Kainatın, sürekli tazelenip yenilenmesi ve hareket halinde olması, bu fikri çürütmek için yeterlidir. Hareket ve tazelemek fiilleri; tedbir ve idarenin sürekli cari olduğunu ve bu tedbir ve idare sahibinin de sürekli iş başında bulunmasını iktiza ediyor. Zira fiil ile fail arasında zaruri bir gereklilik bağı vardır.

Hem Allah’ın Kayyum sıfatı, kainatın kendi haline bırakılmasını asla kabul etmez. Bu aklen de böyledir. Zira sonsuz ilim, irade, kudret sıfatları olmadan, bir karıncanın icadı kabil değildir. Halbuki her bahar mevsiminde, sayısız canlılar icat ediliyor. İlim, irade ve kudret sıfatlarının, karıncanın oluşum sürecinin her aşamasında faal olarak bulunması gerekiyor. İmkan ve hudus delilleri buna şahittir.

Bir karıncanın hayat bulabilmesi, bütün kainat çarklarının işlemesi ile mümkündür. Karıncanın her bir zerresinde sayısız imkan ve değişimler oluyor. Bu imkanları yerli yerinde seçecek ve o değişimi temin edecek irade ve kudret olmadan, karıncanın bünyesinde çalışan zerrenin kıpırdaması bile kabil değildir. Öyle ise Allah’ın mutlak ve sonsuz icra sıfatları olmadan, şu kainatın ve içindeki basit bir zerrenin hareket etmesi imkansızdır.

Yani Allah’ın mutlak sıfatları, şu kainattan zerre bir miktar elini çekse, kainat yok olur. Kainatın kendi kendini icad edip devam ettirmesi nasıl mümkün değilse, Allah tarafından yoktan var edildikten sonra, kendi haline bırakması, aklen ve naklen mümkün değildir. Matbaa nasıl usta olmadan kendi başına kitap basamıyor ise, aynı şekilde kainat da kendi başına sinek ve böcek yaratamaz.

Allah’ın kainata müdahale etmeden, bütün bu işlerin kendi başına olup bitebilmesi için, her şeyin ilah gibi olması gerekiyor. Bir zerrenin bir adım atabilmesi, bütün kainatın plan ve programına uyum içinde olması ile mümkündür. Öyle ise ya zerre İlah gibi her şeyi bilir ve ona göre adım atar, diyeceksin -ki bu muhaldir- ya da bu zerre Allah’ın tedbir ve terbiyesinde hareket eden aciz bir memur, diyeceksin.