• Reklam
Sayfa: 1 | Toplam: 12 1234567891011 ... SonSon
117 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1

    Kayıt Tarihi
    09-07-2009
    Mesajlar
    1,402
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    3

    Bencıl allah!!!

    Kendisinden farkli dusundugu icin evladini bicaklayan anne-babalar'i sevgili Tetkay'in konusunda okuduk, bunun yaninda evladini reddeden, evladini silen, ya da evlatlarina olan sevgisi azalan anne-babalar da var.

    Beni kendi evladindan, anne ve babandan, kardeslerinden daha cok seveceksin diyor bencil Allah. Bencilligin, kiskancligin bu kadari hic bir normal insanoglunda bire gorulmedi.

    Hayatinda hic gormedigi , tanismadigi insanlarin kulaktan dolma bilgileri ile bir anne 9 ay karninda tasidi bebekken hastaliginda basindan ayrilmadigi , sacinin teline bile kiyamadigi evladini unutuyor. Bu hunharligi da dinler yapiyor arkadaslar, en cok beni seveceksin diyen gorunmez Allah yapiyor.

    Kuran'da ustun merhametli anlatilan Allah'in kufurleri de bitmiyor, sormak istiyorum size yaraticidan gelmis bir kitapta kufurun ve hakaretin isi nedir ??? Kutsal kitapta sadece sevgi ve sayginin gecmesi gerekmiyor mu ?

    Siz hic, egitimli , bilgili, edepli ve saygin bir yazarin kitabinda kufure ya da hakarete rastladiniz mi ?

    Allah neden bu kadar bencil ve kufurbaz ?
    HÜMANİST DEMOKRAT PARTİ


    Bir insanı zorla susturmak ona bahşedebileceğiniz en büyük onurdur. Onun size karşı olan mükemmelliğini kabul ettiğiniz anlamına gelir. - Joseph Sobran

    Bir kimsenin dusuncesini aciklayamamasi koleliktir. -Euripides

  2. #2
    forever and ever love @sprinc€ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    02-09-2006
    Mesajlar
    1,307
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    6
    kimin ALLAH'I ?
    BENİM ALLAHIM öyle değil mesela
    HÜMANİST DEMOKRAT PARTİ


    ๘۩ GΣM!П! ๘۩ฬฬฬ.tüгкŦ๏гย๓.ภєt<a href=http://i44.tinypic.com/5155kp.gif target=_blank>http://i44.tinypic.com/5155kp.gif</a>

  3. #3

    Kayıt Tarihi
    09-07-2009
    Mesajlar
    1,402
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    3
    Alıntı @sprinc€ tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    kimin ALLAH'I ?
    BENİM ALLAHIM öyle değil mesela
    Benimki de kafana gore takil iste diyor.
    HÜMANİST DEMOKRAT PARTİ


    Bir insanı zorla susturmak ona bahşedebileceğiniz en büyük onurdur. Onun size karşı olan mükemmelliğini kabul ettiğiniz anlamına gelir. - Joseph Sobran

    Bir kimsenin dusuncesini aciklayamamasi koleliktir. -Euripides

  4. #4
    forever and ever love @sprinc€ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    02-09-2006
    Mesajlar
    1,307
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    6
    Alıntı Sacred Women tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Benimki de kafana gore takil iste diyor.
    tesadüf olacak ama benimkide öyle diyo
    HÜMANİST DEMOKRAT PARTİ


    ๘۩ GΣM!П! ๘۩ฬฬฬ.tüгкŦ๏гย๓.ภєt<a href=http://i44.tinypic.com/5155kp.gif target=_blank>http://i44.tinypic.com/5155kp.gif</a>

  5. #5
    forever and ever love @sprinc€ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    02-09-2006
    Mesajlar
    1,307
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    6
    Alıntı Sacred Women tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Benimki de kafana gore takil iste diyor.
    tesadüf benimkide öyle diyor
    HÜMANİST DEMOKRAT PARTİ


    ๘۩ GΣM!П! ๘۩ฬฬฬ.tüгкŦ๏гย๓.ภєt<a href=http://i44.tinypic.com/5155kp.gif target=_blank>http://i44.tinypic.com/5155kp.gif</a>

  6. #6
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    20-06-2008
    Mesajlar
    2,171
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    0
    Beni kendi evladindan, anne ve babandan, kardeslerinden daha cok seveceksin diyor bencil Allah. Bencilligin, kiskancligin bu kadari hic bir normal insanoglunda bire gorulmedi.
    Nerede diyor bunu?

  7. #7
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    18-10-2010
    Mesajlar
    35
    Karizma Gücü
    0

    Bütün Fitnelerin,Kargaşaların,Vefasızlıkların,Zulümlerin Sebebi Dinsizliktir, Çözümü Din Ahlakı

    Şu açıkça görülüyor ki sadece Dine saldırma amaçlı anlamsız ve hiç bir doğruluğu olmayan İslam'da olmayan, Kuran'da olmayan ve Allah'ı tanımamış bir şekilde bozuk anlatımlar yapıyorsunuz. Allah hakkında bütün bu yaptığınız söylevlerden Allah'ı tenzih ediyorum. Evladını bıçaklayan anne-baba durumuyla ne alakası var konunun anlayamadım. Tamamen mantıksız ve Kuran ahlakıyla alakası olmayan bu tavrı Haşa haşa Kuran yaptırtmış göstermeye çalışmışsınız, Ama boşa heves etmeyin. Artık buradada dilediğiniz gibi at koşturamayacaksınız !

    Bu ne biçim yazıdır. Siz hiç Kuran okumuyormusunuz. Allah haksız yere bir cana kıyılmasını haram kılmışken, bunu yapanın tevbe etmeden ölürse Cehennem'e gideceğini söyleyen, diri diri toprağa gömülen kızların hesabını soracağını söyleyen ve bu sapkın inanışa bir son veren Yüce Kitabımız Kuran-ı Kerim'dir, siz nasıl olur böyle saçma bir yazıyı Kuran'a mal etmeye kalkarsınız. Kuran'ın yasakladığı, şiddetli bir şekilde haram kılınmış şeyleri tam tersine çevirip Haşa Kuran yaptırıyor diyorsunuz.
    Zaten bu fitneleri engelleyen Kuran'dır. Bütün fitnelerin, çocuğunu kesmelerin, anasını babasını saymamaların ve onların katledilmesinin, hırsızlıkların, sevgisizliklerin, düşene yardım etmemenin kaynağı dinler değil dinsizliktir, dinsizliğin ta kendileridir !
    İslam ahlakından uzak olmanın getirdiği zararlardan bir tanesi de, insanlar arasında acımasızlığın, kindarlığın, öfkenin ve zulmün hakim olmasıdır. Bu yapıdaki insanlar, kendi çıkarları söz konusu olduğunda bir kimseye duydukları öfke sebebiyle ya da hiçbir nedeni yokken rahatlıkla cinayet işleyebilmektedirler.

    Haksız yere bir insanın canına kıyan, soğukkanlılıkla seri cinayetler işleyen, ani bir öfke ya da kıskançlık krizi sonucu en yakınını veya hiç tanımadığı birisini öldüren, hatta bu işi parayla yapan insanların sayısı, günümüz toplumlarında oldukça fazladır. Gazetelerden ve televizyonlardan bir gün bile eksik olmayan cinayet haberleri toplumdaki, dinsizlikten kaynaklanan dejenerasyonun çok açık bir göstergesidir.

    "Kim bir nefsi, bir başka nefse ya da yeryüzündeki bir fesada karşılık olmaksızın (haksız yere) öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de onu (öldürülmesine engel olarak) diriltirse, bütün insanları diriltmiş gibi olur. Andolsun, elçilerimiz onlara apaçık belgelerle gelmişlerdir. Sonra bunun ardından onlardan bir çoğu yeryüzünde ölçüyü taşıranlardır. (Maide Suresi, 32)


    Onlar, (savaşa) son verirlerse (siz de son verin); şüphesiz Allah, bağışlayandır esirgeyendir. (Bakara Suresi, 190-192)

    ... Kim bir nefsi bir başka nefse ya da yeryüzündeki bir fesada karşılık olmaksızın (haksızca) öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur... (Maide Suresi, 32)
    Din Ahlakı İnsanların Suç İşlemelerini Engeller


    Din ahlakını yaşamayan bir kimse, kendi çarpık mantığına göre, yaptıklarından dolayı herhangi bir hesap vermeyeceğine, cezalandırılmayacağına ve sonuçta da bir kayba uğramayacağına inanır. Böyle bir insanın kendi çıkarları uğruna herhangi bir sınır tanıması, başkalarının hakkını, iyiliğini, menfaatini gözetmesi için hiçbir sebep yoktur. Çünkü, çarpık mantığına göre, bir kere geldiği bu dünyada en rahat şartlarda yaşamalı, istediği herşeyi elde etmeli, aklına gelen herşeyi yapabilmelidir. Kuran'da din ahlakını yaşamayan insanların bu mantıkları şöyle anlatılır:
    Dediler ki: "(Bütün olup biten,) Bu dünya hayatımızdan başkası değildir, ölürüz ve diriliriz; bizi 'kesintisi olmayan zaman' (dehrin akışın) dan başkası yıkıma (helake) uğratmıyor." Oysa onların bununla ilgili hiçbir bilgileri yoktur; yalnızca zannediyorlar. (Casiye Suresi, 24)
    İşte bu mantığa sahip olan bir insan, sınır tanımaksızın her türlü kötülüğü veya ahlaksızlığı yapabilir; sahtekarlık yapabilir, yalan söyleyebilir, çalıştığı yerde rahatlıkla zimmetine para geçirebilir, çalabilir, dolandırıcılık yapabilir, menfaatleri söz konusu olduğunda yalancı şahitlik yapabilir, sözünde durmayabilir, eline para, güç ya da imkan geçtiğinde diğer insanları ezebilir... Kötülükte daha da ileri gitmemesi için hiçbir engeli yoktur.

    Din ahlakını yaşamayan kişinin vicdanı körelir ve bir süre sonra tamamen nefsinin hakimiyeti altına girer. Öyle ki bu kişi çıkarları için adam öldürmekte sakınca görmeyebilir. Her gün gazetelerde yer alan haberlerin nedeni bu kişilerin Kuran ahlakını ve Allah korkusunu yaşamamalarıdır.
    Bir müddet sonra vicdanı öylesine körelir ki artık bu insan tamamen nefsinin hakimiyetine girer. Nefsi ne derse, ne emrederse hemen yerine getirir. Hiçbir sınırlayıcı, engelleyici güç tanımaz. Çıkarları gerektirdiğinde adam öldürmeyi dahi göze alabilir. Hergün gazete sayfalarında bu tür sayısız habere rastlanmaktadır. Bilezikleri için komşusunu, kıskançlık için kocasını, öfke sebebiyle arkadaşını, cinnet nedeniyle çocuklarını, para için annesini-babasını öldüren insanların haberleriyle gazete sütunları dolar taşar. Aslında bunlar da sadece olayın görünen kısmıdır; gazetelere yansımayan daha böyle pek çok haber vardır. Tüm bunlar bu insanlarda vicdanın tamamen kapandığını, hakimiyetin nefsin eline geçtiğini gösterir. Bu kişiler din ahlakını ve Allah korkusunu yaşamadıkları için bu hale gelmişler ve manen insanlıktan çıkmışlardır. Ayette bu tip insanlar "sınır tanımaz, saldırgan, günahkar..." (Mutaffifin Suresi, 12) gibi sıfatlarla isimlendirilir.
    Her an herşeyi yapabilecek insanlarla dolu bir ortamda, sokakta, otobüste, markette, bir eğlence yerinde veya herhangi bir yerde yanınızda bulunan sıradan bir kişi, aslında potansiyel bir tehlike olabilir; hırsız, sapık, katil vb. herşey çıkabilir. Hatta bu, iyi görünümlü, tahsilli bir kişi bile olabilir. Bunun oldukça gerçekçi bir yorum olduğunu, popüler bir dergide çıkan bir ropörtajdan bir kesitle tespit etmek mümkündür:
    - Dergi: "Cinayet ilginizi çektiğine göre işlemek ister miydiniz?
    - Konuk: " Cinayet işlemek istediğim anlar da olmuştur, somut bir kişiye karşı değil sadece. Günde sekiz on kişiyi öldürmek isteyebilirim. Böyle bir vahşet var insanların içinde. Benim de vahşete bir yakınlığım var. Ama somut bir cinayet bana çirkin gelebilir, kanlar akacak, adam yıkılacak, düdükler çalacak, polis gelecek� Uzun iş� Ama soyutta cinayet çekici bir iş benim için."
    - Dergi: "Peki nasıl bir cinayet işlerdiniz?"
    - Konuk: "Tabii silahı tercih ederim. Zehir işin dehşetine pek uygun düşmüyor, fazla sinsice."

    Dünyaca ünlü Time dergisi "Rüşvette Dünya Savaşı" ve "Kokuşmuşluğa Karşı" başlıklı yazılarda rüşvet skandallarını tüm gerçekliğiyle gözler önüne sermiştir. Kolombiya'dan Hindistan'a, Fransa'dan Güney Kore'ye, Japonya'dan İspanya'ya kadar birçok ülke rüşvet yolsuzluklarıyla sarsılmıştır. Kökeninde dinsizliğin yattığı bu problemlerin tek çözümü Kuran ahlakının yaşanmasıdır.
    Görüldüğü gibi, halk arasında aydın olarak bilinen bir kişinin bile içinde böyle bir dehşeti barındırması ve bunu hiç çekinmeden kolaylıkla dile getirmesi din ahlakını yaşamayan bir toplumun ortak zihniyeti hakkında güzel bir fikir vermektedir. İfadelerinden, üşenmese, rahatı kaçmasa, başına iş açılmayacağından emin olsa böyle dehşet verici bir fiili büyük bir zevkle işlemekten kaçınmayacağı açıkça görülen bu kişinin örneği, insanlarda Allah inancı ve Allah korkusu olmadığı, Kuran ahlakı yaşanmadığı takdirde toplumun varacağı korkunç boyutları gözler önüne sermektedir. Cahiliye insanının rahatlıkla ve gözünü kırpmadan işleyebildiği cinayet gibi büyük bir suç hakkında Kuran'daki hüküm şu şekildedir:
    ... Kim bir nefsi bir başka nefse ya da yeryüzündeki bir fesada karşılık olmaksızın (haksızca) öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur... (Maide Suresi, 32)
    Şüphesiz ki ayette verilen örnek son derece önemlidir; Allah böyle bir suçu bütün insanları öldürmekle eş tutmuş, diğer ayetlerde de bunun cezasının cehennem olduğunu bildirmiştir. (Nisa suresi, 93) Bu durumda Allah'tan korkan bir insanın değil böyle bir günaha yaklaşması, aklından bile geçirmesi mümkün değildir. Bunun en güzel örneklerinden birini Kuran'da Adem Peygamberin oğullarından bahsedilen kıssada görmek mümkündür. Hz. Adem'in oğullarından biri kardeşini haksız yere, yalnızca hasetten dolayı öldürmek isteyince diğerinin tavrı şöyle olmuştur:
    Eğer beni öldürmek için elini bana uzatacak olursan, ben seni öldürmek için elimi sana uzatacak değilim. Çünkü ben, alemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım. (Maide Suresi, 28)
    İşte müminlerle diğer insanlar arasındaki fark burada yatmaktadır. İnananlar her ne olursa olsun haram olan bir şeye yaklaşmazken, diğerleri rahatlıkla her türlü kötülüğü işleyebilmekte ya da işlemekte bir sakınca görmemektedir.
    Din ahlakının yaşandığı bir toplumda insanlar Allah korkusuyla dolu oldukları için hırsızlık, yalan, rüşvet, cinayet gibi ahlaksızlıkların hiçbiri olmaz. Din ahlakını yaşayan insan hayatını Allah'ın sınırları içerisinde vicdanına uyarak sürdürür, içindeki negatif ses olan nefsinin kötü olarak emrettiği herşeyi bırakır.
    Ama din ahlakı yaşanmadığında kişi nefsinin emrine girip, iradesini bir kenara bıraktığı için sürekli olarak kendi menfaatleri doğrultusunda hareket eder. Böylece her türlü kötü ahlaka kapı açılmış olur. Örneğin hırsızlık yapmak kişinin çıkarlarına uygun olabilir, ama din ahlakı bunu yasaklamıştır ve aynı zamanda bu karşı tarafa zarar verecek bir harekettir. Karşı tarafın yıllar boyunca çalışıp kazandığı para, bütün emeği bir gecede yok olur ki bu da mal sahibine acı verir. Aslında çalan kişiye de vicdan azabı şeklinde acı verir. Dolayısıyla Kuran ahlakı bu tür kötülükleri yasaklayıp, haram kılmakla insanlara dünyada da çok güzel, huzurlu bir ortam hazırlamış olur.
    Bu anlatılanlara dinsiz bir kişi karşı çıkıp, "ben dinsizim, ama rüşvet almıyorum" diyebilir. Gerçekten bu insan ömrü boyunca hiç rüşvet almamış da olabilir, prensipleri gereği rüşvet almayı doğru bulmuyor da olabilir. Ama öyle şartlar meydana gelir ki almakta bir sakınca görmeyebilir. Örneğin maddi açıdan çok zor durumda kalabilir, eşi ya da ailesi rüşvet alması konusunda baskı yapabilir, öyle bir ortama girer ki rüşvet almayı herkes meşru görüyordur veya ona zayıf ve duygusal bir noktasından yaklaşabilirler. Bunun gibi pek çok değişik durum olabilir, kişi için kendince makul gerekçeler meydana gelebilir ve o kişi sonunda hiç düşünmeden rüşvet alabilir.
    Oysa Kuran ahlakında rüşvet konusu, hem alan hem de veren açısından yasaklanmış ve böyle yaygın bir toplumsal yaranın her iki taraf açısından da önlemi alınmıştır. Bu şekilde din ahlakını yaşayan bir kimse, pek çok ayette haram kılınan haksızlık ve adaletsizliğin bir biçimi olan rüşvet almaya yanaşmayacağı gibi, rüşvet vermeye, rüşveti teşvik etmeye de teşebbüs bile edemez. Allah Kuran'da şöyle buyurmuştur.
    Birbirinizin mallarını haksızlıkla yemeyin ve bile bile günahla insanların mallarından bir bölümünü yemeniz için onları hakimlere aktarmayın. (Bakara Suresi, 188)
    Terörizmi İslama maletmeye çalışan zihniyet, terörizmin asıl kaynağı olan Darwinist zihniyettir


    Hayatinda hic gormedigi , tanismadigi insanlarin kulaktan dolma bilgileri ile bir anne 9 ay karninda tasidi bebekken hastaliginda basindan ayrilmadigi , sacinin teline bile kiyamadigi evladini unutuyor. Bu hunharligi da dinler yapiyor arkadaslar, en cok beni seveceksin diyen gorunmez Allah yapiyor.
    böyle saçma sapan bir yazı yazmışsın, haşa vefasızlığı dinler yapıyormuş gibi, Halbuki tam tersine vefasızlığı, sevgisizliği, çocuğa sevgisizliği, anne babayı saymamayı ortadan kaldıran Kuran'dır.

    Allah Kuran'da anne babaya karşı güzellikle davranılmasını emretmiştir. Anne babaya karşı güzel söz söylemek, saygı ve sevgi göstermek, merhametli davranmak Kuran ahlakının bir gereğidir. Allah bu konuda ölçü olarak anne babaya "öf" bile denmemesi gerektiğini hatırlatmıştır. Hatta anne ve baba, çocuklarının inancını paylaşmayıp, iman etmeyi kabul etmeseler dahi, müminler onlara karşı nezaketli tavırlarını değiştirmezler.

    Rabbin, O'ndan başkasına kulluk etmemenizi ve anne-babaya iyilikle-davranmayı emretti. Şayet onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlılığa ulaşırsa, onlara: 'Öf' bile deme ve onları azarlama; onlara güzel söz söyle. (İsra Suresi, 23)


    ... anneye-babaya, yakınlara, yetimlere ve yoksullara iyilikle davranın, insanlara güzel söz söyleyin... (Bakara Suresi, 83)


    Biz insana anne ve babasını (onlara iyilikle davranmayı) tavsiye ettik. Annesi onu, zorluk üstüne zorlukla (karnında) taşımıştır. Onun (sütten) ayrılması, iki yıl içindedir. "Hem Bana, hem anne ve babana şükret, dönüş yalnız Banadır." (Lokman Suresi, 14)

    De ki: "Gelin size Rabbinizin neleri haram kıldığını okuyayım: O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın, anne-babaya iyilik edin... (En'am Suresi, 151)

    Biz insana, 'anne ve babasına' iyilikle davranmasını tavsiye ettik… (Ahkaf Suresi, 15)


    Mümin, işte bu ayetlerdeki hüküm doğrultusunda, anne-babasına karşı hürmet ve saygı gösterir, büyük sevgi besler, hoşnut edici davranışlarda bulunur, her fırsatta güzel sözlerle onların gönüllerini alır.


    Anne-babaya saygı ve hürmet göstermenin önemi Kuran'da Yusuf Suresi'nde çarpıcı bir örnekle vurgulanmıştır. Kardeşlerinin kendisini küçük yaşta iken bir kuyuya atması üzerine ailesinden uzun zaman ayrı kalan Hz. Yusuf, yıllarca zindanda kaldıktan sonra Allah'ın kendisine olan yardımı sayesinde, Mısır'ın hazinelerinin başına getirilmiştir. Ve bunun ardından da ailesini Mısır'a kendi yanına getirtmiştir. Yusuf peygamberin uzun bir aradan sonra anne ve babasıyla olan ilk karşılaşması Kuran'da şöyle anlatılır:


    Böylece onlar (gelip) Yusuf'un yanına girdikleri zaman, anne ve babasını bağrına bastı ve dedi ki: 'Allah'ın dilemesiyle Mısır'a güvenlik içinde giriniz.' Babasını ve annesini tahta çıkarıp oturttu... (Yusuf Suresi, 99-100)


    Örneğin Kuran ahlakına uygun yaşam süren bir ailede, günümüz ailelerinde yaşanan sorunların hiçbiri yaşanmaz. Günümüzde, anne ve babaya itaatsiz, doğru ile yanlışı birbirinden ayıramayan, saldırgan çocuklara ve çocuklarına doğru ile yanlışı anlatma gereği duymayan, onları başıboş bırakan, kendi aralarında dahi geçimsiz olan anne babalara çok sık rastlanır. Bu evlerde, sevgi, saygı, merhamet ve şefkat yerine kavga ve hakaret hakimdir. Oysa Kuran ahlakı yaşandığında, anne babaya itaat eden, hatta Allah'ın emri gereği onlara "öf" bile demeyen, doğru ve yanlışı daha küçük yaşlarından itibaren ayırt edebilen, vicdanını kullanarak kötülüklerden uzak duran çocuklar yetişir. Çocuklarını din ahlakı ile yetiştirerek devlete ve millete hayırlı insanlar olmaları için çaba harcayan, kendi aralarında da sevgi ve saygıyı yaşayan, davranışları ve konuşmaları ile çocuklarına örnek olan anne babalar ortaya çıkar. Kısacası sevgi, saygı ve dayanışma içinde birbirine bağlı aileler oluşur.


    Din ahlakına muhalif olan tavsiyelerinde onlara uymaları ise söz konusu değildir:

    Biz insana, anne ve babasına (karşı) güzelliği (ilke edinmesini) tavsiye ettik. Eğer onlar, hakkında bilgin olmayan şeyle bana ortak koşman için sana karşı çaba harcayacak olurlarsa, bu durumda, onlara itaat etme. Dönüşünüz banadır. Artık yaptıklarınızı size haber vereceğim. (Ankebut Suresi, 8)

    İnsanlar Arasındaki Vefasızlığı ve Sadakatsizliği Kaldıran Din Ahlakıdır !

    Güvenilirlik, vefa ve sadakat gibi kavramlar din ahlakı ile insanlara öğretilen değerlerdir ve ancak dinin yaşandığı bir ortamda uygulanabilirler. Kuran ahlakının yaşanmadığı bir yerde ise bu değerlerin yaşatılmasını ummak büyük bir yanılgı olur. Çünkü insanların birbirlerine her şart ve koşulda, hastalıkta, sağlıkta, zorluk ve sıkıntı zamanlarında vefalı davranabilmeleri ancak, Allah'ın hoşnut olacağını bilmeleri ve ahirette karşılığını alacaklarını ummalarıyla mümkün olur. Aksi halde yani kişi eğer yaptıklarından dolayı hesaba çekilmeyeceğini ve yaptığı kötülüklerden dolayı da cezalandırılmayacağını düşünüyorsa, bu durumda öncelikli olarak kendi çıkarlarını düşünecek ve bencil davranacaktır.

    Şatafatlı bir yaşam sürerken yaşlanmalarıyla beraber yalnızlığa terk edilen insanlar dinsiz toplumlardaki sadakatsizliğin delillerindendir.
    Toplum bunun türlü örnekleriyle doludur; maddi durumu iyi olan bir kişi iflas ettiğinde, iyi mevkide olan biri makamını kaybettiğinde, rütbesi yüksek olan kişi emekli olduğunda, ünlü biri şöhretini yitirdiğinde çevresinde hiç kimse kalmaz. Aynı şekilde bir kişi amansız bir hastalığa yakalandığı zaman da çoğunlukla çevresinde arayıp soran dostu kalmaz. Yine sık rastlanılan bir örnek de iş ortaklarının birbirlerini dolandırmasıdır. Özellikle de bu tür maddi çıkar ilişkilerinde her türlü ahlaksızlık rahatça yapılabilir. Çünkü para, din ahlakını yaşamayan insanların en değer verdikleri kavramdır. Bu sayılanlar günlük yaşamda insanların duymaya alışkın oldukları, hatta bizzat şahit oldukları örneklerdir.
    Arkadaş ilişkileri de vefasızlığın somut olarak görüldüğü bir alandır. Başka birinden daha fazla menfaat elde edeceklerini anladıkları anda en yakın arkadaşlarını dahi rahatlıkla terk ederler, öyle ki insanların büyük bölümü bu duruma maruz kalmış, bunun sıkıntısını çekmiştir. Bu kural nişanlı, sözlü ya da evlilik hazırlığında olan insanlar için de geçerlidir. Maddi imkanları daha fazla, fiziki açıdan daha güzel ya da kariyeri daha iyi olan biriyle karşılaştıklarında hemen sevdikleri kişilere sadakatsizlik gösterirler. Evlilik ilişkilerinde de durum böyledir. Eşler birbirlerini rahatlıkla aldatabilir veya terk edebilirler. Onların batıl düşüncelerine göre nasıl olsa kendilerini hiç kimse görmüyordur, yaptıkları gizli kalacaktır, bu yüzden de çekinecekleri bir durum yoktur. Sonuç olarak; cahiliye toplumunda her türlü insan ilişkisinde karşılıklı sadakatsizlik ve bu sebeple de güvensizlik yaygındır. Kişilerin birbirlerine karşı olan bu güvensizlikleri her an tedirgin bir yaşam sürmelerine sebep olur.

    Pek çok insan yaşlılık dönemlerinde yakınları tarafından huzurevlerine yerleştirilir ya da sokağa terk edilir. Bu, din ahlakının yaşanmadığı toplumlarda insanın değersiz bir varlık olarak görülmesinin sonuçlarından biridir.
    Toplumdaki sadakatsizlik örnekleri yalnızca bunlarla sınırlı değildir. Gençliklerinde herhangi bir alanda popüler olan kimseler o dönemlerinde herkesin ilgi odağıyken, bunların büyük bölümü yaşlandıklarında genellikle tek başlarına kalırlar. Çoğu zaman birçokları açlık ve sefalet içinde, evlerinde ya da 3. sınıf pansiyon köşelerinde, büyük bir yalnızlık içinde ölümü beklerler. Artık çevrelerinde ne hayranları, ne gazeteciler, ne de dostları vardır. Arayıp soran kimseleri kalmamıştır. Tam tersi bir yaşam sürerken yaşlanmalarıyla beraber yalnızlığa terk edilmeleri onları da şaşırtır ve din ahlakının yaşanmamasının bir sonucu olarak da elbette acı verir. Ancak bu ahlak Kuran ahlakının yaşanmadığı ortamların değişmez kuralıdır.
    Dini inkar edenler arasında hakim olan bilim ve akıl dışı inanca göre insanlar tesadüfler neticesinde evrimleşerek, sözde maymundan türeyen canlılardır. Ancak fiziksel görünümleri ve zenginlikleri ile değer bulurlar, bunları yitirince ise artık hiçbir değerleri kalmaz. Elbette ki bu sapkın felsefeye göre maymundan gelip, toprağa gidecek bir varlığa kıymet verilmez. Zaten artık daha genç, daha güzel, daha popüler kişiler onların yerlerini almıştır, bu durumda onlara ihtiyaç olmadığı açıktır. Toplumun diğer fertleri de sonunda toprağa girip, yok olacaklarını düşünen insanlardır. Dine inanmadıklarına göre bu kişilerin vefayla, sadakatle zaman kaybetmeleri kendi felsefeleri açısından anlamsızdır. Benzer şekilde huzur evleri ve bakım yurtları da çocukları tarafından istenmeyen ya da halk arasındaki tabirle "kapıya konan" anne babalarla dolup taşar. Onlar da binbir emek ve özveri ile yetiştirdikleri çocukları tarafından terk edilirler. Üstelik kötü muamele de görürler.

    Din ahlakını yaşayan insanlar ölümden sonra sonsuza dek sürecek bir yaşamın varlığını bildikleri için birbirlerine çok bağlı ve vefalıdırlar. Kuran ahlakı her türlü toplumsal sorunun tek çözümüdür.
    Görüldüğü gibi din ahlakı yaşanmadığında insanın en yakını olan anne ve babasına karşı tavrı bile böylesine zalimce olabilmektedir. Kaldı ki bu ahlaksızlık, vefasızlık her çeşit insan ilişkisinde yaşanmaktadır. Aslında herkese sıkıntı ve acı veren bu toplumsal hastalığın tek çözümü yalnızca din ahlakının yaşanmasıdır. Din ahlakı yaşandığı takdirde insan değersiz bir varlık olarak görülmekten çıkar, Allah'ın ruh verdiği değerli bir varlık halini alır. Bu değerli varlığın en önemli özelliği, elbette ki dış görünümü, sahip olduğu mallar ya da statüsü değil, takvası ya da diğer bir deyişle Allah'a yakınlığı ve güzel ahlakıdır. Çünkü insanın bu dünyada kullandığı bedeni, sahip olduğu diğer herşey gibi geçicidir. İnsan bu dünyaya sınanmak için gelmiştir, kısa bir süre kalıp, ahiret yurduna gidecek ve dünyada gösterdiği ahlakından orada sorguya çekilecektir. Bu durumda insan için en önemli şey gösterdiği ahlakı olacaktır. Din ahlakında vefalı ve sadık olmak şarttır; çünkü Allah kullarından bunu ister, dindarlar da doğal olarak Allah'ın beğendiği bu ahlaktan zevk alırlar.
    Kuran ahlakı yaşandığında vefanın, sadakatin en güzel örneklerine şahit olunur. Anne baba el üstünde tutulur, değerli sanatçılar, alimler, vatana millete hizmeti, emeği geçmiş kimseler, yaşları ne kadar ilerlerse ilerlesin toplumda hep sevgi, hürmet görürler. Gençler ve sevenleri tarafından sık sık ziyaret edilir, her türlü ihtiyaçları gözetilir. Dostluklar öz kardeşlikten de öte bir yaklaşımla sürer ve ömür boyu devam eder. Üstelik hastalık, zorluk, maddi sıkıntı gibi durumlarda yardım etmek ve böylece güzel ahlak göstererek Allah'ın rızasını kazanmak için bütün çevresi birbiriyle yarışır. Eşler, evlenecek kişiler Allah'ın rızasını gözetmek ve bunun sonsuza kadar devam etmesi niyetiyle beraberliklerini yürütürler. Ölümden sonra sonsuza dek sürecek bir yaşamın varlığını bildikleri ve iman ettikleri için birbirlerine çok bağlı, sadık ve vefalıdırlar. Bu öyle bir sadakat anlayışıdır ki, iki taraftan biri sakat kalsa da, aciz bir duruma düşse de, sağlığını ya da fiziki güzelliğini kaybetse de aynı bağlılık ve vefa devam eder. Örneğin güzel bir insanın yüzü yansa ve tanınmayacak duruma gelse mümin olan eşi buna şefkat duyar ve sabreder, dünya hayatının çok çabuk geçeceğini, asıl yurdun ahiret olduğunu bildiği için eşine sevgisinden, saygısından, merhametinden hiçbir şey kaybetmez. Çünkü karşısındaki insanda değer verdiği şey ruhudur. Hatta böyle bir durumda sadakat göstermek mümin için daha da zevkli olur.
    Müminlerin bu sadakat anlayışı iş ortaklıklarında ve diğer her türlü ilişkilerinde geçerlidir. Verdikleri sözde durmak, ahidlerini yerine getirmek, ortaklıklarını güvenle sürdürmek sadık ve güvenilir karakterlerinin göstergesidir. Verilen söze sadık olmak önemli bir mümin alametidir. Kuran ahlakının yaşanmadığı bir ortamda ise insanlardan sözlerine ve birbirlerine vefalı olmalarını beklemek boşunadır.
    Şu nokta da önemlidir ki, din ahlakını yaşamayan hatta dinsiz olduğunu söyleyen bir kişi bu verilen örnekleri okuyup, kendisinin dindar olmadığı halde bunlardan hiçbirini asla yapmayacağını iddia edebilir. Gerçekten de bugüne kadar hiç yapmamış da olabilir. Fakat daha önce de belirttiğimiz gibi, şartlar öylesine değişir ve belki öyle büyük çıkarları söz konusu olur ki bir noktada sadakatsizlik yapabilir. Belki bundan dolayı kendince kınanmayacağı bir ortama gidebilir ya da kendisine çok cazip görünen seçeneklerle karşılaşabilir. Bunlar gibi, dünyevi ahlakını, prensiplerini çiğneyebileceği pek çok ihtimal meydana gelebilir. Oysa, şartlar ne olursa olsun mümin olan bir kişi Allah'ın hoşnut olmayacağı bir ahlakı ya da Allah'ın yasakladığı bir tavrı asla yapmaz. Bu kişi için böyle bir konunun istisnası da olmaz.
    Din Ahlakının Yaşandığı Ortamda Barış ve Sükunet Hakim Olur
    Allah, Kuran'da müminlere huzurun ve güzel ahlakın hakim olduğu bir yapı tavsiye etmiştir. Bu yapıda öfkeye kapılmak, kin tutmak gibi kötü ahlak özellikleri yoktur. Çünkü Allah Kuran'da müminleri bu tür tavırlardan menetmiştir:
    Onlar bollukta da darlıkta da infak edenler, öfkelerini yenenler ve insanlar (daki hakların)dan bağışlama ile (vaz) geçenlerdir. Allah iyilik yapanları sever. (Al-i İmran Suresi, 134)
    (Bunlar,) Büyük günahlardan ve çirkin utanmazlıklardan kaçınanlar ve gazablandıkları zaman bağışlayanlar. (Şura Suresi, 37)
    Allah müminlerin tarifini yukarıdaki ayetlerde görüldüğü şekilde yapmaktadır. Müminler de bunun dışında bir ahlak sergilemekten sakınırlar. Çünkü tüm hayatlarını Allah'ın sevgisi ve hoşnutluğu üzerine kurmuşlardır. Yaşamları boyunca attıkları her adımda, gösterdikleri her ahlakta, işledikleri her tavırda, söyledikleri her sözde en doğrusunu, en güzelini seçerek davranır, Allah'ın en beğeneceği ahlakı yakalamaya çalışırlar. Allah onlardan güzel ahlakın da üstünde bir ahlak istemekte bunu da "en güzel" olarak tanımlamaktadır. Pek çok ayette bu inceliğe dikkat çekilmiştir:
    Kullarıma, sözün en güzel olanını söylemelerini söyle... (İsra Suresi, 53)
    ... Biz gerçekten en güzel davranışta bulunanın ecrini kayba uğratmayız. (Kehf Suresi, 30)
    Kötülüğü en güzel olanla uzaklaştır... (Müminun Suresi, 96)
    İyilikle kötülük eşit olmaz. Sen, en güzel olan bir tarzda (kötülüğü) uzaklaştır; o zaman, (görürsün ki) seninle onun arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dost(un) oluvermiştir. (Fussilet Suresi, 34)

    Allah bir ayetinde "Kötülüğü en güzel olanla uzaklaştır" şeklinde buyurmaktadır. Sinirlenmemek, her koşulda yatıştırıcı insan olmak Allah'ın hoşnut olacağı umulan davranışlardandır.
    İslam ahlakının yaşandığı ortam herkesin "en güzel" tavra özendiği, bunu yapmaya gayret ettiği bir ortamdır. Herkesin "en güzel"in arayışında olduğu bir ortamda doğal olarak huzur, sükunet ve güzellik hakim olur. Sinirlenme, öfkelenme, kavga, gürültü, tartışma ve benzeri kötü ahlak özelliklerinin hiçbiri görülmez. Aile ortamlarında, arkadaş ilişkilerinde, ticaret konularında, trafikte, her türlü ortaklıklarda ve paylaşımlarda, günlük hayatın hiçbir parçasında müminler bu tür küçüklüklere ve basitliklere tenezzül etmezler. Diğer insanlar tarafından doğal karşılanabilen bu tür tavırlar bir mümin için utanç vericidir.
    İslam ahlakı gerçek anlamda yaşandığı takdirde toplumda doğal olarak huzurlu bir atmosfer oluşur. Din ahlakı yaşanmadığı sürece de insanlar huzursuzluklara ve sıkıntılara mahkumdurlar. Din ahlakını yaşamayan veya dine inanmayan bir insanı durduracak bir mekanizma yoktur, bu kişi tamamen nefsinin kontrolündedir. Böyle bir insanın bir anı diğer anına uymaz. Umulmadık yerde öfkelenir, kırıcı olabilir, sesini çirkin bir tarzda yükseltir, bağırır, hiddetlenir hatta şiddet dahi uygulayabilir. Aslında öfkelenme kişisel ve toplumsal huzursuzluğun dışarı yansıyan bir şeklidir, daha önce de ifade edildiği gibi bu, eşler ve arkadaşlar arasında, ticari ilişkilerde olduğu gibi trafik sıkışıklığında dahi sıklıkla rastlanılan bir durumdur. Özellikle sıkıştıkları anlarda, işleri yolunda gitmediğinde, ani durumlarda, çıkarları tehlikeye girdiği zamanlarda sinirlenmeyen insan çok enderdir. İşte bu tür insanlarla dolu bir toplum da her yönden çekilmez bir hal alır. Karşıdaki insanın yorgun, dalgın, üzüntülü, uykusuz olabileceğini ve kendisi gibi bir insan olduğunu düşünmeden en ufak aksaklığa, kendine zararı dokunma ihtimali olan en ufak bir olaya aşırı tepki gösterir; bağırır çağırır, hakaret, hatta kavga eder. Yemeğin tuzunun fazla olmasına, gömleğinde leke kalmasına veya kapıcının çöpü biraz geç almasına ve benzeri birçok konuya aynı ölçüde hiddetlenebilir. Gerçekten hassasiyet göstermesi, tepki vermesi, müdahale etmesi gereken bir konuda, bir haksızlık, adaletsizlik durumunda ise zararı kendine dokunmuyorsa umursamazlık, vurdumduymazlık gösterebilir.

    BÜTÜN ZULÜMLERİN KARGAŞALARIN SEBEBİ DİNSİZLİKTİR !


    Yakalanmadan önce 17 çocuğu öldüren ve cesetlerini yiyen Amerikalı seri katil Jeffrey Dahmer, ölümünden hemen önce Dateline NBC kanalında yapılan son röportajında şu açıklamada bulunmuştur.


    “Eğer bir insan, Kendisi’ne karşı sorumlu olduğu bir Yaratıcı’nın var olduğunu düşünmüyorsa, o halde niye uygun sınırlarda tutacak şekilde davranışlarınızı ıslah etmeye çalışasınız? Ben de işte böyle düşünüyordum. Her zaman evrim teorisinin, yani bizlerin (tesadüfen) sadece bir balçıktan geldiğimiz tezinin bir gerçek olduğuna inanmışımdır. Öldüğümüz zaman, her şey biter, artık hiçbir şey yoktur.” Kelly J. Coghlan, Houston Chronicle Sunday-15 şubat 2009

    İşte Dawkins’in savunuculuğunu yaptığı, Darwin’in kitleleri zehirlediği batıl inanç, insanları seri katil yapmakta, hatta onları insan eti yiyecek kadar psikopatlığa sürüklemektedir. İnsanlara, bir Yaratıcı’ya karşı sorumlu olmadıkları telkini vermeye çalışan; onları amaçsız, sorumsuz, başıboş varlıklar olduğuna inandıran; insanı bir hayvan olarak gören ve ölümü bir son olarak göstermeye çalışarak ahiret gerçeğinden insanları uzaklaştırmaya çalışan bu sahte dinin getirdiği sonuç işte budur. Son iki yüz yıldır dünyaya savaşları, katliamları, zalimliği, terörü, cinayetleri, kitle katliamlarını, dejenerasyonu ve her türlü belayı getiren en büyük sapkın güç Darwinizm’dir. Toplumlarda bir dönem gelişen dinsizliğin, ırkçılığın, kitlelerin katline sebep olan faşizmin, komünizmin ve dünya savaşlarının tek sebebi, GEÇTİĞİMİZ YÜZYILIN EN BÜYÜK ALDATMACASI VE EN BÜYÜK BELASI OLAN DARWINİZM’DİR.

    Darwin’in başlattığı bu kara bela, toplumların üzerindeki uğursuz etkisini Darwin’in takipçileri vesilesiyle devam ettirmiştir. Richard Dawkins’in son kitabının insanları Allah inancından uzak, karamsarlığa iten görünümünün etkisi altında kalmış olan gençler ümitsizliğe kapılmakta, hatta İNTİHARA YÖNELMEKTEDİRLER. Bunun en önemli örneklerinden bir tanesi, Amerika’da Jesse Kilgore adlı 22 yaşındaki öğrencinin, profesörü tarafından kendisine tavsiye edilen Dawkins’in kitabının etkisiyle intihar etmesi olmuştur. (
    http://www.worldnetdaily.com/index.p...w&pageId=81459)

    Dawkins’in, Darwinizm’in karanlık ideolojisine dayandırdığı ürkütücü bakış açısının etkisi bu örnekle sınırlı değildir. Dawkins Unweaving the Rainbow kitabının önsözünde bu gerçeği kendisi de itiraf etmiştir:

    İlk kitabımın yayımcısı, kitabı okuduktan sonra, verdiği soğuk ve kasvetli mesajdan çok bunaldığını ve üç gece boyunca uyuyamadığını itiraf etti. Bazıları da bana sabahları uyanmaya nasıl katlanabildiğimi soruyor. Uzak bir ülkeden bir öğretmen ise bana sitem dolu bir mektup gönderdi. Mektubunda, aynı kitabı okuyan bir öğrencisinin kendisine gözyaşları içinde geldiğini ve hayatın boş ve amaçsız olduğu düşüncesinin onu olumsuz yönde etkilediğini yazıyordu. Öğretmen, diğerlerinin de aynı "hiçlik karamsarlığı"ndan etkilenmemeleri için, öğrencisine kitabı başkalarına göstermemesini tavsiye etmiş. (
    Richard Dawkins, Unweaving The Rainbow, Houghton Mifflin Company, Newyork, 1998, p. ix)

    Bu karanlık bela, yani Darwinizm; insanları ölüme, cinayete, karamsarlığa, hiçlik duygusuna, vahşete ve dehşete sürükleyen, insanlara tesadüfen var olmuş bir hayvandan başka bir şey olmadığını telkin etmiş sapkın bir dindir. Bu dinin geride kalmış birkaç temsilcisi, insanları Allah inancından uzaklaştırabilmek ve onları daha fazla vahşete, cinayete, korku ve dehşete sürükleyebilmek için çaba göstermeye devam etmektedirler. Bu nedenle Darwinizm’in zayıflıklarının okullarda okutulmasına canla başla karşı çıkmakta, Yaratılışı ispat eden fosilleri saklamakta, proteinin tesadüfen meydana gelemeyeceğini, 100 milyon fosilin Darwinizm’i yerle bir ettiğini itiraf edememektedirler. Ancak tüm bu önlemlere karşın 21. yüzyılda insanlar artık yalanlara aldanmamaktadırlar. Darwinizm’in bir sahtekarlık olduğunun tüm dünyaya deşifre edilmesinin ardından Darwinizm’i ayakta tutmak için gösterilen çabaların tümü boşa çıkmıştır. İnsanlar kitleler halinde Allah’a yönelmeye başlamışlardır. Allah’ın yarattıklarından zevk almanın, dünyaya boş ve amaçsız olarak gelmemiş olduklarını bilmenin ve ahirette sonsuza kadar var olacaklarını anlamış olmanın rahatlığını ve huzurunu yaşamaktadırlar. Allah’a karşı sorumlu olmanın şuuruyla hareket etmekte, din ahlakının gereklerini yerine getirmekte, cennet nimetlerini hatırlatan her güzellikten zevk almaktadırlar. Darwinistlerin dünyaya getirmeye çalıştıkları zulüm ortamı, yerini Allah’a kalpten bağlanan insanların oluşturduğu huzur ortamına bırakmaktadır.






    İŞTE BÖLÜCÜ BAŞI APO'NUN KENDİ SÖZLERİ BUYRUN. BÜTÜN FİTNELERİN SEBEBİ DİNSİZLİKTİR VE TEK ÇÖZÜMÜDE KURAN AHLAKININ, DİN AHLAKININ YAŞANMASIDIR !


    Abdullah Öcalan'ın Darwinist Açıklamaları.Yaptığı Zulümlerin Sebebinin Darwinizm Olduğu Gerçeği

    BEBEK KATİLİ APO'NUN İNANCI VE YAŞATMAYA ÇALIŞTIĞI FELSEFE DARWİNİZM'DİR. DARWİNİZMİN ORTAYA ÇIKARDIĞI İNSAN MODELİNE EN BÜYÜK ÖRNEK İŞTE GÜNÜMÜZDE ABDULLAH ÖCALAN.

    Bölücü Örgütün Elebaşının Darwinist İzahları

    Bölücü örgütün elebaşı, her komünist gibi Darwinizm’i mutlak bir gerçek olarak benimsemiş, örgütün tüm ideolojik alt yapısını bu bilim dışı aldatmaca üzerine bina etmiştir.
    İlkel komünal topluluk dönemi, İNSANLIĞIN HAYVANLAR ALEMİNDEN KOPARAK tarih sahnesine çıktığı, son derece geri üretim güçleri ve bu temelde şekillenmiş basit üretim ilişkilerinin hüküm sürdüğü bir aşamayı ifade eder. (Kürt Hümanizmi ve Yeni İnsan, İstanbul, Nisan 2001, s.25)
    Başlangıçta insanın kendine yakın hayvan türlerinden pek farkı yoktur. Doğada hazır bulduklarını yer, ağaçlar üzerinde ve kavuklarda örgütsüz bir şekilde barınır. Ama düşünme ve konuşma yetisini kazanmasıyla birlikte, yiyecek toplamada, DİĞER HAYVANLARA karşı kendini savunmada, doğal afetlere karşı kendini korumada, bazı ilkel taş araçları geliştirmek ve hemcinsleriyle dayanışma içine girmek kaçınılmaz olur. Bu aşamaya kadar, HAYVANLAR ARASINDA GEÇERLİ OLAN; BİYOLOJİNİN EVRİMLER KANUNU hüküm sürmektedir. (Kürt Hümanizmi ve Yeni İnsan, İstanbul, Nisan 2001, s.13)
    HAYVANIN EN İLERİ SOSYALLEŞMİŞ BİÇİMİ İNSANDIR. En vahşi hayvandır insan, en acımasız hayvandır. (Kürt Hümanizmi ve Yeni İnsan, İstanbul, Nisan 2001, s.106)

    Bölücü Örgütün Elebaşının Komünist Olduğunu İspat Eden Bazı İzahları

    "Lenin 1900’de ne ise ben de 21. yüzyıl sosyalizmini temsil ediyorum, reel sosyalizmle savaşarak, emperyalizmle savaşarak yeni sosyalizmi inşaa ediyorum." (Özgür Yaşamla Diyaloglar, s. 201)
    "PKK, Marksizm-Leninizm geleneğine uygun bir gelişme yaşamıştır. Bundan sonrası açık ki etle tırnak gibi birbirinden ayrılmayan bu miras üzerine şekillenecektir." (Kürdistan’da Halk Kahramanlığı, s.78)
    "Bizim ortamımızda sosyalizmin ve komünizmin ölçüleri egemendir. Sosyalizmde herkese emeği kadar verilir. Bu, parti (PKK) içinde de geçerlidir. Bu, komünist toplumun kuruluşuna kadar da geçerli olacaktır." (Tasfiyeciliğin Tasfiyesi, s.153)
    "İşte proletaryanın kahramanları Marks ve Engels. İşte onun teorik, siyasal dahisi Lenin ve yine onun pratik ustaları Stalin, Ho Chi Minh ve Mao. Ve bunların önderliğinde yürüyen birçok ulusal ve enternasyonalist kahraman. İnsanlığın özgürlük bilincini ayaklandıran, örgütlendiren ve halk ordusu denilen orduları ortaya çıkaran bu büyük kahramanların insanlık tarihindeki yeri gerçekten büyüktür." (Kürdistan’da Halk Kahramanlığı, İstanbul, Mart 2004, s.87)

    PKK'nın Marksist-Leninist, Komünist ve Ateist Yapısının Dile Getirilmesi Neden Önemli?
    PKK'nın ideolojik temellerinin doğru teşhisi ve bunun geniş kitlelere duyurulması, yapılması gereken fikri mücadelenin ilk ve en önemli adımıdır. Terör örgütünün ağırlıklı olarak propaganda faaliyetlerini sürdürdüğü Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimizde yaşayan gerek Türk gerekse Kürt vatandaşlarımızın Allah'a inanan, dindar insanlar olduğu göz önünde bulundurulduğunda, PKK'nın ideolojisinin deşifre edilmesinin önemi daha iyi anlaşılmaktadır. Çünkü Yüce Allah'a imanın, peygamber sevgisinin, vatan aşkının olduğu yerde bölücü terör bir adım dahi ilerleyemez; geri çekilir, siner ve yok olur gider.

    Ateist ve Komünist Olan Bölücü Örgütün Elebaşının Allah ve Din Hakkındaki Bazı İfadeleri
    (Yüce Allah'ı Tenzih Ederiz)

    Aşağıdaki alıntılar, bölücü örgütün elebaşının kitaplarından alınmış, bizzat kendisine ait ifadelerdir. Bu ifadelerin tümü, bu kişinin ateist olduğunu ve İslam’ı kendi sığ materyalist anlayışıyla yorumladığını ortaya koymaktadır:
    Lise dönemlerinde büyük felsefik bunalımı yaşadım. Tanrı ile savaşı verdim, bu savaştan başarı ile çıktıktan sonra yarı Tanrı oldum. (Özgür Yaşamla Diyaloglar, Ekim 2002, s. 257)
    Tek tanrılı din ideolojileri, baştan sona siyaset ideolojileridir. Dini söylem, Allah, peygamber ve melek gibi kavramlar dönemin siyasi literatürüdür. (Sümer Rahip Devletinden Demokratik Uygarlığa, Cilt 1, Aralık 2001, s. 204)
    Allah bir nevi ortaçağın feodal manifestosudur, temel yasası ve bildirgesidir. (Sümer Rahip Devletinden Demokratik Uygarlığa, Cilt 1, Aralık 2001, s. 313)
    Namazın kendisi de genel anlamda bir tiyatrodur. (Sümer Rahip Devletinden Demokratik Uygarlığa, Cilt 1, Aralık 2001, s. 354)

    LENİN'İN
    , MARKS'IN, STALİN'İN VE MAO'NUN SÖZLERİ YAPTIKLARI TERÖRÜN, ZULÜMLERİN SEBEBİNİ AÇIKÇA GÖSTERİYOR:

    Darwinizm, Komünizm ve Terör İç İçedir



    Türk Devleti'nin bölünmez bütünlüğünü hedef alan en önemli tehdit olan bölücü terör, doğrudan komünist ideolojiye dayanmaktadır. Materyalizme ve Darwinizme dayanan bu ideoloji, ahlak, mukaddesat ve maneviyat gibi kavramları reddetmekte, insanların sadece maddi varlıklarını esas almakta, insanları bir çeşit hayvan olarak görmektedir. Nitekim tarihte kanlı komünist ve faşist diktatörler, tüm ideoloji ve eylemlerini Darwinizm’e dayandırmışlardır.

    Karl Marks, Darwinizm ile komünizm bağlantısını şu şekilde açıklamıştır:
    "Darwin'in yapıtı büyük bir yapıttır. Tarihteki sınıf mücadelesinin doğa bilimleri açısından temelini oluşturuyor." (Marks Engels Mektuplar, cilt 2, s.126)
    Lenin ise şöyle demektedir: "Marks'ın teorisinin tümü, evrim teorisinin, en tutarlı, en tam, en düşünülmüş ve özlü biçimiyle çağdaş kapitalizme uygulanmasıdır." (Robert M. Young, Darwinian Evolution and Human History)

    Karl Marks, Darwin’in Türlerin Kökeni kitabına yönelik hayranlığını ise şu sözlerle açıklamıştır:
    "BİZİM GÖRÜŞLERİMİZİN TABİİ TARİH TEMELİNİ İÇEREN KİTAP (Darwin’in Türlerin Kökeni kitabı) BUDUR İŞTE." (Marx ve Engels, Mektuplar, s. 426)
    Kitleleri katleden kanlı Çin komünizminin diktatörü Mao ise dayandığı sapkın ideolojiyi açık şekilde ifade etmiştir:
    "ÇİN SOSYALİZMİNİN TEMELİ, DARWİN'E VE EVRİM TEORİSİ'NE DAYANMAKTADIR" (K.Mehnert, Kampf um Mao's Erbe, Deutsche Verlags-Anstalt, 1977)
    Stalin’in ise sözleri şöyledir:
    “Genç nesillere… üç şeyi öğretmeliyiz: Dünyanın yaşını, jeolojik kökenini ve DARWİN'İN ÖĞRETİLERİNİ” (Kent Hovind, The False Religion of Evolution, http://www.royalse.com/scroll/evolve/ndxng.html)
    Terör, temeli Darwinizm’e dayanan bölücü ideolojilerin hedefe ulaşmak için kullandığı etkin bir yöntemdir. Komünist liderler terörü vazgeçilmez bir silah olarak taraftarlarına tavsiye etmişlerdir. Bölücü terör örgütünün bütün yöntemleri komünist ideolog ve liderlerin tavsiyeleri doğrultusundadır. Bu liderlerden Lenin’in terör talimatları oldukça dikkat çekicidir:
    "Polisleri, askerleri, devlet memurlarını öldürmek, devlet kurumlarında yangınlar çıkartmak... Devletin hazinelerinden paraları almak... Devrimci komünist güçler yenilmez silahlı bir güç olarak ortaya çıkmalı, insanları öldürerek, bombalayarak, binaları havaya uçurarak korku yaymak ve bu şekilde toplumun üzerinde komünist diktatörlüğünü teşkil etmek iktidara ulaşmamızın önemli unsurlarındandır." ("Vladimir Lenin, Teorik ve Pratik Terör Hakkında", Homizuri G.P., Moskova 2005)
    [IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/ADMINI%7E1/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image001.jpg[/IMG]Darwinizm ile beslenen aynı terör, ülkemizin başındaki en büyük belalardandır. Bebek katili Abdullah Öcalan ise, Darwin’in sapkın öğretilerine hayranlığı ile bilinmektedir:
    “Genelde insan dışı tüm canlı varlıklarda süren doğal evrim süreci, insan toplumunda kendi kavrama ve ifadesiyle bilinçlice sürdürülmektedir. İnsan türünün Homo Sapiens türünde günümüzün dil yapısına yol açan kavrama sürecindeki sıçrama, iradeli toplum oluşumlarına sıçratma imkanı vermiştir. Yabanıl toplum aşamasında insan grupları bir nevi gelişkin hayvan topluluklarının düzeyini yaşıyordu…"
    “PKK, Marksizm-Leninizm geleneğine uygun bir gelişme yaşamıştır. Bundan sonrası açık ki etle tırnak gibi birbirinden ayrılmayan bu miras üzerine gerçekleşecektir.”

    İlahi dinlerle birlikte, bu dejenere ahlak tamamen ortadan kaldırıldı, acımasız cinayetlerin yerini şefkat, merhamet ve sevgi aldı. İslam öncesi Arap toplumu bu durumun örneklerinden biriydi. İslam öncesindeki cahiliye Arapları, çocuk cinayetlerini çok makul ve meşru görüyorlardı. İslam dininin hükmüyle bu korkunç vahşet kesin biçimde yasaklandı. Allah Kuran'da, Peygamberimiz (sav)'e, bebek cinayetlerinin haram kılındığını duyurmasını emretti:
    De ki: "Gelin size Rabbinizin neleri haram kıldığını okuyayım: O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın, anne-babaya iyilik edin, yoksulluk-endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. -Sizin de, onların da rızıklarını Biz vermekteyiz- Çirkin-kötülüklerin açığına ve gizli olanına yaklaşmayın... İşte bunlarla size tavsiye (emr) etti; umulur ki akıl erdirirsiniz." (Enam Suresi, 151)
    Allah bir diğer Kuran ayetinde ise, çocuklarını öldürenlerin akılsızlığını ve içine girdikleri günahı şöyle bildirmiştir:
    Çocuklarını hiçbir bilgiye dayanmaksızın akılsızca öldürenler ile Allah'a karşı yalan yere iftira düzüp Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiklerini haram kılanlar elbette hüsrana uğramışlardır. Onlar, gerçekten şaşırıp sapmışlardır ve doğru yolu bulamamışlardır. (Enam Suresi, 140)
    Bir başka ayette ise Allah, Hz. Muhammed (sav)'e kendisine biat etmek (bağlılık bildirmek) için gelen Müslüman kadınlardan, diğer bazı imani ve ahlaki sözlerin yanında "çocuklarını öldürmemek" konusunda da yemin istemesini emretmiştir. (Mümtehine Suresi, 12) Çocuk öldürmek, Allah'ın hiçbir şekilde hoş görmediği bir sapıklık, zalimlik ve cahilliktir.



    Hırsızlık, Tecavüz ve Eşcinsellik


    Darwinistlerin sapkın zihniyetlerine göre, adam öldüren, hırsızlık yapan, tecavüz eden kişi, henüz evrimleşmesini tamamlayamamıştır. Bu çarpık anlayışın hedefi her türlü suçu meşrulaştırmaktadır.
    Pinker'ın bebek cinayetleri konusundaki yorumları, "suç yanlısı" Darwinist yaklaşımlardan sadece biridir. Darwinistler toplum tarafından suç olarak kabul edilen pek çok eylemin olağan karşılanması gerektiğini savunmaktadırlar. Evrimcilerin mantık dışı iddialarına göre, herhangi bir şekilde suç işleyen -adam öldüren, hırsızlık yapan, tecavüz eden vs.- kişi, henüz evrimleşmesini tamamlayamadığı için suç işlemektedir, bundan dolayı kınanmamalıdır ve bu kişilere ceza verilirken bu durum göz önünde bulundurulmalıdır. Bu bilim dışı iddianın temelinde, "maymundan gelen genler taşıdığımıza göre, bu genler bizim birtakım hayvan özellikleri göstermemize neden olabilir" yanılgısı yer almaktadır. Yakın geçmişin ünlü evrimcilerinden Stephen Jay Gould, pek çok evrimcinin sahip olduğu bu mantığı şöyle özetler:

    Hürriyet, 13 Kasım 2002
    Hürriyet, 7 Ağustos 2002
    Takvim, 11 Ekim 2002

    Tecavüz gibi bir vahşeti dahi olağan karşılayan Darwinist zihniyetin toplum üzerinde yaptığı tahribatı, yapılan araştırmalar da gözler önüne sermektedir. İngiltere'de yapılan bir araştırma, İngiliz gençlerin %50'ye yakınının tecavüzü normal karşıladığını göstermiştir. Bu ibret verici durum, toplumların din ahlakından uzaklaşmalarının neticelerinden biridir.
    Giyinmiş, kentleşmiş ve uygarlaşmış olabiliriz ama ruhumuzun derinliklerinde bir zamanlarki atamıza, katil maymuna hizmet etmiş olan genetik davranış örüntülerini yaşatırız. (Stephen Jay Gould, Darwin ve Sonrası: Doğa Tarihi Üzerine Düşünceler, Tübitak Yayınları, Ankara, 2000, S. 258)


    Eşcinselliğin genetik kökenli olduğunu iddia eden Darwinistler, bu sapkınlığı masum gibi göstermek için pek çok asılsız tez öne sürmektedirler.
    Kimi evrimciler de tecavüzün dahi olağan karşılanması gerektiğini söyleyecek kadar ileri gitmektedirler. Randy Thornhill ve Craig Palmer isimli evrimci bilim adamları geçtiğimiz yıllarda yayınlanan Natural History of Rape (Tecavüzün Doğal Tarihi) adlı kitaplarında, sözde halen hayvansı içgüdülere sahip olan insanın tecavüz etmesinin olağan karşılanması gerektiğini savunmaktadırlar. Bu sapkın iddiaya göre, bir tür hayvan olan insanın sözde maymun ataları gibi zaman zaman tecavüz etmesinin normal olduğu, hatta bunun soyun devamı için gerekli bir eylem olduğu öne sürülmektedir:
    Şuna samimiyetle inanıyoruz ki, tıpkı leoparın beneklerinin oluşması ya da zürafanın boynunun uzaması gibi tecavüz de Darwinist seleksiyonun bir parçasıdır... Tecavüzün evrimsel dolayısıyla genetik bir kökeni olduğuna şüphe yoktur.(http://dir.salon.com/books/feature/2000/02/29/rape/index.html)
    Görüldüğü gibi Darwin'in hiçbir bilimsel dayanağı olmayan, insanların maymunlarla ortak bir ataya sahip oldukları iddiası, insanları, tecavüz gibi vahşi bir eylemi dahi kabullenebilecekleri dejenere bir ahlak anlayışına sürükleyebilmektedir.
    Benzer bir durum -kara klan içinde oldukça yaygın şekilde yaşanan- bir sapkınlık olan eşcinsellik için de geçerlidir. Kuran'da Hz. Lut'un kavminin de bu sapkınlığı yaşadığı bildirilmiştir ve Allah bu sapkınlığı kesin olarak yasaklamıştır. Günümüzde bu sapkınlığı meşru bir insan davranışı gibi göstererek yaymaya çalışanlar ise, yine Darwinizm'e dayanmaktadırlar. Eşcinselliğin genetik kökeni olduğu şeklindeki iddia, bu sapkınlığı masum ve meşru gibi göstermek için ileri sürülen asılsız tezlerden biridir.
    Şok, 03 Ekim 2002
    Takvim, 15 Aralık 1999
    Hürriyet, 14 Mart 1999
    Sabah, 22 Ekim 2002


    Eşcinsellik, insanın fıtratından (doğasından) sapması ve Allah'ın kesin olarak yasakladığı bir sapkınlığa düşmesi demektir. Unutmamak gerekir ki, şeytan insanlara "Allah'ın yarattıklarını değiştirmelerini" (Nisa Suresi, 119) emreder. İnsanı fıtratından uzaklaştırıp, türlü sapkınlıklara düşürmeye gayret eder. Şeytanın insanları sürüklediği sapkınlıkların en uç örneklerinden biri ise, eşcinselliktir.
    Allah Kuran'da, Hz. Lut'un kavminin de aynı sapkınlığı yaşadığını bildirmiştir. Bu sapkın kavim, Hz. Lut'un kendilerini doğru yola davet etmesine rağmen inkarda ve sapıklıkta direnmişler ve Allah Katından bir azap ile karşılık görmüşlerdir. Ayetlerde şu şekilde bildirilmiştir:
    Hani Lut da kavmine şöyle demişti: "Sizden önce alemlerden hiç kimsenin yapmadığı hayasız-çirkinliği mi yapıyorsunuz? "Gerçekten siz kadınları bırakıp şehvetle erkeklere yaklaşıyorsunuz. Doğrusu siz, ölçüyü aşan (azgın) bir kavimsiniz." Kavminin cevabı: "Yurdunuzdan sürüp çıkarın bunları, çünkü bunlar çokça temizlenen insanlarmış!" demekten başka olmadı. Bunun üzerine Biz, karısı dışında onu ve ailesini kurtardık; o (karısı) ise geride kalanlardandı. Ve onların üzerine bir (azab) sağanağı yağdırdık. Suçlu-günahkarların uğradıkları sona bir bak işte. (Araf Suresi, 80-84)
    Buradaki temel mesele ise, ahlak kavramının doğru anlaşılmasıdır. Evrimcilerin iddia ettiğinin aksine insanı Allah yaratmıştır. Ve Allah insana, göndermiş olduğu elçiler ve İlahi Kitaplar yoluyla doğru ve yanlışı öğretmiştir. Ahlak, Allah'ın bu Kitaplarındaki hükümlerine dayanır. Allah aynı zamanda insana, kendisine hep doğru yolu gösteren vicdanını ve kötülüğe sürüklemek isteyen nefsini vermiştir. Dolayısıyla, hangi sosyal çevreye ait olursa olsun, nasıl bir eğitim aldığı, hangi dili konuştuğu, hangi ırka ait olduğu, cinsiyetinin ne olduğu fark etmeksizin, her insan neyin iyi neyin kötü olduğunu bilir. Eğer Allah'tan korkup sakınan bir insansa, iradesini kullanarak hayatının her anında vicdanının sesini dinler ve iyi davranışlarda bulunur. Nefsinin sesini dinleyen insan, aslında kötülük yaptığının farkındadır. Dolayısıyla bir insan kötü davranışlarda bulunuyorsa, bunun bilincindedir ve alacağı karşılığı da göze almış demektir. Allah ayetlerde şöyle bildirmiştir:
    Nefse ve ona 'bir düzen içinde biçim verene', sonra ona fücurunu (sınır tanımaz günah ve kötülüğünü) ve ondan sakınmayı ilham edene (andolsun). Onu arındırıp-temizleyen gerçekten felah bulmuştur. Ve onu (isyanla, günahla, bozulmalarla) örtüp-saran da elbette yıkıma uğramıştır. (Şems Suresi, 7-10)

    ----------

    "Onların sana getirdikleri hiç bir örnek yoktur ki, biz (ona karşı)
    sana hakkı ve en güzel açıklama tarzını getirmiş olmayalım."
    (Furkan Suresi, 33)

    -------------------------------------

    KURAN'DA, TEVRAT'TA VE İNCİL'DEKİ EMİRLERDEN BAZILARI ŞÖYLE. TÜM ZULÜMLERİN, ACILARIN, FESATLIKLARIN VE KÖTÜLÜKLERİN KAYNAĞI DİNSİZLİKTİR, ÇÖZÜMÜDE DİN AHLAKINI YAŞAMAKTIR !



    HAKSIZ YERE İNSAN ÖLDÜRMEMEK

    ... Allah'ın haram kıldığı canı haksız yere öldürmezler ve zina etmezler. Kim bunları yaparsa 'ağır bir ceza ile' karşılaşır. (Furkan Suresi, 68)

    İncil

    ... Adam öldürme, zina etme, hırsızlık yapma, yalan yere tanıklık etme, kimsenin hakkını yeme, annene babana saygı göster. (Markos, 10: 19)

    Tevrat

    Katletmeyeceksin! (Çıkış, 20: 13)

    ... Vakti gelsin diye kendi içinde kan döken şehir, ve kendisini murdar etmek için kendi aleyhine putlar yapan şehir! Sen döktüğün kanınla suçlu oldun... (Hezekiel, 22: 3)

    ... Memlekette hakikat, ve iyilik, ve Allah bilgisi yok. Lanet ve yalan, ve adam öldürme ve hırsızlık, ve zinadan başka bir şey yok; zorbalık ediyorlar, ve kan üzerine kan dökülüyor. Bundan ötürü memleket yas tutacak. (Hoşea, 4: 1-3)

    HIRSIZLIK YAPMAMAK

    Ey Peygamber, mü'min kadınlar, Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek,elleri ve ayakları arasında bir iftira düzüp-uydurmamak (gayri meşru olan bir çocuğu kocalarına dayandırmamak), ma'ruf (iyi, güzel ve yararlı bir iş) konusunda isyan etmemek üzere, sana biat etmek amacıyla geldikleri zaman,onların biatlarını kabul et ve onlar için Allah'tan mağfiret iste. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. (Mümtehine Suresi, 12)

    Tevrat

    ... Çalmayacaksınız; ve hile ile davranmayacaksınız... (Levililer, 19: 11)

    ANNE-BABAYA SAYGI


    Rabbin, O'ndan başkasına kulluk etmemenizi ve anne-babaya iyilikle-davranmayı emretti. Şayet onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlılığa ulaşırsa, onlara: "Öf" bile deme ve onları azarlama; onlara güzel söz söyle. Onlara acıyarak alçak gönüllülük kanadını ger ve de ki: "Rabbim,
    onlar beni küçükken nasıl terbiye ettilerse Sen de onları esirge." (İsra Suresi, 23-24)

    Tevrat

    Babana ve anana hürmet et... (Çıkış, 20: 12)



    MUHTAÇLARIN KORUNMASI

    ... "Hayır olarak infak edeceğiniz şey, anne-babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışadır. Hayır olarak her ne yaparsanız, Allah onu şüphesiz bilir." (Bakara Suresi, 215)

    Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: "Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize Katından bir veli (koruyucu sahib) gönder, bize Katından bir yardım eden yolla" diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz? (Nisa Suresi, 75)

    (Sadakalar) Kendilerini Allah yolunda adayan fakirler içindir ki, onlar, yeryüzünde dolaşmaya güç yetiremezler. İffetlerinden dolayı bilmeyen onları zengin sanır. (Ama) Sen onları yüzlerinden tanırsın. Yüzsüzlük ederek insanlardan istemezler. Hayırdan her ne infak ederseniz, şüphesiz Allah onu bilir. (Bakara suresi, 273)

    Tevrat

    Garibe haksızlık etmeyeceksin, ve ona gadretmeyeceksin; çünkü siz Mısır diyarında gariptiniz, hiçbir dul kadını, ve öksüzü incitmeyeceksiniz. Eğer onları incitirsen, ve bir yolla Bana feryat ederlerse, onların feryadını mutlaka işiteceğim... (Çıkış, 22: 21-23)

    Zaifin ve yetimin davasını görün; Düşküne ve yoksula adalet edin. Zaifi ve fakiri çekip kurtarın; onları kötüler elinden azat edin. (Mezmurlar, 82: 3-4))

    Çünkü kendi kardeşinden sebepsiz rehin aldın, çıplakların bile esvabını soydun. Yorguna su içirmedin, Ve aç olandan ekmeği esirgedin. Ve kuvvetli adama gelince, toprak onun oldu; Ve orada itibarlı adam oturdu. Dul kadınları eli boş gönderdin, Ve öksüzlerin kolları kırıldı... (Eyüb, 22, 6-9)

    ALLAH'TAN KORKAN BİR İNSAN DEĞİL İNSAN ÖLDÜRMEK KARINCAYI BİLE EZMEZ.
    ALLAH KORKUSU

    Ki onlar (o peygamberler) Allah'ın risaletini tebliğ edenler, O'ndan içleri titreyerek-korkanlar ve Allah'ın dışında hiç kimseden korkmayanlardır. Hesap görücü olarak Allah yeter. (Ahzab Suresi, 39)

    Ve onlar Allah'ın ulaştırılmasını emrettiği şeyi ulaştırırlar. Rablerinden içleri saygı ile titrer, kötü hesaptan korkarlar. (Rad Suresi, 21)
    Onların yanları (gece namazına kalkmak için) yataklarından uzaklaşır. Rablerine korku ve umutla dua ederler ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler. (Secde Suresi, 16)

    Tevrat

    Adı Eyub idi; ... kâmil ve doğru idi, Allah'tan korkar ve kötülükten çekinirdi. (Eyüp, 1: 1)

    RAB korkusu temizdir; ebediyen durur; RABBIN hükümleri haktır: hepsi doğrudur. Altından. Çok saf altından da ziyade özlenir; Baldan ve süzme gümeç balından tatlıdır. (Mezmurlar, 19: 9-10)

    RAB'be korkuyla hizmet edin, Titreyerek sevinin. (Mezmurlar, 2: 11)

    Ne mutlu RAB'den korkana, O'nun yolunda yürüyene! (Mezmurlar, 128: 1-2)
    ALÇAK GÖNÜLLÜ OLMAK

    Ey iman edenler, içinizden kim dininden geri döner (irtidat eder)se, Allah (yerine) Kendisi'nin onları sevdiği, onların da Kendisi'ni sevdiği mü'minlere karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı ise 'güçlü ve onurlu,' Allah yolunda cihad eden ve kınayıcının kınamasından korkmayan bir topluluk getirir. Bu, Allah'ın bir fazlıdır, onu dilediğine verir. Allah (rahmetiyle) geniş olandır, bilendir. (Maide Suresi, 54)

    ... İşte sizin İlahınız bir tek İlah'tır, artık yalnızca O'na teslim olun. Sen alçak gönüllü olanlara müjde ver. (Hac Suresi, 34)

    İncil

    Her zaman alçak gönüllü, yumuşak huylu ve sabırlı olun. Birbirinize sevgiyle, hoşgörüyle davranın. (Pavlus'un Efeslilere Mektubu, 4: 2)

    Yine de bize daha çok lütfeder. Bu nedenle Yazı şöyle diyor: "Tanrı kibirlilere karşıdır, ama alçak gönüllülere lütfeder." (Yakub'un Mektubu, 4: 6)

    Tevrat

    Dinleyin, ve kulak verin; kibirli olmayın; çünkü RAB söyledi. (Yeremya, 13: 15)

    ...RAB'BİN hükümlerini yapmış olan dünyanın bütün alçak gönüllüleri, RAB'Bİ arayın; salâhı arayın, alçak gönüllülüğü arayın... (Tsefanya, 2: 3)

    İNSANLARI EN GÜZEL ŞEKİLDE SABIRLA UYARMAK, YUMUŞAK DAVRANMAK

    Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel bir biçimde mücadele et. Şüphesiz senin Rabbin yolundan sapanı bilendir ve hidayete ereni de bilendir. (Nahl Suresi, 125)

    Allah'tan bir rahmet dolayısıyla, onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar çevrenden dağılır giderlerdi. Öyleyse onları bağışla, onlar için bağışlanma dile ve iş konusunda onlarla müşavere et. Eğer azmedersen artık Allah'a tevekkül et. Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever. (Al-i İmran Suresi, 159)

    Artık sen, öğüt verip-hatırlat. Sen, yalnızca bir öğüt verici-bir hatırlatıcısın. Onlara 'zor ve baskı' kullanacak değilsin. (Ğaşiye Suresi, 21-22)

    İncil

    ... Tanrı sözünü duyur. Zaman uygun olsun olmasın, bu görevi sürdür. İnsanları tam bir sabırla eğiterek ikna et, uyar, isteklendir. (Pavlus'un Timoteos'a 2. Mektubu, 4: 1-2)

    Yaşlı adama çıkışma, böylesine babanmış gibi öğüt ver. Genç erkeklere kardeşlerinmiş gibi, yaşlı kadınlara annenmiş gibi, genç kadınlara da tam bir yürek temizliğiyle kızkardeşlerinmiş gibi öğüt ver. (Pavlus'un Timoteos'a 1. Mektubu, 5: 1-2)

    İmanlılara, yöneticilerle yönetimlere bağlı olmaları, söz dinlemeleri ve iyi olan her şeyi yapmaya hazır olmaları gerektiğini hatırlat. Kimseyi kötülemesinler. Kavgacı değil, uysal olsunlar. Tüm insanlara her zaman yumuşak davransınlar. (Pavlus'un Titus'a Mektubu, 3: 1-2)

    Kardeşler, eğer biri suç işlerken yakalanırsa... böyle birini yumuşak ruhla yola getirin. Siz de ayartılmamak için kendinizi kollayın. (Pavlus'un Galatyalılara Mektubu, 6: 1)

    Ağzınızdan hiç kötü söz çıkmasın. İşitenler yararlansın diye, ihtiyaca göre, başkalarının gelişmesine yarayacak olanı söyleyin. (Pavlus'un Efeslilere Mektubu 4:29)

    KÖTÜLÜĞÜ İYİLİKLE UZAKLAŞTIRMAK

    İyilikle kötülük eşit olmaz. Sen, en güzel olan bir tarzda (kötülüğü) uzaklaştır; o zaman, (görürsün ki) seninle onun arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dost(un) oluvermiştir. (Fussilet Suresi, 34)

    Ve onlar-Rablerinin yüzünü (hoşnutluğunu) isteyerek sabrederler, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak ederler ve kötülüğü iyilikle savarlar. İşte onlar, bu yurdun (dünyanın güzel) sonucu (ahiret mutluluğu) onlar içindir. (Ra'd Suresi, 22)

    İncil

    Kötülüğe kötülükle, sövgüye sövgüyle değil, tersine kutsamayla karşılık verin. Çünkü kutsanmayı miras almak üzere çağrıldınız. (Petrus'un 1. Mektubu, 3: 9)

    ... Boş gezenleri uyarın, yüreksizleri cesaretlendirin, güçsüzlere destek olun, herkese karşı sabırlı olun. Sakın kimse kötülüğe kötülükle karşılık vermesin. Birbiriniz ve tüm insanlar için her zaman iyiliği amaç edinin." (Pavlus'un Selaniklilere 1. Mektubu, 5: 14-15)

    AFFETMEK, HOŞGÖRÜLÜ OLMAK

    Sizden, faziletli ve varlıklı olanlar, yakınlara, yoksullara ve Allah yolunda hicret edenlere vermekte eksiltme yapmasınlar, affetsinler ve hoşgörsünler. Allah'ın sizi bağışlamasını sevmez misiniz? Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (Nur Suresi, 22)

    Onlar, bollukta da, darlıkta da infak edenler, öfkelerini yenenler ve insanlar (daki hakların)dan bağışlama ile (vaz) geçenlerdir. Allah, iyilik yapanları sever. (Al-i İmran Suresi, 134)

    Kullarıma, sözün en güzel olanını söylemelerini söyle. Çünkü şeytan aralarını açıp bozmaktadır. Şüphesiz şeytan insanın açıkça bir düşmanıdır. (İsra Suresi, 53)

    İncil

    Böylece Tanrı'nın kutsal ve sevgili seçilmişleri olarak yürekten sevecenliği, iyiliği, alçak gönüllülüğü, sabır ve yumuşaklığı giyinin. Birbirinize hoşgörülü davranın. Eğer birinizin ötekinden bir şikayeti varsa, Rab'bin sizi bağışladığı gibi, siz de birbirinizi bağışlayın. (Pavlus'un Koloselilere Mektubu, 3: 12-13)

    Tevrat

    Sefihin öfkesi hemen belli olur; Fakat basiretli adam utancı örter. (Süleyman'ın Meselleri, 12: 16)

    Çabuk öfkelenen akılsızlık eder... (Süleyman'ın Meselleri, 14: 17)

    Geç öfkelenen adamın anlayışı çoktur; fakat dar ruhlu adam sefaheti üstün tutar. (Süleyman'ın Meselleri, 14: 29)

    İYİLİĞİ EMREDERKEN KENDİNİ UNUTMAMAK

    Siz, insanlara iyiliği emrederken, kendinizi unutuyor musunuz? Oysa siz Kitab'ı okuyorsunuz. Yine de akıllanmayacak mısınız? (Bakara Suresi, 44)

    İncil

    Sen neden kardeşinin gözündeki çöpü görürsün de kendi gözündeki merteği fark etmezsin? Senin gözünde mertek varken nasıl olur da kardeşine 'İzin ver de gözündeki çöpü çıkarayım' dersin? Seni ikiyüzlü! Önce kendi gözündeki merteği çıkar, o zaman kardeşinin gözündeki çöpü çıkarmak için daha iyi görürsün. (Matta, 7: 3-5)

    Bu gibi şeyleri yapanları yargılayan, ama aynısını yapan ey adam, Tanrı'nın yargısından kaçabileceğini mi sanıyorsun? (Pavlus'un Romalılara Mektubu, 2: 3)
    YALANDAN KAÇINMAK

    ... Öyleyse iğrenç bir pislik olan putlardan kaçının, yalan söz söylemekten de kaçının. (Hac Suresi, 30)

    İncil

    Bunun için yalanı üzerinizden sıyırıp atın... (Pavlus'un Efeslilere Mektubu, 4: 25)

    Tevrat

    Çalmayacaksınız; ve hile ile davranmayacaksınız ve birbirinize yalan söylemeyeceksiniz." (Levililer, 19: 11)

    Yalan haber taşımayacaksın; haksız şahit olmak için kötüye el vermeyeceksin. Kötülük için çokluğun peşinde olmayacaksın; ve bir davada adaleti bozmak için çokluğun ardınca saparak söylemeyeceksin. (Çıkış, 23: 1-2)

    Evet gayet açıkça görülüyor ki , bütün fitnelerin, haksızlıkların, zulümlerin, sapıklıkların sebebi yalnızca din ahlakından uzak yaşanmasıdır. Ve bütün bunların çözümüde Din Ahlakının yaşanmasıdır ancak.
    İslam'ı, Kuran'ı ve Dinleri yanlış göstertmeye çalışanlar şunu çok iyi bilsinler ki bu çabaları boşadır. Çünkü Kuran Ayetleri ve Yaşanan olaylar ve sebepleri açıkça ortada herkesin gözleri önündedir. O yüzden bu gereksiz ve kaybedecek saçma hareketlerle vakit kaybetmeyiniz.
    İslam Ahlakı dünyadaki bütün zulümlerin son bulması için tek çözümdür. Kuran Ahlakının yaşandığı yerde vefasızlık, acımasızlık, zulüm, işkence, katliam yaşanması mümkün değildir. Kuran Ahlakının yaşanmasıyla Gerçek Merhamet, Huzur ve Güven Ortamı Bütün Dünyaya Hakim Olacaktır. Bütün Dünya Bu Gerçeği Anlıyor Artık Ve Çok Daha İyi Anlayacaklar Ve İslam bu Yüzyıl'da Tüm Dünya'ya Hakim Olacak Ve Gerçek Huzur, Barış, Esenlik , Merhamet, Hoşgörü, Fedakarlık, Sevgi, Aşk O Zaman İşte Tüm Dünya'yı Kaplayacak Allah'ın İzniyle.

  8. #8
    ATATÜRK yazamayangafiller NİMa adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    27-02-2007
    Mesajlar
    7,981
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    7
    Yukarıda lionun mesajı acınacak türden. Kopya yapıştırın en abartılısı.
    En ironik olanıda bu kopya yapıştır salatasında yaşlılar ile ilgili kısıma iliştirilmiş parkta oturan 'yaşlı amca'. Kendisi dünyanın en tanınmış pedofili ve homosksüeli, Qentin Crisp. Yani o kopa yapıştır metninde yazılanların aksin parkta yanlız oturmayı seven biri...
    Bu ampul pat-la-ya-cak.
    İçeride gerici, dışarıda verici, YAKINDA
    GİDİCİ

  9. #9
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    04-08-2008
    Mesajlar
    8,291
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    0
    Nerede bu yönetim,nerede üyeler?Böyle 10 km uzunluğunda copy-pastlara neden izin veriliyor?Motorcudan bıktık artık,üyenin de tek yorumu yok,sayfayı okumadan aşağı indirmek bile zaman kaybı yahu.

  10. #10
    kuzgunruh adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    02-10-2010
    Mesajlar
    786
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    2
    Alıntı Lion / x tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Bütün Fitnelerin,Kargaşaların,Vefasızlıkların,Zulümlerin Sebebi Dinsizliktir, Çözümü Din Ahlakı
    ....

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Tenya'lara el-hücummmm allah allah allaahhh
    2005 Konuları bölümünde CreMaToRiuM tarafından açılmış
    Yanıt: 7
    Son Mesaj: 13.10.05, 19:18

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •