• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
9 sonuçtan 1 --- 9 arası gösteriliyor
  1. #1
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    25-06-2010
    Mesajlar
    337
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    0

    Yetenekli mi doğulur, yetenekli mi olunur?

    Son dönemde yapılan birçok bilimsel çalışma üstün başarı gösteren insanların dehalarını genetik aktarım yoluyla edindikleri yönündeki inanışı çürütüyor.

    "Doğuştan gelen yetenek" gibi kalıpların geçerliliğini yitirmesini doğuran yeni bulgular, yeteneğin gelişim sonucu ortaya çıkan bir özellik olduğunun ispatına dayanıyor.

    İlgili KonularBilim ve Teknoloji, YaşamAraştırmaların esas olarak çürüttükleri genel kabul, genlerin kalıtım yoluyla değişime uğramadan aktarıldığı.

    Yeni bulgular ise genlerin çevreleriyle etkileşim içinde oldukları ve içinde bulundukları koşullardan bağımsız olarak değerlendirilemeyeceklerini ortaya koyuyor.

    Gen-çevre etkileşimi
    Kanada’daki Mc Gill Üniversitesi’nden Michael Meaney, kalıtımla aktarılan özelliklerin gen ve çevrenin karşılıklı etkileşimi sonucu belirlendiğini söylüyor.

    Cambridge Üniversitesi’nden Patrick Beaston da canlıların yaşamlarının başlangıcında farklı yolları izlemeyi başarabilecek donanıma sahip oldukları kanısında.

    Beaston bu farklı yolların ise canlının yaşamını sürdürdüğü ortam tarafından belirlendiğini düşünüyor.

    ’Gen etkisiz değil’
    Bilimsel araştırmaların ortaya koyduğu yeni bulgular kalıtımla devralınan genlerin hiçbir önem taşımadığı anlamına gelmiyor.

    Ancak insanların yetenek ve özelliklerinin, genlerinden çok yetiştikleri ortam ve koşullara göre belirlendiği ortaya konuyor.

    Araştırmaların sonuçları, yaygın olan, insanların doğuştan gelen zeka seviyelerine sahip oldukları inancına da darbe vuruyor.

    ABD’deki Tufts Üniversitesi’nden Robert Sternberg, zekanın sabit olmadığını, gelişimini süren bazı zihinsel yeteneklerden oluştuğunu düşünenlerden.

    Yeni Zellanda’daki Otago Üniversitesi’nden James Flynn, zeka seviyelerinin geçtiğimiz yüzyıl boyunca ciddi miktarda yükseldiğini ispatlayan çalışmalarıyla tanınıyor.

    Flynn’in vardığı sonuç zaman içinde yaşanan kültürel gelişme daha zeki insanların ortaya çıkmasını sağladığı.

    Zeka konusunda yaşanan ilerlemenin yetenek konusunda da geçerli olduğu söylenebilir.

    Sporcuların ve müzisyenlerin, önceki kuşaklara göre daha başarılı performanslar göstermeleri bu ilerlemeyle açıklanmakta.

  2. #2
    filozofiçe2 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    03-01-2011
    Mesajlar
    233
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    2
    Yetenekli doğulur ama sonra yetenek ortaya çıktıktan sonra gelişir olgunlaşır yoksa olmayan şey nasıl gelişir ve olgunlaşır...

  3. #3
    Kapatıldı Franchise adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-09-2005
    Mesajlar
    6,936
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    8
    Yeteneğin ne olduğu konusuyla başlayabilirdik.Ama bugünlerde yıldızı çok parlak bir konu...Yetenekli doğanlar, yetenek edinenler, yetenek ödünç alanlar başkalarının yetenekleri olup olmadığına karar verenler.Başkalarının yetenekleri üzerinden para kazanma konusunda yetrenekli olan tv programcıları, menajerler, reklamcılar, insan sahibi insanlar...

    Bildiğim şey şudur ki bir yeteneğe sahipseniz sır gibi saklamalısınız.Öyleki bir parçanız haline gelmeli...İnsanın kendisinden dahi sakladığı şeyler rüyalarının bir parçası haline gelir.Ve bu zaman zaman iyi bir şeydir.Yemek yeme yeteneğiniz varsa, rüyanızda bile yersiniz bu daha da obez yapabilir ya da kadınlara ilgi duyuyorsanız ama dini ya da ahlaki inançlarınız nedeniyle bastırıyorsanız yine aynı şekilde rüyanızda bile görürsünüz bu da sizi daha dindar yapar biraz bastırmak yeterli...Tıpkı tıkabasa dolmuş bir bavula kesin ihtiyacınız olacağını düşündüğünüz birkaç çorabı daha atıp sonra fermuarı kapamaya çalışmak gibi...Kapattığınızda o gerçek bir bavuldur ve muhtemelen hiç kullanılmayacak olan birsürü gereksiz şeyle dolu.

    Örnekleri bir kenara bırakacak olursam ve bu yazının hiç okunmayacağını düşünecek olursam, aslında şuan küfür bile edebilirim.Zaten bu sıralar burda kimse birşeyler okumuyor ve yinede kırmızı-yeşil renklerle ortalıkta gezebiliyor dünyanın her tarafında yetki sahibi olan insanların nasıl davrandığını hatırlayarak onları taklit ediyoruz.

    Pekala, söylemeye çalıştığım iki şey var.Bir yeteneği hayalgücü ya da rüyaya taşıma yoluyla var edebileceğimizi ama kökensiz değil elbette, ya da nasıl demek gerek.."uyarmak" yani geliştirebileceğimizi söylüyorum.Zaten ya geliştiriyorsunuzdur ya köreltiyorsunuzdur.Bazı durumlarda yok da edilebiliyor.Ama yeteneğe sahip olup olmadığını bilmeyen birisi herhangi bir şey kaybetmez.Onun çok fazla farkında olan birisi kaybedebilir.Çünkü onunla ne yapacağını bilemez, ya da doğası dışında tamamen saf bir niyetle geliştirmeye çalışır.Bu bazı meslek dallarında görülebilen bir durum...Ressamlarda, ilham gelsin diye bekleyen şairlerde...yazarlarda, çiğ yumurtayla beslenen ses sanatçılarında...Ve bir sürü sanatsal saçmalık.Ve şehir efsanesi...Sporcular için de "zorladıkça açılır" mantığı var tabi...

    Dolayısıyla yetenek doğamızda vardır.Herhangi bir yetenek.Kendi ödünç aldığınız enerjiyi hangi merkezle nereyle ne amaçla kullandığınıza göre şekilllendirirsiniz.Konuşmak bir yetenek olabilir.Bunun için temel olarak bazı şeylere ihtiyacınız vardır, ağız gibi,dudaklar gibi...Ama bu çok fazla kişide var ve herkes kafasından daha düşüncesi geçmeden konuşmaya başlıyor.Yani artık bir yetenek sayılmaz herkes yapabiliyor.O halde doğru konuşmak ya da iyi konuşmak, ya da anlattığınız şeylere veya ses tonunuza göre vs vs bu bir yetenek halini alabilir.
    Bir sporcu için de aynı şey geçerli.Veya sadece düşünmenin kendisi ve "nasıl" sorusuyla birlikte nasıl düşündüğünüzün kendisi bir yetenek olabilir.

    Dolayısıyla bu yumurtamı tavuktan tavuk mu yumurtadan sualerine gerek yoktur.Zaten kimsenin umrunda değil.

    En büyük yetenek hırs ve kendi çıkarlarını düşünmenin getirdiği birleşimdir.Tarih boyunca en büyük girdapları bu yarattı.Ve buna umarsızca sahip olanlar.Evet bir yetenektir.Size verilen bişeyleri kullanarak yapıyorsunuz.

    En büyüklerden biri...Bir tane daha var ama artık kimse kullanmıyor, bu aradığımız birşey.Hatta hırs sahiplerinin dahi...Sadece ne aradıklarını bilmeyenler hırs sahibi olma yeteneği geliştiriyor, öylesine bir hırs.Herhangi bir şeyi elde etmeye karşı.Mevkii,para,kadın,şöhret,meslek,salak sınavlarda başarı,devlette bir iş...En zavallısından en paralı ve en züppesine...Hırs aynı hırstır.Bu gerçek bir yeteneğin kullanılışı değil.Yeteneğin getirdiği bir şey değil.Hırslanmanın,hırs edinmenin yer kapma çabasının, nefretin, ayrıcalıklı olmak için dışlamanın, yermenin,umarsızlığın kendisi yetenek ediniliyor.

    İşte tam olarak ve fiziksel olarak üzerinde yaşadığımız dünyayı mahfeden ve yine fiziksel olarak da mahfeden şey bu.Doktorundan politikacısına kadar...Ne yaptığını bilmemek ve ne için yaptığını...

    Kendi başıma da mutluyum ama bu yaşadığım çağda birşeyi değiştirmemek ve değişime karşı gelişi izlemek bende yorgunluk yaratıyor.Bu asiliği,isyankarlığı öldüren bir zehir.Bitkinlik.Ve etrafınızı bitkinlerin tembellerin, zihinsel olarak bitmişlerin sarması.Hergün bir dolu fiziksel olarak yorucu da olabilecek iş yaparlar ama gerçek bir şey, hayata dair bir şey yapmaya gelince "evet haklısın ama yapabileceğimiz bir şey yok, elimizden bişey gelmez böyle gelmiş böyle gider" derler.
    Bitkinlik bulaşıcı bir hastalık.

    Ve gittiğim her yerde karşıma çıkıyor artık.Çocuklarımızı dahi böyle yetiştiriyoruz.Daha en baştan yaşlılar.Herkes Benjamin Button olarak doğuyor.Aslında güzel doğuyorlar sonra biz onlara uslu dur, rahat dur koşma oynama diyoruz.Ve 5 yaşına geldiklerinde de olası en kötü şey başlarına geliyor.Küçük insanlar için cezaevi zamanı...Okul.Yıllarca cezaevinde kaldıktan sonra şartlı tahliye oluyorsunuz ve askere gidiyorsunuz.Ve nihayet döndüğünüzde zavallı hayatınızı zavallı yetiştirilmiş bir kadınla birleştiriyor kendi zavallı tohumlarınızı serpiyorsunuz sonra aynı süreç devam ediyor.Zavallılar tarafından yönetilir,zavallılar tarafından muayene edilir ve zavallılar tarafından bişeyler öğretilmeye çalışılır.

    Saat 5'e yaklaşmıyor ve NBA maçını izlemeye aşşağı odaya iniyor olmasaydım yazının devamında yıkık tabloya rağmen "silkinin,uyanın en azından şimdi birlikte değişik bişey yapabiliriz" e getirebilirdim ama...Bilmiyorum yapar mıydım?!Dediğim gibi bitkinlik bulaşıcı ve zaten bunu okumuyorsunuz.Zira bu Allahın kutsadığı forumda kimse kalmadı.Kalanlarda bitkinler zaten.Muhtemelen avatarıma baktılar ve ilk cümleden sonrasını da okumadılar.Aslında ona da bakmadılar çünkü biz Felsefe bölümündeyiz.Buraya bitkinler bile gelmez.

    Ahh herneyse, iyi geceler.

  4. #4
    izsiz Fhilosophia adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    23-09-2007
    Mesajlar
    334
    Karizma Gücü
    5
    Bundan 4000 yıl evvel deha,yetenekli diye tanımlanan kimseler neye göre bu konumda yer alıyordu ? Geçmişteki üretken topluluklara baktığımızda ferah seviyeleri yüksek,topluluklar arası etkileşimi kuvvetli toplumlarda yeşeriyordu bu kimseler. Çok gezen geçmişte değerliydi.

    Global düzen içerisindeki popüler dallarda başarı sağlamak geçmişe oranla daha zor. Herşey çok fazla bir şekilde ayrışmış ve anlaşılması için zaman isteyen bir hal almıştır. Refah seviyesi yüksek olan toplumlarda deha veya zeki diye tanımladıklarımızın fazlalığı göze çarmaktadır.Refah seviyesi uygun olmayan toplumlarda deha,zeki veya bilime yön veren insanların serpilmesi olanaksızdır. Bu tip toplumlarda, mizah yönü kuvvetli,pratik zeka sahibi,hayatın rekreatif boşluğunu dolduranların çoğunluğu gözlemlenmektedir.

    Yetenekli doğulur fakat günümüzde doğmak yetmiyor; çalışmak uzun zaman yoğunlaşmak gerekiyor.
    Biz bugün ''canlı''nın nerede yaşadığını,neden ibaret olduğunu,adını sanını bile bilmiyoruz.Bizi tek başımıza bırakın,elimizden kitapları alın o saat şaşkına döner,ne yana gideceğimizi,kimden yana çıkacağımızı,kimi sevip,kimden nefret edeceğimizi bilemeyiz.İnsan olmak,yani gerçek,kendi vücuduna sahip,kanlı canlı bir insan olmak dahi bize güç geliyor ; bundan utanıyor,ayıp sayıyor,bildik,genel anlamda insan olmaya çabalıyoruz hep.Aslında biz ölü doğmuş yaratıklarız ; zaten çoktandır canlı olmayan babalardan dünyaya geliyoruz ve bundan da gittikçe daha çok hoşlanıyoruz.Bundan zevk alıyoruz.Yakında bir kolayını bulup doğrudan doğruya fikir dölleri olarak dünyaya geleceğiz.

    Dostoyevski

  5. #5
    öfke adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    07-08-2009
    Mesajlar
    149
    Karizma Gücü
    3
    Alıntı Franchise tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Yeteneğin ne olduğu konusuyla başlayabilirdik.Ama bugünlerde yıldızı çok parlak bir konu...Yetenekli doğanlar, yetenek edinenler, yetenek ödünç alanlar başkalarının yetenekleri olup olmadığına karar verenler.Başkalarının yetenekleri üzerinden para kazanma konusunda yetrenekli olan tv programcıları, menajerler, reklamcılar, insan sahibi insanlar...

    Bildiğim şey şudur ki bir yeteneğe sahipseniz sır gibi saklamalısınız.Öyleki bir parçanız haline gelmeli...İnsanın kendisinden dahi sakladığı şeyler rüyalarının bir parçası haline gelir.Ve bu zaman zaman iyi bir şeydir.Yemek yeme yeteneğiniz varsa, rüyanızda bile yersiniz bu daha da obez yapabilir ya da kadınlara ilgi duyuyorsanız ama dini ya da ahlaki inançlarınız nedeniyle bastırıyorsanız yine aynı şekilde rüyanızda bile görürsünüz bu da sizi daha dindar yapar biraz bastırmak yeterli...Tıpkı tıkabasa dolmuş bir bavula kesin ihtiyacınız olacağını düşündüğünüz birkaç çorabı daha atıp sonra fermuarı kapamaya çalışmak gibi...Kapattığınızda o gerçek bir bavuldur ve muhtemelen hiç kullanılmayacak olan birsürü gereksiz şeyle dolu.

    Örnekleri bir kenara bırakacak olursam ve bu yazının hiç okunmayacağını düşünecek olursam, aslında şuan küfür bile edebilirim.Zaten bu sıralar burda kimse birşeyler okumuyor ve yinede kırmızı-yeşil renklerle ortalıkta gezebiliyor dünyanın her tarafında yetki sahibi olan insanların nasıl davrandığını hatırlayarak onları taklit ediyoruz.

    Pekala, söylemeye çalıştığım iki şey var.Bir yeteneği hayalgücü ya da rüyaya taşıma yoluyla var edebileceğimizi ama kökensiz değil elbette, ya da nasıl demek gerek.."uyarmak" yani geliştirebileceğimizi söylüyorum.Zaten ya geliştiriyorsunuzdur ya köreltiyorsunuzdur.Bazı durumlarda yok da edilebiliyor.Ama yeteneğe sahip olup olmadığını bilmeyen birisi herhangi bir şey kaybetmez.Onun çok fazla farkında olan birisi kaybedebilir.Çünkü onunla ne yapacağını bilemez, ya da doğası dışında tamamen saf bir niyetle geliştirmeye çalışır.Bu bazı meslek dallarında görülebilen bir durum...Ressamlarda, ilham gelsin diye bekleyen şairlerde...yazarlarda, çiğ yumurtayla beslenen ses sanatçılarında...Ve bir sürü sanatsal saçmalık.Ve şehir efsanesi...Sporcular için de "zorladıkça açılır" mantığı var tabi...

    Dolayısıyla yetenek doğamızda vardır.Herhangi bir yetenek.Kendi ödünç aldığınız enerjiyi hangi merkezle nereyle ne amaçla kullandığınıza göre şekilllendirirsiniz.Konuşmak bir yetenek olabilir.Bunun için temel olarak bazı şeylere ihtiyacınız vardır, ağız gibi,dudaklar gibi...Ama bu çok fazla kişide var ve herkes kafasından daha düşüncesi geçmeden konuşmaya başlıyor.Yani artık bir yetenek sayılmaz herkes yapabiliyor.O halde doğru konuşmak ya da iyi konuşmak, ya da anlattığınız şeylere veya ses tonunuza göre vs vs bu bir yetenek halini alabilir.
    Bir sporcu için de aynı şey geçerli.Veya sadece düşünmenin kendisi ve "nasıl" sorusuyla birlikte nasıl düşündüğünüzün kendisi bir yetenek olabilir.

    Dolayısıyla bu yumurtamı tavuktan tavuk mu yumurtadan sualerine gerek yoktur.Zaten kimsenin umrunda değil.

    En büyük yetenek hırs ve kendi çıkarlarını düşünmenin getirdiği birleşimdir.Tarih boyunca en büyük girdapları bu yarattı.Ve buna umarsızca sahip olanlar.Evet bir yetenektir.Size verilen bişeyleri kullanarak yapıyorsunuz.

    En büyüklerden biri...Bir tane daha var ama artık kimse kullanmıyor, bu aradığımız birşey.Hatta hırs sahiplerinin dahi...Sadece ne aradıklarını bilmeyenler hırs sahibi olma yeteneği geliştiriyor, öylesine bir hırs.Herhangi bir şeyi elde etmeye karşı.Mevkii,para,kadın,şöhret,meslek,salak sınavlarda başarı,devlette bir iş...En zavallısından en paralı ve en züppesine...Hırs aynı hırstır.Bu gerçek bir yeteneğin kullanılışı değil.Yeteneğin getirdiği bir şey değil.Hırslanmanın,hırs edinmenin yer kapma çabasının, nefretin, ayrıcalıklı olmak için dışlamanın, yermenin,umarsızlığın kendisi yetenek ediniliyor.

    İşte tam olarak ve fiziksel olarak üzerinde yaşadığımız dünyayı mahfeden ve yine fiziksel olarak da mahfeden şey bu.Doktorundan politikacısına kadar...Ne yaptığını bilmemek ve ne için yaptığını...

    Kendi başıma da mutluyum ama bu yaşadığım çağda birşeyi değiştirmemek ve değişime karşı gelişi izlemek bende yorgunluk yaratıyor.Bu asiliği,isyankarlığı öldüren bir zehir.Bitkinlik.Ve etrafınızı bitkinlerin tembellerin, zihinsel olarak bitmişlerin sarması.Hergün bir dolu fiziksel olarak yorucu da olabilecek iş yaparlar ama gerçek bir şey, hayata dair bir şey yapmaya gelince "evet haklısın ama yapabileceğimiz bir şey yok, elimizden bişey gelmez böyle gelmiş böyle gider" derler.
    Bitkinlik bulaşıcı bir hastalık.

    Ve gittiğim her yerde karşıma çıkıyor artık.Çocuklarımızı dahi böyle yetiştiriyoruz.Daha en baştan yaşlılar.Herkes Benjamin Button olarak doğuyor.Aslında güzel doğuyorlar sonra biz onlara uslu dur, rahat dur koşma oynama diyoruz.Ve 5 yaşına geldiklerinde de olası en kötü şey başlarına geliyor.Küçük insanlar için cezaevi zamanı...Okul.Yıllarca cezaevinde kaldıktan sonra şartlı tahliye oluyorsunuz ve askere gidiyorsunuz.Ve nihayet döndüğünüzde zavallı hayatınızı zavallı yetiştirilmiş bir kadınla birleştiriyor kendi zavallı tohumlarınızı serpiyorsunuz sonra aynı süreç devam ediyor.Zavallılar tarafından yönetilir,zavallılar tarafından muayene edilir ve zavallılar tarafından bişeyler öğretilmeye çalışılır.

    Saat 5'e yaklaşmıyor ve NBA maçını izlemeye aşşağı odaya iniyor olmasaydım yazının devamında yıkık tabloya rağmen "silkinin,uyanın en azından şimdi birlikte değişik bişey yapabiliriz" e getirebilirdim ama...Bilmiyorum yapar mıydım?!Dediğim gibi bitkinlik bulaşıcı ve zaten bunu okumuyorsunuz.Zira bu Allahın kutsadığı forumda kimse kalmadı.Kalanlarda bitkinler zaten.Muhtemelen avatarıma baktılar ve ilk cümleden sonrasını da okumadılar.Aslında ona da bakmadılar çünkü biz Felsefe bölümündeyiz.Buraya bitkinler bile gelmez.

    Ahh herneyse, iyi geceler.

    Yazının mükemmelliği için bişey demicem. Eklicek çıkarıcak bişey yok da, sadece sana özel bişeyi yazmak istiyorum. Tüm yazın boyunca şikayet ediyorsun, sahiden forumdan ne bekliyorsun. Seni okuyan insandan ne bekliyorsun. Kaç tane insan bulabileceğini umuyorsun. Ve gerçekten bulduklarının kıymetini biliyor musun? Yoksa sadece bilge kişi olarak yazmak mı istiyorsun? Benim anladığım kadarıyla franchise sadece bilge kişi olarak yazmak istiyor, hayranlık uyandırmak istiyor. Hayranlık uyandıracak çok fazla tarafın var o kısma da bişey demiyorum, ancak hayranlık uyandırdığın kişilere karşı susmak mı tüm amacın. Umarım anlayabildin, yazarken egoma ve gururuma yenik düşmüş hissi yaşadım ancak yine de bu mesajı yolluyorum. Belki de bu senle kurduğum son iletişim şansı olacak.
    kafama göre bir insan veya sadece onun hayalini arıyorum

  6. #6
    öfke adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    07-08-2009
    Mesajlar
    149
    Karizma Gücü
    3
    Egoma ve gururuma yenik düşmek yanlış bi tabir olmuş, daha ziyade onlara zıt gitmeye çalıştığımı ve yazarken zorlandığımı belirtmek istemiştim.
    kafama göre bir insan veya sadece onun hayalini arıyorum

  7. #7
    Kapatıldı Franchise adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-09-2005
    Mesajlar
    6,936
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    8
    Alıntı öfke tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Yazının mükemmelliği için bişey demicem. Eklicek çıkarıcak bişey yok da, sadece sana özel bişeyi yazmak istiyorum. Tüm yazın boyunca şikayet ediyorsun, sahiden forumdan ne bekliyorsun. Seni okuyan insandan ne bekliyorsun. Kaç tane insan bulabileceğini umuyorsun. Ve gerçekten bulduklarının kıymetini biliyor musun? Yoksa sadece bilge kişi olarak yazmak mı istiyorsun? Benim anladığım kadarıyla franchise sadece bilge kişi olarak yazmak istiyor, hayranlık uyandırmak istiyor. Hayranlık uyandıracak çok fazla tarafın var o kısma da bişey demiyorum, ancak hayranlık uyandırdığın kişilere karşı susmak mı tüm amacın. Umarım anlayabildin, yazarken egoma ve gururuma yenik düşmüş hissi yaşadım ancak yine de bu mesajı yolluyorum. Belki de bu senle kurduğum son iletişim şansı olacak.
    Son iletişim şansı... Bilmem gerçekten son şansın mı? Yakın gelecekte ölmeyi düşünmüyorsan dilediğin her zaman konuşabiliriz.Ben istekliyim.Gece ve gündüzüm yok her zaman herhangi bir konu hakkında konuşabiliriz.Sadece bazen meşgul olurum ve kabuğumdan uzun süre çıkmam belki böyle olduğum için "son" dedin.Ya da kişiliğimi sorgulayan "özel" bir soru sorduktan sonra aramızda mesafe yaratacağımı düşündün bunu istemem.Dediğim gibi ben çoraplarımı yıkarken, duş alırken ve ellerime krem sürdüğüm vakitler hariç her zaman konuşulabilir durumdayım

    Samimi olmak gerekirse, bilge kişi olarak yazmak...Amacını güttüğüm şey bu değil....hmm..
    Ve şimdi dürüst olmak gerekirse de evet zaten öyleyim.Dolayısıyla amaçlamıyorum.Gördüğün gibi ego ve gurur hakkında endişelenmeye gerek yok, ben onlardan yanayım.Onlarda yanlış olan bir şey yoktur.Sadece kendimize ve başkalarına zarar vermediğimizden emin olmalıyız.Gurur, ego, özel hissetme...Herhangi bir işi mükemmelliğe taşıyan şeylerdendir.Herhangi bir iş, her ne yapıyorsanız mükemmel ve kusursuz olacaksa bunlar içinde bulunmadan mümkün değil.Farklı kapılar açıyorlar.Bu yüzden bu anahtarlara ihtiyaç var.Ama her kas gücü bir karşıt vektöryel güçle desteklenmeli, dengelenmeli...Yoksa insan iki ayağının üzerinde dik duramazdı.Karın kasları sırt kaslarını dengeler, omurganın dik durabilmesi için gerekenlerden...Aynı şekilde sevgili dostum ego da işe yarayabilir.Göğsümü gere gere evet "ben zekiyim" dememe de yarayabilir, ya da bunun hakkında konuşmayı bir kenara bırakıp "ben bu gerçeği zaten biliyorum, ama o zeka bir vazo değilki ortada süs niyetine dursun, kullanacak bir alan yaratmalı ve onu harekete geçirecek işler yapmalıyım" düşüncesiyle hareket d edebilirim.

    İşte ancak böyle bir kullanımda ego benim işe yarayabilir.Varolan bir yeteneği bilme,anlama ve uygun kullanım.Bu varsa o zaman ego bir "öyle olduğunu zannetme" ya da başkasına kabul ettirme çabasından ibaret değildir.
    "Ben bilge kişiyim kabul et.Öyleyim kabul et ve anlaşalım iyi geçinelim" tabii bu böyle söylenmez bir şeyi düz soramazsınız, düş sorulan tek şey evlenme teklifi o da zaten cevabı bilindiğinde soruluyor.Peki nasıl yapılır?

    Benim bildiğim iki yolu var.İlki hiçbirşey yapmadan birşey yapıyormuş gibi görünmek ve herhangi bir konumda mevkii edinmek.Mesela okulunu okuyabilirsiniz ama bu sizi öğretmen yapmaz.Öğretmen olup mesleği yapabilirsiniz de ama bu sizi öyle yapmaz.Ama öyle bilinir öyle tanınırsınız.Başkalarına iş yaptıran öğretmenlere müdür denir.Gariptir ama en aşşağı kültür ve analyış seviyesine okul müdürleri sahiptir.Ve okulunuzda gerçekten anlayışlı ve sizi sseven bir öğretmeniniz varsa o da mutlaka onun emri altındadır ve hep biraz çekinir.

    Herneyse, herhangi bir gerçek meslek gurubunda veya insanın bulunduğu ve bir düzen kurduğu her yerede bu böyle oluyor.Aslında o şeyi yapmadan bilgeliğin,doktorluğun,öğretmenliğin herneyse o şeyin niteliğine sahip olmadan çevreye bunu kabul ettirecek bir konumda bulunmak.Köprüdeki ayı olmak.Bir bilet gişesindeki memur,bar girişindeki güvenlik, ya da devletin zirvesindeki bir bakan dahi olabilirsiniz.Bu sadece biraz şans ve biraz siyasi kartları doğru oynamakla ilgili.Ama asla yaptığınız işin niteliğine ve yine o işi insanlar için yaptığınız gerçeğinin verdiği anlayışa ulaşamazsınız.

    İkinci bir yol ise, gerçekten bir işi o nitelikle yaptığınızda çevreden size yan ürün olarak gelir.Amacınız bu değildi ama bu yan ürün oldu.İyi bir ses sanatçısısınız ve amacınız güzel şarkı söylemekti,duygularınızı ifade etmek ve aktarmak.İnsanları etkilediniz ve bir yan ürün olarak size bazı nitelikler geldi,çevreden geldi.

    Böyle bir şey de mümkün.Ama çevre iyi bir niteliği veya saygınlığı size verirken yine yanıladabilir.Ki bu da bizi ilk yola götürüyor.
    Ve başka bir ihtimal de çevrenin verdiği ünvanı sizden geri alması.Herzaman bu hakka sahiptir.Çünkü o verdi.

    Peki ben ne yapmaya çalışıyorum? Birinci yolu mu deniyorum ikinci yolu mu deniyorum.Amacım ne?Kendimi başkalarına bilge kişi olarak tanıtınca onlarda bunu er geç kabul edince bu sefere durumu bozmamak aslında sahip olmadığım bir niteliğin açığa çıkmasına izin vermemek için bu kez de onlarla samimi olma aşamasını onlara karşı suskunluğumla mı savuşturuyorum.

    Gerçek bir bilge miyim?Öyle mi tanınmak istiyorum bunu konuşabiliriz.Ama bir forumda Bunu yapmayacak kadar bunun gerçekte bir vakit kaybı olduğunu görecek kadar bilgeyim.En azından bu kadar. İşin aslı forum formatı gereği bir monologdayım.Her yazım aslında bir çeşit kendimle konuşmam oluyor ve bu herşeyde olduğu gibi avantaj ve dezavantaja sahip.Avantaj, siz okumaya gönüllü olursanız baştan sona sadece bir kişiden çıkma bir yazıyı(ve genelde uzun da oluyor,bişey yapmıyorum basitçe öyle oluyor) okursunuz ve bir ruh halşinden giriş yapar yeni telkinlerle yeni ruh hallerine şu kadarı kesindir ki reel de ve bedende yaşanılan ruh haline yukarı bir şuur haline götürür.Evet.Yine egom.Ama ne yaptığımı da biliyorum. Bir dezavantajı monolog yaptığınız için ister istemez konuyu açan ve kapayan konumundasınız karşılıklı konuşmadaki gibi bir akıcılığa sahip değildir, bu sebeple çok fazla açıklayıcı anlatım devreye giriyor "şu şudur,bu budur, şu böyledir" bu da göstermelik bir bilgiçlik taslama getirir.Yapmasanız dahi getirir.Diğer bir Dezavantajı yazıyı okurken bir anlık bişeyler koklayabilirsiniz ama ne yazıkki yeterli incelik ve duyarlılığa sahip olsanız bile iyi ve duygu aktarımı konusunda başarılı bir yazarı okurken herşey anlıktır ve siz onun ne demek istediğini tam olarak onun bedeninde yaşıyormuş gibi anlayabilirsiniz.Ama geçicidir.Bu noktada anlayışınız üstündür çünkü tam olarak kavradınız.Ama şimdi yapacak bişeyiniz yok.Yazı bitti,siz de bişey uyandı ama söndü peki şimdi?!
    En kestirme yol yazıdan etkilendiğinizi söylemek ve bir forumda yazmıyor olsaydı göremeyeceğiniz ve karşılığında cevap veremeyeceğiniz bir noktada daha genel bir basım noktasında( bir internet yazarı olarak değil) yazdığı için de basitçe yazara karşı hayranlık duymayı getirirdi.Ve o yazar favori yazarlarınızdan olurdu.Evet bvir sinema filmi gibi bir etki bıraktı ve bişeyleri sevdiğiniz hayranlık uyanması iyidir iç dünyanızı genişleyen bişeyler edinmişsinizdir,bişeyler çağrıştırdı hayalgücünüzde...Ama hepsi bu.İyidir yadırgamıyorum ama bu kadar.

    Seçenekler bunlar.Olayların akış noktaları bunlar.

    Peki bu gerçekleri görüyoruz ama ben forumda halen ne halt ediyorum,üstelik şikayet ettiğim bir yerde...Açıklayabileceğim bir neden: İlki yazmayı seviyorum,sevmesem devam etmezdim,bir iş yapıyorsanız herkes hayranlık duymaz bazıları nefret de duyar ve harekete geçer hakaret de eder.Başka şeyler de mümkün.Yazmayı sevmesem buna devam etmezdim.
    Birinin, Onun bana anlatmasını seviyorum, anlamayı seviyorum ve bir zihnin basitçe birşeylere ulaşabileceğini sadece yeni bir yaklaşım ve yeni bir ruh halini kavrayabileceğini onu tutabileceğini ve soğurabileceğini görmeyi seviyorum.Ve bunu yalnız yapmasını seviyorum.Ve bunun doğal olduğuna inanıyorum.Yıllanmış kitaplardan daha iyi bir şeyin, iki insan arasındaki diyalog olduğuna inanıyorum.Fiziksel bedenlerle de mümkün ama o zaman gerçekten samimiyete ihtiyacınız vardır ve bir de dikkat devreye giriyor.Biriyle konuşurken ona bişey anlatırken ya da o size bişey anlatırken dikkat kavramı herşeyi karıştırır.Gerçekten iletişim kurduğunuz ya da gerçekten söylemeye değer bişey söylediğiniz çok az an vardır.Önünüze gelen ilk kişiyle konuşun.Onun söylediklerini dinleyin aslında iletişim kurmuyordur,herşey sadece onay sorusudur ya da yanlış anlamadır, kendi kafasındaki çıkarımdır ve yeni bir anlayışa yer yoktur.Ama sizi yinede diyaloğa davet eder.Şimdi cevabınıza bakın.Onun söyledikleri zihninizde bir cevap oluşturdu siz kurmadınız kendiliğinden oluştu, şimdi o cevabın gerekliliğine bakın."Bunu söylersem ne işe yarayacak? bişeyi değiştirecek mi?" diye sorgulayın.Yanlış anlamaları düzeltmek dışında hiçbir işe yaramayan konuşmalarınız vardır.Yani sadece karşınızdakinin kafasında yıkım yaparsınız.O bişey zanneder siz onu yıkarsınız,bişey teklif eder aslında onay bekliyordur cevabı bellidir.Bunlar gerçek diyaloglar değil.Bu aklınıza geleni söze dökmeden önce sorguladığınız şeyi ilerletirseniz de...Daha az konuşmaya başlarsınız, buna sessizlik orucu dediler.Zamanında kullanılmış bir yöntemdir.Japon Zeninde üç kapı yöntemi kullanıldığını duymuştum, birşey söylemeden önce söyleyeceğiniz sözü üç kapıdan üç ayrı sorgulamadan geçirirsiniz.Ve bu sayede sözün gerekliliği,söylediğiniz kişi de yaratacağınız etki ve birçok şey önceden bilinebilir.Ben eski yöntemleri seviyorum.Bağlı kalmak gerekli değil ama denenmeye değer çok şey vardır.

    Yani daha az konuşur hale gelirsiniz.Bu kendiliğinden bir olgunluk getirir.Ve ruh halinizde kesin bir etki yaratır.Daha sakin, daha net görüşlü daha mantıklı...Daha soğuk.Daha gerekeni bilen ve yapan.Enerjiyi ekonomik ve yerine kullanan.
    Elbette her durum gibi avantaj ve dezavantajları var.
    Bazen öyle salakça bişey gelirki karşınıza sessiz kalırsınız.Çünkü sual gerçekten yanıtsız ve gerçekten saçmadır.Soran ne saçmaladığını bilmediğinden gözlerinize bakar ama siz soğuksunuzdur.Ve sabırla biraz da acıyarak ne yaptığını farketmesini beklersiniz.Farketmez.Cevap vermediğiniz için sizi garipser ve hakaret ettiğinizi düşünür.Gerçekten...Sövseniz daha az alınır.Çünkü böyle birşeyi daha önce test etti.Söverseniz bunu karşılayabilir ama sessiz kalırsanız.Bu kabullenilemez.Siz onun söylediği saçmalığa bir değer atfetmediniz.Kötü deseniz bile katlanabilirdi ama ankete katılmamak onay vermemek...Bu affedilebilir değil.Sonra siz suskunken bunu kabullenemez ve deliye döner, hakaret edebilir ya da vurabilir.

    Gerçek bir iletişim, duygularla olmalı.Ruh halleriyle olmalı,bedenle...Ama gariptir ki bedenler olduğunda da iletişim ıskalanıyor.Biri ağlıyor ama siz onunla ne yapacağınızı bilemez hale geliyorsunuz.Ve öğrendiğiniz şey göstermelik bir teselli etme olur, bunu uygularsınız.

    Yazmaya devam etmemin nedeni, yazarken de okurkende yalnız olmanız.Bu dikkat kavramını ortadan kaldırır sadece okumaya ve yazmaya gönüllülük yeterlidir.Çünkü sadece kelimeler var.Sadece anlatılan ve ortaya konulan var.Ama karşı karşıyayken, arkadaşınızın saçına burnuna bakarsınız ya da gözlerine, sonra gözlerine bakmanın rahatsız ettiğini düşünür başka yere bakarsınız sonra başka şeyler...Bu yüzden kitaplar iyi dostlardır diyorlar.Siz ilk defa anlatılanı dinleyebiliyorsunuz çünkü kaş göz burun eller yok.

    Bilge olarak atfedilmekle ilgilenmiyorum.Ne yaptığımı biliyorum bana bilge denilse de denilmese de umrumda değil.Farklı olduğum doğru çünkü bir tarzım var.Ama sizin de var.Herkesin bir tarzı var ve bu ona özel.Ne yaptığını bildiğinde ortaya koymak daha kolaydır sadece...Peki okuyandan ne bekliyorum.Temel olarak hiçbirşey derdim.Ama bişeyler var.İstek değil, ama olsaydı fena olmazdı.Öncelikle, bişeyler yapmak istiyorum.Ve bunu birlikte yapmak istiyorum bir platform kurmak.Büyük geniş,çağlar boyunca bütün insanların yarattığı şeyleri barındıran bir yer.Büyük bir düşünce arşivi...Bilim sanat felsefe din...Her alanda...Ve sonrasında bu ortam bu facebook twiter zırvasından daha faydalı bir hale gelebilir.Çünkü insanlar olacak.Dünyaya karşı sorumluluğu olan insanlar ve bilinmeyen şeyleri ortaya çıkarabilen insanlar.Bir internet sitesi basitçe Dünya diplomasisini sarsabiliyorsa bir internet sitesi milyonlarca kişiyi barındırabiliyor ama sadece birbirlerini ayartmak dışında kadın erkek ilişkilerini yozlaştırmak dışında bir işe yaramayabiliyor ama yinede etki edebiliyorsa bir internet sitesi sosyal bir hareketi ortaya çıkarabiliyorsa O zaman yine aynı şekilde devletler tarafından çökertilen bir dünyayı,fiziksel olarak mahfedilen bir dünyayı, adeta bütün doğasına, doğala, yediğiniz şeyden soluduğunuz havaya kadar adeta ırzına geçilmiş bütün bu doğayıda değiştirebilir.Bir şuur yaratabilir.Gerçek bir tane...Kollektif...Küresel.Ama yinede bireysel.

    Çünkü Halkları yaratan şey birer birer insanlardır.Toplum, insanın doğduğuna pişman olduğu bir yer yaratmak ve buna devam etmek zorunda değil.Çünkü hepimiz aslında yararlı bişey yapmak niyetindeyiz.Öldüğümüzde dahi doğanın bir parçası haline geleceğiz.Toprağa havaya karışacağız.Ondan geldik ve dönüş yine ona olacak.Cennete gerek yok.Gidecek başka bir yere gerek yok gelip gidilen tek yer burası.Başka yer yok.O halde o hayali kurulan cenneti biz burda halihazırda varolan ve varolduğu tartışılamayacak kadar gerçek olan bu dünyada yaratabiliriz.
    Doğal bir biçimde...Doğada...Ve o zaman insan hayatın gizemine dair bişeyler öğrenebilir.Kendisine dair.Şuuruna dair.Ve kendi çocuklarının gelişimini saçma şeylerle toplumsal davalarla önlemez.Onlara yük olmaz.Her alanda gelişimlerine katkıda bulunur.Dünyaya bakın.Sadece ortalama zihinler göreceksiniz.İşini iyi yapan birisini de bilge veya burnu havada bir sanatçı ya da biraz şikin olarak adlandıracaksınız ancak...Ancak Ortalama zekaların olduğu yerde bu garipsenir.Çünkü bir forumda herkes gelip sıradan bişeylerden bahsedebilir yazabilir.Ama birisi bilge numarası yapıyor.Bu alışılmadık. (:

    Meydanlarda çıkıp konuşmak, tarikat kurmak gizli örgütler kurmak.Devletlerin silahları polisleri askerleri...TV lerde konuşmak...Bunlar yeni dünyada yok. Susturulamayacak ve durdurulamayacak yer burası...Aslında gerçekte varolmayan yer "internet". Düşünceler ve imajlar dünyası zihin dünyası...Ve etki eden bu...Artık televizyonlar yok,internet varken yok,politikalar artık meydanlarda olmayacak.Yeni dünyada burası var.

    O halde burayı dünyayı biraz daha mahfetmek ve insanın kendi sonunu getirmesi için kullanabiliriz.Ve toplumu daha da hastalıklı hale getirmek için...Ya da tam tersi...Gerçek, doğru ve kararlı, bitkin olmayan canlı...Ve gerçekten yaşayan her varlığa saygılı bir düşünce içinde cenneti bu dünyada yaratabiliriz.Şimdi bikaç bitkin "hayal bunlar böyle gelmiş böyle gider" diyecektir.Onlar sürüklenen yapraklar gibi, rüzgar nereye eserse oraya gitmeye mahkumlar çünkü enerjileri yok.Canlı değiller.

    Varlıkları varoldukları için seven ve kıymetlerini bilen bir anlayış da yalnızca zihin de yaratılabilir.Bu yüzden düşünsel dünya mühimdir çünkü bedenlere baktığınızda saygı duyamazsınız.Aslında gerçek budur saygı duyarsınız ve duymalısınız çünkü o kutsal bişey ama duyamazsınız bedenler size çok fazla...hmmm... yok edilebilir ölebilir gelir. Karşınızda gerçek kararlılığı olan birisinin bile bedeni çok ölümlü gelir.Ama düşünceler öyle değildir.Bu sebeple gerçeği görebilmek için doğru bir yaklaşım ve doğru bir zihinsel tutum kararlılık burda oluşturulabilir.Varlıklara ve canlıya saygı bir kez zihinde oluştuğunda yapılan herşeyi kökünden değiştirecektir.Bu sevgiyi getirir çünkü aynıyız.Çünkü doğduğumuz yer aynı, ve döneceğimiz yer aynı aynı enerji aynı doğa...Aynı varoluş...İçine etmeye gerek yok.İnsan, gibi bir varlık oluşmak için milyon yıl bekledi.

    Milyonlarca yıl ve canlılığın zirvesindeyiz.Bu kutsal bişeydir.Doğa bunun için milyonlarca yıl geçirdi.O bekleyebiliyor.Çünkü sonsuz.Onun için önemi yok.Bir ağaç dahi 100 lerce yıl yaşayabiliyor ama insan ömrü işe yarar ömrü sadece 55-60 yıl.Onu da rezil bir toplulukta geçiriyor.Şu işe bakın.Varoluşun zirvesi doğduğuna pişman.Yaşadığı 50 yıl onu da pişman yaşıyor.

    Buna katlanmak zorunda değiliz.Değiştirilebilir.Beklenedebilir.Doğa bekler ve değiştirecdektir ama o önemsemez.Yok olmanızı varolmanızı zaten kendisi var.Bunu önemsemez sizin kurduğunuz yapıları.Yapacaklalrınızı hiç başlamadığınız iyi bişeyler yaratma fikirlerinizi...Milyar yıl daha bekleyebilir.Ve biz iyi bişeyler olacağını sadece umabiliriz.

    Yapmak istediğim, beklediğim şey budur.Kimse yanaşmadığında suskun kalmam doğal.Çünkü zorlayamam.Hayranlık uyandıracak bişey söylediğimde dahi zorlayamam.Bu tutkunun, bu ateşin, bu kararlılığın hissedilmesi ve yayılması gerekli.Neler yapabileceğimizi ve kudretimizi bilmiyoruz, farkında bile değiliz.
    Bu mesaj en son " 22.01.11 " tarihinde saat 21:24 itibariyle Franchise tarafından düzenlenmiştir... Neden: imla

  8. #8
    Ya yapma Yada pişman olma guralkan adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    02-09-2010
    Mesajlar
    1,451
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    2
    Kusura bakmayın ama dostlar, ana konu biraz dağılmış gibi geldi bana

    Evet son yıllarda yapılan araştırmalara göre, yeteneğin değil, konu üzerine yapılan eğitim ve öğretimin üzerinde durulmakta. Hatta bazı bilim adamlarının deneysel sonuçları var yayınladıkları. Tüm bunlara rağmen, ben esas'ta yanıldıklarını ve yeteneğin genlerde ve yaradılışsal olarak (siz başka isim verebilirsiniz) geldiğini düşünüyor ve inanıyorum.

    Tabi doğuştan bir konuda yetenekli olmak, asla o konuda başarılı (gerçi başarı da göreceli ama) olmayı gerektirmiyor. Çünkü başarılı olmak için başka hasletlerin de olması gerekiyor ki bu hasletler de aslında yaradılışsal. Mesela yeteneğin olduğu konuya ilgi de duyman gerekiyor, o konu üzerine çok çalışman, eğitim ve öğretim alman gerekiyor, gerçekten hayatının, zamanının önemli bir bölümünü bu konuya ayırman gerekiyor... İşte bütün bunlar da siz de var olması gereken karakteristik özellikler ve bunlar kolayına sonradan kazanılmıyor. Hal durum böyle olunca, yani tüm özellikleri üzerinde barıdıran kişi çıkmayınca, bunları optimum da sağlayan kişiye, işi en iyi başarıyor gözüyle bakılıyor ve bu kişi bazı zamanlar esas doğuştan yetenekli olan kişi olmayabiliyor (nedense çoğu zaman olmuyor çünkü konuya yeteneği olan, yeteneğe sahip olduğunu bildiğinden ve sahip olmak insanı rahavete ve bıkkınlığa sürüklediğinden, konuda başarılı olanlar yetenekli olanlar değil, çok isteyenler ve diğer vasıflara sahip kişiler oluyor).

    Genler mi, aile mi, çevre mi, okul mu sorusu çok uzun yıllardır, okul yıllarının müsamerelerinden beri tartışma konusudur. Size şunu söyleyebilirim ki; aynı anne baba, çevre,okul,öğretmen...'e sahip iki kardeşin (çift yumurta ikizi) karakterlerinin, ilgi alanlarının,yeteneklerinin... birbirinden neredeyse tamamen farklı olduğuna şahilik etmişliğim vardır.
    Evet elbetteki, çevre, okul, aile, eğitim, öğretim çok önemli ama bana göre temelde, yaradılışsal/genetik özellikler var. Evet farklı bir çevrede, ailede.... 'de çocuk farklı bir alanda yetenek gösterebilir ama, bu bireyin o ortam sebebi ile olmayanı yarattığı değil, var olanı ortaya daha kolay çıkarttığı bir durumdur benim düşünceme göre.

    Sevgilerimle


  9. #9
    E-posta Aktivasyonu Bekliyor
    Kayıt Tarihi
    12-01-2008
    Mesajlar
    1,365
    Karizma Gücü
    0
    Bazı insanlar doğuştan gelen avantajlara sahip olabilirler, bunlar birer potansiyeldir kuşkusuz, fakat açığa çıkmadıkça buna yetenek denilebilir mi?

    Bazı özel insanlar yeteneklerini kendi oluşturur, ama çoğunlukla şartlar insanları şekillendirir ve yetenekler ortaya çıkar.Öyle ya da böyle yetenekli doğulmaz yetenekli olunur.

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. En Yetenekli/Sevimli Cocuk Oyuncu ?
    2006 Konuları bölümünde GOL11 tarafından açılmış
    Yanıt: 2
    Son Mesaj: 26.02.06, 14:58

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •