Franchise tarafından gönderildi.
Yeteneğin ne olduğu konusuyla başlayabilirdik.Ama bugünlerde yıldızı çok parlak bir konu...Yetenekli doğanlar, yetenek edinenler, yetenek ödünç alanlar başkalarının yetenekleri olup olmadığına karar verenler.Başkalarının yetenekleri üzerinden para kazanma konusunda yetrenekli olan tv programcıları, menajerler, reklamcılar, insan sahibi insanlar...
Bildiğim şey şudur ki bir yeteneğe sahipseniz sır gibi saklamalısınız.Öyleki bir parçanız haline gelmeli...İnsanın kendisinden dahi sakladığı şeyler rüyalarının bir parçası haline gelir.Ve bu zaman zaman iyi bir şeydir.Yemek yeme yeteneğiniz varsa, rüyanızda bile yersiniz bu daha da obez yapabilir ya da kadınlara ilgi duyuyorsanız ama dini ya da ahlaki inançlarınız nedeniyle bastırıyorsanız yine aynı şekilde rüyanızda bile görürsünüz bu da sizi daha dindar yapar biraz bastırmak yeterli...Tıpkı tıkabasa dolmuş bir bavula kesin ihtiyacınız olacağını düşündüğünüz birkaç çorabı daha atıp sonra fermuarı kapamaya çalışmak gibi...Kapattığınızda o gerçek bir bavuldur ve muhtemelen hiç kullanılmayacak olan birsürü gereksiz şeyle dolu.
Örnekleri bir kenara bırakacak olursam ve bu yazının hiç okunmayacağını düşünecek olursam, aslında şuan küfür bile edebilirim.Zaten bu sıralar burda kimse birşeyler okumuyor ve yinede kırmızı-yeşil renklerle ortalıkta gezebiliyor dünyanın her tarafında yetki sahibi olan insanların nasıl davrandığını hatırlayarak onları taklit ediyoruz.
Pekala, söylemeye çalıştığım iki şey var.Bir yeteneği hayalgücü ya da rüyaya taşıma yoluyla var edebileceğimizi ama kökensiz değil elbette, ya da nasıl demek gerek.."uyarmak" yani geliştirebileceğimizi söylüyorum.Zaten ya geliştiriyorsunuzdur ya köreltiyorsunuzdur.Bazı durumlarda yok da edilebiliyor.Ama yeteneğe sahip olup olmadığını bilmeyen birisi herhangi bir şey kaybetmez.Onun çok fazla farkında olan birisi kaybedebilir.Çünkü onunla ne yapacağını bilemez, ya da doğası dışında tamamen saf bir niyetle geliştirmeye çalışır.Bu bazı meslek dallarında görülebilen bir durum...Ressamlarda, ilham gelsin diye bekleyen şairlerde...yazarlarda, çiğ yumurtayla beslenen ses sanatçılarında...Ve bir sürü sanatsal saçmalık.Ve şehir efsanesi...Sporcular için de "zorladıkça açılır" mantığı var tabi...
Dolayısıyla yetenek doğamızda vardır.Herhangi bir yetenek.Kendi ödünç aldığınız enerjiyi hangi merkezle nereyle ne amaçla kullandığınıza göre şekilllendirirsiniz.Konuşmak bir yetenek olabilir.Bunun için temel olarak bazı şeylere ihtiyacınız vardır, ağız gibi,dudaklar gibi...Ama bu çok fazla kişide var ve herkes kafasından daha düşüncesi geçmeden konuşmaya başlıyor.Yani artık bir yetenek sayılmaz herkes yapabiliyor.O halde doğru konuşmak ya da iyi konuşmak, ya da anlattığınız şeylere veya ses tonunuza göre vs vs bu bir yetenek halini alabilir.
Bir sporcu için de aynı şey geçerli.Veya sadece düşünmenin kendisi ve "nasıl" sorusuyla birlikte nasıl düşündüğünüzün kendisi bir yetenek olabilir.
Dolayısıyla bu yumurtamı tavuktan tavuk mu yumurtadan sualerine gerek yoktur.Zaten kimsenin umrunda değil.
En büyük yetenek hırs ve kendi çıkarlarını düşünmenin getirdiği birleşimdir.Tarih boyunca en büyük girdapları bu yarattı.Ve buna umarsızca sahip olanlar.Evet bir yetenektir.Size verilen bişeyleri kullanarak yapıyorsunuz.
En büyüklerden biri...Bir tane daha var ama artık kimse kullanmıyor, bu aradığımız birşey.Hatta hırs sahiplerinin dahi...Sadece ne aradıklarını bilmeyenler hırs sahibi olma yeteneği geliştiriyor, öylesine bir hırs.Herhangi bir şeyi elde etmeye karşı.Mevkii,para,kadın,şöhret,meslek,salak sınavlarda başarı,devlette bir iş...En zavallısından en paralı ve en züppesine...Hırs aynı hırstır.Bu gerçek bir yeteneğin kullanılışı değil.Yeteneğin getirdiği bir şey değil.Hırslanmanın,hırs edinmenin yer kapma çabasının, nefretin, ayrıcalıklı olmak için dışlamanın, yermenin,umarsızlığın kendisi yetenek ediniliyor.
İşte tam olarak ve fiziksel olarak üzerinde yaşadığımız dünyayı mahfeden ve yine fiziksel olarak da mahfeden şey bu.Doktorundan politikacısına kadar...Ne yaptığını bilmemek ve ne için yaptığını...
Kendi başıma da mutluyum ama bu yaşadığım çağda birşeyi değiştirmemek ve değişime karşı gelişi izlemek bende yorgunluk yaratıyor.Bu asiliği,isyankarlığı öldüren bir zehir.Bitkinlik.Ve etrafınızı bitkinlerin tembellerin, zihinsel olarak bitmişlerin sarması.Hergün bir dolu fiziksel olarak yorucu da olabilecek iş yaparlar ama gerçek bir şey, hayata dair bir şey yapmaya gelince "evet haklısın ama yapabileceğimiz bir şey yok, elimizden bişey gelmez böyle gelmiş böyle gider" derler.
Bitkinlik bulaşıcı bir hastalık.
Ve gittiğim her yerde karşıma çıkıyor artık.Çocuklarımızı dahi böyle yetiştiriyoruz.Daha en baştan yaşlılar.Herkes Benjamin Button olarak doğuyor.Aslında güzel doğuyorlar sonra biz onlara uslu dur, rahat dur koşma oynama diyoruz.Ve 5 yaşına geldiklerinde de olası en kötü şey başlarına geliyor.Küçük insanlar için cezaevi zamanı...Okul.Yıllarca cezaevinde kaldıktan sonra şartlı tahliye oluyorsunuz ve askere gidiyorsunuz.Ve nihayet döndüğünüzde zavallı hayatınızı zavallı yetiştirilmiş bir kadınla birleştiriyor kendi zavallı tohumlarınızı serpiyorsunuz sonra aynı süreç devam ediyor.Zavallılar tarafından yönetilir,zavallılar tarafından muayene edilir ve zavallılar tarafından bişeyler öğretilmeye çalışılır.
Saat 5'e yaklaşmıyor ve NBA maçını izlemeye aşşağı odaya iniyor olmasaydım yazının devamında yıkık tabloya rağmen "silkinin,uyanın en azından şimdi birlikte değişik bişey yapabiliriz" e getirebilirdim ama...Bilmiyorum yapar mıydım?!Dediğim gibi bitkinlik bulaşıcı ve zaten bunu okumuyorsunuz.Zira bu Allahın kutsadığı forumda kimse kalmadı.Kalanlarda bitkinler zaten.Muhtemelen avatarıma baktılar ve ilk cümleden sonrasını da okumadılar.Aslında ona da bakmadılar çünkü biz Felsefe bölümündeyiz.Buraya bitkinler bile gelmez.
Ahh herneyse, iyi geceler.