• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
7 sonuçtan 1 --- 7 arası gösteriliyor
  1. #1
    izsiz Fhilosophia adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    23-09-2007
    Mesajlar
    334
    Karizma Gücü
    5

    Klişe''LEŞ''mişliğin efendisi.

    Karamsar,kendini kötüleyen,kendinden nefret eden insanlara karşı hep ilgi duymuşumdur. Belkide onlar derini gören,normali unutan,klişe'leş'miş şeylerden nefret eden kimselerdir. Bir anlamda tutunamamaları çoğunluğa aykırı olduklarından değil midir ? Diğer taraftan akademik kariyeri olan,bir çok ünvan kazanmış kimselerde,mütevaziliği,samimiyeti göremiyorum. Kazanmaya çalıştıkları ünvanlar için harcadıkları süreçte,bazı şeyler benliklerinde temizlenmesi imkansız bir hal almış. İç rahatlıklarının kaynağı gördükleri,öğrendikleri şeylere olan inancından gelmektedir. Ve kürsü sahibi olan bu kimselerin kelimelerinin,davranışlarının ne anlamda olduklarının, bir önemi yoktur. Geçmişteki başarı seviyelerinin ihtişamı,kendilerine uygulanan tavrı ve hitabı zaten baştan yaltaklaştırıyor.

    ''Gerçekten kirli bir ırmak ademoğlu... bir umman olmalı ki insan kendisi kirlenmeden kirli bir ırmağı içinde barındırabilsin.'' Demiş Nietzsche. Hayattaki başarı uğruna harcadığımız azmimizin zamanı yok sınırlarımızı genişletmeye. Yapmakla yükümlü olduklarımız,yaratıcılığımızın engeli. Robotik yaşamın robotları gibiyiz. Bunca şeyin arasında içimize kirli bir ırmak almaya gücümüz,ona merhametli bakmaya gözümüz var mı sizce ?
    Biz bugün ''canlı''nın nerede yaşadığını,neden ibaret olduğunu,adını sanını bile bilmiyoruz.Bizi tek başımıza bırakın,elimizden kitapları alın o saat şaşkına döner,ne yana gideceğimizi,kimden yana çıkacağımızı,kimi sevip,kimden nefret edeceğimizi bilemeyiz.İnsan olmak,yani gerçek,kendi vücuduna sahip,kanlı canlı bir insan olmak dahi bize güç geliyor ; bundan utanıyor,ayıp sayıyor,bildik,genel anlamda insan olmaya çabalıyoruz hep.Aslında biz ölü doğmuş yaratıklarız ; zaten çoktandır canlı olmayan babalardan dünyaya geliyoruz ve bundan da gittikçe daha çok hoşlanıyoruz.Bundan zevk alıyoruz.Yakında bir kolayını bulup doğrudan doğruya fikir dölleri olarak dünyaya geleceğiz.

    Dostoyevski

  2. #2
    Kapatıldı Franchise adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-09-2005
    Mesajlar
    6,936
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    8
    Bu sıralar uykusuzluk çekiyorum.Nedenleri var elbette bildiğim...

    Bunu yazıyı yanlış anlamış olma ihtimalim için söylüyorum.Ciddi anlamda uykum molması gerektiğine dair bir hissim var ama hiç uykum yok.Aslında uykunun nasıl bir şey olduğunu unutmaya başladım.Günlerimin tamamı "tek bir günmüş" gibi...Yani yarın yokmuş gibi...Yarın bir yanılsama bir saçmalıkmış gibi olmaya başladı, makina hiç kapanmıyor.Hiç reset atılmıyor.Başka bir şeyle bölünmüyor.Bir gelecek umudu yok, yarın değiştireceğim ya da bugün yapmadığım için yarına atacağım bişey de yok.
    Yarın yok.Yanlış olduğunu bildiğim bir şeyi bugün yapmayı bırakıyorum, doğru olduğuna emin olduğum bişeyi bugün yapıyorum.Çünkü araya bişey girmiyor.Dinlenmiyorum diyemem yorgun değilim çünkü birkaç aydır fiziksel olarak iş görmüyorum.Ve konuşmuyorum.Nedenleri var elbette bildiğim...Hiç ses çıkartmıyorum.Hiç..."Evet" veya "hayır" bile yok.Sadece mimikler ya da yazarak anlaşıyorum.Çoğunlukla da anlatmakla ilgilenmiyorum bişey yapılması gerekiyorsa kendim yapıyorum.Beni ilgilendirmiyorsa başkasının yapmasına izin veriyorum,başkası ne isterse onu yapmasına izin veriyorum.Ve hiçbir şekilde ne düşündüğüyle ilgilenmiyorum.Hiç konuşmuyor olmak büyük bir özgürlük, bunu anlatamam.Bunu hiç anlatamam.Nasıl bişey olduğunu anlatabilirim ve inandırabilirim, gerçekten mantıklı nedenleri ve sonuçlarını gösterebilirim konuşma ve konuşmama arasındaki farkları...Ama bunun getirdiği özgürlüğü ifade edemiyorum.Sadece bir şeyi yapmayı bıraktım.Ve bir özgürlük geldi.Sadece konuşmayı bıraktım ve yanlış anlaşılma derdi ortadan kalktı, sadece konuşmayı bıraktım ve sosyal yaşamın saçmalıkları ortadan kalktı, sadece konuşmayı bırakarak kendimi istediğim şekilde kabul ettirdim, hakaret olarak algılayanlar oldu ama hiç konuşmadığımda bişeyleri daha iyi görüyor hale geldim ve 5 adım sonrasını görebiliyorum.Çoğu konuşmanın boşa olduğunu gördüm.Aslında ciddi bir enerjiyi boşa alma var.Sanırım uykumun olmayışının nedeni bu.Dinlenicek o kadar çok vakit var ki...Uykuya gerek yok.
    Ve uyku olmadığında...Hayatım bir bütün.Geçmiş yok ve geleceğim de yok.Etraf aydınlanıyor ve kararıyor ama hepsi aynı gün...Aynı adamım.İçerde aynı adamım.Ve herkes uyurken uyanık olmayı ve herkes uyandıktan çok önce uyanmış olmayı seviyorum.Bu enerjimi, fiziksel olarak da hazır ve dinlenmiş tutuyor.Hazır ve dinlenmiş.Dinlenmiş ve dinlenmekten yorulmuş değil.Yapmaya hazır ama yapmayan.

    Başka bir şekilde de uykusuz kaldığım olmuştu.Düşünerek.Bişeyleri değiştirmek için düşünerek.Yarınlara metod bırakarak.Metodlarla kendimi yorup bitkin düşerek uyuyarak ve sadece o günün akşamı suçluluk duygusuyla yine düşünerek yarınlara metod bırakarak...Uygulanamaz saçmalıklar...Kendimden nefret ederek, değiştirmeye çalışarak potansiyeli görerek değiştirmeye çalışarak.Sonra değiştirmiş olmaktan nefret ederek, doğama hakaret ettiğimi farkedip bunun için kendimden nefret ederek, sonra kendimi sevmem gerektiği kendime çok acı çektirdiğim için kendimden nefret ederek, nefret etmemem sevmem gerektiğine dair metodlar bularak, yarınlara metod bırakarak.


    Doğa doğadır.Potansiyeli doğadır.Doğal reel olandır.Potansiyeli yine reel olandır.Reel olan var olandır.Doğanın potansiyelini gerçeklemesi mümkündür.Ama potansiyele gidişi zaten bellidir.Değişiklik yapılamaz yapılmamalıdır.Memnuniyet ya da nefret aynı şeydir.Dere akar, değişiklik suyu böler.Su bölündüğünde daha güçsüz olur bir araya gelip toplandığında daha güçlü olur.Yolu zaten hazırdır.Yol yapılamaz.Sadece su yolu değiştirilebilir değiştirildiğinde su bölünebilir ve güçsüz hale gelir.Bir araya geldiğinde güçlüdür. Birikmesi gerekir.Birikme sadece yapmayarak mümkündür.Bilinçli bir yapmamak.Ve potansiyeli gerçeklemek için gereken anlayış enerji kendiliğinden toplanır.

    Su yokken enerji yokken daha büyük bir şeye ulaşmak mümkün değildir.Tahmin etmek izafi açıdan büyük bir şeydir ama enerji açısından ufak birşeydir.Potansiyel tahmin edilebilir ve ulaşılamayabilinir.Tahmin edilebilir ve yorum yapılabilir.Kendinizi sevebilir ya da nefret edebilirsiniz.Karamsarlık bundandır.Değişim isteği...

    Tahmin edilebilir ve yorum yapılabilir.Potansiyel tahmin edilebilir ya da tahmin bırakılıp ulaşılabilir.Ulaşıp ulaşmamak değil, mesele bu değil mesele işe yaramayan şeyin bırakılması...Kendinizi sevmediğinizde anlayışınız derinleşiyorsa iyidir, ama kendinizi sevmemek iyi gelmiyorsa, anlayışı yükseltmiyorsa enerjiyi biriktirmiyorsa o aman işe yaramıyordur.Ya da yarıyordur ama başka bir işe...

    Amaç belirlenir, doğayı engelleyen şeyler ortadan kaldırılır.İşe yaramayan şeylerin ortadan kaldırılması yapmayı bırakmak kendiliğinden bir enerji birikmesi yaratır.Kendiliğinden bir boşa alma...Doğa eril konumdadır.İnsan bişey yapamaz.Sadece kararlı bir izleyici olabilir.Kararlı, amacı bilen...

  3. #3
    E-posta Aktivasyonu Bekliyor
    Kayıt Tarihi
    12-01-2008
    Mesajlar
    1,365
    Karizma Gücü
    0
    İnsan toplumsal bir varlık, bu halde toplumun "norm" larına uymak zorunda, yoksa normal olamaz ve norm dışı kalabilir, toplumsallığın ağırlığına rağmen birey kendine özerk bir alan da açmak zorunda, yoksa "robotlaşır" ve özgün bir birey olamaz.Toplum-birey diyalektiği zordur; zira "insan bireyselleştikçe topluma,toplumsallaştıkça kendine yabancılaşır." Dengeyi kurmak gerek...

  4. #4
    haha... chesss adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    18-10-2005
    Mesajlar
    5,466
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    8
    kahvaltıda karnıyarık yemek istediğimi belirttiğimde bunu duyan kişinin tepkisi karşısında tepkisiz kalıyorum, konuşmak anlatmak istediğim bu halde içimden gelmiyor, oysa ben sadece kahvaltıda karnıyarık yemek istediğimi hissetmiştim, bir kurgu bile söz konusu değildi.

  5. #5
    ÇOK GENİŞ FİKİRLİYİMDİR. DETEKTİF adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-03-2010
    Mesajlar
    6,659
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    4
    Alıntı matestas tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    İnsan toplumsal bir varlık, bu halde toplumun "norm" larına uymak zorunda, yoksa normal olamaz ve norm dışı kalabilir, toplumsallığın ağırlığına rağmen birey kendine özerk bir alan da açmak zorunda, yoksa "robotlaşır" ve özgün bir birey olamaz.Toplum-birey diyalektiği zordur; zira "insan bireyselleştikçe topluma,toplumsallaştıkça kendine yabancılaşır." Dengeyi kurmak gerek...
    Batı normlarına uymak için şimdiden hazırlıklar yapılıyor bile.Ben batı normlarına göre değil, İslam prensiplerine göre yaşamak isterim.El batıyorsa bunun sorumlusu da ben değilim.İnsan, genetiğinde ne varsa odur.

    BİRİLERİNE KÖLE OLACAĞIMIZA GÖNÜLLERE GİRSEK ONLAR BİZE KÖLE OLURLAR.İNSANLARIN HER DEDİĞİNE GÖRE AYAK UYDURURSAK KIRKAYAK OLURUZ.

    Kendini bildin mi toplum seni bilir.Sen toplumu bilemezsen yalnız kalırsın.Çağa ayak uyduracaksak evlatlarımızı kendi çağımıza göre değil, yaşayacağı çağa göre eğitmelidir.Gelecek kaygısı taşıyanlar toplumda bir arpa boy yol katedemezler.ÇAĞA AYAK UYDURMAK DEMEK, İNSANIKTAN ÇIKMAK DEMEK DEĞİLDİR...
    Adaleti çiğneyen devlet adamlarını cezalandırmayan milletler çökmek zorundadır. HZ. MUHAMMED (S.A.V.).

  6. #6
    izsiz Fhilosophia adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    23-09-2007
    Mesajlar
    334
    Karizma Gücü
    5
    Toplumun çoğunluğunun yaşam tarzı,silsile yoluyla kuşaktan kuşağa aktarılışında , aktarış biçimiyle aktarılanların kalitesizliğini eleştiren insan bunu neden yapar ki?

    Çoğu annenin çocuğuna öğüdü: onun,bunun çocuğu bak böyle sen neden öyle değilsin , ayıp elalem ne der ? zaten baştan ekiliyor zihne çoğunluğa uymak.

    Sıkıntı zaten çoğunlukta,başta. Eleştrip,sorgulamak gerekmez mi ?
    Biz bugün ''canlı''nın nerede yaşadığını,neden ibaret olduğunu,adını sanını bile bilmiyoruz.Bizi tek başımıza bırakın,elimizden kitapları alın o saat şaşkına döner,ne yana gideceğimizi,kimden yana çıkacağımızı,kimi sevip,kimden nefret edeceğimizi bilemeyiz.İnsan olmak,yani gerçek,kendi vücuduna sahip,kanlı canlı bir insan olmak dahi bize güç geliyor ; bundan utanıyor,ayıp sayıyor,bildik,genel anlamda insan olmaya çabalıyoruz hep.Aslında biz ölü doğmuş yaratıklarız ; zaten çoktandır canlı olmayan babalardan dünyaya geliyoruz ve bundan da gittikçe daha çok hoşlanıyoruz.Bundan zevk alıyoruz.Yakında bir kolayını bulup doğrudan doğruya fikir dölleri olarak dünyaya geleceğiz.

    Dostoyevski

  7. #7
    Kapatıldı Franchise adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-09-2005
    Mesajlar
    6,936
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    8
    Alıntı Fhilosophia tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Toplumun çoğunluğunun yaşam tarzı,silsile yoluyla kuşaktan kuşağa aktarılışında , aktarış biçimiyle aktarılanların kalitesizliğini eleştiren insan bunu neden yapar ki?

    Çoğu annenin çocuğuna öğüdü: onun,bunun çocuğu bak böyle sen neden öyle değilsin , ayıp elalem ne der ? zaten baştan ekiliyor zihne çoğunluğa uymak.

    Sıkıntı zaten çoğunlukta,başta. Eleştrip,sorgulamak gerekmez mi ?
    Eleştirel olmak.
    Bu genellikle çoğunluğun nehrinde akıntıya karşı yüzen adamın başına gelen şey oluyor.

    Ama işte bir gerçek: Çok az adam bu nehire karşı olan savaşını kazanabilir. Bazılarının sonu depresyon, bazılarınınki ilüzyon ve bir kısmınında sonu sosyal olarak bir yaşantısı kalmayan maddi olarak elinde bir şey bulunmayan sosyal statüye sahip olamayan bir yaşam. Elde ettikleri şey budur. Eleştirel olmanın, çoğunluğun yaptığı saçmalığı reddetmenin verdiği zarar budur. Çoğunluğun karşısında olmak bu riskleri her zaman taşır. Ama bu karşı duruş içinde "birey olabilme" potansiyelini ve bunun güzelliğini de her zaman barındırır.

    Mesele şurda, eleştirellikle kendi enerjinizi tüketebilirsiniz ya da yalnızca yadırgayan ve yargılayan uymayan bir konumdan "yaratan, geliştiren, oluşturan, ifade eden" bir konuma da geçebilirsiniz.

    Dolayısıyla ben annelerin öğüdünü bir açıdan haklı buluyorum. Çünkü onlar kendi hayatlarını zor yaşamıştır ve boyun eğmiştir ya da baş kaldırmanın anlamını düşünmekten hep kaçınmıştır çünkü bu risktir.Onlar garanticidir ve çocuklarının rahatça bişeyleri yapabilmesini isterler. Ancak bu çeşit bir "iyi niyet" doğruyu getirmez. Çünkü çocuğun daha derin bir şeyi ıskalamasına neden olabilirsiniz: Bir birey olabilmesini... Bütünüyle özgün bir adam olabilmesini. Çevresiyle uyumlu olabilir ama daha içsel bir şeyle kendi ruhuyla uyumsuz olabilir. Ve bütünüyle haysiyetsiz, vicdandan yoksun, hırslı, adaletsiz bir insan elde edebilirsiniz. Bu yüzden aşşağı yukarı bütün politikacıların anneleri başarılı olmuştur. Onlar kendi çocuklarını bilerek veya bilmeyerek çok yanlış yönde etkilemek konusunda başarılı oldular. Onlar annelerini sever el üstünde tutarlar, öte yandan daha asi ruha sahip olanlar vardır çoğu başarılı sanatçı kendi ailesiyle geçinemezdi aklıma ilk gelen isimler Maynard James Keenan , Marilyn Monroei, Demi Moore, Angelina Jolie...

    Elbette çevre şartlarının ve annenin karakterinin yeiştirilme tarzının da etkisi var, yani bu annesiyle geçinemeyen adam başarılı ve asi adamdır, en yüce duyguların insanıdır demiyorum.Ama aşşağı yukarı ilgilendiği şeyin tarihini değiştirebilmiş tüm insanların kendi "standart,muhafazakar,kolaycı" anne babasıyla ilişkileri bu hayat görüşü noktasında kilitlenmiştir.


    Ben annelerin öğüdüne karşı değilim ve annelere de karşı değilim, aileye karşı değilim. Şimdilik. Ama belki hem karakteri hem de bir yaşamın önündeki bu gereksiz öfkeyi, yarayı kaldırabiliriz. Çünkü doğurana, yaşamını yaratana karşı durumda olmak insanı psikolojik olarak yaralar. Sevilmek istersin, kabullenilmek istersin ve seni doğuran, seni var eden, senin varlığına sebep olan annenin senin yanında olmasını istersin. Sadece seni beslemesini ve büyütmesini değil, bunu makineler de yapabilir labouratuvar ortamında bir bebek de dünyaya getirebilirsiniz ama tıbbi cihazlar bunu bir çocuğa vermeyecektir, bilinçli bir anne daima "seçimlerinde özgürsün, ben düştüğünde yanında olacağım seni oluşabileceklerden haberdar edeceğim ama asla seçimlerine karışmayacağım ve ne olursa olsun ne yaparsan yap sadece senin varlığın benim özümdendir dolayısıyla başkası gibi olmanı birşeyler elde etmeni istemiyorum, kendin olmanı isterim. Çünkü mutlu olabilmenin ve gerçekten yaşadığını hissetmenin tek yolu budur" diye düşünür. Ama...Böyle bir anne bulduğunuzda o zaman cennetin onun ayakları altında olduğunu bilirsiniz. Eğer böyle hissetmiyorsa o halde ayaklarının altında sadece sizi de yakmaya hazır bekleyen alevlerden başka bişey yoktur. Kendi öz anneniz sizin cehennem zebaniniz olur.
    Böyle hissedememesini tek nedeni ise kendi hayatında elde edemedikleridir.Mutlu değildir ve mutluluğu elde edemediklerindedir sizden medet umar, sizin aracılığınızla yaşar. Ama bir bedende iki kafa yaşayamaz. Anneye karşı olmaya lüzum yok, çünkü her başarısız olduğunuzda -ki kesinlikle olacaksınız- onun öğütleri bir yerden fırlar gelir ve zihninizi bulandırır, öfkelendirir kindar ve hırslı biri haline getirir. Dolayısıyla annenin öğütleri ve hislerini ona karşı olarak da yaşarsınız, öğütlerini dinlediğinizde yaşayacağınız şeyi öğütlerine karşı çıktığınızda yine yaşarsınız.

    Ben sadece bu eski ve geleneksel öğüde bir şey eklemekten yanayım: Diğerleri gibi ol, rol yap ve bunun kendi benliğine nasıl bir zarar verdiğini gör, diğerleri gibi olma onlara karşı ol ve bunun nasıl bir zarar verdiğini gör.Rol yap ve gör. Bu kendiliğinden bir farkındalık ekleyecektir. Ve zihin hiç uzlaşmacı değildir. Çelişkili düşünceleri bir arada kabul etmek istemez. Seçim yapmak ister. Ve her yaptığı seçim acı getirir. Daima bir kutba karşılık ötekini feda eder, daima birisine rağmen öbürünü seçer.Ama yükselmek için ikisi de gereklidir. Anlayışın yükselmesi için, her kötü durumdan çıkmak için daima zıtların uyum içinde olması gereklidir. Savaşmaya gerek olmadığı gibi boyun eğmeyede gerek olmaz. İnsan hem kendi zekasından gelen karakterini hem de sosyal hayatını sürdürmek için gerekli olanları koruyabilir.Birine rağmen ötekini riske etmeye gerek yok.

    Dolayısıyla ben ne zaman bir bilinmeyen yol olursa onu seçmekten yanayım.Eğer zihnin bilmediği bir yol varsa kesinlikle orası seçilmeli: Hiçbir zaman zarara uğranmaz. Ve zihnin bilemeyeceği yol seçimsizliktir, o sentezi içinde barındırır.

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •