ALINTIDIR
http://www.turkforum.net/showthread....734179&page=10
İSLAMİYET’İN KAYNAKLARI
Müslümanlar İslam dininin her ne kadar Muhammed’le birlikte başladığını düşünseler de bu yanlış bir düşünce olup İslam dini tamamen diğer din ve inançların karışımından oluşan bir dindir.
İslam dininin temel kaynağı Tevrat ve Muhammed’in iş seyahatlerinde öğrendikleri bilgilerle birlikte Yunanlı ve İranlı kölesinden öğrendiği yarı doğru yarı yanlış bilgilerden oluşmaktadır.
Arapçada birçok Sanskritçe kelime bulunmakta ve Hindu inancının etkileri Müslüman ibadet ve ritüellerinde görülmektedir.
Yahudi inanç sistemi Eski Mısırdan gelen Yahudilerin Eski Mısır’dan öğrendikleri tek tanrılı din inancı ile birlikte daha sonra Babilonya sürgününde öğrendikleri Zerdüşt inancının karışımını oluşturmaktadır. Kral Tanrı’nın karşısına Kral Şeytan’ı koyan Zerdüştlük dinidir. Bu inanç daha sonra Hıristiyanlığa ve İslamiyet’e geçmiştir. Melek, Şeytan inancı Zerdüştlükten üç büyük dine girmiştir.
İslam dinini oluşturan temel kaynakları sayacak olursak şöyle sıralayabiliriz.
1- Tevrat
2- Eski Babilonya inançları(sabilik-güneşe tapımcılık)
3- Hint kültürü ve ibadetleri.
4- Hıristiyan inançları (İsa’nın yeniden Dünya’ya döneceğine inanmak ve Saint (evliya) inancı gibi.
Zerdüştlük dinin peygamberi Zertüşt adında yaşayıp yaşamadığı bile tam bilinmeyen bir kişidir ve Tanrısının ismi Ahura Mazda’dır kitabının ismi Avesta’dır.
Muhammed bir çok dinsel adı Arapçaymış gibi kitabına sokmuştur bunların bazıları şunlardır.
Namaz : Namaste: Sanskritçede(Eski Hint dili) Anlamı ‘’selam’’Namaskara: ‘’Güneşe selam’’ demektir. Namaz kelimesi Arapça bir kelime değildir. Namaz eski Mısırda Yahudilikte ve Hıristiyan dininde yoktur. Namaz ve secdeli ibadetler Güneşe tapanlarda, Budistlerde ve Müslümanlarda görülen ibadet türüdür. İslam ibadetlerinde Hint, sabii(güneşe gök cisimlerine tapanlarda) ki ibadetlerin yansımaları görülmektedir. İslam alimleri her ne kadar Namaza benzer ibadetleri yapan kişilerin diğer hak dinlerin dejenere olmuş dinlerin uzantısı olduğunu iddia etseler de, bunun gerçekle örtüşür bir yanı yoktur. Namaz benzeri ibadetler tamamen ‘’putperest’’inançlarında görülmektedir.
Abdest

utperestlerden kalan bir ritüeldir. Sâbiîlerin hepsi de üç vakit namaz kılar, cünüplükteıı ve Ölülere temas etmekten dolayı gusül abdesti alırlardı. Deve, domuz ve köpek eti yemeyi haram sayarlardı. Kuşlardan da pençeli olanları ve güvercini yemezlerdi. Alkollü içkiden ve sünnet olmaktan men edilmişlerdi. Veli ve şahit¬lerin huzurunda evlenir, ancak hakim huzurunda boşanırlar, birden fazla hanımla evlenmezlerdi
Kabe : M.Ö 8. yüzyılda inşa edilmiştir. Her ne kadar İbrahim adlı peygamberin inşa ettiğinden bahsedilsede, İbrahim adlı bir peygamberin yaşayıp yaşamadığı belli değildir. Güneş mabedleri kare şeklinde yapılır. Kabede kare şeklinde olup güneş tanrıçasının mabedidir, Erkek hacılar günümüzde bile güneş tanrıçasının mabedinde tavaf yaparken vücutlarının bir kısımını açık bırakırlar. Bu tanrıçaya kendilerini sunmak anlamındadır ki Muhammed’den önce putperestler bu tavafı çırılçıplak yapmaktaydılar. Sâbiîler tarafından aklî ruhanî cevherlerin isimlerine ve semavi geze¬genlerin şekillerine göre inşa edilmiş mabetler şunlardır:
İllet-İ Ula mabedi, Akıl mabedi, Siyaset mabedi, Suret mabedi ve Nefs mabedi. Bunlar daire şeklindedir. Gezegenler için belirlenen mabet şekilleri ise şöyledir:
Zuhal mabedi altıgen, Müşteri mabedi üçgen, Merih mabedi dikdört¬gen, Güneş mabedi kare, Zühre mabedi kare içinde üçgen, Utarit mabedi içinde dikdörtgen bulunan bir üçgen ve Ay mabedi sekizgendir.
(Arabistan’ın bir çok bölgesinde Kabe’ye benzer tapınaklar bulunuyordu)
Put tapınaklarının bir diğer örneği Manucehr tarafından Belli şehrinde Ay adına inşa edilmiş Nûbihar tapınağıdır. İslâm ortaya çıkınca Belli halkı bunu yıkmıştır. Yemen'in San'a şehrinde bulunan Gummedân tapınağı da Zühre adına Dahhâk tarafından inşa edilmiş bir tapınaktı. Bu tapınak Osman b. AfBn (radıyal-lahu anlı) tarafından yıktırılmıştır. Bir diğer tapınak Kral Kâvus tarafından Fergana şehrinde Güneş adına inşa ettirilmiş olan Kâvsân tapınağı olup Halife el-Mutasım tarafından yıktırılmıştır.
Hac ve kurban kesmek putperest inancından İslamiyete geçmiştir: Arapların taptıkları belli başlı putlar şunlardı: Vedd, Suvâ, Yağûs, Ya'ûk, Nesr. Vedd, Kelb kabilesinin putuydu ve Dûmetü'I-Cendel'de bulunuyordu. Suvâ Hüzeyl kabilesinin putuydu. Kabile mensupları onu hacceder ve önünde kurban keserlerdi. Yağûs Müzhic ve bazı Yemen kabi¬lelerinin putuydu. Ya'ûk Hemcdan'da bulunan bir puttu. Ncsr Zü'1-Kilâ' kabilesinin putuydu ve Hİmyer'de bulunurdu. Lât, Sakîf kabilesinin putu olarak Taifte bulunurdu. Uzzâ, Kureyş, Benî Kinâne ve Benî Süleym'den bazı aşiretlerin putuydu. Menât Evs, Hazrec ve Gassân kabilelerinin putuy¬du. Hübel ise bütün Araplar için en yüce put olarak bilinir ve Kabe'de dururdu. İsaf ve Naile putları, Amr b. Luhay tarafından konuldukları Safa ve Merve tepelerinde dururdu. Kurbanlar, bu iki putun önünde Kabe'ye dönük olarak kesilirdi. Bu İkisinin Cürhüm'den İsaf b. Amr ve Naile b. Sehl oldukları, birbirlerine aşık olan bu ikilinin Kabe'de işledikleri günah sebebiyle taş kesildikleri söylenirdi. Bir diğer rivayet ise, böyle olmayıp Amr b. Luhay tarafından getirilip Safa'ya yerleştirildikleri yönündedir.
Bahanelerden Benî Milkan kabilesinin Sa'd isimli bir putu vardı. Biri-sİ bu put hakkında şöyle demiştir:
Sa'd'e vardık, işimizi düzeltsin diye Dağıttı bizi Sa% Artık Sa**d3dan değiliz biz. Sa~d dediğin bir kayadan, bir oyuktan başka nedir ki? Ne zarar verir, ne yarar getirir.
Araplar telbiye ve tehlil ettikleri zaman şöyle derlerdi:
‘’Lebbeyk Allahümme lebbeyk Lebbeyk la şerike lek İllâ şerikün hüve lek vem’’
Araplardan Yahudiliğe, Hıristiyanlığa ve Sâbiîliğe meyledenler de bulunuyordu. Bir kısmı nev3 denilen yıldız gruplarına inanırlar; buna müneccimlerin gökcisimlerine inandıkları gibi kuvvetle bağlanırlardı, Öyle ki hareket ve sükunlarında, gidip gelmelerinde hep bu neVlerc göre iş görürlerdi. "Yağmurumuz şu nev3 sayesinde yağdı." derlerdi. (Taberî, Tef¬sir, n/661; Kurmbî, el-Câmi, 13/57; Müsned, 1/89,108) Kimisi de meleklere ve cin¬lere tapar, bunların Allah'ın kızları olduğunu İleri sürerlerdi. Allah bütün bunlardan münezzehtir.
Hanif : Batıla inanmışlıktan ya da kötülüğe kapılmışlıktan
kurtularak, Hak'ka, doğru olana, Allah'ın fıtratına kavuşmak gibi anlamlara geldiği söylenir. Bununla
beraber Mas'udi gibi kaynaklar, bu sözcüğün Süryanice "hanifa" sözcüğünün Arapçalaştırılmış şekli
olduğunu öne sürerler.( Bu konuda bkz. Turan Dursun, age c 5)
İbrahim kimdir : İbrahim Yahudi ırkının babası olarak kabul
edildiği halde, Muhammed onu "hanif, "müslim" olarak Müslümanların isim babası saymıştır. Ancak,
ne var ki, tarihi verilere göre "İbrahim" diye bir kimse yok. Tevrat'ı hazırlayanlar, eski Hint
efsanelerinden yararlanarak kendi kafalarından İbrahim'i yaratmışlardır. Nitekim, Tevrat'a göre,
İbrahim'in ilk adı "Abram1 'dır. Bu ad, Hint dilindeki "Brama"dan gelir. Hintlilerin "Yaratıcı" diye
bildikleri şeydir. Hintçe kökeni "Parabrahm" iken Farsçaya "Ahriman" olarak girmiştir ki, "Kötülük
Tanrısı" (ya da "Karanlıklar diyarının hükümdarı" anlamındadır. Babilonya esatirinde (mitolojisinde)
ise, "Abarama" şekline sokulmuştur ki, "çiftçi" anlamındadır. Kitabı Mukaddes yorumcularının
uydurmasına göre, güya bu çiftçinin ahfadından biri ilk "tek Tanrı" fikrine sahip olarak Haran 'a ve
oradan da Ken'an denen yere gitmiş ve İbranice "Abraham" olarak tanınmıştır. Fakat, her ne olursa
olsun gerçek anlamda İbrahim diye tarihi bir şahsiyetten söz etmek mümkün değil: gerek Tevrat'ta ve
gerek Kur'an'da adı geçen "İbrahim", eski çağların esatirinden esinlenmiş bir şey.(Bu konuda pek çok
yapıt var. Geniş bilgi için bkz. Lloyd M. Graham, Deceptions and Myths of the Bibler, Is the Holy
Bible Holy? Is it The Word of God?, New York, 1979, s.110 vd.
Gusül abdest i: Câhiliye Arapları cünüplükten dolayı gusül abdesti alır ve ölülerini gömmeden önce yıkarlardı.(Cahiliye devrinde) el-Efvah el-Evedî bu konuda şöyle bir şiir söylemiştir:
Dikkat edin! Tedavi edin beni ve bilin ki gidiciyim, Ayrılık veya sakınma beni kurtaracak değildir Diyeceğim o ki giysilerim yaramaz bana. Mafsallarım ortaya çıkıp gözler donakaldığında. Getirsinler soğuk bir suyla yıkasınlar bedenimi, Ne zor yıkamadır o ki ardından büyük günahlar gelir.
Araplar ölülerini kefenler ve definden önce dua ederlerdi. Ölü için dua şundan ibaretti: Ölen kişi yatağına taşındıktan sonra evin büyüğü kal¬kar ve onun bütün iyiliklerini sayıp övgülerde bulunurdu. Ardından ölü defnedilir ve "Allah'ın rahmet ve bereketi üzerine olsun!" denirdi.
Zerdüştlük’ten Tevrat’a ve Kur’an’a geçen bazı terimler altta.
Melek : Bu sözcüğün Süryanice biçimi ‘’malaho’’ dur.
Şeytan:. İbranicede ‘’satan’’ yada ‘’haşatan’’ sözcüklerinden bozmadır.
Tağut: Sapkınlık anlamında, gene Süryaniceden bozma ‘’togyuto’’ sözcüğünden bozmadır.
Cebrail ve Mikail: İbranice ve Kenan’cadır. Prof. Dr. Philip K Hitti ‘’Mikael’ in aslında Ken’an Tanrılarından birinin olduğunu yazar.
Adem: A’cemi (İran) sözcüklere özgü kurallara göre okunur. Bu ad Tevrat’ta ve İncilde’de geçer Süryanice karşılığı ‘’Odom’’ dur.
Havva: İbranicede hayatı olan anlamında kullanılır Tevrat’ta geçmektedir.
Salat: Namaz ve dua anlamında kullanılır. Kur’an’dan önceki eserlerde rastlanmaz. Aramice kaynaklıdır. Arami ve Süryanilerde Namaz kılardı.
Kitap: Süryanicede ‘’Ktobo’’ sözcüğünden gelmedir.
Cennet: Süryanicede bahçe anlamına gelen ‘’gentho’’ sözcüğünden bozma olduğu düşünülebilir.
Firdevs: Bir cennet adıdır ‘’paradise’’ İbranice ve Yunanca yoluyla Aramilere geçmiştir. Bahçe ya da üzüm bağı anlamında kullanırılır.
Cehennem: İbranicede ‘’gehinnom’’ kelimesinden gelmektedir. Kötülerin gittiği azap yurdu ‘’gehinno’’ vadiside benzerdir.
Allah: Bu sözcük, İslam öncesi Araplarda vardı ‘’ilah’’sözcüğünden dönüşmüştür. Arami - Süryani dilinde rastlanmaktadır (Alaha)
Kayyum: Allahın sıfatlarından olan Kayyum kelimesi hiç uyumayan anlamındadır. Bu kelime Süryanicede uyumayan anlamındadır.
Üstte gördüğünüz Arapça olmayan kelimelerin Muhammed tarafından Kur’an’a konulduğunu anlıyoruz. Bu nedenden ötürü Muhammed Yahudilik ve Hıristiyanlık inancının kendi Tanrısının ürünü olduğunu İslamiyet’in Yahudilik ve Hıristiyanlığın uzantısı olduğunu iddia etmek zorundaydı çünkü bu kelimeler Ortadoğu dinlerinin terimleriydi ve de bu terimlerle Yahudi ve Hıristiyanları yeni dinine çekmek için iyi birer malzemelerdi. (Çok zeki olmak peygamberlik sıfatlarındandır.)
İSLAM ÖNCESİ AL-İLAH (ALLAH) İNANIŞI
Araplar İslamiyet öncesi dönemde Kabede’ki 360 tane put arasında en yükseği, en güçlüsü olarak ay tanrısını görüyor ve buna Al-ilah (en güçlü ilah) diyor, ellerini iki yana açarak ona dua ediyorlardı. İngiltere’deki British Museum’un Babil Bölümü B kısımında bulunan aşağıdaki heykeller Arap paganlarının bu inancını gösteren önemli bulgulardandır:
http://img247.imageshack.us/img247/6...worshipkl6.gif http://img75.imageshack.us/img75/8820/babilduache2.png
Ay figürü İslam sanat eserlerinde ve yapılarında camilerin üst kısımlarında günümüzde bile bulunmaktadır.
http://img126.imageshack.us/img126/6...amiiiaycn0.png
Arapçada ‘’ilah’’ olan Tanrı kelimesi İslamiyet ile beraber ‘’Allah’’a dönüştürüldü. Ay tanrısı Al-ilah erkek kabul ediliyordu ve dişi güneş tanrıçası ile evliydi. Üç kızı vardı. Bunların adları Al-lat, Al-Uzzat ve Al-Menat idi:
http://img366.imageshack.us/img366/1673/sin2sy8.jpg http://img208.imageshack.us/img208/1...allahkzex3.jpg
Yukarıdaki resim British Museum’dan. İslam öncesi arap inanışlarını çok güzel özetliyor. Solda Allahın kızları Lat, Uzza ve Menat sağdaki erkek figürü ise Allahı simgeliyor. Muhammed şeytan ayetleri denilen olayda önce bu Lat Menat ve Uzza tanrıçaları gaf yaparak övmüş ancak daha sonra pişman olmuş ve o sözleri kendisine şeytanın söylediğini ileri sürmüştü.
Çeşitli Arap kabileleri aslında bu Ay tanrısına değişik adlar veriyorlardı bunlardan bazıları Sin, Hubal, ve Kureyş’te Al-ilah. Dilbilimciler ‘’Allah’’ kelimesinin ‘’Al-ilah’’ tan türediğini söylerler.
Muhammed, 360 puttan en güçlüsü olan Ay tanrısının ismini alıp tek olduğunu söylüyordu. ‘’Al-ilahtan başka ilah yoktur’’ Muhammed böylece Al- İlahı tek tanrı olarak ilan etti ve diğer putlara tapınmayı yasakladı.
Alttaki ayette Muhammed’in sadece ‘’Ay tarısı al-ilah’ı’’ Tanrı kabul etmesinin kanıtıdır. Bu ayette al-ilah’tan başka Tanrılarında olduğunu bunu putperest Arapların kabul ettiklerinin ve Muhammed’in Tanrılar arasında ayrımcılık yaptığının kesin kanıtıdır!!!
İsra Suresi'nin 42. ayetinde şöyle yazılıdır:
"De ki: Eğer söyledikleri gibi Allah ile birlikte başka ilahlar da bulunsaydı, o takdirde bu ilahlar,arşın sahibi olan Allah'a ulaşmak için çareler arayacaklardı" (İsra Suresi, ayet 42).
Alttaki ayettende anlaşılıyorki putlar sadece Allaha yaklaşmalarını sağlayan objelerdir.
Putperestler şöyle derdi: "Biz onlara 'Bizi Allah'a yaklaştırsınlar diye' kulluk ede¬riz." (Zümer, 39/3) Putlar daha çok gök cisimlerinin simgeleridir.
İslamiyet öncesi Arap paganlarının ilginç gelenekleri vardı. Bunlar ramazan dedikleri ayda bir ay oruç tutarlar, Mekke’ye hacca gidip Kabe’nin etrafında yedi kez dönerler ‘’kara taş’’ Hacerül Esvedi öperler ve günde dört veya beş vakit namaz kılarlar, şeytan taşlarlardı. Kabe’nin M.Ö 8. yüzyılda putlar için; yada kare,dikdörtgen yapılar Güneş kültüdür, bu sebeble yapıldığını uzmanlar söylemektedir. Müslümanlar Kabe’yi İbrahim Peygamberin inşa ettiğini daha sonra putperestlerin kabeyi putlarla doldurduklarını belirtirler. Acaba Muhammed’in Tanrısı kendi evinin 1500 sene boyunca putlarla doldurulmasına nasıl müsaade etmiştir? İlginç..
Tüm dinler diğer komşu dinlerden etkilendiği gibi uygarlıkların kültürleri de diğer kültürlerden etkilenmiştir. Eski Babilonyadaki Ay isimlerinden bazıları Arap kültürüne geçmiştir. Buradan çıkaracağımız ders şudur; uygarlıklar diğer kültürlerden bilgi olarak etkilendiği gibi dinsel olarakta etkilenmiştir bunu açık olarak görmekteyiz.
Babillilerin 12 aydan oluşan ve Ay’ı temel alan takvimleri bulunmaktaydı (1 yıl
354 gün). Günü 12 eşit parçaya bölmüşlerdi. 1 saat 60 dakika, 1 dakika
ise 60 saniye olarak kullanılıyordu. 7 günden oluşan hafta kavramını
oluşturdular. Yılın başlangıcı İlkbahar ılımıdır.
Hammurabi döneminde kullanılan ayların isimleri sırasıyla(Alttaki ay isimlerinden bazılarını Araplar ve biz Türklerde kullanırız)
Tebet, Sebut, Adar
Nisan, Iyyar, Sivvan, Tammuz, Ab, Elul, Tisri, Marchesvan, Kislev,
Araplarda 12 aydan oluşan Ay takvimini kullanmaktadır. Ayrıca İslamiyette ibadet saatleri güneşe göre düzenlenmiştir, her istediğiniz zaman Allahınıza secde edemezsiniz, oruç tutamazsınız. Burada dahi Ay ve Güneş kültünün etkisi ortadadır.
CAHİLİYYE DEVRİ ŞİİRLERİNDE ALLAH.
Cahiliyye devri araplarının Allahı bilip bilmediğini alttaki şiirler bize net olarak ifade ediyor.
Arabın birinin bir şiiri:
و باللهِ إنً اللهَ منْهُنً أكبرُ
و باللاًتِ و العُزًى و مَنْ دانَ دِينَها
Lât'a, ‘Uzzây'a ve onlara ibadet edenlere and içerim, Allah'a da; çünkü Allah, onlardan daha yücedir.
(İbnu'l-Kelbî, Kitâbu'l-Esnâm, s. 13.) (trc. Beyza Düşüngen)
Ama putuna da yemin ediyordu:
و ما سُحِقـَتْ فيهِ المَقـَادِمُ و القـَمْلُ
حَلـَفـْتُ بأنـْصـابِ الأقـَيْصِرِ جاهِداً
Ukaysır'ın kutlu taşlarına, başların ve bitlerin kazıldığı (hacıların tıraş olduğu) yere andiçerim.
(İbnu'l-Kelbî, Kitâbu'l-Esnâm, s. 13.)
Hac ve umre yaparlarken şöyle derlerdi:
لَبَّيْكَ !للهُمَّ لَبَّيْكَ! لَبَّيْكَ! لا شَرِيكَ لَكَ! إلاَّ شَرِيكٌ هُوَ لَكَ! تـَمْلـِكُـهُ و ما مَلـَكَ
Buyur Allah’ım! Buyur! Buyur, senin ortağın yoktur. Bir ortağın varsa o da sana ait*tir; sen ona ve onun sahip olduğuna da maliksin.
(İbnu'l-Kelbî, Kitâbu'l-Esnâm, s. 6.)
Tavaf ederken:
واللاَّتِ و العُزَّى و مَـنـَاةَ الثَّالِثـَةِ الأخْرَى فإنَّهُنَّ الغَرَانِيقُ العُلـَى و إنَّ شـَفـَاعَتـَهُنَّ لـَتـُرْتـَجَى.
Lat, Uzzâ ve üçüncüleri Menât'a yemin ederiz; onlar yüce turnalardır, onların şefaatine elbette ümit bağlanabilir.
(İbnu'l-Kelbî, Kitâbu'l-Esnâm, s. 13.)
O dönemde yaşamış şair Züheyr(ö. Miladi 609)'in bir şiiri:
إلـَى الحَـقِّ تَـقْـوَى اللهِ ما قدْ بَـدَالِـيـا
و لا سابـِقًا شـَيْئاً إذا كانَ جائِيا
-
بَـدَا لِـيَ أنَّ اللهَ حَـقٌّ فَـزادَنِـي
بدا لِيَ أنِّي لَسْتُ مُدْرِكَ ما مَضَى
Allah'ın varlığı, benim için apaçık bir gerçektir; O'nun korkusu bende var olduğu sürece doğruya ve hakikate olan inancımı pekiştirmektedir.
Anladığım hakikat şu ki geçmiş olana ulaşma imkanım olmadığı gibi, gelecek olanın da önüne geçebilmek gibi bir güce sahip değilim.
(Zuheyr b.Ebî Sulmâ, Rabîa’ b. Riyâh el-Muzenî, Dîvân, s. 287)
Hatim et-Tâî (ö. Miladi 578)'nin bir şiiri:
و يُـحْــيـِي العِـظامَ الـبـِـيـضَ وَهْيَ رَمِـيـمُ
أما و الذي يَـعْـلَـمُ الغَـيْـبَ غَـيـْـرَهُ
O.çürümüş bembeyaz olmuş kemikleri diriltecektir.Gaybı O’ndan başka kim bilir ki?
(Hâtim b ‘Abdullâh b. Sa‘d b. el-Haşrec et-Tâ’î, Dîvân, s. 87.)
Müşriklerin ele başı olan meşhur Ümeyye b. Ebi’s-Salt'ın şiiri:
Cehennem tasviri yapıyor;
و عَدْنُ لا يُطالِعُها رَجِـيـمُ
و أعْرَضَ عنْ قَـوا بـِـسِـها الْجَـحِـيمُ
كَـأَنَّ الضَّاحِـيـاتِ لَـها قَـضِـيـمُ
-
جَـهَنَّمُ تـِـلْكَ لا تُبْقِى بَغِـيًّا
إذا شَـبَّتْ جَـهَنَّمُ ثـُـمَّ فَارَتْ
تـُـحَـشُّ بـِـصَـنْـدَلٍ صُـمٍّ صِـلاَبٍ
O Cehennem, hiçbir suçluya toleranslı davranmaz; Adn cennetine de kovulmuş biri, muttali olamaz.
Cehennem, tutuşup alevlendiğinde ve bu şiddetli alevler fırlatmaya başlayınca,
Cehîm bile onun korlarından yüz çevirme zorunda kalma durumundayken sağır, körkütük odunlar bile yakılır;
öyle ki ateşe maruz kalan uzuvlar, onun için öğütülmeye hazır bir arpa gibi.
(Umeyye b. Ebi's-Salt, Dîvân, s. 471.)
Cennet tasviri yapıyor;
و قَـمْـحٌ في مَـنابـِـتِـهِ صَرِيمُ
و ماءٌ بارِدٌ عَذْبٌ سَلِمُ
على صُوَرِ الدُّمَى فِـيها سُهُومُ
و مِنْ ذَهَبٍ و عَسْجَدَةٍ كَرِيمُ
و لا غَـوْلٌ و لا فِـيها مُـلِيمُ
-
فَذَا عَسَلٌ و ذا لَـبَـنٌ و خَـمْرٌ
و تُـفَّاحٌ و رُمَّانٌ و مَوْزٌ
و حُـورٌ لا يَرَيْنَ الشـَّـمْسَ فِـيها
و حُـلُّوا مِنْ أساوِرَ مِنْ لُجَـيْنٍ
و لا لَـغْـوٌ و لا تَأْثِـيمٌ فِـيها
İşte sana bal, süt, şarap, kökünden koparılmış buğday kümesi, elma, nar, muz, soğuk tatlı ve tertemiz su.
Orada, içinde okların bulunduğu taş bebekler şeklinde güneş yüzü görmemiş, huriler vardır.
O huriler altın, gümüş ve kıymetli incilerden bilezikler takarlar.
Yine orada, ne boş söz, ne günah işleme, ne yergi, ne de herhangi bir şeyden gafil olma vardır.
(Umeyye b. Ebi's-Salt, Dîvân, s. 471.)
En önemli şiiri:
بالخَـيْـرِ صَـبَّـحَـنا رَبـِّي و مَسَّانا
مَـمْـلُوءَةً طَـبَّـقَ الآفاقَ سُـلْـطانا
و بَـيْـنــَما نـَـقْــتَـنِي الأولادَ أفْـنانا
أنْ سوفَ يَـلْـحَـقُ أُخْـرانا بأوْلانا
-
الحَمْدُ لله مُـمْسانا و مُـصْــبَـحـَنا
رَبُّ الحَـنِـيفَـةِ لمْ تـَـ ــنْـفــَـدْ خَـزائِـنـُـها
بَـيْـنا يُـرَبِّـنا آباؤُنا هَـلَكُوا
و قدْ عَـلِـمْـنا لَو أنَّ الْعـلْـمَ يَـنْفَـعُنا
Bizi sabah ve akşama ulaştıran Allah‘a hamd olsun; çünkü O, sağlık ve esenlik içinde bizi sabah ve akşama kavuşturmuştur.
Kuvvet ve kudretinin ufukları çepeçevre kuşattığı Hanîf dininin rabbinin dopdolu olan hazineleri, bitmek tükenmek bilmez.
Bir süre babalarımız bizi büyütüp beslediler ve ölüp gittiler; sonra biz, kendimizi yok edecek evlatlar ediniriz.
Biz, ilmin kendimize yarar sağlayacağını idrak edebilseydik bizden sonrakilerin, bizden öncekilere kavuşacaklarını da idrak etmiş olurduk.
Umeyye'nin bu şiiri, Hz. Peygamber'e okunduğunda “Şiiri iman etti, kalbi inkar etti.”, diğer bir rivayette de ise“Umeyye, ramak kaldı Müslüman olacaktı” demiştir.(Ebu’l-Ferec el-İsfahânî, el-Eğânî, IV, 130.)
ESKİ MISIR İNANÇLARI VE İSLAMDAKİ BENZERLİKLER
Yahudiler mısırdan eski İsrail topraklarına göç ettiklerinde yanların getirdikleri şeylerden biride eski Mısır inançlarıydı. Bu inançlardan büyük bir kısmı Tevrattan, incile, oradanda İslam inancına geçmiştir.
a- Mizan terazisi
LOKMAN/16. "YAVRUM, HABERİN OLSUN Kİ, YAPTIĞIN BİR HARDAL TANESİ TARTISI OLSA DA BİR KAYA IÇINDE VEYA GÖKLERDE YAHUT YERİN DİBİNDE GİZLENSE ALLAH ONU GETİRİR, MiZANINA KOYAR. ÇÜNKÜ ALLAH EN INCE ŞEYLERI BILEN, HERŞEYDEN HABERİ OLANDIR.
İslam inancında ölen kişi Mahşer yerine getirilir ve orada mizan terazisinde günahları ve sevapları tartılır. Alatta eski mısır inancında ölmüş kişinin kalbinin (amellerin) tartılması var.
Eski Mısırlılar hayatın ölümle bittiğine inanmak istemezler, insan son nefesini verdiği anda ruhunun uzun bir yolculuğa çıkıp ölüm Tanrısı Osiris ile yargıçlarının huzuruna vardığını düşünürlerdi. Onlara göre, ölen bir insanın ruhu öteki dünyaya gidiyordu. Diriler ve ölüler ülkesi arasındaki korku ülkesini geçince, büyük yargıcın karşısına, Anubis veya Horus tarafından getirilirdi. Orada bir tören düzenleniyor, bu törende ölenin kalbi tartılıyordu. Bu tören sırasında yeraltı tanrısı Anubis elinde bir terazi tutardı. Ölünün kalbi bu terazinin kefelerinden birine konurdu. Öteki kefede ise adaleti ve doğruluğu ölçebilecek bir tüy bulunurdu. Eğer ölü adil ve dürüst bir yaşam sürmüş ise kefeler dengelenirdi. Eğer kalp tartıda eksik gelirse, yemesi için Ament adlı canavara verilirdi. Bütün bu olup biteni Tanrıların katibi Thoth kayda geçirirdi.
http://img376.imageshack.us/img376/1...h351er2aq5.jpg http://img376.imageshack.us/img376/857/mah351er1vu8.jpg
Üstteki Mısır ahiret inancıyla alttaki İslam inancı birbirleriyle neredeyse aynı. Üstte olduğu gibi İslam inancındada tartılma işleminden sonra iyi ameli eksik gelenler cehennem zabanilerine teslim edilir.Alttaki hadiste Muhammed Mizan tartısından bahsetmektedir.
5052 - Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: "Ateşi hatırlayıp ağladım, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm: S
"Niye ağlıyorsun?" diye sordu.
"Cehennemi hatırladım da onun için ağladım! Siz, Kıyamet günü, ailenizi hatırlayacak mısınız?" dedim.
"Üç yerde kimse kimseyi hatırlamaz: Mizan yanında; tartısı ağır mı geldi hafif mi öğreninceye kadar; Sahifelerin uçuştuğu zaman; kendi defteri nereye düşecek, öğreninceye kadar: Sağına mı soluna mı; yoksa arkasına mı? Sırat'ın yanında; cehennemin iki yakası ortasına kurulunca; bunu geçinceye kadar."
Ebu Davud, Sünen 28, (4755).
Gene incilde Eski mısır inancına benzer bir ahiret, yargılanma biçimi var.
ESİNLEME/21.BÖLÜM.Ölülerin yargılanması
Ölüler, kitaplarında yaptıklarına bakılarak yargılandılar. Deniz kendisinden olan ölüleri, ölüm ve ölüler diyarıda kendilerinde olan ölüleri teslim ettiler. Her biri yaptıklarına göre yargılandı. Ölüm ve ölüler diyarı, ateş gölüne atıldı. Bu ateş gölü ikinci ölümdür. Adları yaşam kitabında yazılamaş olanların hepsi ateş gölüne atıldı.
b-Mısırda yaratılış. Heliopolis yaradılış efsanelerine göre , Atum/Ra tek bir erkek tanrı olduğu için , ancak masturbasyon yolu ile başka varlıkları meydana getirmiştir. Piramit metinlerine göre , Atum/Ra “ erkeklik organını elleri arasına alıp , fışkırtarak ikizleri meydana getirdi : Şu ve Tefnut .”
KAYNAK:BAUVAL Robert , GILBERT Adrian , Tanrıların Evi Orion’da ( çev. Belkıs Çorakçı ) , Milliyet Yayınları , İstanbul , 1996
BUDGE E.A.Wallis , Egyptian Magic , Dover Publications , New York , 1971
KUR’AN-TARIK/5. İNSAN NEDEN YARATILDIĞINA BİR BAKSIN!
6. ATILAN BİR SUDAN YARATILDI.
7. (O SU) SIRT İLE GÖĞÜS KAFESİ ARASINDAN ÇIKAR.
8. ISTE ALLAH (BASLANGIÇTA BU SEKILDE YARATTIĞI) İNSANI TEKRAR YARATMAYA DA KADİRDİR.
NAHL/4. 4. O, İNSANI BIR DAMLA SUDAN YARATTI. FAKAT BAKARSIN Kİ (İNSAN) RABBINE APAÇIK BIR HASIM OLUVERMISTIR.
C-SÜNNET.
Erkeğin sünnet edilmeside gene eski Mısır- TEVRAT kaynaklıdır.
Karnak’taki Mut tapınağının kuzey doğu çevre duvarı üzerine işlenmiş bir sünnet ritüelinin gerçekleşme sahnesi ile ilgili bilgileri bize aktaran yazar, bu tapınağın; Mısır’da XXI. veya XXII. hanedanlık dönemine denk düştüğü görüşünde... Tarihlemek gerekirse, bu dönem; MÖ. 1075 / -715 gibi geniş bir aralığa oturtulabilir. Bununla birlikte, yazarın bu makalesi sırasında, ilgili tapınakların tarihlenmesi konusunda henüz detaylı bir çalışma yapılmamış olduğunu da öğreniyoruz.
Her şeyden önce, bir erkek çocuk sünnet sahnesi bakımından, buradaki bulguyu öne çıkarmak istedim. Çünkü Akado-sümer kayıtları içinde, bildiğim kadarıyla, günümüzdeki sünnet şekline uygunluk taşıyan, bir bulgu yer almıyor.
Buradaki sünnet sahnesinin, erkek çocuğun cinsel organının tamamen değil, şimdiki gibi, uç kısmının kesildiği bir sahne olduğundan yola çıkıyoruz.Eğer, bu varsayım doğru ise, bunu, açık şekliyle, bir desen haliyle, ilk kez Mısır’da görmüş oluyoruz.
D-Eski Mısırda Dünya’nın konumu ve İslamda..
HUD/7. O, HANGİNİZİN AMELİNİN DAHA GÜZEL OLACAGI HUSUSUNDA SİZİ İMTİHAN ETMEK IÇIN, ARŞ'I SU ÜZERINDE İKEN, GÖKLERI VE YERİ ALTI GÜNDE YARATANDIR. YEMİN EDERİM Kİ, (RESÛLÜM!): "ÖLÜMDEN SONRA MUHAKKAK DİRİLTILECEKSİNİZ" DESEN, KÂFIR OLANLAR DERHAL "BU, AÇIK BIR BÜYÜDEN BASKA BIR SEY DEĞILDİR" DERLER.
Mısır insanının evren kavrayaşında Dünya tepsi biçimindedir. Ortasında verimli bir çukurluk ve çevresinde yüksek dağlar vardır. Bu tepsi suda yüzmektedir. Evrenin ilksel öğesi sudur. Her şey sudan gelir. Tepsinin üstünde göğü saran ve gökkubbeyi tutan hava vardır.Mezepotomyalılara göre evren, Yer, gökve ikisi arasında bulunan okyanustan oluşmaktaydı
E-Eski Mısırda ölüm.
Eski mısırda mezarda bulunan cenaze yazılarındaki ölüye ait ruh tasviri Eski Mısır’daki adıyla –ba diğer bir çok yerde görülebilir. Ba bir kuş olarak resmedilmiştir. Fakat bu kuşun başı ölmüş insanın başıdır. Bu kuşun pençeleri shen biçimindedir ve sonsuzluğu temsil eder.(bknz. İsa yazmaları. Mısırın gizemi bölümü)
İslam inancında Mısır inancındaki gibi yeniden dirilme mevcuttur ve alttaki buhari hadisi ile üstteki Eski Mısır inanışında benzerlik var.
5017 - Ka'b İbnu Mâlik radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Mü'minin ruhu, cennet ağacında beslenen bir kuş olur. Yeniden dirilme gününde Allah onu cesedine döndürünceye kadar orada beslenir."Muvatta, Cenaiz 49, (1, 240); Nesai, Cenaiz 117, (4, 108); İbnu Mace, Zühd 32, (4271).
Mısır piramitlerinde ‘’Ey kral; yola ölü olarak değil, canlı olarak çıktın’’ yazar. Bunun anlamı ölen bir insanın aslında ölümle gerçek aslına kavuştuğuna, ölümle aslında dirildiğine inanılırdı. Bazı İslam sufi öğrenciler ölen alimlerinin kabri başında onlara rabıta yaparak ders ve feyz aldıklarını idda ederler bknz. Tarikatte rabıta. Ferit Aydın.
İslam inancında yine aynı inanç mevcuttur özellikle İslam sufizminde ölen kişinin ruhu öldükten sonra kınından çıkmış kılıç gibi iş göreceğine inananlar bulunur ve ölüm gerçeğe uyanıştır
F-Güneş denizden doğup denizdemi batar.
Eski Mısır inancında tanrı ra yani güneş, her sabah sudan doğar ve her akşam suda batar güneşin battığı yerde tanrı ra’yı bekleyen bir canavar olduğu inancı Eski Mısırda mevcuttur.
Muhammed ticaretle uğraştığı için arap yarım adasının çeşitli yerlerine kervanlarla iş seyehatleri düzenlerdi. Muhammed gittiği yerlerde değişik dinden,kültürden insanlarla karşılaşır sohbet ederdi, üstteki efsanevi inançla Muhammed’in kurana koyduğu güneş tespiti benzer nitelikte olup Muhammedin kitabına koyduğu teorilerin başka kültürlerden alınma olma ihtimali gittikçe kuvvetlenmektedir. Alttaki ayette zülkarneyn’in güneşin battığı yere gittiğini anlatırki; Zülkarneyn aslında kral 2. İskender (sekonder) büyük İskender lakabıylada meşhur olup Araplara zülkarneyn adıyla geçmiştir ve peygamber değil bir putperest kraldır.
KUR’AN-KEHF/86. NİHAYET GÜNEŞİN BATTIĞI YERE VARINCA, ONU KARA BİR BALÇIKTA BATAR BULDU. ONUN YANINDA (ORADA) BIR KAVME RASTLADI. BUNUN ÜZERINE BİZ: EY ZÜLKARNEYN! ONLARA YA AZAP EDECEK VEYA HAKLARINDA İYİLİK ETME YOLUNU SEÇECEKSİN, DEDİK. (Zavallılar, güneşin denizde battığını zannediyorlardı)
Akheneton'un bir şiiri Kur'an ayetlerine ne kadarda çok benziyor sanki aynı gibiler öyle değilmi?....
Tanrı uludur, birdir, tektir.
Ondan başkası yoktur.
Bir tanedir,
O'dur her varlığı yaratan
Bir ruhtur Tanrı, görünmeyen bir ruh...
Ta başlangıçta vardı Tanrı,
Tek varlıktı o.
Hiç birşey yokken o vardı.
Herşeyi o yarattı (...)
Ezelden beri süregelen varlığı,
Ebediyete kadar sürecek,
Gizlidir Tanrı, kimse görmemiştir onu.
İnsanlara ve yarattıklarına sır kalır her zaman
Son: "Bir sehre karsi cenketmek için onu barisikliga çagiracaksin. Ve vaki olacak ki eger sana baris cevabi verirse ve kapilarini sana açarsa o vakit vaki olacak ki içinde bulunan bütün kavm sana angaryaci
olacaklar ve sana kulluk edecekler.Ve eger seninle musalaha etmeyip (baris yapmayip) cenketmek
isterse o zaman onu kusatacaksin ve Allahin Rab (bu sehri) senin eline verdigi zaman onun her
erkegini kiliçtan geçireceksin; ancak kadinlari, ve çocuklari ve hayvanlari ve sehirde olan her seyi,
bütün malini kendin için çapul edeceksin ve Allahin... sana verdigi düsmanlarinin mallarini yiyeceksin"
(Tevrat, Tesniye Kitabi, Bap 20: 10-14)
Kaynaklar: Kur’an, Tevrat, İncil, Buhari Hadisleri, Turan Dursun Kitapları, Dinler ve Mezhepler Tarihi Muhammed b. Abdülkerim eş-Şehristanî, İlhan Arsel Kur’an’ın eleştirisi 2. pdf. BAUVAL Robert , GILBERT Adrian , Tanrıların Evi Orion’da ( çev. Belkıs Çorakçı ) , Milliyet Yayınları , İstanbul , 1996
BUDGE E.A.Wallis , Egyptian Magic , Dover Publications , New York , 1971