• Reklam
Sayfa: 1 | Toplam: 2 12 SonSon
11 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    thrdrmml adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    29-07-2007
    Mesajlar
    1,352
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    5

    Tasavvuf Nedir? - Ali Rıza Bayzan

    TASAVVUF NEDİR?


    [IMG]Şeb-i Arus Törenlerinden bir enstantene http://fotogaleri.ok.net/galeri/92/1096_3.jpg[/IMG]


    Ali Rıza Bayzan

    www.sufiterapi.com

    arbayzan@hotmail.com





    Tasavvuf ile ezoterizm, mistisizm, spiritüalizm, okültizm ve teozofi gibi disiplinler arasında kimi örtüşmeler olmakla birlikte aralarında çok temel farklılıkların da olduğunu belirtmek gerek.[*] Bütün tartışmalar bir yana Sûfîlere göre Tasavvuf, İslam Maneviyatı’dır.



    Sûfî Gelenek, insanın varoluş macerasını Bezm-i Elest ile başlatır. Sûfîlere göre Allah, Bezm-i Elest’te ruhlarımızla görüşmüştür. Bezm-i Elest’te ruhlar, “Tanrısal Varlığı ve Birliği” (Tevhid’i) tecrübe etmiştir. Bezm-i Elest, Mutlak İyi’nin, Mutlak Güzel’in, Mutlak Doğru’nun, Mutlak Kudret’in… tecrübesidir. Ancak insan, beden kalıbına giren ruhun bilincini kaybetmiş, kendi aslını unutmuştur. Mevlana’nın dediği gibi “Sen toprak üzerine kendi nakşını işledin, ama ne yazık ki, kendi aslını unuttun." [1]



    Sûfîlere göre insan, Bezm-i Elest’i unutmuş olsa da, bilinçsizce de olsa aslında gene Bezm-i Elest arayışındadır. Sûfîlere göre insanın hep daha iyinin, daha güzelin, daha doğrunun… peşinde oluşu bunun bir göstergesidir. Hep daha iyi, daha güzel, daha doğru derken insan ancak Mutlak İyi, Mutlak Güzel, Mutlak Doğru ile ruhsal huzura erecektir.[2]



    Sûfî Geleneğe göre insanın temel sorunu, aslını unutmuş olması, gerçekte neyi aradığını bilmiyor olmasıdır. Sûfîlere göre aslını hatırlamak için insanın uyku-rüya halinden uyanması, kendine gelmesi gerekir. Bu türden uyku-rüya hali için sûfîler “gaflet” kavramını kullanırlar. Gaflet; bilinçli unutma, idraksizlik, uyanık olmamaktan kaynaklanan yanılgı durumu olarak tanımlanmaktadır.[3] Sûfî Üstat Sülemî’ye (ö. 1021) göre gaflet, derin bir uyku halidir.[4]



    Hayatın bir rüya hali, ölümün ise uykudan uyanma hali olduğu sûfîler tarafından sık sık dile getirilmiştir. Ünlü Sûfi Gazali’ye göre, insan uykuda iken rüyada görülen bir takım şeylerin varlığına inanır. Rüya esnasında onlardan şüphe etmez. Sonra uyanınca rüyada gördüklerinin hiçbirinin aslının olmadığını anlar. Dünya hayatı, ahirete nisbetle bir uyku hali sayılabilir. Öyleyse içinde bulunduğumuz hayat, bir rüyadan başka bir şey değildir, ölünce uyanacağız.[5]



    Sûfî Geleneğe göre gaflet, “kalp hastalıkları”nın temel kaynağıdır. Kalp hastalıkları, insanı aslına/ruhuna yabancılaştıran her türlü ahlaktır. Tasavvufun amacı da kalp hastalıklarını tedavi ederek insanı ruh sağlığa kavuşturmaktır. Kübreviye Yolu’nun piri Necmüddin Kübra (ö. 1221)’nın ifadesiyle, Şüphesiz ki Tasavvufi hayatın başı hastalık sonu sıhhattır. Zira başlangıçta kalp hastadır. Hassas ve titiz tabip durumunda olan şeyh (yol gösterici) tarafından tedavi edildiğinde sıhhate ve selamete kavuşur.” [6]



    Sûfî Geleneğe göre insanın yeniden Allah’a ulaşmasının sonsuz sayıda yolu vardır. Örneğin Necmüddin Kübra, “Usul-i Aşere” isimli risalesine şu söz ile başlar: “Allah’a ulaşan yollar, yaratıkların nefesleri sayısıncadır.”[7]



    Sûfîler, bu durumu geometrik bir simgeyle, çemberle anlatırlar. Buna göre çember, İslam’ın zahiri şartları olan “şeriat”tır. Çemberin merkezi “hakikat”tir.[8] Çember üzerindeki noktaları merkeze bağlayan yarıçaplar da “tarikat”lerdir.[9]/[10]

    Sûfî Geleneğe göre “hakikat”e ulaşan kimse “marifet” sahibi olur. Tasavvuf’un amacı “marifet” adı verilen bu bilgidir.[11] Sûfî’nin nihai amacı da budur: “Eşyayı olduğu gibi görmektir”; yani kişinin kendi varlık aynasında yansıtılan her şeyi idrak etmesidir. Bu, her nesneyi Allah’tan bağımsız olarak gören insanın profan bilincinin dağılmasıdır; yani Allah’tan asla ayrı olmadığını; Allah’ın Vahdaniyetinde hem içkin hem de aşkın olduğunu kavramaktır.” [12]



    Bu bağlamda Tasavvuf da insanın aslına dönüşü için bilincin ve kişiliğin yeniden yapılanışı olarak okunabilir.İleride ele alacak olduğumuz üzere Tasavvuf, akademik çevrelerde Batı’daki psikoloji ve psikoterapinin Doğu’daki mütekabili olarak görülmektedir.



    Tasavvuf olmuş, bitmiş ve tamamlanmış bir öğreti değildir; zaten böyle bir durum Tasavvuf’un doğasına aykırıdır. Tasavvuf kendini hiç durmadan yenilemek durumunda olan bir gelenektir. Tasavvuf’ta yenilenme, özellikle de insanların ihtiyaçlarını karşılama ve problemlerini çözme amacıyla olması gerekir.



    Tasavvuf insanlara, “tam insan olma” kapısını açmaktadır. Bu bakımdan Tasavvuf, aktüel insanlara seslenmek zorundadır. Bu bağlamda Tasavvuf, tarihin yükünü insanlara taşıtmaya kalkarsa işlevini yerine getiremez. Tasavvuf insanların çeşitliliğine de bir cevap vermek durumundadır. Bu bakımdan Tasavvufun topluma ve insana göre alternatif yollar geliştirme yükümlülüğündedir. Ancak Tasavvuf’un bu fonksiyonu yerine getirilebilmesi için modern ve postmodern zamanların insanlarına seslenebilen aktüel ve alternatif sistemlerin geliştirilmesi gerektiği muhakkaktır.



    Yeniden inşa döneminde Tasavvuf Geleneği’nin tarihten ve kültürden bağımsız en temel ilkeleri esas alınarak çıkılmalıdır. Yeniden inşa döneminde hiçbir şeyin gelenekteki gibi olması gerekmez, “Tasavvufun Ruhu” hariç. Buna “Tasavvuf’un özgürleştirilmesi” diyebiliriz. Özgürleşen Tasavvuf, yaşayan insanlara özgürlük bahşedecektir.



    [*] Esas konumuz olmadığı için bu alana girmiyoruz. Söz konusu disiplinler hakkında bilgi için bkz., Ergün Arıkdal, Gizli Öğreticilik, İst.-1997; Luc Benoist, L’Esotérisme, Paris-1963, Walter Burkert, İlkçağ Gizem Tapıları, çev., S. Şener, Ank.-1999; Ergun Candan, Gizli Sırlar Öğretisi, İst.-1998; Dion Fortune, Sane Occultism, London-1967; Cihangir Gener, Ezoterik-Batıni Doktrinler Tarihi, Ank.-1994; Reşat Güner, Okültizm, Tarih Boyunca Gizli Bilimler, İzmir-1996; Frithjof Schuon, Survey of Metaphysics and Esoterism, Indiana-1986.

    [1] Mevlâna, Mevlâna'nın Rubaileri, çev., M. Nuri Gençosman, İstanbul-1986, s. 269

    [2] Tasavvuf, esas itibariyle Bezm-i Elest üzerine kurulu olduğu için başlangıcı zaman öncesi olmakla birlikte tarih sahnesinde Âdem Peygamber ile yerini alır; Son Peygamber ile zirvesine ulaşır. Çağdaş Sûfilerden Muzaffer Ozak şöyle söyler: “Tasavvuf İslam’ın doğuşundan iki yüz sene sonra başlamamıştır. İslamla beraber başlamıştır. İslam da Hz Muhammed Mustafa ile başlamamıştır. Hz Adem ile başlamıştır. Yani tasavvuf Hz Adem’le beraberdir.” Robert Frager, Aşktır Asıl Şarap, çev., Ömer Çolakoğlu, İst.-2006, s. 28

    [3] Süleyman Uludağ, “Gaflet”, TDV İslam Ansiklopedisi, İst.-1996, XIII/283 vd

    [4] Uludağ, Süleyman, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü, İst.- 1992, s. 185

    [5] Gazali, el-Munkızu mine’d-Dalal, İst.-1970, s. 16 vd Transpersonal psikologlar da benzer düşünceler savunmaktadır; örneğin Tart şöyle yazıyor: “Biz, gerçekte olabileceğimiz kişiye ‘uykudayız’. Rüya görüyoruz. Trans halindeyiz. Otomatikleştirimişiz. Gerçeği algıladığımızı düşünürken, aslında yanılsamalar arasında sıkışıp kalmışız.” Charles T. Tart, Uyanış/Waking Up, çev., Sezer Soner, İzmir-2004, s. 11

    [6] Necmüddin Kübra, “Fevaihu’l-Cemal”, Tasavvufi Hayat içinde, çev., Mustafa Kara, İst.-1980, s. 104.

    [7] Kübra, Necmüddin, “Usûlu Aşere”, Tasavvufi Hayat içinde, s. 23. Hemen her tasavvufi eserde bu anlamda bir söze rastlamak mümkündür. Bkz., el-Kuşeyri, Ebu’l-Kasım Abdulkerim, Er-Risaletü’l-Kuşeyriyye, Tahkik, Nureddin Şeribe, Halep-1986 (Suriye-1406), II, 554; Niyaz-ı Mısri, Mevâdiul’-İrfan/İrfan Sofraları, çev., S. Ateş, Ank.-1971, 45. sofra, s. 106; Guenon, Rene, İslam Maneviyatı ve Taoculuğa Toplu Bakış, çev., M. Kanık, İst.- 1989, s. 30; S. Hüseyin, Nasr, İslam, İdealler ve Gerçekler, çev., A. Özen, İst.-1985, s. 139. Bu sözün İsmail Hakkı Bursevi tarafından yapılmış geniş bir açıklaması için bkz., “Şerh-i Usul-i Aşere” Tasavvufi Hayat, s. 34-40.

    [8] Tasavvufta hakikat anahtar kavramlardandır. Geniş bilgi için bkz., Sülemi, el-Fark Beyne İlmi’ş-Şeria ve’l-Hakika, çev., Süleyman Ateş, AÜİFD, sayı: XVI, Ank.-1968; Ebu Nasr Serrac Tûsî, el-Lüma’, çev., H. Kamil Yılmaz, İst.-1996, s. 219 vd; Kuşeyri, s. 216 vd.; Hucviri, Keşfu’l-Mahcub, çev., Süleyman Uludağ, İst.-1982, s. 534; Mustafa Kara, Tasavvuf ve Tarikatlar Tarihi, 3. Bası, İst.-1992, s. 302-309.

    [9] Fazla bilgi için bkz., Nasr, İslam, s. 138 vd.; Guenon, İslam Maneviyatı, s. 29 vd; Erol Güngör, İslam Tasavvufunun Meseleleri, İst.-1989, s. 97; Kara, Tasavvuf ve Tarikatlar Tarihi, s. 308

    [10] Buradaki tarikat kavramı, ideal tarikatı temsil eder. Reel/kurumsal tarikatlar ideal tarikatın birer gölgesi olarak düşünülebilir.

    [11] Lale Bahtiyar, Sûfî/Tasavvufi Arayışın Dışavurumu, çev., Mehmet Temelli, İst.-2006, s. 12. Ayrıntılı bilgi için bkz., Ali Bolat, "Muhâsibî'ye (ö. 243/857) Göre Marifetin Unsurları", Tasavvuf, İAAD, Yıl: 2000, sayı: 4, s. 127-154

    [12] Bahtiyar, Sûfî Tasavvufi Arayışın Dışavurumu, s. 15





  2. #2
    RAMAZAN TOPTAŞ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-07-2009
    Mesajlar
    9,424
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    4
    Güzel bilgi olmuş. teşekkür ederim. Ama unutulan bir nokta var. ALLAH kuran ile bütün devirlere hitap etmektedir ve kudreti ile ve gücü ile bunu rahatlıkla yapabilir. ANLAMAK İSTEYENEDE ANLATABİLİR.

    Benim anladıgım, bu düşünce sisteminin birileri tarafından getirilip kurana yama yapılması kuran ile özdeştirilmeye çalışılmasından kaynaklanmıştır.

    Yukarda söylediği noktada ters düşmektedir. Çünkü kuranda irşat makamı peyganber ile birlikte son bulmuştur ve her kulun görevi olmuştur. . Her devrin peyganberi yaşadıgı ortama göre hüküm vermiştir. Her devirdeki insanlara göre ALLAH hükmetmiş ve israilogullarınıda bu nedenle üstün kılmıştır. Bu durum insanların evrimleşmesi ile alakalı bir durumdur ve bu durumu tasavuf erbaplarıda fark etmiş ve onlarda inanmışlardır.

    Ama ne hikmetse kuranın tabiri ile uydurdukları ruhbancılıga uymdıkları gibi uydurdukları tasavufada uymayıp evrimi reddetmişlerdir.
    CUMA6 – De ki: “Ey kendilerine Yahudi diyenler! İnsanlar arasında yalnız kendinizin Allah’ın dostları olduğunu iddia ettiğinize göre, bu iddianızda tutarlı iseniz, haydi hemen ölmeyi temenni edin de bir an önce O’na kavuşun.
    ENBİYA23 – O, yaptıklarından sorumlu değildir. O’nu sorguya çekecek kimse yoktur, ama insanlar mutlaka sorgulanacaklardır.
    30 – Hakkı, inkâr edenler görüp bilmediler mi ki göklerle yer bitişik (bir bütün) idi, onları Biz ayırdık, hayatı olan her şeyi sudan yaptık. Hâlâ inanmayacaklar mı?

  3. #3
    ÇOK GENİŞ FİKİRLİYİMDİR. DETEKTİF adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-03-2010
    Mesajlar
    6,659
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    4
    Alıntı RAMAZAN TOPTAŞ tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Güzel bilgi olmuş. teşekkür ederim. Ama unutulan bir nokta var. ALLAH kuran ile bütün devirlere hitap etmektedir ve kudreti ile ve gücü ile bunu rahatlıkla yapabilir. ANLAMAK İSTEYENEDE ANLATABİLİR.

    Benim anladıgım, bu düşünce sisteminin birileri tarafından getirilip kurana yama yapılması kuran ile özdeştirilmeye çalışılmasından kaynaklanmıştır.

    Yukarda söylediği noktada ters düşmektedir. Çünkü kuranda irşat makamı peyganber ile birlikte son bulmuştur ve her kulun görevi olmuştur. . Her devrin peyganberi yaşadıgı ortama göre hüküm vermiştir. Her devirdeki insanlara göre ALLAH hükmetmiş ve israilogullarınıda bu nedenle üstün kılmıştır. Bu durum insanların evrimleşmesi ile alakalı bir durumdur ve bu durumu tasavuf erbaplarıda fark etmiş ve onlarda inanmışlardır.

    Ama ne hikmetse kuranın tabiri ile uydurdukları ruhbancılıga uymdıkları gibi uydurdukları tasavufada uymayıp evrimi reddetmişlerdir.
    Ramazan, irşad ve ictihad makamları bitmedi, uyuma be kardeşim...İrşat işi herkesin işi değildir.O, bir derin mana, ilim ve irfan ister.Bunları kendinde bulan ,ya mürşit olur ya da müctehid..

    Müctehidlerin tamamı mutasavvuftur.Mücedditler de bunlardan daha üstündürler.Müceddit çok derin mana erlerindendir.Şeriatı tamamen bilir.İşte bunlar hem irşat hem de ictihadda yetkili olan kimselerdir.Yani, peygamberimizin varisidirler.

    Sahtekar müctehid veya müceddit olmaz.Çünkü konuşmaları ve yaşayış tarzı hemen belli eder kendisini...

    Hakikati anlatan ve yaşayanlar Allahın seçkin kullarıdır.
    Adaleti çiğneyen devlet adamlarını cezalandırmayan milletler çökmek zorundadır. HZ. MUHAMMED (S.A.V.).

  4. #4
    RAMAZAN TOPTAŞ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-07-2009
    Mesajlar
    9,424
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    4
    Neyse kardeşim benim tasavuf diye bir kitabım yoktur. Kuran beni irşat ediyor. Derin mana çıkarmamada gerek yok. Aklımın erdiği kadar mana çıkarıyorum ve sadece ondan sorumlu olacagım. AZA KANAT ETMEYEN ÇOGU HİÇ BULAMAZMIŞ, BUNCA ÇATALANMIŞ YOL VARKENDE BEN İPİMİ SAGLAMA BAGLAR NE KURANA NE PEYGAMBERE NEDE ALLAH'a ortaklar uydurmam bu düşüncelerin ardından da gitmem.

    Kuranda her şey açıklanmıştır. benim için yeterlidir. Ben kurandan yer içer başka agaçlara dokunmam. Varın siz deneyin.
    CUMA6 – De ki: “Ey kendilerine Yahudi diyenler! İnsanlar arasında yalnız kendinizin Allah’ın dostları olduğunu iddia ettiğinize göre, bu iddianızda tutarlı iseniz, haydi hemen ölmeyi temenni edin de bir an önce O’na kavuşun.
    ENBİYA23 – O, yaptıklarından sorumlu değildir. O’nu sorguya çekecek kimse yoktur, ama insanlar mutlaka sorgulanacaklardır.
    30 – Hakkı, inkâr edenler görüp bilmediler mi ki göklerle yer bitişik (bir bütün) idi, onları Biz ayırdık, hayatı olan her şeyi sudan yaptık. Hâlâ inanmayacaklar mı?

  5. #5
    ÇOK GENİŞ FİKİRLİYİMDİR. DETEKTİF adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-03-2010
    Mesajlar
    6,659
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    4
    Alıntı RAMAZAN TOPTAŞ tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Neyse kardeşim benim tasavuf diye bir kitabım yoktur. Kuran beni irşat ediyor. Derin mana çıkarmamada gerek yok. Aklımın erdiği kadar mana çıkarıyorum ve sadece ondan sorumlu olacagım. AZA KANAT ETMEYEN ÇOGU HİÇ BULAMAZMIŞ, BUNCA ÇATALANMIŞ YOL VARKENDE BEN İPİMİ SAGLAMA BAGLAR NE KURANA NE PEYGAMBERE NEDE ALLAH'a ortaklar uydurmam bu düşüncelerin ardından da gitmem.

    Kuranda her şey açıklanmıştır. benim için yeterlidir. Ben kurandan yer içer başka agaçlara dokunmam. Varın siz deneyin.
    Ramazancığım , işte sana Allah'ın ipi nasıl olurmuş, iyi oku bunları...


    ALİ İMRAN SURESİ-103. Ve hepiniz Allah Teâlâ'nın ipine sımsıkı sarılınız ve birbirinizden ayrılmayınız. Ve Allah Teâlâ'nın üzerinizde olan nîmetini de hatırlayınız ki, siz birbirinize düşmanlar iken sonra Allah Teâlâ kalplerinizi birleştirdi de onu nîmeti sebebiyle kardeşler oluverdiniz ve sizler ateşten bir çukur kenarında iken sizi ondan çekip kurtardı. İşte Allah Teâlâ âyetlerini sizlere açıklar, tâki hidayete erebilesiniz.

    (Ve) ey müslümanlar!. (Hepiniz) bir cemiyet halinde (Allah Teâlâ'nın ipine) Kurân-ı Kerim'e, İslâm dinine, ibâdet ve itaate veya cemaati müslimine (sımsıkı sarılınız) hepiniz onun hükümleri, gereği dairesinde hareket ediniz, sakın ayrılığa düşmeyiniz (Ve birbirinizden ayrılmayınız) ehli kitap denilen Yahudîler, Hıristiyanlar gibi veya cahil iye zamanındaki müşrikler gibi ihtilâfa düşmeyiniz, birbirinize arka çevirmeyiniz, birbirinizi düşman telâkki etmeyiniz, birbirinizi e cenk ve cidale kalkışmayınız, hak ve hakikate muhalif hareketlerde bulunmayınız (ve) bununla beraber (Allah Teâlâ'nın üzerinize olan) sizlere lütfen vermiş olduğu sınırsız (nîmeti de hatırlayınız ki) vaktiyle asırlardan beri imândan mahrum (birbirinize düşmanlar idiniz) o vakti birbirinize saldırır dururdunuz (sonra Allah Teâlâ) sizi İslâm nîmetine din kardeşliğine nail kıldı, o sayede (hallilerinizi birleştirdi) sizleri bir kutsî itikada, bir yüce gayede topladı (de onun) o kerem sahibi yaratıcının o pek muazzam (nîmeti sebebiyle) eski düşmanca tavrınızı terkederek hemen (kardeşler oluverdiniz.) İslâm şerefine nail, din kardeşliğine sahip bulundunuz. Özellikle, Eve ile Hazrec kabileleri ki, soy bakımından ana baba bir kardeşler iken birbirine düşman olmuş, aralarında yüz yirmi sene kadar düşmanlık, cenke ve cidal devam etmişken İslâm olur olmaz bu kan dökücü düşmanlıktan kurtularak din kardeşleri olmuşlardı. Bunları düşününüz' (ve) ey İslâm nîmetine nail olanlar!.. (Sizler) İslâmdan önce küfrünüz ve diğer kötü haliniz yüzünden (ateşten bir çukur kenarında) cehennemin kıyısında olup hemen içine düşecek bir vaziyette (iken) Cenâb-ı Hak İslâmiyet sayesinde (sizi ondan) o çukurdan, o ateşin küfründen, (çekip kurtardı) Öyle bir badireden, öyle bir kötü sondan kurtulmuş oldunuz. Elverir ki, İslâmiyetinizi güzelce muhafaza edesiniz. (İşte Allah Teâlâ âyetlerini) kudret ve azametini, lütuf ve ihsanını gösteren delilleri (sizlere) böyle açık beyanlar ile (açıklar) sizin tefekkür ve dikkatinize sunar (ta ki hidayete erebilesiniz) hidayet ve İslâmiyet üzere sabit kadem olasınız, hayır derecelerinin en mükemmeline eresiniz...

    Bu mübarek âyetler, bizim hattı hareketimizi şöyle tâyin buyurmuş oluyor:

    1- Biz müslümanlar için lâzımdır ki, bizimle din birliği olmayan kimselerin dinimiz ve milletimiz hakkındaki yanlış sözlerine iltifat etmeyelim, aramızda ihtilâf ve ayrılık vücude getirecek lâkırdılarına, tavsiyelerine kıymet verip dinlemeyelim.

    2 - Biz müslümanlar kendi aramızda birlik ve beraberlik dairesinde yaşıyalım, dayanışmada bulunalım, birbirimize elden gelen yardımlaşmayı yapalım, nifak ve bozuşmadan, düşmanlık ve rekabetten kaçınalım.

    3 - Biz Müslümanlar her hangi müşkil bir mesele karşısında kalınca Kur'ân'ı Mübine, hadisi şeriflere, icmai ümmete müracaat edelim. Dünyevî ve uhrevî hayrımızı onlardan bekleyelim. Bütün mukaddesatımıza hürmetten asla ayrılmayalım.

    Takva: Günahtan sakınmaktır, vacipleri ifa, haramlardan sakınmaktır. Cenâb-ı Hak'kın emirlerine ve yasaklarına riayettir, şeriatı garranın adabını muhafazadır. Dergâhı ülühiyetten uzaklaştıracak şeylerden kaçınmaktır. Yüce Allah'ın cezalarından sakınmaktır. Ittikâ da takva ile vasıflanmış olmaktır, Hak Teâlâ Hazretlerinden korkmaktır, gayri meşru şeylerden sakınmaktır. T ü kat da bu mânayadır.. Hakkı tu kat ise hakkiyle takva demektir, hakkiyl e muttaki olmak manasınadır. "Tuka ve t ük ye" de takva gibi nefsi haramlardan ve şüpheli şeylerden korumak demektir. İbni Mes'ut hazretlerinden rivayete göre hakkiyle takva, itaat edip âsi olmamaktır, şükredip küf ram nîmette bulunmamaktır, zikredip unutmamaktır. Bütün bunlar insanlara kabiliyetleri dairesinde yönelen birer vazifedir. Binaenaleyh (102 İinci âyeti kerimenin hükmü mensulı olmayıp bu şekilde caridir.

    Habl: Lügatte kalın ip, urgan, halat, rabıta demektir. Boyun damarlarına (hablülverit) denir. Mecaz, istiare, temsil kabilinden olarak Kur'ân-ı Kerime, İslâm şeriatına ibâdet ve itaate, ahd-ü em an e, İslâm cemiyetine ve insanı istediği hayırlı bir şeye kavuşturan sebebe, vasıtaya da "heblullâh" denilmiştir. Çünkü kuvvetli bir ipe, bir urgana, sarılan kimse, yükseklere çıkabilir, düşüşten kurtulur, denizden, kuyudan çıkmaya muvaffak olur. İşte C en âb-1 Hak'kın kitabına, dinine sarılanlar da sapıklık ve isyandan kurtularak selâmet ve hidayet sahasına ulaşırlar.

    ÖMER NASUHİ BİLMEN (KUR'AN-I KERİM MEAL VE TEFSİRİ)
    Adaleti çiğneyen devlet adamlarını cezalandırmayan milletler çökmek zorundadır. HZ. MUHAMMED (S.A.V.).

  6. #6
    RAMAZAN TOPTAŞ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-07-2009
    Mesajlar
    9,424
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    4
    Ayet herşeyi açıklamış, gerisini okumaya gerek yok. ALLAH'a peygamberine ve kitabına ortak tanımayıp tek kelime altında toplandınmı iş tamamdır. Bunu yapmak içinde kibirli kibirli seni dogru yola götürecegim diyenlere kanmamak lazım. Bence bu yeterli.

    Hadi siz galibiler nurcular ve ismail aga cematti olarak aranızda anlaşında anlaşmış oldugunuz yolu bir tarif edin sonra beni davet edinde bir bakayım.

    Hadi göreyim sizi, anlaşıncaya kadar da sabırla bekleyecegim ve hatırlatacagım.
    Bu mesaj en son " 29.12.10 " tarihinde saat 13:19 itibariyle RAMAZAN TOPTAŞ tarafından düzenlenmiştir...
    CUMA6 – De ki: “Ey kendilerine Yahudi diyenler! İnsanlar arasında yalnız kendinizin Allah’ın dostları olduğunu iddia ettiğinize göre, bu iddianızda tutarlı iseniz, haydi hemen ölmeyi temenni edin de bir an önce O’na kavuşun.
    ENBİYA23 – O, yaptıklarından sorumlu değildir. O’nu sorguya çekecek kimse yoktur, ama insanlar mutlaka sorgulanacaklardır.
    30 – Hakkı, inkâr edenler görüp bilmediler mi ki göklerle yer bitişik (bir bütün) idi, onları Biz ayırdık, hayatı olan her şeyi sudan yaptık. Hâlâ inanmayacaklar mı?

  7. #7
    ÇOK GENİŞ FİKİRLİYİMDİR. DETEKTİF adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-03-2010
    Mesajlar
    6,659
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    4
    Alıntı RAMAZAN TOPTAŞ tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Ayet herşeyi açıklamış, gerisini okumaya gerek yok. ALLAH'a peygamberine ve kitabına ortak tanımayıp tek kelime altında toplandınmı iş tamamdır. Bunu yapmak içinde kibirli kibirli seni dogru yola götürecegim diyenlere kanmamak lazım. Bence bu yeterli.

    Hadi siz galibiler nurcular ve ismail aga cematti olarak aranızda anlaşında anlaşmış oldugunuz yolu bir tarif edin sonra beni davet edinde bir bakayım.

    Hadi göreyim sizi, anlaşıncaya kadar da sabırla bekleyecegim ve hatırlatacagım.
    Bizim kimseyle kavgamız olmaz.Bizim yolumuz sohbet yoludur.

    Aşağıda ki linkleri incele oku onları, sonra bize sor!...

    İSMAİLAĞA CEMAATİ

    CÜBBELİ AHMETHOCA TV.
    Bu mesaj en son " 29.12.10 " tarihinde saat 13:45 itibariyle DETEKTİF tarafından düzenlenmiştir...
    Adaleti çiğneyen devlet adamlarını cezalandırmayan milletler çökmek zorundadır. HZ. MUHAMMED (S.A.V.).

  8. #8
    ÇOK GENİŞ FİKİRLİYİMDİR. DETEKTİF adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-03-2010
    Mesajlar
    6,659
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    4
    İsmailağa Cemaati ne iş yapar?

    İsmailağa, İsmailağa. Herkes bu iki kelimeyi konuşuyor. Kimsenin hiç bir şeyden haberi yok. Belki hayatlarında bir kere olsun Fatih, Çarşamba’ya gitmemişler, ama yorum yapıyorlar. Ben yaşadığım, senelerimi geçirdiğim ve üzerimde büyük inkilaplara neden olan, bu cemaatten bahsetmek isterim. İsmailağa Cemaati, bir tarikat cemaatidir. Yani tarikat diye de bahsedebiliriz. Hangi tarikat bu? Nakşibendi Tarikati. Basının saçmaladığı gibi, Bediuzzaman Said Nursi, Süleyman Hilmi Tunahan veya Ali Haydar Efendi’nin değil, evliyalar evliyası, sahabelerden sonra ki en büyük bir kaç zattan biri olan ve kendisi aynı zamanda tabiin olan Hz. İmam Şah-ı Nakşibendi Hazretleri’nin peygamberimiz (ASM)’dan alem-i manada ders alarak temelini oluşturduğu, Nakşibendi Tarikatı.

    Bu tarikatın bir kaç kolu var. Hepimiz biliyoruz. Menzil, İskenderpaşa vs. Mahmut Efendi Hazretleri de, bu tarikatın şeyhi. Ve şahıs üzerine kurulu olan, İsmailağa Cemaati’nin önderi ve başı. Çok mübarek bir insan. Dünya için zırnık meyli olmayan bir veli. Hatta, on sene evveline kadar bile, mezarı Edirnekapı Mezarlığı’nda açılmış hazır bulunan ve sadece mezar taşında, ölüm tarihindeki boş yeri doldurmayı arzulayan ve bekleyen bir zat-ı şerif. Basının gösterdiği ve söylediği gibi kin dolu bakışları, hayatı boyunca göstermeyen mübarek insan.

    Peki cemaatin yaptıkları iş ne? Cemaate mensup insanlara ilim öğretilmesi. Hafız olabileceklerin hafız olması. Ve yetişkin insanların, her birinin ellerinde Sarf, Nahiv gibi Arabi kitaplarla, ilim tahsil etmesi. Böylece, hem dünyanın saçma sapan siyasetinden, pis işlerinden uzak olmalarının sağlanması. Hem de sahabe yaşantısını yaşamak.Bu insanları suçlu gibi göstermenin ne kadar büyük bir alçaklık olduğu açık.
    Şu da var. Türkiye’de hafızlık eğitiminin resmen, ancak 15 yaşından sonra alınabilmesini gerekçe göstererek, gizli gizli hafız yetiştiriyorlar. Bunu artık herkes biliyor. Ancak, burada suç onların değil, devletin. İnsanlara zorla hiç bir şey yaptıramazsınız. Ben oğlumu 5 yaşında veya 8 yaşında hafız yapmak istersem, yaptırırım. Buna kimse karışamaz. İlkokula giderken, hafızlığa da gönderebilirim. Bu, benim vatandaşlık hakkım olmalı. Ayrıca, bu kaçak olarak hafızlık yaptırılan çocuklar, karanlık kapılar altında vs gibi devlet aleyhine yerlerde çalıştırılıyorlar gibi söylentiler ise başka bir iftira. Aslanlar gibi hafız yetiştiriyorlar. Sezer’in kulaklar çınlaya.
    Bırakın da sekiz sene değil, onbir-oniki sene zorunlu eğitim olsun. Ancak, bize çocuklarımızı, imam hatip liselerine veya hafızlığa, kuran kurslarına gönderme hakkını tanıyın.
    Bir kere de bizim metodumuzu uygulayın. Cumhuriyet’in metodları ve eğitim anlayışı artık teslim olmuştur. Bugün, liselerdeki gençlerin %60′nın uyuşturucuyu denediği, yapılan anketlerden ortada. Sezer Bey, meclis konuşmasında böyle şeylere yer vermezken, irtica lafları etmiştir. Ancak, bu eğitim yobazlığına değinmemiştir. Ben buna eğitim yobazlığı derim. Çünkü, Türk eğitim fakültelerinden çıkan hocalar, bu gençlerin bu şekilde yetişmelerine sebebiyet vermişlerdir.
    Bırakın da, çocuklarımızı istediğimiz yerlere verelim. Bizim metodumuzun ne kadar sağlam olduğunu herkes biliyor. Bırakın da, iflas eden liselere alternatif olarak, aslanlar gibi günümüzün en çağdaş ilimlerini, en mükemmel bir şekilde verilbileceği, içerisinden vatana, millete, devlete yararlı, hizmet edecek, fedakar, milliyetperver, vatansever insanlarıın yetişebileceği imam hatip liseleri ve kuran kurslarındaki kısıtlamaları ortadan kaldırın.
    Yeter, artık. Hem, isteklerimizi kısıtla. Hem de zorla sekiz yıllık eğitim vergisi çıkar ve halktan zorla bu parayı gaspet. Allah, öbür tarafta bunu size sorarken, nasıl cevap vereceğinizi merak ediyorum. He, laiklik var ya, din-devlet işleri ayrıdır. Bu nedenle, Allah sizden sormayacak. Bir Felsefe hocam vardı. İnançsızdı. Ahiret yoktur, demişti. Sınıftan bir arkadaşımız ayağa kalkıp cevap vermişti. “Gidince görürsünüz, olup olmadığını”, demişti. Ben de şimdi size söylüyorum. Gidince görürsünüz, Allah’ın size hesap sorup sormayacağını !
    Neyse ki, o vergiler kalktı ortadan. Peki, kim neyi bekliyor artık. Hükümete gelenler bir icraat yapsın artık da, önümüz açılsın. Ayasofya açılsın, iflaha erelim !

    (ALINTI)
    Adaleti çiğneyen devlet adamlarını cezalandırmayan milletler çökmek zorundadır. HZ. MUHAMMED (S.A.V.).

  9. #9
    RAMAZAN TOPTAŞ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-07-2009
    Mesajlar
    9,424
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    4
    Gördünüzmü galibiler gidinde dergahlarında bir misafir olun ne diyorlar bir bakın bak sizden başka dogru yolda olanlarda varmış, yokmu başka dogru yolda olan.

    Dedektif bu kollarda nerden çıktı ya, bende sanmıştımki birlik ve beraberlik içindesiniz. Demek size yol veren ALLAH birde üç tanede kol vermiş ha, ne deyim ALLAH iyiliginizi versin.

    En iyisi siz bir birlik olun ondan sonra galibilerle müzakere edin. böyle daha iyi bence.

    ALLAH'a peygamberine ve kitabına ortaklar uydurdugunuz sürece iflah olmasınız. Dostum boşuna iflah olacagım diye bekleme.....
    Bu mesaj en son " 29.12.10 " tarihinde saat 14:04 itibariyle RAMAZAN TOPTAŞ tarafından düzenlenmiştir...
    CUMA6 – De ki: “Ey kendilerine Yahudi diyenler! İnsanlar arasında yalnız kendinizin Allah’ın dostları olduğunu iddia ettiğinize göre, bu iddianızda tutarlı iseniz, haydi hemen ölmeyi temenni edin de bir an önce O’na kavuşun.
    ENBİYA23 – O, yaptıklarından sorumlu değildir. O’nu sorguya çekecek kimse yoktur, ama insanlar mutlaka sorgulanacaklardır.
    30 – Hakkı, inkâr edenler görüp bilmediler mi ki göklerle yer bitişik (bir bütün) idi, onları Biz ayırdık, hayatı olan her şeyi sudan yaptık. Hâlâ inanmayacaklar mı?

  10. #10
    cano.062 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    30-01-2009
    Mesajlar
    1,681
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    4
    Alıntı RAMAZAN TOPTAŞ tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Gördünüzmü galibiler .

    Barış ifadesi yazından önce yazılmış olduğu için , bu yazını yok saydım . Yoksa cevap verirdim ramazan .
    ''' Ummandan katre '''


    Sizden ücret istemeyen kimselere tabii olun , onların sözlerine kulak verin . Onlar hidayete ermiş kimselerdir.
    ( Yasin suresi , 21 )

 

 
Sayfa: 1 | Toplam: 2 12 SonSon

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •