• Reklam
Sayfa: 1 | Toplam: 2 12 SonSon
13 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    Ya yapma Yada pişman olma guralkan adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    02-09-2010
    Mesajlar
    1,451
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    2

    Tartışma Obama'nın en büyük hayal kırıklığı: Erdoğan

    Obama'nın en büyük hayal kırıklığı: Erdoğan
    Mehmet Ali BİRAND

    Washington’da çalmadığım kapı, konuşmadığım ilgili kalmadı. Kapalı kapılar arkasında değil, artık kapıyı açıp bağırarak söylenen sözleri duydukça içim kabardı. 40 yıldır ABD-Türkiye ilişkilerini izlerim, 1974’deki ambargo dönemi dahil, böyle şeyler duymadım. “Kırk katır mı, kırk satır mı” örneğindeki gibi, her binada farklı kazanlar kaynatılıyor. Hele birkaçı var ki , gelecek açısından son derece kaygı vericiydi. İlişkiler böyle giderse, herkeze çok ağır faturalar çıkacak gibi görünüyor. Bakın, Türkiye için kim ne diyor?

    Obama yönetiminin Türkiye ile ilişkilerini yakından izleyen bir yetkiliye göre, Başkan’ın büyük hayal kırıklığı, Başbakan Erdoğan’ın tam 45 dakika süreyle ricalarda bulunmasına rağmen, İran konusundaki oyunu değiştirmemesi ve İsrail konusunda da son derece sert konuşmalar yapması.

    Toronto kentindeki son görüşmenin içeriğini bilen bir diğer Amerikalı yetkiliye göre , bu görüşme iki müttefik arasındaki bir diyalog gibi değil, “Birbirine çok kızgın iki eski dostun hesaplaşması gibi sert” geçmiş.

    Beyaz Saray’da şu sıralarda Türkiye hiç popüler değil. Oysa Obama, yönetime ilk geldiğinde Türkiye’ye öncelik vermişti. “Model Ortaklık” deyimini kullanmış, Stratejik İşbirliği- Stratejik Ortaklık’ tan söz etmişti.

    Ancak, Türkiye’nin İran ve İsrail’e karşı uyguladığı politikalar, ilişkilerin kırılmasına yol açmış durumda.
    Bugün artık ne Model Ortaklık , ne de Stratejik Ortaklık’ tan söz ediliyor.

    Türkiye ile ilişkiler sorulduğunda , şöyle nitelemelerle karşılaşıyorsunuz:

    “... Kaybedilen eski bir dost...”

    “...Güvenilmeyen bir NATO müttefiği...”

    “...Kendi kafasına göre takılan bir ülke...”

    Hiç abartmıyorum.

    Duyduklarım içimi kararttı.

    TÜRKİYE ARTIK KABINA SIĞAMIYOR...

    Bu duruma gelmenin iki temel nedeni var :

    Başta, Türkiye’nin eski politikalarının dışına çıkması , kabına sığamaması ve dünyayı eskisine oranla daha farklı görmesi geliyor. Kendini, bölgede faal ve sorunlara katkıda bulunan bir güç olarak niteliyor.

    Bu hedefe giderken atılan adımlar da Washington’u sinirlendiriyor. Eski büyük abi, bugün küçük kardeşin kendi başına buyrukmuş gibi davranmasını kaldıramıyor. Eski alışkanlıklarını değiştiremiyor.

    “...Pkk’nın ulusal sorununuz olduğunu söylediniz, size yardımcı olduk...İran konusu bizim için ulusal sorundu, siz ABD’nin koskoca Başkanını 45 dakika süreyle rica etmesine aldırış bile etmeden vetonuzu kullandınız. Bizi yanlız bıraktınız. Bunun neresi müttefiklik.Bu ilişkinin artık tadı kaçtı...” diyen Amerikalı yetkili, Beyaz Saray’daki havayı böyle yansıtıyordu.

    OBAMA YİNE DE, TÜRKİYE PROJESİNİ BIRAKMIYOR

    Tüm kızgınlık ve kırgınlığa rağmen, Başkan Obama’nın hala Ak Parti iktidarıyla ipi kopartmak istemediği ve özellikle haziran 2011 seçimlerinin sonrasına kadar da bekleyeceği belirtiliyor.

    Beyaz Saray’daki Türkiye gerilimini biraz olsun yatıştırmanın yolunu gösteren yetkilinin sözleri ilginçti: “...Başbakan ve Dışişleri Bakanınızın, İsrail konusunda öylesine sert söylemleri var ki...İran konusunda da, burayı havaya fırlatan öylesine konuşmaları var ki...Biraz olsun sussalar , seçimlere kadar havadaki elektriği azaltalım...Başkan temkinli olmasa, yönetim bürokrasisi Türkiyeyi parçalayacak. Asıl kızgınlık büroklarda var...”
    * * *

    DIŞİŞLERİ KIZGIN, PENTAGON SESSİZ...
    Peki, Türkiye’nin ne zaman başı derde girse hemen kapısını çaldığı, eski müttefiklerindeki hava ne?

    Oralarda da Türkiye’ye kötü gözle bakılıyor.

    Dışişleri Bakanlığı bürokrasisini, Bakan Hillary Clinton’un bir oranda kontrol altında tuttuğuna dikkat çeken bir diplomat, “Dışişleri geleneksel olarak Türkiye’yi yakın dost olarak görürdü. Özellikle AKP’nin iktidara gelişinde ve ilk yıllarında destek verdi. Bugün bazılarımız kişisel bir ihanete uğradıkları görüşündeler. Hillary olmasa, durum çok daha kötü olurdu. Hillary ve Obama, tepkileri bir ölçüde yumuşatıyorlar” derken, dışişlerindeki havanın da pek parlak olmadığını söylerken , kişisel tepkilerini de hiç saklamadı.

    Pentagon deseniz, orada derin bir sessizlik var.

    Türkiye tarafından , Irak istilası öncesindeki tezkere olayında arkadan hançerlendiğine dikkat çeken bir kaynağın şu sözleri dikkatimi çekti:

    “...Pentagon, TSK ’nın başına gelenleri biliyor. Araya girse bu defa TSK’ya tepkilerin artacağı düşünülüyor. Bundan dolayı sessizler... Ancak şunu bilin ki, Pentagon Türkiye’yi yeni değil, tezkere olayında sildi. Bir daha eski ilişkilere dönülmesi söz konusu olamaz...Soğuk ve mesafeli bir ilişki devam eder...Hele Pkk konusunda fazla bir beklentiye girmeyin...”

    Özetle, Ankara için Washington, şu sıralarda kapıları kapalı bir başkent. Kimse Türk’lerle karşılaşmak istemiyor, hele herhangi bir konuda ricacı olacak Türk yetkililere kapılar kapalı tutuluyor.

    YARIN: YAHUDİ LOBİSİ SIRT DÖNÜNCE HERŞEY DEĞİŞTİ...

    • Yahudi Lobisi Türkiye’ye resmen dişlerini gösteriyor. Washington onların arka bahçesi. Kongrede, medya’da, Üniversitelerde, Sivil Toplum Örgütlerinde hangi kapıyı açsam, şimdiye kadar Türkiye’yi kollayıp koruyan lobinin temsilcileriyle karşılaştım. Ateş püskürüyorlar. Açıkça güç gösterisi yapıyorlar. Amerika başta olmak üzere, batı dünyasını nasıl etkileyeceklerini gösteriyorlar. Henüz ipi kesmiyorlar, ancak “Eğer daha ileri giderseniz, ipinizi de keseriz” mesajı veriyorlar.

  2. #2
    Ya yapma Yada pişman olma guralkan adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    02-09-2010
    Mesajlar
    1,451
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    2
    Konuya devam ediyoruz Yalnız dayanamayıp araya şahsi bir yorum girmek istiyorum : Bütün bunlar, yani Başbakan'ın aleni, kör gözüne parmak İsrail düşmanı davranışları, şekilde görüldüğü gibi, bazı gazetecilerin de konuyu bu şekilde lanse etmeleri, ABD-İSRAİL-TÜRKİYE (Yada hükümet ) arasındaki Ortadoğu üzerine kurulan, uzun vadeli bir plan olabilir mi ? Olur mu olur

    Her şeyi işte bu resim değiştirdi
    Mehmet Ali BİRAND

    Uluslararası kamuoyunda bazen bir tek resim, yüzlerce sayfalık konuşmadan daha etkilidir. Örneğin, bir Filistinlinin kolunu taşla kıran İsrail askerlerini hatırlayın veya napaldan yaralanmış Vietnamlı küçük kızı. İşte Türkiye’nin imajını etkileyen resim de bu. Bize göre, çok başarılı bir nükleer pazarlık sonrasındaki neşeli kutlamanın resmi. Washington ve birçok batılı çevre için ise, Türkiye’nin kamp değiştirmesinin resmi. İsrail ile Batı’nın en baş düşmanı İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecad’ın Erdoğan ile kucaklaşması, Türkiye’nin eksen değiştirmesinin simgesi haline gelmiş durumda. Bu resim kafalara kazınmış bir defa, kolay kolay da çıkacağa benzemiyor.
    YAHUDİ LOBİSİ SIRT DÖNÜNCE HER ŞEY DEĞİŞTİ...
    Yahudi Lobisi Türkiye’ye resmen dişlerini gösteriyor. Washington onların arka bahçesi. Kongre’de, medyada, Üniversitelerde, Sivil Toplum Örgütlerinde hangi kapıyı açsam, şimdiye kadar Türkiye’yi kollayıp koruyan lobinin temsilcileriyle karşılaştım. Ateş püskürüyorlar. Açıkça güç gösterisi yapıyorlar. Amerika başta olmak üzere, batı dünyasını nasıl etkileyeceklerini gösteriyorlar. Henüz ipi kesmiyorlar, ancak “Eğer daha ileri giderseniz, ipinizi de keseriz” mesajı veriyorlar.

    Türk-ABD ilişkilerini merak edenler bir noktayı iyi bilmeliler.

    ABD için İsrail bir yana, dünya bir yanadır.

    Türk- ABD ilişkileri, Türk-İsrail ilişkilerinden geçer. Eğer İsrail ile kavga ederseniz, ABD ile kavga ettiğiniz sonucu çıkarılır.

    Belki bazılarımızı şaşırtacak, belki tepkilendirecek, ancak beğenelim veya beğenmeyelim, gerçek budur. Ya bu gerçek kabul edilir ve ona göre politika izlenir.

    İsrail ve bu ülkenin uzantısı sayılan Yahudi Lobisi, özellikle Türkiye ile ilişkiler konusunda Washington’u kontrol ediyor, politikaları yönlendiriyor. Hemen her alanda hakim durumdalar. İsrail’e düşman bir ülke ile dost olan herkes de Yahudi Lobisi’ni karşısında buluyor.

    Bu verilerden sonra, konumuza geçelim.

    Türkiye, kendine göre doğru bulduğu politikalar izliyor, ancak bu politikalar Washington-Tel Aviv ekseninde farklı görülüyor. Bu nedenle de, Türkiye, Washington’daki konumunu hızla kaybediyor.
    Bu noktaya gelmesinde de, Yahudi Lobisinin büyük etkisi var.
    Türkiye’nin, İsrail’i yok edilmesi gereken bir ülke olarak gören İran ile yakınlaşması ve Mavi Marmara Gemisi olayı, Yahudi Lobisinin Ankara’yı “istenmeyen ülke” olarak nitelemesine yetiyor.
    KONGREDEN TÜRKİYE ARTIK GEÇEMİYOR...

    Yahudi Lobisinin en güçlü ve etkili olduğu kurumların başında, ABD Kongresi geliyor.

    Türkiye, Beyaz Saray-Dışişleri Bakanlığı veya Pentagon’a, görüş ayrılıkları olsa dahi bazı politikalarını anlatabiliyor ve bir oranda da anlayış bulabiliyor. Ancak, Kongre’deki durum son derece ümitsiz.

    Temsilciler Meclisi veya Senato (toplam 535 kişi) tümüyle iç politikayı düşünüyor. Türkiye’nin stratejik önemiymiş, bölgedeki ağırlıymış, umurlarında dahi değil. Onlar için önemli olan, seçmenlerini memnun etmek. Medyanın duymak istediğini söylemek.

    Kongre üyelerinin büyük bölümü için her şey siyah-beyaz dır.

    Ya Amerika ve İsrail ile dostsunuzdur veya düşmansınızdır.

    İran düşmandır. Ahmedinecad şeytandır. Bu ülkenin lideriyle kucaklaşan da, kongredekilerin tümü için kötüdür. İstediğiniz kadar kendinizi anlatmaya çalışın, istediğiniz kadar politikalarınızın tutarlılığını söyleyin. Hiçbir şey değişmez.

    Kongre, Yahudi Lobisinin oyun alanıdır.

    Bugüne kadar Yahudi Lobisi, Türkiye’yi dost görür ve kötülüklere karşı korurdu.

    Kıbrıs konusunda, Rumlara ve Yunanlılara fazla yüz vermez, Türkiye’yi kollar, İşkence ve İnsan Hakları konularında gözlerini kapar, Ermeni soykırımı oylamasını engeller, Kürt sorununda destek vermez, petrol hattında Ankara’ya arka çıkar, Türkiye ne silah istese hemen kabul ederdi.

    Artık bunların hepsi bitti.

    Yahudi Lobisi, Kongreyi Türkiye’ ye kapattı.

    Sadece Kongreyi değil, hemen hemen tüm politika oluşturanları da etkilemeye başladı. Kullandıkları sloganlar da çok etkileyici:
    - Türkiye, ABD’ye ihanet ediyor.
    - Türkiye artık güvenilmez bir ülke oldu.
    - Türkiye, Amerika’nın düşmanlarıyla dost oluyor.
    * * *
    MEDYA, STÖ VE FONLAR DA LOBİNİN ETKİSİ ALTINDA...

    Yahudi lobisinin aynı oranda etkili olduğu diğer kurumlar arasında, Amerikan medyasını, akademi dünyasını, sivil toplum örgütlerinin en önemlilerini ve büyük fonlarını da sayabilirim.

    Büyük Medya ve TV’lerin büyük bölümü Yahudilerin elinde. İsrail’e dokunanın eli yanıyor. Aynı kaynaklarda, kısa bir süre öncesine kadar, Erdoğan ve Türkiye konusunda son derece övgü dolu yazılar çıkardı. Başbakan yere göğe konulmaz, Türkiye Amerika’nın en yakın ve değerli müttefiki olarak nitelenirdi.

    Bugün, aynı kişiler eleştiri kampanyasının başını çekiyorlar. Yazıların büyük bölümü olumsuz. Erdoğan ve Davutoğlu’nun Türkiye’yi başka bir yerlere çekmeye çalıştığı işleniyor.
    Akademi dünyası ve önde gelen Sivil Toplum Örgütleri de Yahudilerin etkisi altında. O kesimlerin de eski bakışları kalmamış durumda. Türkiye hakkındaki raporlar, konferanslar olumsuzluklarla dolu.

    Tabii bir de Fon’ lar var.

    Yüz milyarlarca doları yönlendiren, yatırımların nereye gideceğini etkileyen, Uluslararası Para Fonu gibi mali kurumlar da sözü dinlenen lobi, belki bu alanda henüz harekete geçmiş değil, ancak ilerde durum gerginleşirse, sürprizlerle karşı karşıya kalınabilir.
    * * *
    HEDEFTE, HEM İSLAM HEM DE DAVUTOĞLU VAR...
    Amerikan siyasi yaşamında Cumhuriyetçilerin etkilerinin artması da, Ankara için kötü haberler getiriyor. Hele Eric Edelman gibi, ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi, muhafazakarların ve Yahudi lobisinin çok önem verdikleri bir ismin, şimdiye kadar kapalı kapılar arkasında söylediklerini şimdi açıkça söylemesi ve “Ak Parti’yi artık şımartmaktan vaz geçmeliyiz” demesi, Washington’daki alarm zillerinin çalmaya başladığının çok tipik bir örneğidir. Bu, küçümsenmemesi gereken bir gelişmedir.

    Edelman gibi geçmişte Türkiye’yi daima destekleyen muhafazakarlar şimdi ateş püskürüyorlar ve hedeflerindeki isim de, Dışişleri Bakanı Davutoğlu. Türkiye’nin yönünü değiştirdiğine ve dış politikaya İslamcı ideolojisini soktuğuna inanılıyor.

    Bu kampanya devam ettiği taktirde, Davutoğlu’nun çok daha açık bir hedef haline gelmesini bekleyebiliriz.
    TÜRKİYE’NİN MÜSLÜMANLIĞI HATIRLANIR OLDU...
    Konuşmalarım sırasında beni hayretler içinde bırakan noktalardan bir diğeri de, belirli çevrelerde Türkiye’nin Müslümanlığının olumsuz şekilde hatırlanmaya başlanmasıydı.
    Amerika için en büyük milat, El-Kaide’nin 11 Eylül saldırısıdır. Bu olaydan sonra, Amerika için İslam tehlikeli bir din konumuna sokuldu. Müslüman ülkelere farklı bakılmaya başlandı. Bunların içinde, aynı potaya Türkiye konmazdı. Bu defa, Türkiye’nin de özellikle İran ile aynı resmin içinde görüldüğünü gözetledim.

    Bir şeyler yapılmadığı, gereken önlemler alınmadığı taktirde, Ankara’nın Washington ile yollarının bir daha kolay kolay birleşmeyecek şekilde ayrılmak üzere olduğunu hissettim.

    Bu da beni korkuttu.
    YARIN:
    ABD İLE İTİŞMENİN FATURASI HAZIRLANIYOR...
    Birbirimize bağımsızlık veya Onurlu dış politika dersleri vermeyelim. Erdoğan-Davutoğlu ikilisinin dış politikası benim de hoşuma gidiyor, ancak biraz da gerçekçi olursak, atılan adımların, Türkiye’nin uzun vadeli büyük çıkarlarına zarar vermeye başladığı izlenimi artıyor. Durumun pek parlak olmadığı sonucu çıkıyor. Washington, Türkiye’ye tümüyle sırt dönebilir, Erdoğan-Davutoğlu ikilisini silip atabilir mi? Hayır, ABD bir süper güç olarak herkesle ilişki sürdürür. Ancak her ilişkinin de bir faturası vardır. Washington, şu sıralarda Haziran 2011 seçimlerini bekliyor. Çıkacak sonuç ve sonrasındaki politikalara göre, Ankara ile yeni bir ilişki düzenine girilecek. Ya Türkiye genel yaklaşımına ince ayar yapıp değiştirecek veya bir fatura ödeyecek. Faturanın ana hatları da hazır...

  3. #3
    AOG
    AOG çevrimdışı
    AOG adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    08-04-2009
    Mesajlar
    5,183
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    5
    Mehmet Ali Birandın analizlerine pek itibar etmem...
    ama yazısı güzel, cukka oturmuş...

    bazı konuları öyle heycanlı yazıp anlatıor ki, sanki birazdan dünya batacak.
    bazı doğru tespite bulunuyor ama çalıştığı kurum öyle karanlı ki, sanki bilerek hükümete muhalefetlik yapıyor.
    buda güvenirliğini azaltıyor....
    yandaş medyadan hiç bahs etmek istemiyorum. onlarda TRT gibiler...

    eline sağlık Güral Kan
    Hümanist Demokrat Parti
    It's My Page....

    ‘insanlık onuru işkenceyi yenecek’

  4. #4
    Ya yapma Yada pişman olma guralkan adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    02-09-2010
    Mesajlar
    1,451
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    2
    Kaldığımız yerden devam :

    ABD ile itişmenin faturası hazırlanıyor…
    Mehmet Ali BİRAND

    Birbirimize bağımsızlık veya onurlu dış politika dersleri vermeyelim. Erdoğan-Davutoğlu ikilisinin dış politikası benim de hoşuma gidiyor. Ancak biraz da gerçekçi olursak, atılan adımların, Türkiye’nin uzun vadeli büyük çıkarlarına zarar vermeye başladığı izlenimi artıyor. Durumun pek parlak olmadığı sonucu çıkıyor. Washington, Türkiye’ye tümüyle sırt dönebilir, Erdoğan-Davutoğlu ikilisini silip atabilir mi? Hayır, ABD bir süper güç olarak herkesle ilişki sürdürür. Ancak her ilişkinin de bir faturası vardır. Washington, şu sıralarda Haziran 2011 seçimlerini bekliyor. Çıkacak sonuç ve sonrasındaki politikalara göre, Ankara ile yeni bir ilişki düzenine girilecek. Ya Türkiye genel yaklaşımına ince ayar yapıp değiştirecek ya da bir fatura ödeyecek. Faturanın ana hatları da hazır...
    ABD’YE RAĞMEN BÖLGE LİDERİ OLUNAMAZ...
    Türkiye, özellikle 2008’den itibaren, Gül’ün Dışişlerini bırakıp Çankaya’ya çıkması ve yerine Ahmet Davutoğlu’nun gelmesiyle birlikte, dış politika uygulamalarını değiştirmeye başladı.

    Davutoğlu’nun dizayn ettiği ve Başbakan’ın onayladığı bu yaklaşımla, Ankara kabuklarını kırdı, eski kemikleşmiş yaklaşımlarını değiştirdi. “Sıfır Sorun” politikası olarak adlandırılan yeni yaklaşımla, Türkiye bölge sorunlarında çok daha aktif bir tutum aldı.
    Artık eskisi gibi, büyük ağabeyler ne derlerse onu yapan, karışık sorunlara bulaşmaktan kaçınan, sadece kendini düşünen, ne kokan ne de bulaşan bir ülke olmaktan çıktı.
    Karakteri olan, kendine özgü ilkeleri bulunan, son derece faal, son derece cesur, tabular yıkan, alışılmışın dışında bir politika başlatıldı.
    Her yenilik gibi, Davutoğlu’nun yaklaşımı hem içeride, hem de bir kesim ülke kamuoyunda büyük alkış topladı. Uzun yıllar sonra Türkiye ilk defa sahneye çıkıyor, ağırlığını hissettiriyordu. Bu yeni politikalar, özellikle Orta Doğu ve Orta Asya’dan, Türkiye’ye büyük yatırımların akmasına, Türk iş adamlarına yeni iş sahaları açılmasına yaradı.
    Tabii ki, her şey harika değildi. Zaman zaman abartılı ve sonuçtan çok, işin içinde bulunulduğu gösterisine yönelik işler de yapıldı. Genel bir strateji eksikliği ve günlük yaşam nereye iterse oralara kayıldığı gözlendi ve sert eleştiriler de oldu.
    Yeni dış politika “İslamcı” değildi.
    “Eksen kayması” denilemezdi.
    Ne zaman ki, Washington’un nasırına basıldı, yani; önce İsrail ile kavgaya girildi, Mavi Marmara Gemisi olayı gibi son derece kötü yönetilen ve gereksiz bir yol kazasıyla biten facia yaşandı... Ardından da; Türkiye, İsrail ve ABD’nin baş düşmanı konumundaki İran’ı nükleer güç konumuna sokabilecek olan projede Tahran’ın yanında yer aldı...
    İşte o andan itibaren, Türk-ABD ilişkileri çökmeye başladı.
    O andan itibaren, Ak Parti iktidarı yerden yere vurulmaya, İslamcılığı ve Eksen Kayması suçlamaları yayılmaya başlandı.
    WASHİNGTON İLE KAVGA EDEREK LİDER KONUMUNDA KALINMAZ
    Türkiye’nin bu tutumu, Arap sokaklarını kabarttı. Erdoğan’ın posterleri ve Türkiye çığlıkları tüm İslam alemini kapladı, ancak aynı ülkelerin başkentleri ise, aksine Washington’u gözler oldular.
    Özetlemek gerekirse, ortada bir dengesizlik var.
    Bugünkü politikalar genel yaklaşım olarak doğru olsa dahi, uygulamada ve söylemlerde önemli sorunlar yaşıyoruz.
    Durum, bir süre içinde düzeltilemezse, Ak Parti iktidarına ve Türkiye’ye bir fatura çıkacaktır. Ankara’da bu politikaları oluşturanlarımızın, Amerika ve İsrail ile kavga ederek, bölgede lider konumuna gelinemeyeceğini bilmesi gerekir.
    Eğer bu gerçeği görebilir, Başbakan ve Dışişleri Bakanı söyledikleri sözlere bir ayar getirebilir ve genel yaklaşımlarda daha dikkatli davranılabilirse, Türkiye rotasında kalabilir.
    Aksi halde, ülke olarak uluslararası ilişkilerde bir yol kazasına ve ya bir zorunlu inişe kendimizi şimdiden alıştırmalıyız.
    X x x
    FATURALAR HAZIRLANIYOR...

    Amerika’nın bir süper güç olarak, elinde inanılmaz imkanları vardır. Hem kendinin kullanabileceği, hem de başka ülkeleri ve piyasaları etkileyebileceği aletlere sahiptir.

    Türkiye, askeri gereksinimlerini karşılamak açısından tümüyle ABD’ ye bağımlıdır.

    Piyasalar, ABD’nin ağzına bakar. Washington ile ilişkileri bozuk ülkelere ya yatırım yapılmaz, para verilmez ve ya çok yüksek faizler uygulanır.

    Hangi konuda adım atmak isteseniz, yanınıza ABD’yi almazsanız, başarı kazanamazsınız.

    PKK ile mücadele ABD desteği olmadan çok daha zor ve kanlı olur.

    Birleşmiş Milletler’de, Washington’suz adım atmak imkansız gibidir.

    Avrupa Birliği ile ilişkilerde, ABD ile çatışan ülke sesini daha güç duyurur.

    Washington, artık eskisi gibi iktidar devirmiyor. Sesini dahi yükseltmeden, sizinle ilişkilerini normal gösterirken vidaları öylesine sıkar ki, hiçbir sorununuzu çözemezsiniz.

    Şu anda -koşullar değişmediği taktirde- Washington’da Türkiye’ye çıkabilecek faturalardan bazılarını sırlayabilirim:
    - Türkiye’nin Filistin sorunuyla ilgili arabuluculuk faaliyeti tümüyle iptal edilmiş durumda.
    - Kongreden -İsrail’e yaklaşım değişmediği sürece- Türkiye’ye önemli bir silah satış paketine onay verilmesi söz konusu değil.
    - Ermeni tasarısı bugünkü koşullarda, önümüzdeki süreçte büyük olasılıkla geçirilecek ve Türkiye soykırım ile suçlanacak.
    - PKK ile mücadele ve Kürt sorununun çözümü konusunda Türkiye’nin istediği ek desteklere yanıt dahi verilmeyeceği belirtiliyor.
    - İHH’nın bir terör örgütü olarak kabul edilmesi için, 300 temsilciler meclisi üyesinin yaptığı başvurunun gündeme gelmesi ve kabul edilmesi bekleniyor.
    - İsrail ve Yahudi Lobisi, Türkiye’den geçecek petrol boru hatlarına karşı çıkmaya hazırlanıyorlar. İsrail de, Türkiye ile arasındaki tüm anlaşmaları, eskiden soğuk ilişkiler içinde olduğu Yunanistan ile imzalıyor.
    Bu listeyi daha çok uzatabilirim.
    TÜRKİYE’Yİ ŞİMDİLİK, KONUMU VE EKONOMİK GÜCÜ KURTARIYOR
    Washington’da ki temaslarımda bir başka noktayı da gözlemledim.

    ABD’nin bölge politikalarını etkili biçimde uygulayabilmesi için Türkiye’ye gereksinimi var.

    İsrail de Türkiye’ye ihtiyaç duyuyor. Hiç değilse, düşmanlaşmış bir Türkiye ile karşı karşıya kalmayı arzulamıyor.
    Türk ekonomisi, öylesine kazandırıyor ki, fonların girişi dahi engellenemiyor. Ülkenin ekonomik gücü ve konumu pazarlık gücünü de arttırıyor.
    İşte bu unsurlar, Ankara’nın hesabının kısa bir süre içinde ve tümüyle kesilmesini engelliyor.
    Ancak, bıçak kemiğe dayandığında, Türkiye’nin uzun vadede ABD’ye daha fazla ihtiyacı olduğunu da unutmamak gerekir. Ankara’nın en zayıf noktası, ekonomisi ve siyasetinin kırılganlığıdır. Ne zaman, ne olacağı bilinemez.
    Washington, şimdilik bekliyor.
    Ankara’nın politikalarında ince ayar yapıp yapmayacağı, önümüzdeki genel seçim sonuçları ve sonrasında yaklaşım farklılığı olup olmayacağına, bakıp bir karar verecek.
    2011 bu açılardan çok önemli bir yıl olacak.
    YARIN
    ANKARA, WASHİNGTON’DAN GELEN TEHLİKEYİ GÖRÜYOR, ANCAK...
    • Bir haftadır, Türk-Amerikan ilişkilerinde çalan alarm zillerini anlatıyorum. Bu tehlikeyi sadece ben görmüş değilim. Washington’dan yolu geçen, Obama yönetimiyle kısa bir süre temas edenlere sorun, aynı yanıtları vereceklerine eminim. Başbakan ve Dışişleri Bakanı da durumun farkında, ancak kafalarından ne geçtiğini, bu tuzaktan nasıl kurtulacaklarını bilemiyoruz. Oysa, onların attıkları her adım bizi de etkileyecek. Ne düşündüklerini öğrenme hakkımız yok mu?

  5. #5
    Ya yapma Yada pişman olma guralkan adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    02-09-2010
    Mesajlar
    1,451
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    2
    Birand'tan konuyla ilgili son yazı ;


    Ankara, Washington’dan gelen tehlikeyi görüyor, ancak…
    M.Ali Birand

    Bir haftadır, Türk-Amerikan ilişkilerinde çalan alarm zillerini anlatıyorum. Yorum değil, bir saptama yapıyorum. Bu tehlikeyi sadece ben görmüş değilim. Washington’dan yolu geçen, Obama yönetimiyle kısa bir süre temas edenlere sorun, aynı yanıtları vereceklerdir. Başbakan ve Dışişleri Bakanı da durumun farkında, ancak kafalarından ne geçtiğini, bu tuzaktan nasıl kurtulacaklarını bilemiyoruz. Oysa, onların attıkları her adım bizi de etkileyecek. Ne düşündüklerini öğrenme hakkımız yok mu?
    Her ülke kendi dış politikasını, kendi çıkarlarını dikkate alarak oluşturur ve uygular. Her iktidarın da, kendine özgü bir yoğurt yiyişi vardır.
    Ak Parti iktidarı, Türkiye’nin genel dış yaklaşımını değiştirdi. 2008’den bu yana, geçmiş yıllardaki alışılmış Batı Merkezli (ABD ve AB’ye endeksli) politikalarda ayarlar yapıldı ve kendine özgü bir politika izlenmeye başlandı.

    Bulunduğumuz bölgenin sorunları öne alındı.
    İslam dünyasına daha fazla önem verilir oldu.
    Ekonomik çıkarlar gözetilerek politikalar üretildi.
    Özetle, Türkiye dünyaya eskisi gibi bakmayan, sadece Washington- Brüksel eksenli kararlar almayan bir ülke konumuna girdi.
    İsrail ile sürtüşmeye girildi, İran’ın yanında yer alındı, Sudan’da ki rejim desteklendi. vb...
    Bu da, başta ABD olmak üzere, eski ittifakları ve müttefikleri fena halde rahatsız eder oldu.
    BATI ALEYHTARLIĞI ARTTI, SÖYLEMİMİZ DEĞİŞTİ
    Politikalardaki bu değişimin yanı sıra, Türkiye’yi yönetenlerin söylemleri de değişti. İç politikada alışılmış sert ve ağır eleştirilerle dolu demeçler arttı. Amerikan ve Avrupa aleyhtarı, kırıcı kelimeler kullanılır, ilişkilere eskisi kadar itina gösterilmez oldu.
    Bu da, özellikle ABD ve AB ile ilişkilerdeki gerilimi arttırdı.
    Bu noktaya gelinmesinde, Avrupa Birliği’nin olumsuz tutumu ve ABD’nin de bir süper güç olarak, Türkiye’nin çıkarlarına ters düşen politikalar istemesi, eski Büyük Ağabey tutumuyla, küçük kardeşin adeta baş kaldırmasına duyduğu tepki de etkili oldu.
    İSLAM, İLK DEFA AYIRICI BİR UNSUR OLDU
    Dikkatleri çeken bir diğer nokta, Türkiye’nin Batı Dünyası içinde, şimdiye kadar sorun olarak ortaya atılmayan Müslümanlığı, ilk defa kuşkulanılan, sorgulanan bir konuya dönüştü. Türkiye’nin dış politikasındaki değişimlerden sonra, Ak Parti’nin İslamcı olarak nitelenmesine başlandı.
    İslami terör ile eşleştiren Batı medyasında, özellikle İsrail ile sürtüşme sonrasında ve büyük oranda Yahudi Lobisinin etkisiyle; Türkiye, İslamcı ülke diye anılır oldu.
    Bu durum da, ilişkilerdeki gerilime katkıda bulundu.
    “KIRICI OLMAYIN VE İSRAİL İLE ANLAŞIN”
    Washington’da kimle konuşsam, Brüksel’de kime “Bu durumdan nasıl kurtulunabilir?” diye sorsam, hep aynı yanıtla karşılaştım:
    “Önce şu soruya yanıt verin, Türkiye bu gidişi gerçekten değiştirmek istiyor mu? Yoksa bu durumdan memnun mu?” diyenler, ardından şöyle devam ediyorlardı...
    “İsrail ile kavga ettiğiniz, İsrail yöneticilerini ağır şekilde ve sürekli yerden yere vurduğunuz sürece, Washington ile ilişkilerinizi rayına oturtamazsınız... Kongre'den hiçbir şey alamazsınız... NATO ve AB’de yalnız kalırsınız... Zira unutmayın ki, Batı'nın size gereksinmesi var, ancak sizin terör sorunu çözmek, zenginleşmek, güçlenmek için, Batı’ya daha fazla ihtiyacınız var...”
    ŞİMDİ SEÇİMLERİN SONRASI BEKLENİYOR
    Gelinen bu noktanın vahametini, Dışişleri Bakanlığı çok iyi biliyor. Ancak, gidişi düzeltecek ayarlamaları şu aşamada yapamıyor.
    Başlıca nedeni, 2011 Genel Seçimleri.
    Seçim öncesi ne İsrail konusunda, ne de diğer alanlarda bir düzeltme düşünülmüyor.
    Washington da durumun farkında. Bundan dolayı, ilişkiler seçim sonrasına kadar adeta askıya alınmış gibi gözüküyor.
    Bekleme sürecindeyiz.
    Seçimde sandıktan çıkacak sonuçlar ve bu sonuçlara göre Ak Parti’nin tutum değiştirip değiştirmeyeceği, Türkiye- ABD ilişkilerinin yönünü ve tonunu saptayacak.
    Bilinmesi gereken tek nokta, bugünkü gidişin aynen sürdürülemeyeceğinin, hem Washington, hem de Ankara’da artık açıkça anlaşıldığıdır.
    Ben, Erdoğan-Davutoğlu’nun dış politikasını ve Türkiye’nin kişilikli yaklaşımını seviyorum. Eski köhne tutumların bitmesinden memnunum. Ancak önümü göremiyorum. İran-İsrail ilişkileri hep böyle sürecek mi? Washington ile ilişkileri bozma pahasına, kavga devam edecek mi?
    Bunun sınırları var mı?
    Nerede durulacak?
    Özetle, Türkiye’nin genel stratejisini merak ediyorum.
    BUNUN ADI, ABA ALTINDAN SOPA GÖSTERMEK DEĞİLDİR...
    Kimi yorumcular benim ABD izlenimlerimi “Aba altından sopa göstermek” diye nitelediler. “Kompleks dili” kullandığımı, Başbakan Lübnan’da kahramanlar gibi karşılanırken, benim Türkiye’yi aşağılanan, muhtaç hatta koloni ülkesi şeklinde gösterdiğim, yani “aşağılık kompleksiyle hareket ettiğim” söylendi.
    Erdoğan’ın ABD’yi kızdırmasının, hiç de fena olmadığına inanan bu eleştirilere saygı duyarım. Ancak sanıyorum ki, yazılar üstün körü okunmuş. Tümünde ne söylendiğine bakacak zamanları olmamış.
    Ben de, Erdoğan’ın bugünkü dış politikalarını genelde alkışlıyorum. Benim de hoşuma gidiyor. Ancak, ufukta bazı tehlike bulutlarının belirdiği bir gerçek. Bizim alkış tutmamız da gerçekleri değiştirmiyor.
    Yazı dizisinde iki amacım vardı:
    • Washington’da duyduklarımı yansıtmak, orada yıllar içinde oluşmuş, bir çok defa öngörüleri doğrulanmış, haber kaynaklarının izlenim ve yorumlarını aktarmak, Türkiye’nin oradan nasıl görüldüğünü anlatmaktı. Yani bir gazetecinin normal işlevini yerine getirdiğimi sanıyorum.
    • İkinci amacım, Erdoğan’ın dış yaklaşımının analizini yapmak, Türk-Amerikan ilişkilerinde tehlikeli bir noktaya yaklaşıldığını, yine duyduklarımı, çeşitli batı kaynaklarının düşündüklerini aktararak anlatmaktı.
    Beni eleştiren arkadaşlarım herhalde, benden daha deneyimliler. Ben gelişme ve yorumları İngilizce ve Fransızca kaynaklardan okuyor, 40 yıldır diplomasi kulislerinde tanıdIğım üst düzey yetkililerle konuşuyor ve bu deneyimle yazıyorum. Yazdığım kitaplar ortada. Beni eleştirenler belli ki, bu kaynaklar ve birikimden fazlasına sahipler. Dahası Başbakan’ın da hiç hata yapmayacağına inanıyorlar ki, benim yaklaşımımı yerden yere vuruyorlar. Erdoğan hayranlıklarına da söyleyecek bir şeyim yok. İsteyen istediği kadar alkış tutabilir. Ona da saygı duyarım. Benim yaklaşımımı rüzgara karşı yürümek olarak da düşünebilirsiniz. Ancak izin verin, ben de gözlemlerimi aktarayım. Bakalım, hangimiz haklı çıkacağız.

  6. #6
    Ya yapma Yada pişman olma guralkan adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    02-09-2010
    Mesajlar
    1,451
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    2
    Birand'a yazı dizisinden sonra başka bir yazardan uyarı ! Bakalım gerçekleşecek mi ?

    Birand, kendini kolla
    Taha Kıvanç

    Posta yazarı Mehmet Ali Birand birkaç gündür Washington'dan Türkiye'yle ilgili havayı yazıyor. Ona göre, ikili ilişkiler hiç bu kadar kötü olmamış... Eline fırsat geçse, ABD yönetimi, Tayyip Erdoğan ve hükümetinin gözünü oyacakmış...
    Bütün bunları da Yahudi lobisinin ABD siyasi hayatı üzerindeki etkisine bağlıyor Birand. "ABD için İsrail bir yana dünya bir yana" diyor... Eh, Tayyip Bey de, Netanyahu ve Lieberman ile takıştığına, Peres'e "One Minute" çektiğine göre...
    Yazısının bir yerinde dondum kaldım. Onun yazdıklarından çok daha hafifini söyledi diye CNN'nin önemli sunucularından birinin mesleki kariyeri şu yakınlarda sona erdi. CNN-Türk'ü de yönettiği için, "Aman, Birand'ın başına bir şeyler gelmesin" endişesine düştüm.
    Bakın Washington izlenimleri arasında ne yazmış: "Yahudi lobisinin aynı oranda etkili olduğu diğer kurumlar arasında, Amerikan medyasını, akademi dünyasını, sivil toplum örgütlerinin en önemlilerini ve büyük fonlarını da sayabilirim. Büyük medya ve TV'lerin büyük bölümü Yahudilerin elinde. İsrail'e dokunanın eli yanıyor."
    CNN International kanalının önemli sunucularından Rick Sanchez, alaycı bir haber programı yapan televizyoncu Jon Stewart'ı eleştirirken, "Çok şükür ki, CNN'i yönetenler onun gibi değiller, diğer bütün kanalların yöneticileri ise tam da Stewart gibiler" dedi diye başına gelmeyen kalmadı. "CNN farklı" demişti, ama CNN yönetimi onu kapıya koyuverdi...
    Sanchez'in cümlesinde 'Yahudi' sözcüğü hiç geçmiyor, dolayısıyla o sözlerden nasıl 'anti-Semitizm' çıkarıldığını merak ediyor olabilirsiniz. Doğrusu ben de merak ediyorum. Ancak "ABD'de medya konusunda genellemeler yaparken dikkatli olmak gerekir" kuralını çiğnemiş Sanchez ve bağa destursuz girivermiş... İma yoluyla "ABD medyası Yahudilerin elinde" dediği sonucu çıkarılmış kullandığı cümleden...
    Adam bugün kendisine iş arıyor.
    Mehmet Ali Birand ise, yazısında, "Büyük medya ve TV'lerin büyük bölümü Yahudilerin elinde" diye yazıyor... Öyle ima filân etmiyor, açık açık, düzden...
    Washington Post'un sahibi olduğu 'Slate' adlı internet dergisi, Jon Stewart'ın ve Rick Sanchez'in adlarının karıştığı tartışma sırasında, medya eleştirmeni Brian Palmer imzasıyla, "Amerikan medyası Yahudilerin elinde mi gerçekten?" sorusuna cevap aradı. Palmer'in vardığı sonuç tek cümleyle şu: "Hollywood tamam, ama medya öyle bütünüyle Yahudilerin elinde değil..."
    Madem meraklandık Palmer'in araştırmasının ayrıntılarına da bakalım. Fox News, CNN, MSNBC, ABC News, CBS News ve NBC News gibi ana kanallardaki haber sorumlularının hiçbiri Yahudi değilmiş. "Sanchez'i kovan CNN'nin başındaki Ken Jautz da değil" diyor Palmer.
    Gazetelerde durum biraz farklıymış, ama "O kadar da değil" diyor Palmer... New York'un nüfusunun yüzde 12'si Yahudi olduğu halde, orada çıkan gazetelerin Yahudiler tarafından kontrol edildiğini söylemenin zor olduğu kanaatinde Slate yazarı. "New York Times'ın sahibi Sulzberger Ailesi Yahudi, ama yayın yönetmeni Bill Keller değil" diyor...
    Wall Street Journal (WSJ) için yaygın bir söylentiymiş 'Yahudi etkisi'; o da yeni sahibi Rupert Murdoch'un etnik kökeniyle ilgili dedikodulardan kaynaklanıyormuş... Hakkındaki dedikoduyla alay etmiş Murdoch, ama gerçeği açıklamamış... Murdoch'un News Corp. şirketini aramış Palmer konuya açıklık kazandırmak için, telefonuna cevap alamamış. WSJ'nin Murdoch öncesi sahibi Bancroft Ailesi de, gazetenin şimdiki yayın yönetmeni de Yahudi değillermiş...
    Ya Washington Post (WP)? Bu yazının çıktığı Slate WP destekli, bunu unutmayalım.
    Şöyle diyor Palmer: "WP'yi 1933 yılında Yahudi asıllı Amerikalı işadamı Eugene Meyer satın aldı. 1946'da yönetimi Yahudi-olmayan damadı Philip Graham'a devretti ve o tarihten itibaren de gazete Yahudi-olmayan yöneticilerin elinde. Şimdiki yayın yönetmeni Marcus Brauchli de, onun altındaki 12 editör de Yahudi değil. "
    Bir başka önemli gazete olan Los Angeles Times'ın uzun yıllar sahipliğini yapmış Chandler Ailesi Yahudi değilmiş; 2007'de gazeteyi satın alan Sam Zell Yahudi'ymiş, ama yayın yönetmeni Russ Stanton değilmiş...
    'Amerikan medyası' denildiğinde akla gelen belli başlı televizyon kanalları ve gazetelerin durumu bu, Slate'ten Brian Palmer'a göre...
    Oysa ABD'yi iyi tanıyan ve oradan hepimizi hop oturup hop kaldıracak izlenimlerini bu hafta bizlerle paylaşan Mehmet Ali Birand "Medyayı da elinde tutan Yahudiler Türkiye'yi cezalandıracak" iddiasında...
    Hem de çok tehlikeli bir üslupla dillendiriyor iddiasını...
    Umarım, ilk ceza ona kesilmez...

  7. #7
    AOG
    AOG çevrimdışı
    AOG adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    08-04-2009
    Mesajlar
    5,183
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    5
    Taha Kıvanç Hııı...
    hadı neyse bol şans sizlere...


    anlaşıldığı gibi bırandın son yazısında görüldüğü gibi hükümet yandaşları tarafından baya topa tutulmuş ki yalaklıkla beraber söylemini biraz yumuşatmış gözüküyor
    omurga mehmet ali.... biraz omurga...
    Hümanist Demokrat Parti
    It's My Page....

    ‘insanlık onuru işkenceyi yenecek’

  8. #8
    Ra_
    Ra_ çevrimdışı
    oysa ben ... Ra_ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    17-02-2009
    Mesajlar
    7,338
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    5
    Türkiye artık kendi liderliğinde seçeceği ittifakı kurmalı..
    AB, Nato gibi oluşumlarıda acilen terketmeli.
    Her gidiş zamansızdır, bir yosmanın gülüşü kadar
    vurdumduymaz...
    dönüp bakmak istersin ardına, geride bıraktığın piç
    sevdalara...
    üşürsün bencilce..
    .....

  9. #9
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    12-11-2010
    Mesajlar
    485
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    0
    Akp'ye cok kizdigim yerler var ama rahmetli Ecevit ve Erbakan hukumeti haricinde amerika'nin bir dedigi iki edilmiyordu.Akp hukumeti tamamen rest cekememis olsada amerika'nin her dedigine evet demiyor.Gecte olsa Turk milleti uyaniyor gibi geliyor bana.

  10. #10
    RAMAZAN TOPTAŞ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-07-2009
    Mesajlar
    9,424
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    4
    DAHA ÖNCE KOYUN GİBİ ABD NİN ARKASINDAN GİDİYORDU, ŞİMDİ DUYGULARININ VE NEFSİNİN ARKASINDAN GİDEN BİR ÜLKE OLDU. Allah'ın ve bilimin yolundan gitmeye başladıgımızda dogru yolda giden ülke olacagız.
    CUMA6 – De ki: “Ey kendilerine Yahudi diyenler! İnsanlar arasında yalnız kendinizin Allah’ın dostları olduğunu iddia ettiğinize göre, bu iddianızda tutarlı iseniz, haydi hemen ölmeyi temenni edin de bir an önce O’na kavuşun.
    ENBİYA23 – O, yaptıklarından sorumlu değildir. O’nu sorguya çekecek kimse yoktur, ama insanlar mutlaka sorgulanacaklardır.
    30 – Hakkı, inkâr edenler görüp bilmediler mi ki göklerle yer bitişik (bir bütün) idi, onları Biz ayırdık, hayatı olan her şeyi sudan yaptık. Hâlâ inanmayacaklar mı?

 

 
Sayfa: 1 | Toplam: 2 12 SonSon

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •