet anlayışını yerleştirerek, insanlara sanat, bilim ve fikir üretmek için çok büyük bir şevk, heyecan ve istek kazandırır. Nitekim İslam dünyasının ilk yüzyıllarında bu sayede büyük bir altınçağ yaşanmıştır. Osmanlı'nın sanat anlayışıda Allah'a olan derin imandan, sevgiden kaynaklanıyordu. http://www.osmanlisanati.com/
Bir dinin kaynağı elbette onun Kutsal Kitabıdır. O dini öğrenmek isteyende elbette o Kutsal Kitabı incelemelidir. İslam'ın Kutsal Kitabıda Kuran'dır ve o Kuran incelendiğinde üstün bir sanat anlayışı ve hayvan sevgiside açıkça görülmektedir. Bazı ayetlerden örnekler veriyorum:
HZ. SÜLEYMAN'IN HAYVAN SEVGİSİ
Hani ona akşama yakın, bir ayağını tırnağı üstüne diken, öbür üç ayağıyla toprağı kazıyan, yağız atlar sunulmuştu. O da demişti ki: 'Gerçekten ben, mal (veya at) sevgisini Rabbimi zikretmekten dolayı tercih ettim.' Sonunda bu atlar (koştular ve toz) perdesinin arkasına saklandılar.
(Sad Suresi, 31-32) http://www.allahsevgisi.net/
Ayetlerden anlaşıldığı gibi Hz. Süleyman, duruşları ve koşuşlarındaki zerafet ve ustalıkları ile seyredenlere büyük zevk veren bu hayvanları sevmek için özel bir vakit ayırmaktadır. Ve bu sırada Allah'ı tesbih ederek yüceltmektedir. Bu örnek bir mümin tavrıdır: İmanlı bir kişi gördüğü güzellikler ve bu güzelliklerin ruhunda oluşturduğu derin etki karşısında Allah'ı zikreder. Bu, inananların Allah'a olan derin sevgilerinin sonucunda oluşan bir etkilenmedir.
Din ahlakının getirdiği güzelliklerden uzak olan insanların çoğu, içine kapalı, etrafındaki olaylara ve varlıklara karşı duyarsız, umursamaz bir karakter geliştirirler. Oysa Hz. Süleyman'ın tavırlarında da açıkça görüldüğü gibi, Müslüman, etrafındaki güzelliklere karşı son derece duyarlı, güzellik, estetik ve sanattan zevk alan, ince düşünceli bir insandır. Allah'ın nimetlerinin farkındadır ve bunlardan zevk alıp şükretmeyi bilir. Allah, De ki: 'Allah'ın kulları için çıkardığı ziyneti ve temiz rızıkları kim haram kılmıştır?' De ki: 'Bunlar, dünya hayatında iman edenler içindir, kıyamet günü ise yalnızca onlarındır'... (Araf Suresi, 32) ayetiyle, dünyadaki nimetlerin zaten Müslümanlar için yaratıldığını haber vermektedir. Yani İslam Dinine sokulmaya çalışılmış bazı bidatleri yok ediyor bu ayetler ve Müslüman İnsana altının, süs eşyalarının helal olduğu açıkça bildiriliyor.
Onlara binmeniz ve süs için atları, katırları ve merkebleri (yarattı)... (Nahl Suresi, 8)
Onları bana geri getirin; (dedi). Sonra (onların) bacaklarını ve boyunlarını okşamaya başladı.
(Sad Suresi, 33)
Hz. Süleyman içinde duyduğu sevgiyi hem sözle ifade etmekte, hem de fiilen göstermektedir. Burada Hz. Süleyman'ın sevgisini ifade etme gücünü en açık şekilde görüyoruz. Genelde insanlar içlerinde duydukları sevgi, muhabbet hislerini her zaman doğru ve güzel şekilde ifade edemezler. Hatta çoğu zaman bundan çekinirler. İnsanın bir varlığa karşı duyduğu muhabbeti en içli şekilde gösterebilmesi Allah'ın verdiği özel bir yetenektir. Allah ayetlerinde bu yeteneği salih kullarından Hz. Yahya'ya da verdiğini şöyle bildirmektedir:
(Çocuğun doğup büyümesinden sonra ona dedik ki: 'Ey Yahya, Kitabı kuvvetle tut.' Daha çocuk iken ona hikmet verdik. Katımızdan ona bir sevgi duyarlılığı ve temizlik (de verdik). O, çok takva sahibi biriydi. (Meryem Suresi, 12-13)
http://www.muminlerintemizligi.com/ http://www.derinallahsevgisi.com/
Kuran'da Hz. Süleyman'ın atların yanı sıra başka hayvanlara da aynı sevgiyle yaklaştığına dair örnekler anlatılmaktadır. Bu hayvanlardan biri karıncalardır. Hz. Süleyman'ın ordusu ile birlikte geldiğini gören bir dişi karınca, karınca topluluğuna yuvalarına girmelerini, aksi takdirde Hz. Süleyman ve ordularının farkında olmaksızın onlara zarar verebileceğini söylemiştir. Dişi karıncanın konuşmasında 'farkında olmadan' ifadesini kullanması, Süleyman Peygamberin bir savaş durumunda karıncalara dahi zarar vermeyecek kadar yüksek merhametine dikkat çekmiştir.
Hz. Süleyman'ın hayatına dair örneklerin anlatıldığı bu ayetlerde Müslümanlar için hayvan sevgisinin önemine de işaret edilmektedir. Çünkü iman eden bir insan Allah'ın yarattığı canlılardaki derin hikmetleri, yaratılış güzelliklerini daha iyi kavrayabilir. Nitekim hayvanlardaki ibretlerin detaylı olarak anlatıldığı Nahl Suresi'nde ...onlarda (hayvanlarda) sizin için bir güzellik vardır (Nahl Suresi, 6) buyurularak bu gerçeğe dikkat çekilir. İşte Hz. Süleyman'da gördüğümüz hayvan sevgisi de, Allah'ın bu kusursuz yaratışına duyulan hayranlığın ifadelerinden biridir.
Kuran'da, hayvanların insanlara fayda veren yönlerinden biri de güvenlik sağlamaları olarak haber verilmiştir. Örneğin köpeklerin, sahiplerinin güvenliğini sağlamak amacıyla kullanılabileceklerine dair işaretler vardır. Kehf Suresi'nin 18. ayetinde Ashab-ı Kehf'in köpeklerinden bahsedilmektedir. Daha pek çok ayette de hayvan sevgisi ve hayvanlardaki yaratılış delillerinin incelenmesi teşvik edilmiştir.
Allah Kuran'da Müslümanların estetik anlayışı ile ilgili detaylar vermiştir. Çok üstün bir sanat anlayışına sahip olduğuna dikkat çekilen Hz. Süleyman bu konuda çok önemli bir örnektir. Hz. Süleyman'ın Kuran'da bahsedilen köşkünde gerçek bir sanat, estetik ve güzellik hakimdir. Saydam bir camdan olan zemin ilk görene su olduğu izlenimi vererek o kişiyi şaşırtmakta hayranlık duymasına neden olmaktadır. Saydam bir zemin hem insanın ruhunun hoşuna gidecek, ferahlık verecek bir görüntüdür, hem de benzersiz ve ilk kez karşılaşılıyor olması nedeniyle heyecan vericidir. Nitekim Hz. Süleyman'ın sarayındaki bu güzelliğin, Sebe Melikesi'nin üzerinde oluşturduğu etki Kuran'da şöyle bildirilmektedir: Allah'tan başka tapmakta olduğu şeyler onu (Müslüman olmaktan) alıkoymuştu. Gerçekte o, inkar eden bir kavimdendi.
Ona: 'Köşke gir' denildi. Onu görünce derin bir su sandı ve (eteğini çekerek) ayaklarını açtı.
(Süleyman Dedi ki: Gerçekte bu, saydam camdan olma düzeltilmiş bir köşk-zemindir. Dedi ki: Rabbim, gerçekten ben kendime zulmettim; (artık) ben Süleyman'la birlikte alemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum. (Neml Suresi, 43-44) http://www.allahayakinolmak.com/
Bir başka ayette ise Hz. Süleyman'ın yanındaki kişilere çeşitli sanat eserleri yaptırdığı şöyle haber verilir:
Ona dilediği şekilde kaleler, heykeller, havuz büyüklüğünde çanaklar ve yerinden sökülmeyen kazanlar yaparlardı. 'Ey Davud ailesi, şükrederek çalışın.' Kullarımdan şükredenler azdır. (Sebe Suresi, 13) Bizi bekleyen Altın Çağ'daki Sanat Nasıl Olacak, Kısa Filmi İzleyiniz. http://bilim-farzdr.blogspot.com/201...gda-sanat.html
Kuran'da tarif edilen İslam son derece modern, aydınlık, ilerici bir yapıya sahiptir. Gerçek Müslüman, herşeyden önce, barışçı, hoşgörülü, demokrat ruhlu, kültürlü, aydın, dürüst, sanattan ve bilimden anlayan, medeni bir kişilik yapısına sahiptir.
Kuran'ın getirdiği güzel ahlakla yetişen bir Müslüman, herkese İslam'ın öngördüğü sevgiyle yaklaşır; her türlü fikre karşı saygılıdır; estetiğe ve sanata değer verir, olaylar karşısında her zaman uzlaştırıcı, gerilimi azaltan, kucaklayıcı, itidalli davranışlar sergiler. Böyle insanların oluşturdukları toplumlarda ise, bugün en modern devletler arasında gösterilen ülkelerden daha gelişmiş bir medeniyet, yüksek bir toplumsal ahlak, neşe, huzur, adalet, güvenlik, bolluk ve bereket hakim olacaktır.
Allah, samimi Müslümanların bilimsel gerçekleri bilmelerini, araştırmalarını, etraflıca öğrenmelerini ayetlerinde öğütlemektedir: Bakmıyorlar mı o deveye; nasıl yaratıldı? Göğe, nasıl yükseltildi? Dağlara; nasıl oturtulup-kuruldu? Yere; nasıl yayılıp-döşendi? Artık sen, öğüt verip-hatırlat. Sen, yalnızca bir öğüt verici-bir hatırlatıcısın. (Gaşiye Suresi, 17-21)
Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün art arda gelişinde, insanlara yararlı şeyler ile denizde yüzen gemilerde, Allah'ın yağdırdığı ve kendisiyle yeryüzünü ölümünden sonra dirilttiği suda, her canlıyı orada üretip-yaymasında, rüzgarları estirmesinde, gökle yer arasında boyun eğdirilmiş bulutları evirip çevirmesinde düşünen bir topluluk için gerçekten ayetler vardır. (Bakara Suresi, 164)
Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün art arda gelişinde temiz akıl sahipleri için gerçekten ayetler vardır. (Al-i İmran Suresi, 190)
Göklerin ve yerin yaratılması ile dillerinizin ve renklerinizin ayrı olması, O'nun ayetlerindendir. Şüphesiz bunda, alimler için gerçekten ayetler vardır. (Rum Suresi, 22)
Göklerin ve yerin yaratılması ile onlarda her canlıdan türetip-yayması O'nun ayetlerindendir. Ve O, dileyeceği zaman onların hepsini toplamaya güç yetirendir. (Şura Suresi, 29)
İlim Öncüsü İslam Alimleri, Müslüman Bilim adamları
Müminler, bilimsel gerçekleri anlayıp gördükçe, Allah’ın hayranlık uyandırıcı sanatını inceleyerek imanda güçlendikleri gibi, Allah’a karşı sözde delillerle iftira düzenleyenlerin tuzaklarını da bilimle, ilimle ortadan kaldırma imkanına da sahip olurlar. Allah’ın muhteşem yaratışını inkar etmeye çalışarak kendilerine tesadüfleri, doğayı, maddeyi sahte ilah edinenler, Rabbimiz’in sanatını sergilediği bilimle yenilgiye uğratılmakta, sahte iddiaları bu yolla yerle bir edilmektedir. Bu kişilerin getirdikleri tüm batıl deliller bilim yoluyla birer birer ortadan kaldırılmakta, Allah’a karşı mücadeleleri bozguna uğratılmaktadır.
Atatürk'ümüzün bazı sözlerinden alıntılar şöyle:
Hangi şey ki; akla, mantığa, toplum yararına uygundur, biliniz ki dinimize de uygundur. Bir şey akıl ve mantığa, halkın yararına uygunsa kimseye sormayın. O şey dine uygundur. (Atatürk'ün S. D. II, 1923, s. 127)
Türkler' diyor Atatürk, 'İslam oldukları halde, bozulmaya, yoksulluğa, gerilemeye maruz kaldılar; geçmişin batıl alışkanlık ve inançlarıyla İslamiyet'i karıştırdıkları ve bu suretle gerçek İslamiyet'ten uzaklaştıkları için, kendilerini düşmanlarının esiri yaptılar. Gerçek İslam'ın çok yüce, çok kıymetli gerçeklerini olduğu gibi almamakta inatçı bulundular. İşte gerilememizin belli başlı sebeplerini bu nokta teşkil ediyor...(Sadi Borak, Atatürk ve Din, s. 36-37 ( Rönesans,Aralık 1991, s. 61)
Büyük dinimiz çalışmayanın insanlıkla ilgisi olmadığını söyler. Bazı kimseler, medeni olmayı kafir olmak sanıyorlar. Asıl kafirlik onların bu inanışıdır. ( Atatürk'ün S.D. II, 1923, s. 128 )
Türk Millet'i daha dindar olmalıdır. Yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır, demek istiyorum. Dinime; bizzat gerçeğe nasıl inanıyorsam, buna da öyle inanıyorum. Şuura aykırı, ilerlemeye engel bir şey ihtiva etmiyor. Halbuki Türkiye'ye egemenliğini veren bu Asya milletinin içinde; daha karışık, yapmacık, batıl inançlardan ibaret bir din daha vardır. Fakat bu cahiller, bu acizler sırası gelince aydınlanacaklardır. Onlar bu aydınlığı göremezlerse kendilerini mahva mahkum etmişlerdir demektir. Onları kurtaracağız.(Maurice Perno ile yaptığı ropörtaj 11 Şubat 1924 (Atatürk'le Konuşmalar, Cumhuriyet Gazetesi eki, s. 111)
Bütün dünyanın Müslümanları Allah'ın son peygamberi Hz. Muhammed'in gösterdiği yolu takip etmeli ve verdiği talimatları tam olarak tatbik etmeli. Tüm Müslümanlar Hz. Muhammed'i örnek almalı ve kendisi gibi hareket etmeli; İslamiyet'in hükümlerini olduğu gibi yerine getirmeli. Zira ancak bu şekilde insanlar kurtulabilir ve kalkınabilirler. (Urduca Yayınlarda Atatürk, A.Ü. Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Yayını, 1979, s. 70-71)
Laik hükümet kavramından dinsizlik manası çıkarmaya çalışan fesatçılara fırsat vermeyiniz. (Osman Pazarlı, Sosyoloji, Lise III, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1979)
İlim Öncüsü İslam Alimleri, Müslüman Bilim adamları
http://www.imaninguzellikleri.com/
De ki: Sizi inşa eden (yaratan), size kulak, gözler ve gönüller veren O'dur. Ne az şükrediyorsunuz?(MÜLK SURESİ, 23)
Gerçek şu ki, ebrar olanlar (iyiler, doğru olanlar), elbette nimetler içindedirler. Tahtlar üzerinde bakıp-seyretmektedirler. Nimetin parıltılı-sevincini sen onların yüzlerinde tanırsın. Onlara mühürlü, katıksız bir şaraptan içirilir. Ki onun sonu misktir. Şu halde yarışmak isteyenler, bunun için yarışsınlar. (Mutaffifin Suresi, 22-26)


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla


