• Reklam
3 sonuçtan 1 --- 3 arası gösteriliyor
  1. #1
    Nesl-i Cedit adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    28-02-2010
    Mesajlar
    343
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    3

    Gözkırp Allah niçin kullarını bir yaratmadı? Kimini kör, kimisini topal olarak yarattı?

    1- Allah mülk sahibidir. Mülkünde istediği gibi tasarruf eder. Kimse O'na karışamaz ve O'nun îcâdına müdâhale edemez. Senin zerratını yaratan, terkibini düzenleyip insanî hüviyeti bahşeden Allah'tır (c.c). Sen bunları sana lûtfeden Allah'a daha evvel birşey vermemişsin ki, O'nun karşısında bir hak iddia edebilesin..

    Eğer sen, sana verilenler mukâbilinde Allah'a bir şey vermiş olsaydın, "Bir göz değil iki göz ver, bir el değil iki el ver!" gibi iddialarda bulunmaya; "Niye iki tane değil de bir ayak verdin?" diye îtiraz etmeye belki hakkın olurdu. Halbuki sen Allah'a (c.c) bir şey vermemişsin ki -Hâşâ ve Kellâ O'na adaletsizlik isnadında bulunasın. Haksızlık, ödenmeyen bir haktan gelir. Senin O'na karşı ne hakkın var ki yerine getirilmedi de haksızlık irtikab edildi!..

    Allah-u Teâlâ hazretleri seni yokluktan çıkarıp var etmiş: hem de insan olarak... Dikkat etsen; senin dûnunda birçok mahlûkat var ki, pekâlâ onlara bakıp nelere mazhar olduğunu düşünebilirsin.

    2- Cenâb-ı Allah, ba'zen insan'ın ayağını alır; onun karşılığında ahirette pekçok şey verir. Ayağını almakla o kimseye aczini, zaafını, fakrını hissettirir. Kalbini kendisine çevirtip, o insanın duygularına inkişaf verirse, çok az birşey almakla, pek çok şeyler vermiş olur. Demek ki zâhiren olmasa bile, hakikatda bu ona, Allah'ın lûtfunun ifâdesidir. Tıpkı şehid edip cenneti vermesi gibi... Bir insan, muharebede şehid olur. Bu şehâdetle mahkeme-i Kübrâ ve Allah'ın huzurunda, sıddîkların, sâlihlerin gıpta edeceği bir makama yükselir. Onu gören başkaları "Keşke Allah bize de harp meydanında şehâdet nasip etseydi" derler. Binâenaleyh, böyle bir insan parça parça da olsa çok şey kaybetmiş sayılmaz. Belki aldığı şey ona nisbeten çok daha büyüktür.

    Çok nâdir olarak, bazı kimseler, bu mevzûda küskünlük, kırgınlık, bedbinlik ve aşağılık duygusu ile inhiraf etseler bile, pek çok kimselerde bu kabil eksiklikler, daha fazla, Allah'a teveccühe vesile olmuştur. Bu itibarla haşarât-ı muzırra nev'inden bir kısım kimselerin, bu meseledeki kayıplarının serrişte edilmesi yerinde değildir. Bu mevzûda esas olan, ebede namzet insanların ruhlarında o âleme âit iştiyâkı uyarmakdır. Bu ârızalıda, ârızaların itmesiyle Hakk'a teveccühü; başkalarında da ondan ibret alarak kanatlanmaları şeklinde kendini gösteriyorsa, maksada uygun ve hikmetlidir.

    "Her işte hikmeti vardır, Abes fiil işlemez Allah. . "

    Hz.İ. Hakkı

    M.Fethullah Gülen(Asrın getirdiği tereddütler-1)
    "Siyasî, gayrisiyasî bir kısım düşüncelere angaje olmuş insanların evrensel değerleri anlayıp onlara sahip olmaları mümkün değildir. Açık bir zihin, engin bir his ve salim bir mantıktan mahrum olan bu dimağlar, âdeta kapalı kapılar arkasında mahpus ve ışığın zerresinin dahi sızmadığı panjurlarla çepeçevredirler. "

  2. #2
    RAMAZAN TOPTAŞ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-07-2009
    Mesajlar
    9,424
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    4
    SORU : Yaratma işini nasıl yaptı ve bunu neden bu şekilde yaptı?
    CEVAP : Her türlü maddeyi yarattı ve bunlara kudretini kullanarak özellikler verdi. Atom sayıları, elektron sayıları, katı-sıvı-gaz özellikleri ve bu özelliklere geçiş koşulları ile matematik kanunları gibi birçok bilimsel veriyi ALLAH yaratmıştır. Bilim insanları da bunları keşifler sonucunda bulmakta ve bunların hiçbir zaman sabit koşullar altında değişmediğini görmektedirler. Yani ALLAH, ın koymuş olduğu kurallar hiçbir zaman değişmemektedir.

    YASİN
    78 – Nasıl yaratıldığını unutarak, bir de misâl fırlattı Bize:“O çürümüş kemikleri kim diriltecek!” diye.
    79 – De ki: “Onları ilk defa yaratan diriltir, hem O, yaratmanın her türlüsünü bilir.”

    FETİH SURESİ
    23 – Allah’ın öteden beri câri olan kanunu budur. Ve sen Allah’ın nizamında hiçbir değişiklik bulamazsın.

    Bu maddelerin birbirleri ile etkileşimler sonucunda var olan her şey yaratılmıştır.
    Bu yaratılma işlemini insanın ve hayvanlarda bulunan kromozom şifresi gibi kâinatın da bir şifresinin olduğu ve bir plan çerçevesince fizik, kimya, matematik vb. kurallar içerisinde bulunan olasılık hesapları dâhil bilinen ve bilinmeyen Âdem atamızın bir bölümünü söylediği cisimlerin ve eşyaların isimleri (özellikleri) içinde her türden varlığın yaratıldığı kanaatindeyim. Bu yaratılma bize tesadüf gibi gelmekte ancak unutmamak gerekir ki tesadüflerin yaratıcısı da ALLAH tır.

    ENFAL SURESİ
    42 – Hani Bedir savaşı günü ey Müslümanlar, Siz vadinin yakın kenarında idiniz, onlar da uzak tarafında idiler! Kervan ise sizden daha aşağıda (deniz sahilinde) idi.Eğer sözleşmiş olsaydınız dahi, sözleştiğiniz vakitte öyle buluşamazdınız.Fakat Allah, takdir ettiği bir işi yerine getirmek için, sizi böyle buluşturdu ki helâk olan, bir delile göre helâk olsun, yaşayan da bir delile göre yaşasın.Çünkü Allah her şeyi hakkıyla işitir ve bilir. [6,122]

    Bu yaratma işlemi aynı bir çocuğun gelişimi gibi zaman içerisinde değişim-gelişim süreci içinde gelişmiştir. Bunu sağlamak içinde ALLAH yarattığı her türden varlığın doğumunu ve ölümünü yaratmıştır.

    RA’D SURESİ
    8 – İşte O Allah’tır ki her bir dişinin neye gebe olduğunu, karnında ne taşıdığını, ve rahimlerin neleri eksik bırakıp, artırdığını bilir. Doğrusu O’nun katında her şey bir ölçü iledir. [23,13-14; 39,6; 53,32]
    Bu ayette açıkça gelişim ve değişimin rahimlerde gerçekleştirildiğinin bir kanıtıdır. Adem ve İsa Peygamberimiz ve Hava anamızın yaratılması da bu şekilde rahimlerde yapılan değişiklik şeklinde oluşturulmuştur. Aynı şekilde günümüzde de hamile kalan her türden anneler değişik veya farklı canlılar dünyaya getirmektedirler. Geçtiğimiz günlerde bir koyunun bir yerinden hücre alınarak kopya oluşturulması aynı İsa peygamberimizin babasız anne karnına konması gibidir. Kopyalanan koyunun babası yoktur. İsa Peygamberinde babası yoktur. Adem peygamberinde babası yoktur ve bu kuran-ı Kerim’de açıklanmıştır.
    ENBİYA
    30 – Hakkı, inkâr edenler görüp bilmediler mi ki göklerle yer bitişik (bir bütün) idi, onları Biz ayırdık, hayatı olan her şeyi sudan yaptık. Hâlâ inanmayacaklar mı?
    A'LA
    2-3 – O seni yaratıp, mükemmel yaratılış vereni!O her canlıyı bir ölçüye göre yapıp hayatının devamını, sağlayacak yolları göstereni!
    SECDE
    7 – Yarattığı her şeyi güzel ve muhkem yapıp insanı ilkin çamurdan yarattı.

    ALİ-İMRAN
    59 – Allah yanında Îsâ’nın durumu, aynen Âdem’in durumu gibidir. Allah Âdem’i topraktan yaratıp “ol” dedi, o da derhal oluverdi.

    Bu Kuran-ı Kerimim 1400 yıl öncesinden haber verdiği bir mucizedir. Bu olayda Kuranda İlkin yaratığımız gibi sizi tekrar yaratacağız ve bize döndürüleceksiniz denilmektedir bu olay aynı zamanda tekrar yaratılışın nasıl olacağına dair bir işaret bir örnektir ve Kuran-ı Kerimden gelen bir mucizedir. Kuran-ı Kerimde bu durum peygamberimize açıklanmış ve Kuran-ı Kerim’in bir mucize olduğu belirtilmiştir. Yalnız buraya bir ekleme yapmak istiyorum. Yeniden yaradılış neden sonuç ilişkisine dayandırılarak gelişim ve değişim içinde olmayacaktır. Çünkü bunun iki nedeni var. Birincisi ALLAH Sizi tekrar yaratmam daha kolay olacak diye Kuran’da ayet vardır. İkinci neden ise artık insanlar teste tabi tutulmuş ve sınav sonuçlanmış olduğundan, ALLAH yeniden yaratma işini yaparken nedensellik ilkesinin arkasına neden saklansın gerek yok, o nedenle yaratma işlemi alenen olacaktır. Yani ruhumuz et ve kemikle kaplayarak tekrar yaratılacağız.

    Eğer bu şekilde olmasaydı bütün insanların özellikleri aynı olurdu zekâ seviyeleri renkleri boyları zevkleri yetenekleri aynı olması gerekirdi zira hayvanlarda da aynı olması gerekirdi. Demek ki değişim ve gelişimi bu şekilde yaratmak için Allah böyle yapmıştır. Değişim ve gelişim neden-sonuç ilişkisinin bir sonucudur. Neden sonuç ilişkisi bizi Allah’ın varlığına bağlar. Allah’ta yarattıklarını böyle kendisine bağlayarak yaratığı her varlığın kendisine dönüşünü bu şekilde sağlayacaktır. Ölümü ve doğumu bu nedenle yaratmıştır.

    VAKIA

    58-59 – Şimdi düşünsenize o akıttığınız meniyi! Onu yaratıp insan haline getiren siz misiniz, yoksa Biz miyiz?
    60-61 – Aranızda ölümü Biz takdir ettik. Sizi yok edip yerinize benzerlerinizi getirmeyi ve sizi bilemeyeceğiniz bir biçimde ve vasıfta yaratmayı dilersek, Bize mani olacak hiçbir güç yoktur.
    62 – Siz ilk yaratmayı pek iyi biliyorsunuz, artık düşünüp ibret almanız gerekmez mi? [30,27; 19,67; 36,77-79; 75,36-40]
    63-64 – Ektiğiniz tohuma baksanıza! Siz mi onu yetiştiriyorsunuz Biz mi?
    65 – Eğer isteseydik onu kuru çöp haline getirirdik, siz de şaşıp kalır, pişman olurdunuz:

    Eğer doğumu yaratıp ta ölümü yaratmasaydı yaratmış olduğu hiçbir varlık kendisine dönmeyecekti. Bizler Âdem atamızı ve ondan önceki canlı varlıkları da görebilecektik ve şöyle diyecektik bizi yaratan anne ve babalarımızdır. Zaten bizim için ölüm yoktur bile diyemeyecektik çünkü ölüm nedir bilmeyecektik. Böyle bir dünya bizim için asıl dünya olacaktı yani şu anda inandığımız öbür dünya bizim için asıl dünya olacaktı ve bu düşüncelerimizde haklıda olacaktık. Bir düşünün doğuyorsunuz ve yaşıyorsunuz ölüm nasıl olur düşünemiyorsunuz bile. Böyle bir dünya da yaşarken Allah’ın varlığına ihtiyaç duyar mıydık? Böyle bir dünya da ölüm olmadığına göre ölümü oluşturan nedenlerde olmayacağından herhalde hayatımız çizgi film kahramanlarının hayatı gibi olurdu. Yani yaşantımızda neden sonuç ilişkisi olmazdı. Böyle bir dünyada Bizlerde bir şeyi yaparken yaptığımız şeyleri neden sonuç ilişkisine bağlayamaz aynı çizgi film kahramanlarının yaptığı gibi çizerdik onlarda biz gibi neden sonuç ilişkisi olmadan yaşamaya başlarlardı. Beklide onlarda aynı şekilde bir şeyler yaparak herkes kendi dünyasını oluştururdu ki o zamanda bak ben yaratabiliyorum diyebilirlerdi. Her yaratılan bunu söylerdi. Böyle bir dünyanın zaman kavramı nasıl olurdu bunu düşünemiyorum bile Artık siz düşünün ne kadar karışık bir durum olduğunu
    CASİYE SURESİ
    24 – Âhireti inkâr eden kâfirler bir de şöyle dediler: “Hayat, sadece bu dünyada yaşadığımız hayattan ibarettir: Ölürüz, yaşarız. Bizi yalnız zamanın akışı helâk eder.”Aslında, buna dair hiçbir kesin bilgileri yoktur, onlar sadece zanlarıyla böyle söylüyorlar.

    İşte Allah bütün yaratılan varlıkların varlık nedenlerini kendisine dayandırabilmeleri ve kendisini görmeden inanmaları için böyle neden sonuç ilişkisi içinde ölümü, değişim ve gelişimi sağlamak için yaratmıştır.

    Gelişim ve değişim günümüz koşullarında insanlar tarafından hızlandırılmıştır. Günümüzde buna genetik bilimi denmektedir. Bu bilim dalı doğanın milyarlarca yılda yaptığını çok kısa sürelerde yapmaktadır. Bu işlemi insanların yapması sonucu değiştirmemektedir. Neden-sonuç ilişkisi içerisinde bu değişimi yine ALLAH yapmaktadır. Çünkü biz bu işleri yaparken Allah’ın koymuş olduğu matematik, fizik, kimya vb. kuralları dışına çıkmadan yapmaktayız. Zaten bu kuralların dışına çıkmamızda mümkün değildir.

    Kominizim döneminde yıllarca gelişim ve değişimin doğa tarafından yapıldığı ispatlanmaya çalışılmış ve başarılı olunamamıştır. Aslında bu işlemi doğa yapmaktadır ancak neden sonuç ilişkisi içerisinde uzun yıllarda yapmaktadır. Bu durumu köminizmin ileri gelen siyasi ve bilim adamları hemen istemişlerdir. Çünkü bu şahıslar ölümlü olduklarından kendi yaşantıları içerisinde bu durumu görmek istemişlerdir. Ama Koministleride yaratan ALLAH’ ın bu şekilde bir zaman sorunu yoktur. Zaten bizim içinde bulunduğumuz zamanı yaratanda kendisidir.
    Kominisler belki şöyle deneselerdi olurdu Sibirya ovasına en yakın olan tarlaların buğday tohumlarından alınarak kuzeye doğru yavaş yavaş çıkılarak yapılsaydı olabilirdi. Aynı Anadolu insanının koyun neslini geliştirmek için en iyi erkek tokluyu seçerek damızlık yapmaları gibi, bu işlemi asırlardır doğada yaşayan hayvanlarda yapmaktadırlar. Bu günlerde insanlarda siperm bankası kurarak yapmaya başlamışlardır ve bu durum gitgide yaygınlaşacaktır.

    Komünistler bunu hemen istemişler ancak bu amaçlarına ulaşamamışlardır. Bu amaçla buğday tohumları soğuk suda bekletilerek Sibirya ovalarına ekilmiş ve bütün tohumlar yıllarca telef olmuş sonunda Amerika devletinden getirilmiş olan melezleme tekniği ile üretilmiş buğday tohumu ekilerek başarılı olunmuştur. İşte bu melezlenmiş buğday tohumun darwin’ in yaptığı değişim ve gelişim teorisine bir örnek teşkil etmektedir. Ama kominisler bunun farkına varamamışlardır. Boş yere insanların ölümlerine sebep olmuşlardır. Amerikalıların yaptığı neden-sonuç ilişkisi kurularak yapılmıştır. Allahın doğa kanunlarına uygundur. Fakat Rusların yaptığı neden-sonuç ilişkisi dışındadır. Bu yüzden Ruslar başarısız olmuşlardır.

    MÜLK
    2 – Hanginizin daha güzel iş ortaya koyacağını denemek için, ölümü ve hayatı yaratan O’dur. O azîzdir, gafurdur (üstün kudret sahibidir, affı ve mağfireti boldur). [2,28; 18,7]

    İNFİTAR
    7 – O değil mi seni yaratan, bütün vücud sistemini düzenleyen ve sana dengeli bir hilkat veren,
    8 – Ve seni dilediği bir surette terkib eden?

    İşte bu durum neden sonuç ilişkisini doğurmuştur. Buda ALLAH’IN neden sonuç ilişkisi olmadan hiç bir şey yaratmadığını göstermektedir. Peygamberlere verilen mucizeler istisnai durum oluşturmaktadır. Bunu da ALLAH kitaplarında açıklamıştır. Peygamberler mucizeleri yaparken özellikle ALLAH’IN izniyle olduğunu üzerine basa basa vurgulamışlardır. Çünkü mucizeler neden sonuç ilişkisi ile açıklanamazlar. Açıklandıklarında mucize olmaktan çıkarlar ve tesadüf olurlar. Eğer yaratılışımız neden-sonuç ilişkisi içerisinde değişmeyen bilimsel veriler sonucunda olmasaydı, her gün değişik bir mucize ve fizik kuralı, matematik kuralı (Örneğin 2+2=4,5,6 gibi ) , biyoloji ve kimya kuralları görürdük ve bunlara anlam verebilecek bir aklımız bile oluşmazdı. Bizler ne şekilde olurduk onu ancak ALLAH bilir.
    MÜ'MİNUN
    91 – “Allah asla evlat edinmedi. O’nun yanı sıra hiçbir tanrı da yoktur. Öyle olsaydı her tanrı kendi yarattıklarını yanına alır ve onlardan biri diğerine üstün gelmeye çalışırdı. Allah o müşriklerin isnat ve nitelendirmelerinden münezzehtir.” [21,22]

    Yaratırken NEDEN SONUÇ ilişkisi içerisinde yaratması sonucunda isteyen bizim yaratılışımızın yaratıcı ile ilgisi yoktur, biz tesadüfler sonucunda maddelerin birbirleri ile etkileşimleri sonucunda oluştuk diyebilmesi için, isteyeninde yukarıda belirttiğim gibi bir yaratma meydana gelmiş ve ben bu şekilde ALLAH tarafından yaratılmışım diyebilmesi ve özgür iradesini kullanabilmesi için ALLAH böyle neden sonuç ilişkisi kurarak yaratmıştır.

    Yaratılan varlıkların hepsinde neden sonuç ilişkisi ALLAH tarafından kurulmuştur. Bunun nedeni ise her yaratığı şeyi kendisine döndürebilmesi için yapmıştır.

    TEGABUN
    3 – Allah, gökleri ve yeri gerçek bir maksatla, hikmetle yarattı. Sizi yarattı, hem de size güzel güzel sûretler verdi. Dönüşünüz de O’na olacaktır.[82,6-8; 40,64]
    AHKAF
    3 – Biz gökleri, yeri ve bunların arasındaki varlıkları ancak gerçek bir maksatla, adalet ve hikmetle, bir de belli bir süre için yarattık. Ama kâfirler uyarıldıkları kı
    4 – Müşriklere de ki: “Şimdi baksanıza şu sizin Allah’tan başka ilahlaştırıp yalvardığınız putlarınıza! Söyler misiniz, onlar yerde hangi şeyi yaratmışlar, yoksa göklerde mi bir ortaklıkları var?(Akıl yönünden bu mümkün olmayınca, nakil yönünden putlara ibadetin gerçek olduğunu gösterin) Eğer bu iddianızda tutarlı iseniz, daha önce gelmiş bir kitap yahut hiç değilse bir bilgi kalıntısı varsa getirin görelim.”
    MÜ'MİNUN
    115 – “Bizim sizi boşuna yarattığımızı, Bizim huzurumuza dönüp hesap vermeyeceğinizi mi sandınız?”

    ALLAH kendi varlığı olmadan hiçbir varlığın varlık nedenini açıklayabilmesini mümkün kılmamak için böyle yaratmıştır. Yani ALLAH varsa Bende varım veya ben varsam ki varım o halde ALLAH’TA olmak zorunda diye düşünmelerini sağlamak için böyle yaratmıştır. İnsanın kendi varlığını başka türlü açıklamasına imkân yoktur. İşte bu yüzden bütün var olanların varlıklarının açıklanabilmesi için tek dayanılacak ve ihtiyaç duyulacak son nokta ALLAH’ın varlığıdır. ALLAH’IN varlığı ise neden sonuç ilişkisi dışındadır.
    CUMA6 – De ki: “Ey kendilerine Yahudi diyenler! İnsanlar arasında yalnız kendinizin Allah’ın dostları olduğunu iddia ettiğinize göre, bu iddianızda tutarlı iseniz, haydi hemen ölmeyi temenni edin de bir an önce O’na kavuşun.
    ENBİYA23 – O, yaptıklarından sorumlu değildir. O’nu sorguya çekecek kimse yoktur, ama insanlar mutlaka sorgulanacaklardır.
    30 – Hakkı, inkâr edenler görüp bilmediler mi ki göklerle yer bitişik (bir bütün) idi, onları Biz ayırdık, hayatı olan her şeyi sudan yaptık. Hâlâ inanmayacaklar mı?

  3. #3
    RAMAZAN TOPTAŞ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-07-2009
    Mesajlar
    9,424
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    4
    İnsanlar dünya’ya indirilirken ruh olarak indirilmiştir. İnsanlar, cinler ve melekler geldiğimiz diğer dünyada ruh olarak yaratılmışlardır. Kuranı Kerimin hiçbir yerinde insanların madde olarak cennette yaratıldıklarına dair hiçbir ayet yoktur. İnsanlar medde olarak dünyada yaratılmış ve ruhları bu maddenin içine sonradan Allah tarafından konulmuştur. Yukarıda bahsettiğim gibi insanları oluştururken Allah çeşitli merhalelerden geçirerek yaratmış ve akıl vermiştir. Vermiş olduğu aklında bir ruhunun olduğunu kavramasını sağlamıştır. Eğer öyle olmasaydı ünlü düşünür Aristo şöyle diyemezdi. ‘Düşünüyorsam öyleyse varım’ demesi ve diğer bütün insanların da düşünüre katılmaları ve aynı mantıkla düşünmeleri ruhlarının olduğunu kabullendiklerinin en büyük kanıtıdır.

    İnsanlar ruhlarının varlığını kabullendiklerini benimsediklerinde Allah’ın varlığını da kabullenmek zorundadırlar. Çünkü somut varlık yani madde âlemi neden sonuç ilişkisine göre oluşabilmekte ancak ruh bunun dışındadır. Çünkü ruh bir madde değildir. Neden sonuç ilişkisi dışında bir varlıktır. Ruh Allah’ın yarattığı madde boyutunda olmayan başka bir varlıktır. (Araf Süresi 19 ncu, Nisa Süresi 1 nci, En’am Süresi 98 nci, araf süresi 189 ncu ve Zümer Süresi 6 ncı ayetler)
    ARAF SURESİ
    19 – “Sana gelince Âdem, seninle eşin cennete yerleşiniz, istediğiniz her tarafından yiyip içip yararlanınız. Yalnız sakın şu ağaca yaklaşmayın! Böyle yaparsanız zalimlerden olursunuz.” [4,76]
    NİSA SURESİ
    1 – Ey insanlar! Sizi bir tek kişiden yaratan ve ondan da eşini yaratıp o ikisinden birçok erkekler ve kadınlar türeten Rabbinize karşı gelmekten sakının. Adını anıp Kendisini vesile ederek birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’a saygısızlık etmekten ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakınınız. Allah sizin üzerinizde tam bir gözeticidir. [7,189; 30,21; 39,6; 42,11] {KM, Tekvin 2,21-23**
    EN'AM SURESİ
    98 – Sizi bir tek candan yaratan O’dur. Sonra sizin için; bir kalacak yer, bir de emanet olarak duracak yer vardır. Biz âyetlerimizi anlayan kimseler için açıkça bildirdik. [4,1]
    ARAF SURESİ
    189 – O’dur ki sizi bir tek candan yarattı ve bundan da, gönlü kendisine ısınsın diye eşini inşa etti. Erkek eşini sarıp bürüdü, o da hafif bir yük yüklendi, hamile kaldı. Onu bir müddet taşıdı. Hamileliği ağırlaşınca her ikisi de Rab’leri olan Allah’a yönelip “Eğer bize sağlıklı, kusursuz bir evlat verirsen mutlaka Sana şükreden kullarından oluruz” diye yalvardılar. [4,1; 49,13; 30,21] {KM, Tekvin 2,21-22**
    ZÜMER SURESİ
    6 – O, sizi bir tek candan yarattı. Ayrıca ondan da eşini meydana getirdi. Size etlerini yemeniz için deve, sığır, koyun ve keçiden erkekli ve dişili olmak üzere sekiz çift hayvanın helâl olduğunu vahiyle bildirdi. O sizi analarınızın karnında üç karanlık içinde, peş peşe yaratır. İşte gerçek İlah olan Allah, bunları yapan Rabbinizdir. Bütün mülk ve hakimiyet O’nundur. O’ndan başka tanrı yoktur. Hâlâ nasıl oluyor da hak yoldan vazgeçiriliyorsunuz? [41,6,143-144]

    Yukarıdaki bahsettiğim husus çok önemlidir. Çünkü kuracağım mantık bunun üzerine inşa edilmiştir.

    Bana göre insanlar yani benim hayalime ve tahminime veya zanıma göre şöyle yaratılmışlardır.

    Allah ilk önce maddeyi yarattı bu maddeye fizik kanunları verdi. Değişik değişik oluşumların arka arkaya gelebilmesi için zamanı yarattı. Daha sonrada büyük patlama ile uzayı açmaya başladı. Bu sürecin başlamasıyla uzayda sayısını bilemeyeceğimiz kadar yıldızlar galaksiler doğmaya, yaşamaya ve ölmeye başladılar. Yani yaşam başladı. İşte bu gibi galaksilerden bir tanesi de bizim galaksimiz Samanyolu galaksisidir. Bu galaksi içinde bizim yaşadığımız güneş sistemi oluşmuştur. Güneş sistemi içinde Dünyamız meydana getirilmiştir. Bizim galaksimize, güneş sistemimize ve dünyamıza benzer birçok sistemler meydana gelmiştir. Bunların bizim sistemimize benzeme oranları %99 dan %1 e kadar olmak üzere değişik değişik oranlardadır.
    İnsan uzaya açıldığında görecektir ki kendisine düşünce olarak yakın ileride ve geride kalmış toplumlarla da karşılaşabilecektir. Hatta düşünce olarak kendisinden çok ileride fakat hayvan olarak kalmış olan canlılarla karşılaşacak ve hatta kendisinden düşünce olarak geri kalmış melek gibi canlılarla bile karşılaşacaktır. Diyeceksiniz ki hayalin çok geniş bende diyeceğim ki belgeselleri seyredin dünyamız da da böyle varlıklar irili ufaklı var. Yaşadığım sürece nereye gittimse oranın bir sakini olduğunu boş olmadığını bir yaşamın olduğunu gördüm bunun uzayda da olduğuna inancım tamdır.

    Dünya üzerinde yaşamın oluşması için sıcaklık ve soğukluk kullanılarak toprak oluşturulmuştur. Toprak su içinde ilk basit hücrelerin oluşmasını sağlamış ve bu süreç basit bitkilerin, denizde yaşayan bakterilerin ve virüs gibi basit canlıların oluşmasına neden olmuştur.
    Denizde, karada ve havada oluşan birbirine bağımlı asalak canlılar zamanla birbirini tamamlayan özellikleri nedeniyle birleşmişler ve daha gelişmiş canlılara dönüşmüşlerdir. İşte bu değişim ve gelişimlerin sonucunda deniz, kara ve hava hayvanları oluşmuştur. Bu deniz, kara ve havada yaşayan hayvanlar zamanla değişerek kara, deniz ve havada yaşama özelliği kazanmış ve kara, deniz ve havalarda yaşayan canlılar meydana gelmiştir. Bu gelişim ve değişim karalarda ve denizlerde de devam ederek gelişme devam etmiştir. İşte bu sürecin sonunda insan altı varlık soyu oluşmuş ve Allah’ın bu varlıklardan bir tanesine ruh vermesi ile insan dünyada yaşamaya başlamıştır. İlk Yaşayan insan Adem Peygamberimizdir. Adem ATAMIZIN ANNESİ İNSAN ALTI VARLIKTIR. Hava anamızda aynı şekilde ruhu bir insan altı varlığa verilmesi ile ilk insanlar cennetten çıkarılarak dünyaya indirilmiştir. Burada dikkat edilmesi gereken husus ruhlarının bu dünyada değil de öbür dünyada yaratılmış olmasıdır.
    Biyolojik bağın o kadar önemli olmadığına ayetlerde değinilmiştir. Asıl önemli olanın fikir ve düşünceler itibari ile kendinden sonra gelen insanların kendisine inanması ile neslin devam ettiğine vurgu yapılmıştır.
    HUD SURESİ
    42 – Gemi onları dağlar gibi dalgalar arasından geçirirken, Nuh biraz ötede olan oğluna: “Evladım, gel sen de bizimle gemiye bin de kâfirlerle beraber kalma!” diye seslendi. [69,11-12; 54,13-15]
    43 – O: “Beni sudan koruyacak bir dağa sığınırım!” dedi. Nuh ise: “Bugün Allah’ın helâk emrinden koruyacak hiçbir kuvvet yoktur. Ancak O’nun merhamet ettiği kurtulur!” der demez, birden aralarına dalga girdi, ve oğlu boğulanlardan oldu.
    44 – Kâfirler boğulduktan sonra yerle göğe: “Ey yer suyunu yut ve sen ey gök suyunu tut!” diye emir buyuruldu. Su çekildi, iş bitirildi ve gemi Cudi üzerinde yerleşti ve “Kahrolsun o zalimler!” denildi. {KM, Tekvin 8,4**
    45 – Nuh Rabbine hitâb edip: “Ya Rabbî, dedi, elbette boğulan oğlum da ailemdendi, öz evladımdı. (Halbuki ben onları gemiye alırken Sen bana kurtulacaklarını, müjdelemiştin). Senin vaadin elbette haktır ve Sen hâkimlerin hâkimisin!”
    46 – “Ey Nuh!” buyurdu Allah, “O senin ailenden değil. Çünkü o, dürüst iş yapan, temiz bir insan değildi. O halde, hakkında kesin bilgin olmayan bir şeyi Benden isteme. Cahilce bir davranışta bulunmayasın diye sana öğüt veriyorum.”
    MÜMTEHİNE SURESİ
    1 – Ey iman edenler! Benim de sizin de düşmanlarınızı dost edinmeyin. Onlar size gelen gerçeği reddettikleri halde, siz onlara sevgi sunuyorsunuz. Resulullahı ve sizi, sırf Rabbiniz olan Allah’a inandığınız için, vatanınızdan kovuyorlar. Siz Benim yolumda cihad etmek ve Benim rızamı kazanmak için yurdunuzdan çıkarılmayı göze aldıysanız, nasıl olur da onlara sevgi gösterip sır verirsiniz? Halbuki Ben sizin gizlediğiniz ve açıkladığınız her şeyi bilmekteyim. Doğrusu içinizden kim bunu yaparsa, artık doğru yoldan sapmış olur. [5,51-57; 3,28; 4,144]
    2 – Eğer size karşı ellerine bir fırsat geçerse, size düşman kesilirler. Ellerini de, dillerini de size fenalık etmek için uzatırlar ve sizin de kâfir olmanızı cân-u gönülden isterler.
    3 – Ne hısımlarınızın, ne de evlatlarınızın kıyamet günü size faydası olmaz. Allah kıyamet günü aranızda hükmeder, itaat edenleri cennete, kâfir ve âsileri cehenneme gönderir. Allah yaptığınız her şeyi görür.
    4 – İbrâhim’de ve onunla beraber olanlarda size güzel bir örnek vardır: Hani onlar hemşehrilerine şöyle demişlerdi: Bizim, ne sizinle, ne de Allah’tan başka ibadet ettiğiniz şeriklerinizle hiç bir ilişiğimiz kalmamıştır. Siz Allah’ın tek İlah olduğuna inanmadıkça, biz sizi reddediyor, bizimle sizin aranızda ebedi olarak düşmanlık ve nefret meydana geldiğini ilan ediyoruz. Ne var ki İbrâhim’in babasına: “Senin için Rabbimden af dileyeceğim. Bununla beraber, Allah’ın senin hakkında dilediği hiç bir şeyi önlemem mümkün değildir.” demesi başka. Onun ve beraberinde olanların duası şudur: “Ey Yüce Rabbimiz! Yalnız sana güvenip dayandık, Sana yöneldik ve sonunda da Senin huzuruna varacağız. [19,47; 26,86-87; 9,113-114]

    Zamanla insanlar geliştikçe ve değiştikçe insan altı varlık sayıları azalmış ve insanların sayıları çoğalmıştır. İnsan altı varlıklar zamanla insanın gelişimi ile ortadan kaybolmuştur. Bunun nedeni ise insanların aklını kullanarak vahşi ortamlarda yaşama becerisi ve yeni buluşlar yapmalarıdır. İnsanlar arasında hayvanlardaki gibi bariz farklılıklar yoktur. Bunun nedeni ise farklı coğrafyalardaki insanların zekâları sayesinde birbirleri ile devamlı temas halinde olmalarından ileri gelmektedir.
    Adem atamız ve Hava anamızın çocukları birbirleri ile evlenmemişlerdir. İnsan altı biyolojik akrabaları ile evlenmişlerdir. Bunlardan olan çocuklarının bazıları insan olmuş bazıları olmamıştır. İnsan olanlarla insanlığın soyu devam etmiş ve günümüze kadar gelmiştir. İnsan düşündüğü zaman günümüzde yaşayan insanlardan da; bunlar insan olamaz dediği insanlar vardır.

    ARAF SURESİ
    179 – Biz cehennem için cinlerden ve insanlardan öyle kimseler yarattık ki onların kalpleri vardır ama bu kalplerle idrâk etmezler, gözleri vardır onlarla görmezler, kulakları vardır onlarla işitmezler. Hasılı onlar hayvanlar gibi, hatta onlardan da şaşkındırlar. İşte asıl gafil olanlar onlardır. [46,26; 2,18; 8,23; 22,46; 2,171] {KM, İşaya 6,9-10; Matta 13,13-14**

    Yani insan bedeni içerisine cennetten çıkarılarak gönderilmiş iki varlık vardır. Birincisi insan, ikicisi şeytandır. Bu iki varlık insan vücuduna aynı anda hükmetmektedir. İnsan galip gelirse cennete girecek şeytan galip gelirse cehenneme girecektir.

    BAKARA SURESİ
    75 – Nasıl olur onların size güvenmelerini beklersiniz ki onlardan bir zümre vardı ki Allah’ın kelamını işitip akılları aldıktan sonra, bile bile onu tahrif eder, değiştirirlerdi.
    76 – Onlar iman edenlerle karşılaştıklarında «Biz de iman ettik» derler. Kendi aralarında kaldıklarında ise: «Ne yapıyorsunuz? derler, Rabbinizin huzurunda aleyhinize hüccet edinsinler diye mi tutup Allah’ın size açtığı gerçeği onlara söylüyorsunuz? Hiç aklınızı kullanmıyor musunuz?»
    77 – Bilmiyorlar mı ki Allah onların gizlediklerini de bilir, açıkladıklarını da?

    İnsanda kendi arasında cinler gibi ikiye ayrılır. Şeytan ve İnsan olarak ayrışmıştır. İnsan nerede ise şeytanı da yanındadır. Yani Allah dünya ya insanları ve şeytanları indirirken birlikte indirmiş ve bir beyin içerisine koymuştur. Kim şeytanının yolundan gitmez ise İlkin cennetine koyduğu gibi insanı tekrar cennetine koyacaktır. Zaten bu dünya bu ayrımı yapmak için yaratılmıştır.

    NAS
    1 – De ki: İnsanların Rabbine,
    2 – İnsanların yegane Hükümdarına,
    3 – İnsanların İlahına sığınırım:
    4 – O sinsi şeytanın şerrinden
    5 – O ki insanların kalplerine vesvese verir,
    6 – O şeytan, cinlerden de olur, insanlardan da olur. [6,112]


    Dar vim teorisine inandığımı ve bir teori olarak kabul ettiğimi beyan ediyorum. Bunun dinimiz açısından hiçbir sakıncasının olmadığını ve yüce yaratıcının ki o noksan sıfatlardan münezzehtir, bu şekilde yaratabileceğini kabul ediyorum. Eğer geçmişte de bu şekilde tek yaratıcıya ALLAH’a inan insanlar tarafından Dar vim teorisini de ve darvin’ide ALLAH yaratı bu şekilde de yüce yaratıcı yaratabilir denilmiş olsaydı benim yukarıda kurmuş olduğum çıkarımlar yapılır ve kominizim tehlikesi ortaya çıkmazdı. İnsanlar birbirlerine bunca zulmü yapmazlardı.
    Bu hata tek yaratıcıya inanan yani ALLAH’a inanan din adamlarının ALLAH’ a noksan sıfat yakıştırmalarından ve Darvin teorisine göre insanları yaratılmamıştır, demelerinden kaynaklanmıştır. Hâlbuki ALLAH’ın indirmiş olduğu hiçbir din bilimle çelişmez aksine bilimin açıklanmasında anlam ve mana taşımasında olmasa olmazlarındandır.
    Birde bizler şu konuda yanılmaktayız ol dedi oluverdi. Darwim teorisine göre olunca bu ayet olmuyor mu? Dar wim teorisi karşıtlarına göre olmuyor. Ama bana göre oluyor. Neden derseniz Darvici karşıtları kendi algıladıkları zaman kavramına göre ol derken bile bir zaman geçiyor. Demek ki mutlaka bir zaman geçiyor. Bunu ALLAH katında düşünürsek yani
    KAMER49 – Muhakkak ki Biz her şeyi bir kaderle, bir ölçü ile yarattık. [25,2; 87,1-3] ayeti ile birlikte düşünürsek bizim algıladığımız zaman ALLAH’ın yaratığı zamandır. Allah için bir zaman söz konusu değildir. Yani biz yaratılmışların algılamaları ve değerleri ile ALLAH için zaman kavramı diye bir şey yoktur. Bize göre ise Sonsuz geçmiş zaman ve sonsuz gelecek zaman vardır. İşte bu çerçeveden bakıldığında 1 saniye ile 1 milyar yıl arasında ne fark vardır. Sonsuz zaman içerisinde ikisi de bana göre aynıdır, yani sonsuzlukla karşılaştırıldığı 1 saniye ile 1 milyar yıl arasında bir fark yoktur. Fark olabilmesi için sonlu zaman kavramı olması gerekir. Sonlu zaman kavramı bu dünya için geçerlidir. Onun zamanını da ALLAH bilmektedir. Yani Kıyametin zamanını, görülüyor ki her iki durumda da ol dedi hemen oluverdi cümlesinin ne kadar zaman ihtiva ettiğini ALLAH bilmektedir. Bizler ALLAH’ın var ettiği zaman içerisinde bunun bilincinde olamayız. Bu ayete ters düşmeyelim derken diğer ayetlere ters düşemeyiz. Çünkü Kuran-ı Kerimde hiçbir ayet diğeri ile çelişmez. Sadece bu ayeti dikkate aldığımızda diğer ayetlerde belirtilen süreler niçin verilmiştir. Eğer ol dedi hemen oluverdi kelimesi bir zaman ihtiva etmeseydi dünya ve kainatın oluşum sürelerinin verilmemiş olması gerekirdi.

    Ben ayrıca şuna da inanmaktayım her insan bir yaratıcıya inanır. Bunu nereden çıkardı diyeceksin ben hiçbir yaratıcıya inanmıyorum diyor ve bunun gereklerini yerine getirmiyor.

    Gerçekten ateist olan insan benim mantığıma göre her şeyden zevk alacak şekilde mutluluğu ön plana çıkaracak şekilde yaşaması gerekir. Bu nedenle mutlu yaşantısına engel olacak bütün savaşların karşısında ve kargaşaların yanında olmaması gerekir. Ateistlere baktığımızda ateizmi yaymak için dağa çıkıp terörist olup hayatını riske atıyor. Olmayan bir şey için olmadığını yaymak kendi haklılığını ispat etmek için insan bir defa var olduğu dünya hayatını riske atar mı? Mantıklı düşünüldüğü zaman atmaz.
    Ama neden böyle oluyor diyeceksiniz, çünkü o da ALLAH’A inanıyor fakat ben diyor ateşten yaratıldım o ise topraktan diyerek üstünlük taslayarak kibirleniyor ve yaratıcısına isyan ediyor. Ateistlerin düşündükleri gibi ben haklıyım diyerek mücadele etmektedir. Ateistler bu bakımdan inanmadıklarını iddia ettikleri ALLAH’a karşı mücadele etmektedirler de farkında değiller, kendi kendilerini kandırmaktadırlar.
    İşte ateistlerin kendi inançlarına göre mutlu yaşayabilmeleri için özgür olmaları gerekir. Özgür olabilmeleri için de iyiliği güzeliği ön plana çıkarmaları ve bu dünyanın zevklerinden vakit geçirmeden ve kendinden sonrakileri düşünmeden bunları hemen istemesi gerekmektedir. Zira bu dünyaya bir defa geliyor ve ölünce her şey geride kalarak kendisinin ölümüyle beraber her şey yok olup gidecektir. Bu mantıkla düşünülmeye devam edince kendinden sonra gelenlerin onu anmalarının kime ne yararı var bunu da anlamak mümkün değil.
    Müminlerinde Müslüman olmaları için iradelerini hiçbir baskı altında kalmadan özgürce kullanmaları gerekmektedir. Mantıklı düşünüldüğünde inananlar ve inanmayanların barış ve mutluluk içerisinde yaşamaları gerekirken neden savaştıklarını anlamak mümkün değildir. İşte bunun nedeni de ALLAH şöyle açıklamıştır.

    BAKARA
    36 – Derken Şeytan onların ayaklarını kaydırarak içinde bulundukları nimet yurdundan çıkardı. Biz de: “Haydi, dedik, birbirinize düşman olarak yeryüzüne inin! Siz orada belirli bir süre ikamet edip yararlanacaksınız.”
    CUMA6 – De ki: “Ey kendilerine Yahudi diyenler! İnsanlar arasında yalnız kendinizin Allah’ın dostları olduğunu iddia ettiğinize göre, bu iddianızda tutarlı iseniz, haydi hemen ölmeyi temenni edin de bir an önce O’na kavuşun.
    ENBİYA23 – O, yaptıklarından sorumlu değildir. O’nu sorguya çekecek kimse yoktur, ama insanlar mutlaka sorgulanacaklardır.
    30 – Hakkı, inkâr edenler görüp bilmediler mi ki göklerle yer bitişik (bir bütün) idi, onları Biz ayırdık, hayatı olan her şeyi sudan yaptık. Hâlâ inanmayacaklar mı?

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. kendilerini Allah ve peygamber olarak tanıtan 11 kişi piyasayı 2.5 trilyon dolandirdi
    2006 Konuları bölümünde KARECHi tarafından açılmış
    Yanıt: 27
    Son Mesaj: 13.02.06, 01:47
  2. Ünlü Şair İsmet Özel: Allah, Türkleri Üstün Yarattı
    2005 Konuları bölümünde agamadem tarafından açılmış
    Yanıt: 9
    Son Mesaj: 04.03.05, 22:10

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •