• Reklam
Sayfa: 1 | Toplam: 2 12 SonSon
13 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    kuzgunruh adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    02-10-2010
    Mesajlar
    786
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    2

    Balıklar neden karaya çıktı?


    Son yıllarda bulunan geçiş formlarına ait fosiller, balıkların evrimleşerek karaya geçişlerinin 380 milyon yıl önce gerçekleştiğini gösteriyor.

    Tiktaalik adlı bir fosil üzerinde yapılan incelemeler, ilk dört ayaklı (tetrapod) kara hayvanlarının, balıkların yüzgeçlerinin giderek ayağa dönüşmesiyle ortaya çıktığını gösteriyor.

    Şimdiyse Ottawa Üniversitesi (Kanada) araştırmacıları, balık embriyolarında yüzgeç gelişiminden iki genin sorumlu olduğunu, bu genlerin kara hayvanlarında bulunmadığını belirlediler. Yani yüzgeçlerin ayağa dönüşerek karasal yaşama kapı açması, bu iki genin kaybolmasıyla gerçekleşmiş.

    Marie-Andree Akimenko adlı araştırmacının yönetimindeki Ottawa ekibi Nature dergisinde yayımladıkları çalışmalarında zebra balığı embriyolarının gelişimini gözlemişler ve yüzgeçlerin yapısında önem taşıyan proteinleri kodlayan iki gen belirlemişler.

    Bu proteinler, “actinotrichia” adlı ipliksi liflerin yapısında yer alıyor. Balık larvalarında bulunan bu lifler giderek yetişkin balık yüzgeçlerindeki yelpaze biçimli kemiksi çubuklara dönüşüyor.

    Bacaklardaysa bu yapıları oluşturan proteinleri kodlayan genlerin olmadığını saptayan bilimciler, varsayımlarını sınamak için en eski balıklardan olan “fil köpekbalıklarını” incelediklerinde aynı gen ailesinin varlığını belirlemişler.

    Sonuç; Bu eski gen ailesi kemikli balıklarda varlığını korurken, dört ayaklı hayvanlara evrimleştiklerinde kaybolmuşlar.

    Araştırmacılar bu değişime daha güçlü bir kanıt elde etmek için, gelişmekte olan bir zebra balığı embriyosunda bu genleri işlevsizleştirmişler. Deney sonunda embriyonun, kemiksi yelpazesi olmayan “güdük” yüzgeçler geliştirdiği görülmüş. Akimenko ve ekip arkadaşlarına göre bu kemiksi yelpazenin yitirilmesi, yüzgeçlerin ayağa dönüşmesinde çok önemli bir adım.

    Ekip, son olarak normal zebra balığı embriyolarının gelişimiyle fare embriyolarını karşılaştırmış.

    Prof. Akimenko, yüzgeç gelişimiyle ayak gelişimi karşılaştırıldığında ilk evrelerin çok benzer olduğunu naklediyor. “Ancak, bir noktada yollar ayrılıyor ve bu nokta da sözkonusu iki genin işlev görmeye başlamasıyla örtüşüyor.”
    Mynet
    Kaynak
    Ek:
    Motorsavar1
    Motorsavar2

  2. #2

    Kayıt Tarihi
    07-10-2010
    Mesajlar
    113
    Karizma Gücü
    2

    Evrim Teorinin Çöküşü, Tiktaalik Rosea Aldatmacasına Cevap !

    SUDAN KARAYA GEÇİŞ SAHTEKARLIĞINA CEVAP:

    Tiktaalik Roseae Darwinistler tarafından nasıl sahte bir ara fosil haline dönüştürüldü?

    Uzun yıllardır üzerinde Darwinistler tarafından spekülasyon yapılan Tiktaalik Roseae hakkındaki Darwinist aldatmaca pek çok yönden tekrar deşifre edildi. Defalarca gündemde tuttuğumuz Darwinist sahtekarlık, yeni yönleriyle bir kez daha ortaya çıkarıldı. Tekrar anlaşıldı ki, insanlar Darwinistler tarafından aldatılıyor; TİKTAALİK ROSEAE, BİR TİMSAH TÜRÜNDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİL:

    • Tiktaalik Roseae ile ilgili bilinmesi gereken çok önemli gerçekler vardır. Şimdiye dek garip görünümlü kolları ve tüm bedeni ile oldukça kapsamlı şekilde resmedilen, rekonstrüksiyonları hazırlanan ve bu hayal ürünü rekonstrüksiyonları müzelerde sergilenen, yıllarca kitaplarda ara fosil olarak tanıtılan Tiktaalik Roseae fosili aslında YALNIZCA BİR KAFATASINDAN İBARETTİR.
    • Kafatasına eklenen diğer kemiklerin hiçbiri bu canlıya ait değildir ve fosilce zengin olan aynı katmanlarda bulunmuş BAŞKA CANLILARA AİT KEMİKLERDEN OLUŞMAKTADIR.


    • Bu canlı ile bağdaştırılmaya çalışılan yüzgeç parçaları da aynı katmanlarda yaşayan diğer balık fosillerine aittir. BUNLAR KASITLI OLARAK, BULUNAN KAFATASI İLE BAĞLANTILI GİBİ GÖSTERİLMEYE ÇALIŞILMIŞTIR. Bu yolla Tiktaalik Roseae sahte bir ara fosil haline getirilmiştir.
    • Dolayısıyla canlının kafatası ve ona yerleştirilen diğer parçalar üzerinden yapılan spekülasyonların tamamı SAHTEDİR.
    • Kafatasına ait tüm özellikler TİMSAHA AİT ÖZELLİKLERDİR: Gözler birbirine yakın ve üsttedir, kafatası yassıdır, kafatası gövdeden ayrı hareket edebilmektedir, keskin dişler ve genel görünüm tam anlamıyla timsaha özgüdür. Canlının görünümü, günümüzde Çin’de yaşayan ALLİGATOR SİNANSİS TÜRÜ TİMSAH İLE BİREBİR AYNIDIR.


    • Nitekim buradaki sahtekarlığı Tiktaalik Roseae’nın rekonstrüksiyonunu hazırlayan sanatçının izahlarından da anlamak mümkündür. Söz konusu sanatçı, fosilin rekonstrüksiyonunu hazırlarken, canlıyı TAMAMEN HAYAL GÜCÜYLE YENİ BAŞTAN OLUŞTURDUĞUNU açıkça ifade etmektedir.
    • Dahası aynı sanatçı söz konusu canlının dokularını da kendisinin belirlediğini belirtmiş, tek bir fosil kalıntısından bir canlı görünümü meydana getirebilmek için çok fazla spekülasyona ihtiyaç olduğunu da rahatlıkla ifade etmiştir.
    • Tamamen timsah özellikleri gösteren bir kafatasını, Darwinist bir sanatçının evrim ideolojisi doğrultusunda garip görünümlü sahte bir ara form haline getirmesi, görüldüğü gibi Darwinistler için hiç de zor olmamaktadır. Yıllardır sürüp giden Tiktaalik Roseae aldatmacası, işte bu basit kandırma yöntemi yoluyla milyonlara ulaştırılmıştır.
    • Konu hakkında fazla bilgisi olmayan bazı insanlar, Darwinistlerin bilimsel yollarla hareket ettiği yanılgısına düşerek, gerçekten de bir ara fosilin bulunduğu ve canlının gerçek görünümü ile sergilendiği izlenimine kapılmışlardır. Oysa elde yalnızca bir timsah kafatası, bu kafatasının yakınlarında bulunmuş çeşitli balıklara ve diğer canlılara ait kemik ve yüzgeç parçaları ve bir sanatçının evrim hikayelerine göre yönlendirilen hayal gücü vardır. Özetle insanlar bir kez daha Darwinistler tarafından aldatılmışlardır.
    • Tiktaalik Roseae, Darwinistlerin en çaresiz kaldıkları ve yenilmeye başladıkları bir dönemde acil ihtiyaçtan ön plana çıkarılmış bir sahte ara fosildir. Tıpkı, son dönemlerde Darwinistler açısından büyük bir utanç vesilesi olan İda, Ardive Austrolapithecus Sedibasahtekarlıklarında olduğu gibi.
    • Gerçekte,Tiktaalik Roseae, günümüzde de örnekleri bulunan mükemmel bir timsah türüdür. 375 milyon yıl önce yaşamıştır ve GÜNÜMÜZDEKİ TİMSAH TÜRLERİ İLE TAMAMEN AYNIDIR.
    • Bu canlı gerçekte, DARWİNİZM’İ YERLE BİR EDEN BİR YAŞAYAN FOSİLDİR.


    • Darwinist spekülasyonlar sürdükçe, ara fosil sahtekarlıkları üzerine açıklamalarımız da devam edecektir elbette. Fakat asıl olan Darwinistlerin henüz TEK BİR PROTEİNİN TESADÜFEN ORTAYA ÇIKIŞINI DAHİ AÇIKLAYAMAMIŞ OLMALARIDIR. Evrim, daha hayatın başlangıcı safhasında yerle bir olmuştur.
    • DAHA ORTADA TEK BİR TANE PROTEİNİN NASIL ORTAYA ÇIKTIĞINI AÇIKLAYAMAMIŞKEN, HAYATIN BAŞLANGICI AŞAMASINDA DARWİNİSTLER TAMAMEN YENİLMİŞKEN, solungacı kollara dönüşen canlı aldatmacalarını öne sürmeleri Darwinistleri gerçek anlamda zavallı konumuna düşürmektedir.
    • Darwinist sahtekarlığın foyası bir kere daha ortaya çıkmıştır. Aldatmacanın yöntemi tüm yönleriyle deşifre edilmiştir. Darwinistler için artık çıkış yolu kalmamıştır. Ne zaman bir aldatmaca ile ortaya çıksalar mutlaka o aldatmaca yerle bir edilecektir. Ve mutlaka tek bir protein karşısında açıklamasız kaldıkları halkımıza tekrar tekrar hatırlatılacaktır.

  3. #3

    Kayıt Tarihi
    16-10-2010
    Mesajlar
    8
    Karizma Gücü
    0
    Darwinistler kabul etmeselerde ALLAH nurunu tamamlıyacaktır

  4. #4

    Kayıt Tarihi
    07-10-2010
    Mesajlar
    113
    Karizma Gücü
    2

    Sudan Karaya Geçiş Yalanına Cevap

    TİKTAALİK ROSEA ALDATMACASINA CEVAP.

    Evrimciler kamuoyunda, fosillerin evrimi desteklediği gibi bir izlenim oluşturmaya çalışmaktadırlar. Ancak 1,5 asırdır sürdürülen kazılara rağmen bu çabalarını kanıtlayacak herhangi bir delil fosil kayıtlarında bulunamamıştır. Bu nedenle Darwinistler çareyi “ara form” uydurmakta bulmuşlardır. Bununla da yetinmeyerek, farklı canlı gruplarına ait özellikleri bünyelerinde barındıran "mozaik" canlıları da kendilerince ara form gibi göstermeye çalışmışlardır. Ne var ki her biri son derece kompleks özelliklere sahip olan ve tüm yaşamsal mekanizmaları kusursuz şekilde işleyen bu canlılar evrim teorisi için hiçbir kanıt oluşturmamaktadır. Ara formlar, eksik, yarım, işlevini tam göremeyen organlara sahip canlılar olmalıdır.Oysa mozaik canlıların sahip oldukları organların her biri eksiksiz ve kusursuzdur.

    Günümüzde Darwinist sahtekarlıkların detaylı olarak ortaya çıkarılmasıyla birlikte sahte fosillerin sayısı bir anda azalmış görünmektedir. Ne var ki Darwinistler hala, evrim aldatmacasının bir yerlerde bir şekilde tutunabileceğini düşünüyor olacaklar ki, ara fosil adı altında zaman zaman gündeme getirdikleri ünlü bir fosil vardır: Tiktaalik Roseae.

    İlginç olan şudur: Tiktaalik Roseae fosilinin bir ara form olmadığı, üzerinde evrimci spekülasyonların yapılmasının imkansız olduğu sayısız delil ile, şimdiye kadar defalarca dile getirilmiştir. Canlının mükemmel kompleks özelliklere sahip mozaik bir canlı olduğu ve hiçbir ara form özelliği göstermediği de kanıtlanmıştır. Ancak buna rağmen Tiktaalik, evrimci propagandanın en gözde malzemesi olmaya devam etmiştir. Çünkü Darwinistlerin sığınabildikleri tek şey uydurma ara formlardır. Tiktaalik Roseae da soyu tükenmiş mozaik bir canlı olduğundan, Darwinistler insanları bu fosil ile aldatmanın kolay olacağını düşünüyor olacaklar ki sürekli gündem yaparlar. Oysa yanılmaktadırlar.

    Tiktaalik Roseae, geçtiğimiz günlerde Nature dergisinde çıkan bir makaleyi takiben yerli ve yabancı pek çok Darwinist yayın organında tekrar yerini aldı. “The Carnial Endoskeleton of Tiktaalik Roseae” (Tiktaalik Roseae’nın Karniyal İskelet Çatısı) başlığıyla Nature’da yayınlanan söz konusu haberde, canlının yüzgeç, pul gibi balık benzeri özellikler taşımasının yanı sıra, kafatası, boğaz, kaburga, kol, bacak gibi bölümlerinin de dört ayaklı hayvanlara yakın özellikler gösterdiği iddia ediliyordu. Oysa bunlar, Tiktaalik’in bir mozaik canlı olduğunu gösteren kompleks özelliklerdir. Bunun dışında canlı, söz konusu uzuvların ilkelden gelişmişe evrimleştiğini kanıtlayacak tek bir ara form özelliği göstermemektedir.

    Evrimcilerin, iddialarını desteklemek için bulmaları gereken canlılar "ara formlardır", mozaik canlılar değildir. Günümüzde yaşayan ve mozaik özellikler gösteren canlılardan olan Platypus da zaman zaman evrimcilerin spekülasyonlarına maruz kalmaktadır. Evrimciler bir zamanlar bu canlıyı bir ara form olarak göstermişlerse de bu iddia, paleontolojinin önde gelen otoriteleri tarafından terk edilmiştir. Stephen Jay Gould, platypus gibi "mozaik canlılar"ın bir ara geçiş formu olarak kabul edilemeyeceğini açıkça ifade etmektedir. (S. J. Gould & N. Eldredge, Paleobiology, Vol 3, 1977, s. 147) Mozaik canlıların ara form sayılamayacağı, Niles Eldredge gibi önde gelen evrimci paleontologlar tarafından da kabul edilmektedir.

    Tiktaalik Roseae ile ilgili sayısız iddia karşısında vermiş olduğumuz cevaplardan bazılarını buradan ve buradan okuyabilirsiniz.

    Darwinistler Neden Gerçek Bir Kanıt ile Ortaya Çıkamıyorlar?

    Bu sorunun yanıtı, Darwinizm’i destekleyen tek bir tane bile kanıt olmamasıdır. Bu sebeple Darwinistler gerçekte hiç yaşanmamış olan evrim sürecini inandırıcı kılabilmek için sahteciliğe ve aldatmacaya başvurmakta sakınca görmezler. İddialarının doğru olabilmesi için, yalnızca sudan karaya hayali geçişin milyonlarca, hatta milyarlarca ara fosil ile desteklenmesi gerekmektedir. Fakat tek bir tane bile ara fosil olmadığı için Darwinistler aynı uydurma fosillerle, tekrar tekrar ortaya çıkarlar. İddialarını yalanlayan bilimsel delilleri her defasında görmezden gelir, sanki gerçekten bir ara fosil ele geçirmişler gibi aynı canlı hakkındaki benzer başlıklara, Darwinist yayınlarda tekrar tekrar yer verirler.

    İşte bu bir çaresizlik ifadesidir. Bir yenilginin itirafıdır. Darwinizm’in sahte fosilleri öylesine deşifre edilmiş, evrim sahtekarlığının foyası Yaratılış Atlası ile öylesine net ve açık şekilde ortaya çıkarılmıştır ki, Darwinistler birkaç fosili süsleyip gündem yapmak dışında başka çareleri kalmamıştır. Evrimi reddeden şimdiye kadar bulunmuş 350 milyon fosile karşılık Darwinistlerin tek bir açıklamaları bile yoktur. Olması da mümkün değildir, çünkü Darwinistler, 150 yıl boyunca bir yalanı savunmuşlardır. Ve şu anda artık yalnızca kendileri değil, bütün dünya Darwinizm’in bir aldatmacadan ibaret olduğunu bilmektedir.
    FOSİLLER EVRİM İDDİASINI TAM OLARAK ÇÜRÜTÜYOR VE YARATILIŞ'I KESİN OLARAK İSPATLIYOR !


  5. #5

    Kayıt Tarihi
    30-12-2006
    Mesajlar
    6,412
    Karizma Gücü
    7
    Zaten darwin'in yalanci oldugunu ingiliz bilim adamlari acikladilar amaci din savaslarini onlemekmis.Bu bati medyasnda yeraldi zaten ama sonradan yayinlayamiyorlar nedenide din savaslarini onleyebilmekmis.Kafirler bilmiyorlar ki Allah diyenler susturulup dinsizlestirilirse kiyametin kopacagini.

    Bugun dunyada dinsizlestirme politikalari uygulaniyor bunu cogu insanlar bilmiyorlar.Gun gectikce dinsizlerin sayisi cogalacak tabi inananlarinda saysi cogalacak ve ilerde inananlarla kafirler savasacaklar.Ahir zaman icindeyiz musluman kardeslerim dininizi,imaninizi koruyun.

    Allah bizimledir Allah bizle
    Allah tek umuttur umitsize

    Buradan butun muslumanlari uyariyorum her soylenene inanmayin musluman kiligina girmis kafirler ve munafiklar var bunu bilin.

    Harun yah'ya'nin bu kadar servet sahibi olmasinin arkasinda neler var bir dusunun.Tekrar tekrar soyluyorum harun yahyanin serveti nereden gelitor israilden mi yoksa amerikadan mi?
    Bu mesaj en son " 17.10.10 " tarihinde saat 04:01 itibariyle eyyuphan tarafından düzenlenmiştir...
    Layik oldugumuz sekilde yonetiliyoruz sikayet etmeye kimsenin hakki yok.

  6. #6
    kuzgunruh adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    02-10-2010
    Mesajlar
    786
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    2
    Hahaha tmm beyler sakin
    Neyse böyle çok iyi ben her gün evrimle ilgili onlarca haber bulurum paylaşır çekilirim
    nasıl olsa sizin sesiniz burdan öteye çıkmadı çıkamazda.
    siz kimsiniz,nesiniz,hangi vasıfla konuşuyosunuz
    Hadi iyi geceler

  7. #7
    Misafir Reşid adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-10-2010
    Mesajlar
    28
    Karizma Gücü
    0

    Tiktaalik Roseae Üzerinde Oynanan Kayıp Halka Oyunu

    Tiktaalik Roseae Üzerinde Oynanan Kayıp Halka Oyunu

    Darwinist yayın kuruluşları, geçtiğimiz günlerde Nature dergisinde (A Devonian tetrapod-like fish and the evolution of the tetrapod body plan, The pectoral fin of Tiktaalik roseae and the origin of the tetrapod limb, Palaeontology: A firm step from water to land) tanımlanan bir fosili kayıp halka olarak tanıtmak için yeni bir propaganda furyası başlatmış durumda. Sözkonusu fosil, 2004 yılında paleontologlar Neil Shubin ve Edward Daeschler tarafından Kanada'nın kutup bölgesinde bulunan bir balık fosili. Tiktaalik roseae olarak isimlendirilen fosilin yaşı yaklaşık 385 milyon yıl olarak tahmin ediliyor. Sudan karaya geçiş masallarına aday arayışındaki evrimciler, fosilin sahip olduğu "mozaik" özellikleri çarpıtarak bunun bir geçiş formu olduğu propagandasını yapıyorlar.

    Ancak sudan karaya geçiş iddiası, kara hayvanları ve balıklar arasındaki fizyolojik uçurumların, evrim teorisinin hayali mekanizmalarıyla kesinlikle aşılamaz oluşu sebebiyle bir hayalden ibarettir. Evrim teorisine körükörüne bağlılıktan ötürü savunulan ve hiçbir bilimsel kanıta dayanmayan bu masala son olarak Tiktaalik roseae'yi dahil etme çabaları da önyargılı ve zorlama yorumlara dayanmaktadır. Aşağıda, Darwinist medyanın Tiktaalik roseae propagandasında gizlediği gerçekler ortaya konmaktadır.

    Evrim Delili Olmayan Bir Mozaik Canlı: Tiktaalik Roseae

    Tiktaalik roseae'nin fosilleri iyi korunmuş üç örneğe dayanıyor. Boyu yaklaşık 3 metreyi bulan canlı, bazı mozaik özellikler sergiliyor. (Mozaik canlılar, farklı canlı gruplarına ait özellikleri barındıran canlılardır.) Bir balıkta olduğu gibi yüzgeç ve pullara sahip. Yassı yapıdaki kafatası, hareketli boynu ve nispeten güçlü yapıdaki kaburga yapısı ise kara canlılarında görülen özellikler. İsmi yerel Inuktikuk dilinde "iri, sığ-su balığı" anlamına gelen canlının göğüs yüzgeçlerinde kemikler de var. Evrimciler canlının mozaik özelliklerini kendilerine göre çarpıtıyor ve bunun balıklar ve kara canlıları arasında bir geçiş formu olduğunu öne sürüyorlar.

    Halbuki mozaik canlılar, evrim teorisinin gerektirdiği ara formlar olmaktan tamamen uzaktırlar. Örneğin günümüzde Avustralya'da yaşayan Platypus, memeli, sürüngen ve kuş özelliklerini aynı anda üzerinde taşıyan bir mozaik canlıdır ve evrim teorisi için hiçbir yönden delil olarak gösterilemez. Evrimcilerin, iddialarını desteklemek için bulmaları gereken canlılar "ara formlardır", mozaik canlılar değildir. Ara formlar, eksik, yarım, işlevini tam göremeyen organlara sahip olan canlılar olmalıdır. Oysa mozaik canlıların sahip oldukları organların her biri eksiksiz ve kusursuzdur. Yarı gelişmiş organları yoktur, başka canlılardan evrimleşmiş olabileceklerine kanıt gösterilebilecek fosil serilerinden yoksundurlar.

    Evrim teorisi rastlantısal mutasyonlara dayanan, yani tesadüfe dayalı bir sürecin yaşandığını varsaymaktadır. Bu iddiaya göre yeryüzünü dolduran milyonlarca canlı türü, sayısız rastlantısal mutasyonun isabet ettiği ve bu mutasyonlar sonucunda sakat kalmış, anormal yapılar geliştirmiş çok sayıda ara-form canlısından evrimleşmiş olmalıdır ve bunların fosillerinin bulunması gerekmektedir. Bir diğer deyişle fosil kayıtları, ucube olarak tabir edilebilecek canlıların kalıntılarıyla dolup taşıyor olmalıdır. Ancak bunun böyle olmadığı bilinmektedir. Türler ortaya çıktıkları zaman, belirleyici özellikleri tam gelişmiş olarak ve aniden ortaya çıkmakta, bunlar arasında ucube yaratıkların oluşturduğu hiçbir seri bulunmamaktadır. Oxford Üniversitesi Zoolojik Kolleksiyonlar Yöneticisi Tom Kemp, Fossils and Evolution (Fosiller ve Evrim) isimli 1999 basımı kitabında bu durumu şöyle kabul eder:

    Yeni canlı kategorileri hemen hemen tüm durumlarda fosil tabakalarında belirleyici karakteristikleri zaten mevcut olarak ve bilinen atasal grupları olmaksızın çıkar.(TS Kemp [Curator of Zoological Collections], Fossils and Evolution, Oxford University, Oxford Uni Press, s.246, 1999 )

    Evrimcilerin Gizlediği Genel Tablo

    Evrimciler, fosillerin evrimi desteklediği gibi bir izlenim oluşturmaya çalışmaktadırlar. Oysa kayıp halka kavramı sadece evrim teorisinin ihtiyaçları doğrultusunda uydurulmuştur ve bunun gerçekte fosil kayıtlarında hiçbir karşılığı bulunmamaktadır. Türleri birbirine bağladığı iddia edilen halkaların fosillerinin kayıp olması, Darwin'den beri bilinen bir gerçektir. Paleontologlarca Darwin sonrası dönemde yürütülen kazı çalışmaları da evrim teorisine bir açmaz oluşturan bu durumu gidermemiş, tam aksine canlı grupları arasında kayıp halkaların yokluğunu daha da pekiştirmiştir.

    Rethinking Anthropology isimli kitabın yazarı E. R. Leach, Nature dergisindeki bir yazısında şunları yazmıştır:

    Fosil kayıtlarındaki eksik halkalar Darwin'i endişelendiriyordu. Bunların gelecekte bulunacağından emindi, ancak bu kayıp halkalar hala eksik ve eksik olarak kalmaya devam edecekler gibi görünüyor.
    " (E.R. Leach; Nature, 293:19, 1981 )

    Bir dönemin en önde gelen paleontologlarından A. S. Romer ise aynı konuda şunları söylemiştir:

    "Bağlantılar, tam da [türler arasında geçiş gösterebilmek için] onlara en hararetli bir şekilde ihtiyaç duyduğumuz noktalarda bile kayıptırlar ve birçok bağlantının kayıp olmayı sürdürmesi kuvvetle muhtemeldir". (A.S. Romer, chapter in Genetics, Paleontology and Evolution (1963), p. 114.)


    Oklahoma Üniversitesi Jeoloji ve Jeofizik Bölümü'nden David B. Kitts de evrimin gerektirdiği ara formların yokluğunu şu sözlerle itiraf eder:

    "Evrim türler arasında ara geçiş formları gerektirir ancak paleontoloji bunları sağlamamıştır."
    (David B. Kitts (School of Geology and Geophysics, University of Oklahoma), "Paleontology and Evolutionary Theory," Evolution, Vol. 28, September 1974, sf. 467)


    Fosil kayıtlarının ortaya koyduğu tablo, yaratılışla tam uyumludur. Fosil kayıtları canlıların aniden ortaya çıktığını, değişmeden uzun süreler boyunca varlıklarını sürdürdüklerini ortaya koymaktadır. Bu gerçekler, Amerikalı paleontolog R. Wesson'ın, 1991'de yayınlanan Beyond Natural Selection adlı kitabında evrimin fosil çıkmazıyla ilgili yorumlarında açıkça görülebilmektedir:

    "Ne var ki, fosil kayıtlarındaki boşluklar gerçektir. Herhangi bir (evrimsel) soyoluşumunu gösterecek kayıtların yokluğu, son derece olgusaldır. Türler genellikle çok uzun zaman dilimleri boyunca sabit kalırlar. Türler ve özellikle cinsler hiç bir zaman yeni bir türe ya da cinse doğru evrim göstermezler. Bunun yerine, bir tür ya da cinsin bir diğeriyle yer değiştirdiği gözlenir. Değişim ise çoğunlukla anidir." (R. Wesson, Beyond Natural Selection, MIT Press, Cambridge, MA, 1991, s. 45 )

    Günümüzde ele geçirilmiş olan fosil türün sayısı 250.000'i aşkındır. Ve bunlar arasında araformlardan eser bulunmamaktadır. Evrimciler ise bu önemli gerçeği yok sayıp kayıp halka propagandasına girişmekle son derece akıl ve bilim dışı bir davranış sergilemektedirler.

    İskelet Kalıntılarından Biyoloji Çıkarsama Yanılgısı

    Omurgalıların bedenleri fosilleştiği zaman, geriye çoğunlukla kemikleri dışında kalıntı bırakmazlar. Kemikler ise bir omurgalının biyolojisinin çok kısıtlı bir bölümünü, ancak %1 kadarı hakkında izler bırakır. Evrimciler, canlının fosil üzerindeki izlerini yorumlamaya başladıklarında, canlının biyolojisine dair verilerin çoğu yok olmuş durumdadır. Canlının yumuşak biyolojisi hakkında neredeyse hiçbir bilgiye sahip olmayan evrimciler, bu bilgisizliklerini önceden bir dogma olarak benimsedikleri evrim teorisine göre "doldururlar".

    Evrimcilerin sadece kemiklere bakarak balığın biyolojisi hakkında ortaya koydukları ara form iddiaları gerçekte belirsiz spekülasyonlar olmaktan öteye gidemez. Moleküler biyolog Michael Denton, Evrim: Kriz içinde bir teori başlıklı kitabında bu konuyu şöyle belirtir:

    ".. soyu tükenmiş grupların yumuşak biyolojileri herhangi bir kesinlik derecesinde asla bilinemez, o halde en ikna edici ara geçiş formunun durumu bile, belirsiz olmak durumundadır ." (Michael Denton, "Evolution: A Theory in Crisis", Burnett Books: London, 1985, p180 )

    Evrimciler için en ikna edici görünen ara geçiş formları dahi kendileri için sonradan büyük bir aldanışa dönüşebilmektedir. Bunun güzel bir örneği, Coelacanth olayıdır.

    Sansasyonel Haberler, Evrimcilerin Coelacanth Olayından Ders Almadığını Göstermektedir

    Coelacanth, evrimcilerin bir zamanlar -aynen Tiktaalik roseae isimli son fosilde olduğu gibi- sudan karaya geçişteki kayıp halka yakıştırmasını yaptığı bir balıktır. Evrimciler, bir zamanlar soyu tükenmiş zannedilen Coelacanth balığının 400 milyon yıllık fosillerini incelemiş fosildeki izlerden bazı evrimci çıkarımlar yapmışlardır. Örneğin balığın yüzgecindeki kemikli yapıların canlının denizin tabanında yürümesine yardımcı olan ayaklar olduğunu, ayrıca balığın ilkel bir akciğere sahip olduğunu öne sürmüşlerdir. Burada önemli bir nokta vardır: Tüm bu varsayımları, Coelacanth'ın yumuşak biyolojisi hakkında hiçbir bilgileri olmaksızın yapmışlardır.

    Canlının yumuşak dokusu hakkında bilgi olmaksızın evrimci hayaller üretmenin yanlışlığı ise 1938 yılında yapılan çok önemli bir bulgu sonrasında ortaya çıkmıştır. Coelacanth canlı ele geçirilmiş, önceden zannedildiği gibi soyu tükenmiş bir canlı olmadığı ortaya çıkmıştır. Üstelik balık sonraki yıllarda defalarca canlı olarak yakalanmıştır. Balığın hem anatomisini hem de doğal yaşam alanındaki hareket şeklini hemen incelemeye alan evrimciler, balığa atfettikleri kayıp halka varsayımlarında tümüyle yanıldıklarını görmüşlerdir. Sığ sularda ve deniz tabanında sürünerek hareket ettiğini varsaydıkları balığın aslında 180 metre gibi derinliklerde yaşayan bir dip balığı olduğunu, yüzgeçlerini ise asla deniz tabanına dokundurmadığını görmüşlerdir. Evrimleşmekte olan bir akciğer varsaydıkları yapının ise hava solumaya hiçbir şekilde katkıda bulunmayan bir yağ kesesi olduğu gerçeğiyle karşılaşmışlardır.

    Bir zamanlar ara form olarak evrimcilere çok ikna edici görünen Coelacanth'ın sıradan bir balık türü olduğunun anlaşılması, son fosille ilgili ara-form iddialarının da aslında belirsizlikler ve spekülasyonlar üzerine kurulu olduğunu açıkça göstermektedir. Çünkü son ara-form iddiası da soyu tükenmiş bir türün fosilleşmiş kalıntılarından yola çıkılarak yumuşak biyolojisine dair yapılan hayali yorumlamalara dayanmaktadır. Kısacası medyada estirilen furya, bilimsel olarak belirsiz olan verilerin evrimci hayaller doğrultusunda abartılmasından başka birşeye dayanmamaktadır.

    Evrimcilerin Kayıp Halka Propagandasının Kendisi, İddiaları Aleyhinde Bir İşarettir

    Evrimci medya, kayıp halka olarak lanse edilen bir bulgu sözkonusu olduğunda çok olağanüstü bir keşif yapılmış gibi bir hava uyandırmaktadır.
    Oysa bu, evrimin doğruluğu hakkındaki iddialarıyla çelişen bir tavırdır.

    Eğer evrim teorisi doğru olsaydı, jeolojik katmanlar ara form fosilleriyle dolu olur, ara form fosillerinin sayısı, yaşamış ve yaşamakta olan türlerin sayısından çok daha fazla olurdu. Böylece kayıp halkaların bulunması o denli sıradan bir olay olurdu ki, bunlar haber değeri dahi taşımazdı.

    Veya eğer evrim, evrimcilerin iddia ettiği gibi yerçekimi kadar iyi delillendirilmiş bir olgu olsaydı, kayıp halka bulgularını haber yapmak, havaya atılan bir taşın yere düştüğünü haber yapmak kadar saçma karşılanması gereken bir davranış olurdu. Örneğin gazetelerde "bugün de havaya bir taş attık ve o da gerçekten yere düştü" şeklinde bir haber görmeyi anlamsız karşılayacağımız gibi, "Paleontologlar yeni bir kayıp halka buldular" gibi haberleri de anlamsız karşılardık. Kısacası eğer evrim bir "gerçek" olsaydı, kayıp halka propagandasına zaten ihtiyaç kalmazdı.

    Tiktaalik Roseae'nın Yerleştirildiği Evrim Serileri Sadece Ön Yargıya Dayalıdır

    Bazı gazetelerde son fosilin Acanthostega ve Eusthenopteron fosilleri arasında bir ara geçiş formu gibi yerleştirildiği görülmektedir. Evrimciler bununla, sanki fosil kayıtları evrimsel geçişleri destekliyormuş da bunun delilleri gün geçtikçe daha da güçleniyormuş gibi bir izlenim uyandırmaya çalışmaktadırlar. Oysa bu seriler, sözkonusu canlıların birbirlerinden evrimleştiği iddiasına kanıt oluşturmamaktadır. Örneğin bir dizi tornavidanın ebat açısından dizilmesi bu tornavidaların birbirlerinden türediklerini göstermez.

    Gerçekte Eusthenopteron'dan Tiktaalik roseae'ye veya Tiktaalik roseae'den Acanthostega'ya uzanan hiçbir evrimsel soy bilinmemektedir. Bu canlılar milyonlarca yıllık zaman ve derin farklılıklara dayalı morfolojik uçurumlarla birbirlerinden ayrılmaktadır. Evrimciler Tiktaalik roseae'yi yerleştirdikleri serilerle sadece kendi önyargılarını ortaya koymaktadırlar. Ünlü bilim dergisi Nature'ın editörü ve aynı zamanda bir paleontolog olan Henry Gee, "kayıp halka"ların ve evrimsel serilerin önyargılara göre kurgulandığını şu sözlerle itiraf eder:

    Yeni fosil bulguları, bu önceden var olan hikayeye uydurulur. Sanki atalar-nesiller zinciri, bizim gerçekten düşünmemiz gereken bir amaçmış gibi biz bu yeni bulgulara 'kayıp halkalar' deriz; aslında gerçek farklıdır: bunlar insan önyargılarıyla uyumlu olmaları için şekillendirilen, gerçeğin ardından oluşturulan, tamamen insan icadı olan şeylerdir. Her fosil, bir başka fosille bilinebilir hiçbir bağı olmayan izole bir noktayı temsil eder ve bunların tümü büyük bir boşluk denizinde yüzüp durmaktadır. (Henry Gee, In Search Of Deep Time, Beyond the Fossil Record to a New Hıstory of Life, s. 32) (Acanthostega ve Eusthenopteron'la ilgili evrimci iddiaların geçersizliği hakkında bkz. Omurgalı Canlıların Evrimi İddiası)

    Hayali ve Dogmatik Bir İddia: Sudan Karaya Geçiş Masalı

    Evrim teorisi, canlılardaki değişimin rastlantısal mutasyonların ortaya çıkardığı farklılıklardan faydalı olanlarının seçilimine dayandığını öne sürmektedir. Ancak mutasyonların canlıların DNA'sına yeni genetik bilgi ekleyerek onları evrimleştirici hiçbir gücü olmadığı iyi bilinen bir gerçektir. Mutasyonlar canlıların DNA'sındaki genetik bilgiyi tahrip eder, onları sakat veya ölü bırakan etkiler ortaya çıkarır. Çünkü canlıların DNA'sı olağanüstü hassas bir dizilim sergilemektedir ve tesadüflere dayalı mutasyonların bu dizilim üzerindeki etkisi ancak yıkıcı olabilmektedir. Örneğin elektronik bir aletin kullanım kılavuzunun metninde yapılacak rastlantısal harf değişimleri onu bir romana dönüştürmeyecek, klavuzdaki bilgiyi tahrip edecektir. Aynı şekilde mutasyonların da bir balığın DNA'sında, ona ağırlığını taşıyacak güçlü bir iskelet yapısı kazandırması, sıcaklığın düzenlenmesi ve suyun kullanımı için (böbrek gibi son derece kompleks bir organı kapsayan) sistemlerin inşa edilmesi, solungaçların akciğerlere dönüşmesi gibi senaryolar tümüyle imkansızdır.

    Açıktır ki eğer bir balık, solunum sistemi, boşaltım mekanizması, iskelet yapısı gibi farklı yönlerden çok hızlı bir biçimde değişim geçirmez ise, kaçınılmaz olarak ölecektir. Öyle bir mutasyon zinciri olmalıdır ki bu, balığa anında bir akciğer kazandırmalı, yüzgeçlerini ayaklara dönüştürmeli, ona bir böbrek eklemeli, derisini su tutacak bir yapıya sokmalıdır. Canlının yaşamı için böylesine önem arzeden sistemler ya kusursuzca aniden değişmelidir ya da hiç değişmemelidir. Tesadüflere dayalı ve amaçsız bir süreç olarak savunulan evrimde ise böyle bir değişim kesinlikle imkansızdır. Akılcı düşünen herkes, konuyla ilgili tek açıklamanın, balıkların ve kara canlılarının ayrı ayrı yaratıldığını kabul etmekle mümkün olduğunu görebilecektir.

    Kısacası "denizden karaya geçiş" senaryosu tümüyle çıkmaz içindedir. Nitekim evrimci biyologların bu konuda ortaya koyabildikleri tutarlı bir fosil kanıtı da yoktur. Evrimci paleontolog Barbara J. Stahl, Vertebrate History: Problems in Evolution (Omurgalı Tarihi: Evrimin Sorunları) adlı kitabında şöyle yazar:

    "Bilinen balık türlerinin hiçbiri, karada yaşayan dört ayaklıların atası olarak belirlenememektedir. Bu balık türlerinin çoğu amfibiyenlerin ortaya çıkmasından sonra yaşamışlardır. Amfibiyenlerden önce gelen balıkların, dört ayaklılarda bulunan eklem ve omurgaların herhangi birisini geliştirdiklerine dair ise hiçbir delil yoktur." (Barbara J. Stahl. Vertebrate History: Problems in Evolution, Dover, 1985. s. 148)

    Sonuç: Evrimciler Hitler'den Kalma Demode Propaganda Yöntemleriyle Bir Yere Varamayacaklarını Görmelidirler

    Yukarıda gösterildiği gibi kayıp halka düşüncesi, fosil kayıtlarında hiçbir karşılığı bulunmayan, sadece evrim teorisinin ihtiyaçları yüzünden kullanılan bilimdışı bir kavramdır. Darwinist medyanın bu kavrama böylesine hararetle sarılmaları, bunu sadece kendi ideolojilerini halk arasında yaygınlaştırmak için başvurdukları bir yöntemdir. Evrimciler, tarihin en büyük bilim sahtekarlığı olan teorilerini yaygınlaştırmak için hiçbir bilimsel kanıt öne sürememektedirler. Bir zamanlar evrimin kanıtı olarak savunulan Coelacanth, Archaeopteryx ve at serileri gibi fosillerin birer birer gözden düşmesi karşısında evrimcilerin yapabildiği tek şey, kayıp halka yalanını sık sık ve yüksek sesle gündemde tutma çabasından ibarettir.

    Bu çaba tam da, Nazi lider Adolf Hitler'in "Eğer bir yalanı yeteri kadar uzun süre ve yeteri kadar yüksek sesle tekrarlarsanız, o artık bir doğru haline dönüşebilir" diyerek tanımladığı propaganda yöntemidir.

    Evrimciler, paleontoloji biliminin teorilerini çürüttüğünü kabullenmeli, bir yalandan ibaret olan kayıp halka masallarını ısrarla tekrarlamakla bu durumu değiştiremeyeceklerini görmelidirler.

    Not: bu yazı aynı zamanda aşağıdaki haber ve yorumlara da cevabımızdır:



    Evrim Bilim Değildir, Kanmayın !

  8. #8

    Kayıt Tarihi
    30-12-2006
    Mesajlar
    6,412
    Karizma Gücü
    7
    Alıntı kuzgunruh tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Hahaha tmm beyler sakin
    Neyse böyle çok iyi ben her gün evrimle ilgili onlarca haber bulurum paylaşır çekilirim
    nasıl olsa sizin sesiniz burdan öteye çıkmadı çıkamazda.
    siz kimsiniz,nesiniz,hangi vasıfla konuşuyosunuz
    Hadi iyi geceler
    Sen bulursun bende dinsizler kafirler var musluman kiligina giren munafiklar var der butun musluman kardeslerimi arastirmaya ve sorgulamaya cagiririm boylelikle dinsizlerin ve munafiklarin oyunlari ortaya cikar. Zaten ben onun icin bu sitedeyim.
    Layik oldugumuz sekilde yonetiliyoruz sikayet etmeye kimsenin hakki yok.

  9. #9
    kuzgunruh adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    02-10-2010
    Mesajlar
    786
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    2
    Alıntı eyyuphan tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Sen bulursun bende dinsizler kafirler var musluman kiligina giren munafiklar var der butun musluman kardeslerimi arastirmaya ve sorgulamaya cagiririm boylelikle dinsizlerin ve munafiklarin oyunlari ortaya cikar. Zaten ben onun icin bu sitedeyim.
    olm siz böyle şeylerle vakit harcamayın len
    ben el-ilahın varlığından emin olsam tek vakit namazımı aksatmam siz ay tanrısı var diyip diyip 7/24 burda cevap yazıyonuz
    kuşkularınız mı var nedir
    Ayrıca Barışa bakma sen o münafık zaten.
    hadi iyi sabahlar.

  10. #10

    Kayıt Tarihi
    07-10-2010
    Mesajlar
    113
    Karizma Gücü
    2

    Sudan Karaya Geçiş Yalanına Cevap :


    Birgün gazetesinin 12 Haziran 2006 tarihli sayısında “Evrimde kayıp halka: Tiktaalik roseae ile sudan karaya...” başlıklı bir yazı yayınlandı. Hacettepe Üniversitesi araştırma görevlisi Fatih Dikmen tarafından hazırlanan yazı, yeni bulunan Tiktaalik roseae fosilini evrim teorisinin sudan karaya geçiş iddiası çerçevesinde ele alıyor, evrimden bir gerçek olarak söz ediyordu. Ancak Dikmen, sudan karaya geçiş senaryosunu bilimsel kanıtlarla desteklemiyor, hatta bunun fosil kayıtları açısından geniş boşluklarla kuşatıldığını itiraf etmek zorunda kalıyordu.

    Kanıtlar yerine hikayeler sunan yazı, balığın insana hayali dönüşümünü simgeleyen gözboyayıcı resimlerle de süslenmişti. Aşağıda Birgün gazetesinin bilim dışı propagandası cevaplanmaktadır.

    Tesadüfi Değişimlerle Sudan Karaya Çıkıp Yaşama Devam Eden Balık Türlerinin Hikayesine İnanmak, İmkansıza İnanmakla Aynı Şeydir

    Evrim teorisinin sudan karaya geçiş iddiası, deniz ve kara omurgalılarının beden yapılarında köklü ve çok geniş çaplı fizyolojik farklılıklar nedeniyle imkansız bir senaryodur. Bu farklılıkları genel olarak özetleyecek olursak; bir balık, suyun içinde ağırlığını kaldırmak için bir iskelete ihtiyaç duymaz. Kara canlıları ise beden ağırlıklarını destekleyebilen, sağlam bir kemik dokusundan meydana gelen iskeletlere sahiptirler. Bu iki grup canlı, suyun korunumu açısından da önemli fizyolojik farklılıklara sahiptirler. Balıkların aksine, kara canlıları suyu bedenlerinde tutacak ve verimli bir şekilde kullanımı sağlayacak organlara ihtiyaç duyarlar. Bu ihtiyaç, böbrek gibi son derece kompleks bir organı içeren kapsamlı bir sistemle giderilir. Bunun yanı sıra solunum organları da farklıdır. Kara canlılarında akciğerli solunum mevcuttur ve bu organ, son üstün bir mühendislik harikası sergileyen mikroskobik hava keseciklerini içerir. Bir insanın akciğerinde yaklaşık 300.000 kadar hava keseciği bulunur. Bunlar akciğerde, maksimum miktarda oksjieni kana aktaracak ancak minimum yer kaplayacak şekilde yerleştirilmişlerdir. Öyle ki, büyüklüğü bir insan elinden fazla olmayan insan akciğerindeki hava keseciklerinin iç duvarlarının toplam yüzeyi, bir tenis kortunun alanı kadardır.

    Dikmen’in kendisi de bu geçişin, "canlılar dünyasında solunum, işitme ve hareket ile ilgili pek çok yapısal ve fonksiyonel yenilikleri içeren bir değişimi simgelediğini" belirterek bu gerçeği kabul etmektedir. Ne var ki Dikmen, bir gerçek olarak anlattığı bu değişimlerle ilgili hayati önemde bazı soruları göz ardı etmektedir. Yazısında bunların "nasıl" gerçekleşmiş olabileceğine dair hiçbir bilimsel bulgu sunmamaktadır. Örneğin, yapısal ve fonksiyonel olarak birbirinden son derece farklı olan bu formlar arasındaki hayali değişim;

    a) hangi mekanizmalarla

    b) hangi aşamalarla gerçekleşmiş olabilir?

    Evrimciler de bu iddiayı bilimsel bir gerçek olarak savunduğuna göre, bu delillendirmeyi yapabilmelidirler. Yapmalıdırlar. Oysa Birgün gazetesindeki iddiaya dayanak aradığımızda karşımıza çıkan şey, bilimsel kanıtlar değil, çaresizlik itirafları ya da büsbütün suskunluktur.

    Örneğin Dikmen, iddia ettiği bu değişimin evrim teorisinin dayandığı mutasyonlarla nasıl gerçekleşmiş olabileceği hakkında tam bir sessizlik içindedir. Bu sessizlik ise evrimcilerin bilim karşısındaki çaresizliğinin bir tezahürüdür. Canlıları evrimleştirmek için onları nesiller boyu mutasyonlara maruz bırakan bilim adamları, tek bir örnekte dahi ortaya yeni bir canlı çıktığını gözlemlememişlerdir. Değil yeni tip bir canlı, yeni tek bir protein dahi ortaya çıkmamıştır. Herhangi bir evrimciye sorun, canlıların DNA'sına yeni genetik bilgi ekleyen mutasyon gözlemlenmiş midir diye, aynı sessizlikle karşılaşırsınız. Milyonlarca sayfa evrimci literatürde bu yönde verilebilecek tek bir örnek dahi yoktur. Aksine, literatür, mutasyonların etkisinin daima yıkıcı olduğunu kanıtlayan deney ve gözlemlerin anlatımıyla doludur.

    Canlılık ise rastlantısal mutasyonlarla açıklanamayacak kadar kompleks yapılara ve yüklü miktarda genetik bilgiye dayanmaktadır. Tek bir hücre, ciltlerce ansiklopedik bilgiyi barındıran veri bankalarına, bu bilgiyi okuyup tercüme eden şifreleme sistemlerine sahiptir. Bu tek hücrede dahi, DNA'nın kodladığı onbinlerce çeşit protein, milyarlarca adette sentezlenmekte, bunların meydana getirdiği "moleküler makineler" hücre içi kargodan genetik bilginin tercümesine kadar çok çeşitli işleri yerine getirmektedirler. Tüm bu sistemler, son derece hassas bir şekilde birbirine entegre olmuş alt sistemlerden meydana gelirler. En önemlisi, parçalardan herhangi birinin kusurlu veya eksik olması durumunda işlev göremeyecek özelliktedirler.

    Bir protein dahi, yapıtaşlarını oluşturan 20 tipte aminoasitin çok hassas ve uzun bir zincir halinde meydana getirdiği dizilimden oluşur. Bu hassas dizilimin, rastlantısal olarak bir araya gelme ihtimali üzerinde yapılan biyomatematiksel hesaplamalar, yaşamın kökeninin tesadüfleri kesin olarak reddettiğini ortaya koymuştur. Dolayısıyla evrim teorisi, henüz tek bir proteinin dahi kökenini açıklayamamaktadır.

    Evrimcilerin böylesine kompleks olan yaşam formlarının kökenini açıklamada dayandığı mutasyonlar, hiçbir planlama gücü ve şuuru bulunmayan rastgele değişimlerdir. Bu bilinçsiz değişimlerin ardı ardınca yaşandığının farz edildiği ve adına evrim denilen hayali sürecin ise bir balığı bir kara omurgalısına dönüştüremeyeceği açıktır.

    Evrimciler ise, henüz moleküler seviyede çamura saplanmış olan teorinin, çok daha yüksek bir organizasyon sergileyen balık ve kara omurgalılarına dair masallarında ısrar etmektedir. Dikmen'in anlattığı senaryonun muhtemel aşamaları üzerinde birazcık dahi düşündüğümüzde ise bunun imkansızlığı hemen ortaya çıkar.

    Öncelikle bir balık, milyarlarca hücrenin dokular; organlar ve sistemler olarak organize olmuş halidir ve hücrenin yukarıda anlattığımız kompleksliğinden daha da ileridir. Tüm bu alt sistemlerin, bir yeni protein dahi ortaya çıkaramayan tesadüfi değişimlerin etkisi altında daha da büyük çaplı yıkım meydana getireceği açıktır. Çünkü tesadüfi değişimlerin ne şekilde ve ne zaman ortaya çıkacağı belli değildir. Mutasyonların yıkıcı etkisi bir an için gözardı edilse ve bir organı birazcık değiştiren faydalı bir mutasyon gerçekleşse dahi, bunun sonraki aşamaları gerçekleşmeden, diğer yıkıcı mutasyonların etkisiyle bu fayda yitirilecektir.

    Bunu bir benzetmeyle açıklayacak olursak, bir masa üzerinde yatay vaziyette ve dağınık şekilde bulunan iskambil kartlarından iki-üç tanesi rüzgarın etkisiyle rastlantısal olarak dik vaziyette birbirine dayanacak olursa, bir sonraki rüzgar diğer kartları buna vuracak, onu yıkacaktır. Zaman ne kadar uzun ve tekrarların sayısı ne kadar çok olursa olsun, ortaya iskambil kartlarından bir şato çıkmayacaktır.

    Sudan karaya geçiş senaryosu da bu gibi bir "domino etkisiyle" engellenmektedir. Çünkü bir organda faydalı mutasyon meydana gelse dahi, aynı şekilde başlangıç aşamasında olan diğer sistemlerde- akciğerli solunum sistemleri, göz kapakları, böbrek, üstün bir denge ve hareket kabiliyeti sağlayan bir omurga, kol, bacak, eklemler ve bunları destekleyen sinir-kas dokularında- yıkım meydana getirme suretiyle bu gelişmeyi baskılayacak, canlı kara omurgalısına doğru hiçbir ilerleme kaydedemeyecektir.

    Nitekim Fatih Dikmen de bu problemin farkında olduğundan olacak, sudan karaya geçiş iddiasının gerektirdiği bu çok sayıda fonksiyonel aşamanın mutasyonların yıkıcı etkisine rağmen nasıl aşılmış olabileceği konusuna tek bir cümlelik dahi yer ayırmamaktadır.

    Peri masallarında kurbağalar, hiçbir biyolojik mekanizma olmaksızın prenslere dönüşebilmektedir. Evrimciler de hiçbir mekanizma göstermeksizin balıkların insanlara dönüşebileceğini iddia etmektedirler. İkisi de hayali birer hikayedir. Adına "evrim" denen ikinci hikayenin tek farkı, daha uzun zamana yayılmış olmasıdır. Bu hikayenin bilimsel görünümü ise tamamen aldatıcıdır. Evrimci düşünür Mary Midgley'in, "Evrim teorisi, bizim yaratılış hikayemizdir...bizlere buraya nasıl geldiğimizi söyler ve bizler bize ne olduğumuzu söylemesini umarız" sözlerinin de gösterdiği gibi, evrimciler bu teoriyi materyalist bir varoluş hikayesi olarak anlatmakta, ideolojik olarak ayakta tutmaktadırlar. Birgün gazetesindeki yazının da bilimle alakası yoktur. Gazete, benimsediği ideoloji doğrultusunda bu hayali hikayeyi yaygınlaştırmaya çalışmaktadır, o kadar.

    Dikmen'in Paleontoloji Hakkındaki Yanılgısı

    Dikmen, fosil kanıtlarla ilgili olarak da daha cömert sayılabilecek bir tutum sergilememektedir. Dikmen kabul etmelidir ki, "çoğu zaman bulunan fosiller arasında geniş boşluklar vardır ve bu boşlukları dolduracak eksik halkalar yani geçiş formları ile ilgili araştırmalar devam etmektedir" diye yazdığı satırlarda, bilimsel kanıt değil, "mazeret" öne sürmektedir.

    Yazısına "Paleontolojinin öngörüsü" başlıklı bir bölüm de ayıran Dikmen, bu kısımda önce "eksik halka" kavramını tanımlamakta, sonra da paleontoloji biliminin bu halkaların ortaya çıkarılacağı gibi bir öngörüde bulunduğunu iddia etmektedir. Ancak bu iddiasında ciddi bir biçimde yanılmaktadır. Kayıp halka kavramı, paleontolojinin bir öngörüsü değildir, hatta tam aksine, paleontologlar, Dikmen'in iddiasının aksine, kayıp halkaların bulunacağını değil, kayıp olmayı sürdüreceklerini öngörmektedirler. Üstelik günümüzden onyıllar önce başlayarak. Çünkü paleontolojik kanıtlar bunu göstermektedir. Örneğin bir dönemin önde gelen paleontologlarından A. S. Romer, 1963 yılında kayıp halkalar hakkında şunları ifade etmiştir:

    "Bağlantılar, tam da [türler arasında geçiş gösterebilmek için] onlara en hararetli bir şekilde ihtiyaç duyduğumuz noktalarda bile kayıptırlar ve birçok bağlantının kayıp olmayı sürdürmesi kuvvetle muhtemeldir". (A.S. Romer, chapter in Genetics, Paleontology and Evolution, 1963, s. 114.)

    Prestijli bilim dergilerinden Nature'ın editörü ve aynı zamanda evrimci bir paleontolog olan Henry Gee, 1999 basımı In Search of Deep Time başlıklı kitabında şunları yazar:

    "Gazeteciler ve manşet yazarlarının, ataları bulma arayışları ve kayıp bağların keşfiyle ilgili olarak dört bir yanda sürdürdüğü gevezelikle karşılaştırdığımızda şunu öğrenmek şaşırtıcı gelebilir: Birçok profesyonel paleontolog, canlılığın tarihini senaryo ve hikayelere dayanarak incelememektedirler ve evrimsel tarihin hikaye anlatım şeklini, bilimdışı olması yüzünden otuz seneden fazla bir süre önce terk etmişlerdir." (Henry Gee, In Search of Deep Time, Beyond the Fossil Record to a New Hıstory of Life", The Free Press, A Division fo Simon & Schuster, Inc, 1999, s. 5)

    Bunun sebebi, fosil kayıtlarında kayıp halka arayışındaki paleontologların daima hüsrana uğramasıdır. Oklahoma Üniversitesi Jeoloji ve Jeofizik Bölümü'nden David B. Kitts, "Evrim türler arasında ara geçiş formları gerektirir ancak paleontoloji bunları sağlamamıştır," derken bu gerçeğe işaret etmiştir. (David B. Kitts (School of Geology and Geophysics, University of Oklahoma), "Paleontology and Evolutionary Theory", Evolution, Sayı 28, Eylül 1974, s. 467)

    Kısacası paleontoloji bilimi, kayıp halka ve ara formların "varlığını" değil "yokluğunu" ortaya koymuştur. Bunun aksini iddia etmek, bu gerçekleri görmezden gelmek anlamını taşımaktadır.

    Tiktaalik roseae: Evrimci Hayallerde Son Halka

    Dikmen'in evrim kanıtı olarak gündeme getirmeye çalıştığı Tiktaalik roseae, yaklaşık 385 milyon yıl öncesine ait bir fosildir ve Kanada'nın kutup bölgesinde ele geçirilen, nispeten iyi korunmuş kemiklere dayanmaktadır. Dikmen'in de itiraf ettiği gibi, fosil kayıtları evrimciler adına geniş boşluklar ortaya koymaktadır. Evrimci paleontolog Barbara J. Stahl, Vertebrate History: Problems in Evolution adlı kitabında şöyle yazar:

    Bilinen balık türlerinin hiçbiri, karada yaşayan dört ayaklıların atası olarak belirlenememektedir. Bu balık türlerinin çoğu amfibilerin ortaya çıkmasından sonra yaşamışlardır. Amfibilerden önce gelen balıkların, dört ayaklılarda bulunan eklem ve omurgaların herhangi birisini geliştirdiklerine dair ise hiçbir delil yoktur. (Barbara J. Stahl. Vertebrate History: Problems in Evolution, Dover, 1985. s. 148)

    Canlı türleri gerek fosil, gerekse moleküler düzeyde birbirlerinden izole olmuş gruplar oluşturmakta, çok sayıda deney ve gözlemle desteklenen bu durum, canlıların ayrı ayrı yaratıldığını doğrulamaktadır. Evrimciler ise, bunu kabullenmemekte direnmekte, bazı soyu tükenmiş canlılar üzerinde gözboyayıcı yorumlarıyla durumu kendi lehlerine çevirmeye çalışmaktadırlar.Tiktaalik roseae ile ilgili propagandaları da bu yöndeki son çabalarıdır.

    Bu fosilin sudan karaya geçiş senaryosuna aday karakter olarak gösterilmesinin sebebi, yüzgeçlerinde kemiklere; nispeten kalın kaburga kemiklerine ve bir timsahınkini andıran yassı ve uzun kafatasına sahip olmasıdır.

    Evrimci yayınlarda, bu canlının balık ve kara omurgalısı arasındaki anatomik sınırları ortadan kaldırdığı, bir diğer deyişle her iki grubun da özelliklerini barındırdığı yazılmaktadır. Ancak iki ana canlı grubunun karakteristik özelliklerini barındırması, bir canlıyı evrim teorisinin kanıtı olabilecek bir geçiş formu yapmamaktadır. Bunun güzel bir örneği, platypus isimli canlıdır. Platypus, kuşların karakteristik özelliği olan gagaya sahip olduğu halde memelilerin karakteristik özelliği olan kıllara da sahiptir. Üstelik bir sürüngen gibi yumurtlamaktadır. Bu gibi karma özellikleri bünyelerinde barındıran canlılar "mozaik" canlılar olarak isimlendirilmektedir. Mükemmel şekilde üreyebilen, yaşamsal mekanizmaları kusursuz şekilde işleyen bu canlılar evrim teorisi için hiçbir kanıt oluşturmamaktadır.

    Ara formlar, eksik, yarım, işlevini tam göremeyen organlara sahip olan canlılar olmalıdır. Oysa mozaik canlıların sahip oldukları organların her biri eksiksiz ve kusursuzdur. Yarı gelişmiş organları yoktur, başka canlılardan evrimleşmiş olabileceklerine kanıt gösterilebilecek fosil serilerinden yoksundurlar. Bu durum, Stephen Jay Gould gibi önde gelen evrimcilerce de kabul edilen bir gerçektir.

    Ayrıca Tiktaalik'in yüzgeçlerindeki kemikler, bunun kara omurgalılarının ayak ve kollarının yüzgeçlerden evrimleştiğini kanıtlamamaktadır. Çünkü omurgalılarda çift üyeler (kol ve bacak gibi uzantılar) omurgaya omuz ve kalça kısımlarında sıkı sıkıya bağlıdır. Bu bağlantılar olmadığı sürece, bir canlının uzantılarındaki kemikler, onun ağırlığını taşıyamazlar.

    Bu yapılarla ilgili evrimci iddiaların gerçekçilikten ne kadar uzak olduğunu gösteren bir ibret vakası, Coelacanth'tır. Evrimciler, bir zamanlar sadece fosil örneklerden bilinen Coelacanth balığının yüzgeçlerindeki kemiklere bakarak bunun sığ deniz tabanında sürünen ve karaya çıkma hazırlığında bir geçiş formu oluduğunu iddia etmişlerdi. Ancak daha sonradan balığın canlı örnekleri ele geçirildiğinde kemikli yüzgeçlerin sürünme veya yürümeyle ilgili hiçbir harekette kulanılmadığı, Coelacanth'ın son derece kompleks özelliklere sahip normal bir balık türü olduğu anlaşılmıştı.

    Kısacası, evrimcilerin Tiktaalik roseae üzerinde oluşturmaya çalıştığı sansasyon, önceden benimsenmiş bir dogma doğrultusunda yapılan abartılı yorumlardan ibarettir ve aleyhteki bulguları tamamen yok sayan körü körüne bir bakış açısının eseridir.

    Hiç Yaşamamış Hayali Canlılar

    Dikmen, hazırladığı yazıyla birlikte insana doğru evrimleşen hayali ara formların resimlerine de yer vermiştir. Bunlar, hiçbir gerçekliği olmayan, tümüyle hayal ürünü olan resimlerdir. Evrimciler, halkı bir kez daha bilimsel görünümlü iddialarla etkilemek için bu aldatmacaya başvurmuşlardır. Gerçeklerle değil, hayali unsurlarla desteklemeye çalıştıkları inançları ise, bu resimler gibi, bir hayalden ibarettir.

    Sonuç:

    Eğer Darwinistler teorilerini bilimsel olarak savunuyor olsalardı, yaşamın tesadüflerini reddeden kompleksliğini ve fosil kayıtlarında ara formlardan eser bulunmayışını görerek teorilerini terk etmeleri, Allah'ın tüm canlıları yarattığını kabul etmeleri gerekirdi. Bunu yapmamakla ve Darwinizm'de ısrar etmekle iflas etmiş bir teoride diretmektedirler. Böylece kanıtlarla çürütülmüş bir teoriyi, kanıtlara tercih etmekle bilimin değil, efsanenin savuncusu olduklarını göstermektedirler.

    Birgün gazetesinin sudan karaya geçiş hikayesi de böyle bir efsaneden ibarettir. Gazeteye modern bilim tarafından çürütülmüş olan evrim efsanesinin savunuculuğuna son vermesini, yaratılış gerçeği aleyhinde hayali hikayelerle bir yere varamayacağını görmesini diliyoruz.
    FOSİLLER EVRİMİ YALANLIYOR VE YARATILIŞ'I İSPATLIYOR.



 

 
Sayfa: 1 | Toplam: 2 12 SonSon

Bu konuya benzer diğer konular

  1. balıklar öğrenemez diyenlere
    2006 Konuları bölümünde controldenied® tarafından açılmış
    Yanıt: 1
    Son Mesaj: 12.02.06, 04:46
  2. Karara balıklar bile ağladı....
    2003 - 2004 Konuları bölümünde ykdogan tarafından açılmış
    Yanıt: 1
    Son Mesaj: 06.09.04, 03:56

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •