Siz kime benziyorsunuz şimdi ?

Kendine baktığında ne görüyorsun?

Öyle bir gün gelicekki o günü kurtarmak için herşeyi geride bırakmak, herşeyden vazgeçirilmek zorunda bırakıldığını anlıyacaksın. Belki de o günü çoktan yaşadın. Şimdiden böyle bir kaç gün yaşamış olabilirsin... İyi ama hala niye o günleri bekliyorsun?

Nedir bizi tekil yapan? Bizken bene dönüşen... Sİzken sen oluveren... Böylesine kalabalıklığın ortasında fazlasıyla çoğulken nedir beni tekil kılan?

Biliyorum zor... Doğrusunu farklısını kimselerin cesaret edemediğini yapmaya çalışmak...

Sen zor olandan başlamaya çalışıyorsun... Sen yapamıyacağını bile bile yapmaya çalışıyorsun... Çünkü senden kolayca yapabileceklerini borç olarak almışlar, senden senin yapmış olabileceğin herşeyi kolayca almışlar... Sen zor seçeneklere terk edilmiş yalnızlığınla başarmaktasın... Neden sorularının arasında aradığın cevaplarla asla anlamlandıramadığın yaşamın boyunca tek birşeye inanmış ve inanmanın tek seçenek olduğu tek nefeslik ömründe bir çok sorunun yerini tek kelimelik cevaplar almaya başlamış. İşte ben buna ilkel insan diyorum...

İlkel denilince aklınızda canlanan ilk nedenin cevabı "geride kalmış" yada "saf" olmadıysa siz ilkel değilsiniz zaten... Peki ilkel değilseniz siz nesiniz?

Siz kime benziyorsunuz? Kendinize baktığınızda anladığınız şey ne?

Yarın asla yaşanmayacak, yarını bugünden ya da geleceği şimdiden anlayabilecekken neden hala yarını bekliyorsun? Bugünden daha fazla seni mutlu edecek birgün asla var olmuycak. Bugün ne yaşadıysan hep onu hatırlıycaksın. Bugünün tüm sorunları geride kalan ilkelliğini anlatıcak sana. Kendi ilkelliğini tecrübesiz yıllarını düşünüp yarınında kendine gülümseyecekken neden hala yarının bugün olduğunu kabul etmek de zorlanıyorsun?

Bugün yaptığın bütün suçlar ilkelliğini yada modern yaşamının yarınını kurgularken sen hala ölüm yani son olarak yarını bekleyeceksin...Çünkü sen ne ilkel ne de gelişmiş bir insan ruhuna sahipsin. Son model 4 çekirdekli beyinciğinin arkasında hırslarının kurbanı olan tamamiyle ilkel şekillerde sonu bekleyen, yarının mezarı hazır organlarından oluşmuş vücutlardan fazlası değil zamanın sende bıraktığı etki...

Mesela sana bugün ki istanbulu anlatmak istiyorum... Sabah bile diyemediğin bir vakitde kalkıcaksın, aynı anda ezan sesini duyucak kulakların. Ne karanlık ne de aydınlanmış olucak dünyan. Tam o anda hissediceksin istanbulu. Hiç acele etmeden uzun uzun dinlerken bir kaç camiden ezanı, hazırlanıcaksın. İstanbul kadar eski duygularla adımını atacaksın sokağa ve yürüyeceksin sabahın ilk ışıklarında. Karşına çıkan tanıdığın yada tanımadığın herkese selam vererek başlayacaksın istanbulla tanışmana.

Kimsesiz kalmış istanbul kadar yalnız olucaksın ki, dinleyebilesin onu. Sabahın telaşı başladığında istanbula sen sahile yöneliceksin, biliceksin ki istanbul ilk orda gülümser sana. Üsküdar sahilince uzanırken ruhun sen dalgaları, kayaları, rüzgarı ve uzakları hissediceksin. Önce rüzgar seni hüzünlendirmeli, sonra sahilin tüm duygularıyla bedenine çarpıyormuş sanki sana haykırıyormuşluk hissini veren yanı içine işlemeli. Ve gözlerin istanbulun derinliğini aramalı uzaklarında... İşte böyle bir sabahta anlayamazsan istanbulu kendine baktığında gördüğün şey gibi yabancılaşırsın yaşadığın şehre...

İstanbul'un tarihini tarihçilerden okuyan olmak, belgesellerde izleyen olmak, birilerinden dinleyen olmak yetmemeli sana. Her karışına uzanmalı bedenin tüm duygusunu almalı kalbin... Ruhun önce istanbulun saçını aramalı, saçlarından başlayarak okşamalısın. Sakinliğini ve zaman senden kayıp gidiyormuş hissini koruyup, gözlerine ulaşmalısın. Yedi tepesinden bakarsan görürsün istanbulu... Heyecanla dudaklarına yaklaşmalısın ancak öyle dinleyebilirsin onu boğazlarından... Yıllarını da alsa, kalbine ulaşamadıysan hiç sevemezsin istanbulu... Hisarlarının eskitilmiş taşlarına, dikili taşların anlamına yani istanbulun kalbine en az bir kere dokunmadıysan aşık olamazsın ona...

Onca oyununa onca gizemine ve bütün yalanına rağmen bir istanbul masalı yaşatılıyorsa sana ve sen tüm masalları çocukluğunda bırakmışsan işte ancak o zaman inanırsın istanbula ve kendine...

Sen kime benziyorsan? benim ülkem ve benim aşık olduğum istanbulum da ona benziyor şimdi...

Ben ne sana ne ülkeme ne de istanbuluma eskisi gibi bakamıyorum. Bugün herşeye aynı şeyi söylüyorum... "iyiyim.."

Sende benim gibi "iyiyim" demek zorunda bırakılanlardansan kimseye benzemeye çalışma, seni değiştirmelerine farklıymışsın hissini yaşatmalarına, seni sömürmelerine karşı çık... ÖYle bir bağırki o gün seni senden başka herkes duysun en uzaktakiler seni görsün. Seni hiç anlamayanlar göz yaşlarınla, sesinle, yüreğinle sana dönsün... Kendinde inandığın her neyse onun uğruna o gün hiç birşeyden korkma ve kendin dahil herşeyle savaş...

İçindeki istanbulu feth et... İçindeki ruhu, kalbi, aklı keşfet... Tüm anlamlar o gün yok olsada, aklın tüm benliğini kana bulasada, hayatın o gün yeni bir çağın başlangıcına şahit olmalı...


---------------------------------------------------------------------------------------

Yaşadığımı sormadan yaşıyorum yine...

Kendimden mi vazgeçmişim yaşadığım günden mi?






Not: Beyaz bir gecenin eksitilmiş gününe dökülmüş soluksuz kelimeler adlı yazımdan alıntı...