• Reklam
Sayfa: 1 | Toplam: 3 123 SonSon
25 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    ÇOK GENİŞ FİKİRLİYİMDİR. DETEKTİF adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-03-2010
    Mesajlar
    6,659
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    4

    Allah Kimleri sever Kimleri Sevmez

    http://www.habervaktim.com/videoizle.php?id=931

    Bu Rahip, "Tanrı bizi seviyor Rab İsa buna izin verdi" diyor. Kur'an'da 99 ismi var da niye sevgi ile ilgili ismi yoktur diye eleştiriyor...Aklı sıra kendilerinin cennetlik olduğunu sanıyor.


    Teslîs, hristiyanların “Baba, oğul ve Rûhu’l-Kudüs” üçlüsün*den oluşan tanrı inançlarını ifâde eden bir kavramdır. Aslında Hristiyanlık, umûmiyetle tek Tanrı’ya inanan dinler arasında zikre*dilir. Hristiyanlığın dayandığı “Eski Ahid”de titiz bir şekilde üzerinde durulan tevhîd inancı, hristiyanların merkezi olan Kudüs’te aralarında sıkışıp kaldığı Hint ve Yunan kültürünün etkisiyle, tevhîde aykırı bir şekle dönüşmüştür.
    Teslîsin Hristiyanlığa girmesi hayli sonra olmuştur. 325 yılın*da toplanan İznik Konsülü’nde henüz teslîs inancı yoktu. Orada sadece Baba ve Oğul’un Tanrı olduğundan ve onların aynı cevherden olduklarından bahsediliyordu. Daha sonra 381 yılında toplanan Konstantinopolis Konsülü ise, Rûhu’l-Kudüs’ü de Tanrılığa ilâve edip(!) teslîs inancını kabûl ederek, hristiyanlardan “üç uknum”a, yâni üç unsurlu tek ulûhiyete tapınmalarını istedi.

    Bugün yapılan îtirazlar karşısında teslîs için te’vîl yoluna gi*dilerek; Tanrı tektir, güç ondadır; Îsâ ise sadece onun oğludur; Rûhu’l-Kudüs de gücüdür gibi ifâdeler, yapılan şirki tevhîde yak*laştırmaz. Ayrıca her türlü noksanlıklardan ve beşerî sıfatlardan münezzeh olan Allâh’a oğul isnâdı, dehşetli bir azâba dûçâr edecek büyük bir şirkten başka bir şey değildir. Bu hususta Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:
    “(O yüce bir sübhân olduğu hâlde) «Allâh çocuk edindi!» dediler. Hâşâ! O, bundan münezzehtir. Oysa göklerde ve yerde olanların hepsi O’nundur, hepsi O’na boyun eğmiştir.” (el-Bakara, 116)

    “(Evet O yüce bir sübhân olduğu hâlde) «Allâh çocuk edin*di!» dediler. Hâşâ! O, bundan münezzehtir. O’nun (çocuğa) ihtiyâcı yoktur. Göklerde ve yerde ne varsa O’nundur. Bu hususta yanınızda herhangi bir delil yoktur. Allâh hakkında bilmediğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz?” (Yûnus, 68)
    “(Ey Rasûlüm!) De ki: Allâh katında yalan uyduranlar aslâ kurtuluşa eremezler.” (Yûnus, 69)

    “Dünyâda bir miktar geçim (sağlarlar), sonra dönüşleri Biz’edir; sonra inkâr etmekte oldukları şeylerden ötürü onla*ra şiddetli azâbı tattırırız.” (Yûnus, 70)

    “Allâh evlâd edinmemiştir. O’nunla beraber hiçbir ilâh da yoktur. Aksi takdirde (O’nunla beraber başka ilâhların bu*lunması hâlinde) her ilâh kendi yarattığını sevk ve idâre eder ve mutlakâ onlardan biri diğerine galebe çalardı. Allâh, (müşriklerin) yakıştırdıkları şeylerden münezzehtir.” (el-Mü’minûn, 91)

    Başlangıçta pürüzsüz bir tevhîd anlayışına sâhip olan hristiyan akîdesine sonradan girmiş bulunan teslîs inancının, İncîl’lerde ciddî bir delîline rastlanmamaktadır. “Üçleme” mânâsına gelen teslîsin Batı dillerindeki karşılığı, “Trinite”dir. Trinite kelimesi, İncîl’lerin hiçbir yerinde geçmez. Hristiyanlık târihinde ilk defa M.S. 2. asırda Tertüllien tarafından kullanılmıştır.
    Ayrıca Yeni Ahid’in hiçbir yerinde Hazret-i Îsâ “Ben Tanrı’yım” demez. Bilakis tam zıddını, yâni kul olduğunu söyler.Yüce Allâh Kur’ân-ı Kerîm’de de Hazret-i Îsâ’nın kul olduğunu haber verir.Îsâ -aleyhisselâm-, bu kulluk sıfatından kendisi rencide olmamış, bilakis Kitâb-ı Mukaddes’te beyân edildiği üzere bundan şeref duymuş, ömrünü zirve bir kulluk muhtevâsı içinde yaşamıştır. Ayrıca Hazret-i Îsâ devamlı olarak, hattâ gece boyunca Allâh’a ibâdet ederdi. Hâlbuki ibâdet etmek, ulûhiyet şiârı değil, bilakis kulluğun tescîlidir.
    Hristiyanlar, teslîsin İncîl’lerdeki delîli olarak bula bula şu ifâdeleri zikrederler:
    “Ve Îsâ vaftiz olunup hemen sudan çıktı. Ve işte gökler açıl*dı ve Allâh’ın rûhunun güvercin gibi inip üzerine geldiğini gördü ve işte göklerden bir ses dedi: «Sevgili oğlum budur, ondan râzıyım.»” (Matta 3, 16-17)
    Benzer ifâdeler, İncîl’in diğer bölümlerinde de geçer.[28] Fakat dikkatle incelendiğinde görülür ki, bu metinlerden üç tan*rı veya üç uknumlu, yâni üç unsurdan müteşekkil bir tanrı mânâsı çıkarmak mümkün değildir.
    İfâde etmek gerekir ki, aslının tahrîf edildiği, Kur’ân-ı Kerîm ta*rafından da bildirilen Hristiyanlığın temel kitabı olan İncîl’lerde bile sağlam ve anlaşılır bir delili bulunmayan teslîs inancı, nasıl te’vîl edilirse edilsin veya hristiyanlar tarafından ne şekilde îzah edilmeye çalışılırsa çalışılsın, Allâh indinde son dîn olarak gön*derilen İslâm’ın getirdiği “Tevhîd” inancıyla aslâ bağdaşmaz!

    Öte yandan, hristiyanların Tanrı için kullandıkları “baba” tâbiri de çok alçaltıcıdır. Zîrâ insan nazarında kötü intibâlar uyandıran baba tipleri de vardır. Aynı zamanda baba mefhûmu, birer beşerî keyfiyet olan cinsî alâkaları, kendisinden sonra bir vâris bırakma düşüncesini ve ölümü hatırlatır ki, Allâh -celle celâlühû- bütün bunlardan münezzehtir.
    Allâh Teâlâ’nın Îsâ -aleyhisselâm-’ı babasız olarak yaratması fevkalâde büyük bir mûcizedir. Fakat bu durum, O’nun ilâh olmasını gerektirmez. Zîrâ Hazret-i Âdem -aleyhisselâm- da babasız olarak yaratılmıştır. Üstelik O’nun yaratılışında bir anne de mevcut değildir. Hem anasız, hem de babasız yaratılan Hazret-i Âdem’e bu vasfından ve Hazret-i Havvâ’nın da kendisin*den yaratılmış olmasından dolayı, nasıl ki ulûhiyet izâfe edilemiyorsa, Hazret-i Îsâ’ya da izâfe edilemez. Şâyet Allâh Teâlâ bir bâkireden babasız olarak bir çocuk yaratıyorsa bu, çocuğa değil bizzat onu yaratan Allâh’a kulluk etmeyi gerektirir.
    İslâm, Allâh’ın, yüce sıfatlarla muttasıf, hiçbir mahlûka benzemeyen, her türlü noksanlıktan münezzeh, kendinden başka bir ilâh bulunmayan, azamet ve kud*ret sâhibi ve bir Rab ol*duğunu îlân eder. Bu ilân, pek veciz bir şekilde İhlâs Sûresi’nde beyân buyrulmuştur:
    “(Ey Rasûlüm!) De ki: Allâh birdir. Allâh sameddir. Doğurmamıştır (hiç kimsenin babası değildir) ve doğurulmamıştır (hiç kimsenin evlâdı değildir). Hiçbir şey de O’nun dengi değildir!”
    Bu kısa sûre, tevhîdin bütün husûsiyetlerini hülâsa ederek, Îsâ -aleyhisselâm- gibi doğum ve ölüm boyutlarıyla sınırlı yaratıl*mış bir varlığın, ulûhiyetle herhangi bir alâkası olmadığını beyân ile teslîsin muhâl olduğunu göstermeye kâfîdir.
    Bu bakımdan Cenâb-ı Hak teslîs akîdesindekileri şiddetli bir şekilde îkaz buyurur:
    “And olsun ki «–Allâh, kesinlikle Meryem oğlu Mesîh’tir!» diyenler kâfir olmuşlardır. Hâlbuki Mesîh: «–Ey İsrâîloğulları! Rabbim ve Rabbiniz olan Allâh’a kulluk ediniz! Biliniz ki, kim Allâh’a ortak koşarsa, muhakkak Allâh ona cenneti ha*ram kılar; artık onun yeri ateştir ve zâlimler için yardımcılar yoktur!» demişti.” (el-Mâide, 72)
    “And olsun «Allâh, üçün üçünsüdür!» diyenler de kâfir olmuşlardır. Hâlbuki bir tek Allâh’tan başka hiçbir ilâh yok*tur. Eğer diyegeldiklerinden vazgeçmezlerse, içlerinden kâ*fir olanlara acı bir azap isâbet edecektir.” (el-Mâide, 73)
    “Hâlâ Allâh’a tevbe edip O’ndan mağfiret dilemeyecek*ler mi? Allâh, Gafûr ve Rahîm’dir.” (el-Mâide, 74)
    “Meryem oğlu Mesîh, ancak bir Rasûl’dür. Ondan önce de birçok rasûller gelip geçmiştir. Anası da çok doğru bir ka*dındır. Her ikisi de yemek yerlerdi. Bak, delilleri nasıl açıklı*yoruz; sonra bak ki (bunları görüp bildikleri hâlde ehl-i kitâb) nasıl (da hakîkatten) yüz çeviriyorlar!” (el-Mâide, 75)
    Âyet-i kerîmede buyrulan “ikisi de yemek yerlerdi” ifâde*si, Îsâ -aleyhisselâm-’ın ve annesinin birer beşer olduklarını vurgulamak içindir. Çünkü onların yemek yemeleri, açlık ve tokluk gibi be*şerî husûsiyetleri îcâb ettirir ki, Cenâb-ı Hak elbette bundan mü*nezzehtir.
    Buna rağmen ehl-i kitâbın onlar hakkında ulûhiyet isnâd edici bir inanca meyletmeleri, tamâmen kendi cehâlet ve gaflet*leri sebebiyledir. Yoksa Hazret-i Îsâ, bu hususta ehl-i kitâba en ufak bir kapı bile açmamıştır. Allâh Teâlâ buyurur:
    “Allâh’ın, peygamberleri toplayıp da: «–Size ne cevap verildi?» dediği gün: «–Bizim hiçbir bilgimiz yok, şüphe*siz gizlilikleri hakkıyla bilen ancak Sen’sin!» diyeceklerdir.” (el-Mâide, 109)

    “(O zaman) Allâh: Ey Meryem oğlu Îsâ! İnsanlara: «–Beni ve anamı, Allâh’tan başka iki tanrı bilin!» diye Sen mi de*din, buyurduğunda, O (Îsâ diyecektir ki): «–Hâşâ! Sen’i tenzîh ederim; hakkım olmayan şeyi söylemek bana yakışmaz. Hem ben söyleseydim, Sen onu şüphesiz ki bilirdin. Sen be*nim içimdekini bilirsin, hâlbuki ben Sen’in zâtında olanı bil*mem. Gizlilikleri eksiksiz bilen yalnızca Sen’sin.” (el-Mâide, 116)
    “Ben onlara, ancak bana emrettiğini söyledim. Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allâh’a kulluk edin, de*dim…” (el-Mâide, 117)
    Sâlim akıl sâhipleri düşünürler ki, Hazret-i Îsâ, mîlâddan önceki senelerde hayatta olmayıp sonradan doğduğuna göre, Allâh’a sonradan bir ilâve mümkün müdür? Yuhanna İncîli’nde ken*disine «Yâ Rab!» diye hitâb edilen Hazret-i Îsâ’ya isnâd edilen ulûhiyet kudreti, insanlar tarafından haça gerilecek kadar acziyetle mi muttasıftır? Zîrâ İncîl’lerde, Hazret-i Îsâ’nın istemeyerek asıldığını ifâde eden cümleler vardır. Bu cümlelere göre Hazret-i Îsâ, çarmıha gerilmeye götürülürken:
    “–Allâh’ım, Allâh’ım beni niçin terk ettin?”
    (Matta 27, 46) diye yüksek sesle bağırmıştır.
    Bu ifâdeler, acz ve isyan dolu beşerî zaaflar değil midir?

    İslâm Dîni, tevhîd husûsunda son derece hassâsi*yet gösterilmesini emreder. Tevhîdi zedeleyecek en küçük hususları bile şirk olarak vasıflandırır. Bir misâl verecek olursak, bir kişinin, Allâh’ın emirlerini bir kenara bırakıp kendi arzusuna uyması hâlinde: “hevâsını ilâh edindi” (el-Furkân, 43) hükmünü verir. Ayrıca Allâh’ın helâl kıldığını haram, haram kıldığını da helâl kılanları “rabler”, onların bu arzularına uyanları da “bunları rab edinen kimse*ler” olarak tavsîf buyurur. İbâdette gösteriş demek olan riyâyı da gizli şirk olarak zikreder.
    Tevhîd konusunda bu kadar hassas davranan Kur’ân, hristiyanların bâtıl teslîs inancını şiddetle reddeder ve bunun küfür olduğunu bildirir.
    Allâh Teâlâ son ilâhî kitâbı olan Kur’ân-ı Kerîm’de içine düş*tükleri teslîs dalâleti dolayısıyla ehl-i kitâbı şöyle îkâz buyurur:
    “Ey ehl-i kitâb! Dîninizde aşırı gitmeyin ve Allâh hakkın*da, hakîkatten başkasını söylemeyin! Meryem oğlu Îsâ Mesîh, ancak Allâh’ın Rasûlü’dür; (O), Allâh’ın, Meryem’e ulaş*tırdığı «Kün = Ol» kelimesi(nin eseri)dir. O’ndan bir rûhtur. (Allâh tarafından gönderilmiş, te’yîd edilmiş, Cebrâîl tarafından üfürülmüş bir rûhtur). Şu hâlde Allâh’a ve peygamberlerine îmân edin! «(Tanrı) üçtür» demeyin! Sizin için hayırlı olmak üzere bundan vazgeçin! Allâh, ancak bir tek Allâh’tır! O, ço*cuğu olmaktan münezzehtir. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur. Vekîl olarak Allâh yeter!” (en-Nisâ, 171)
    “(Biliniz ki), ne Mesîh, ne de Allâh’a yakın melekler, Allâh’ın kulu olmaktan geri dururlar. O’na kulluktan geri durup büyüklenen kimselerin hepsini (Allâh) yakında huzûrunda toplayacaktır.” (en-Nisâ, 172)


    “«Şüphesiz Allâh, Meryem oğlu Mesîh’tir!» diyenler, and olsun ki kâfir olmuşlardır. De ki: «Öyleyse Allâh Mer*yem oğlu Mesîh’i, anasını ve yeryüzündekileri imhâ etmek isterse, Allâh’a kim bir şey yapabilecektir?! Göklerde, yer*de ve ikisi arasında ne varsa hepsinin mülkiyeti Allâh’a âittir. O dilediğini yaratır ve Allâh, her şeye hakkıyla kâdirdir.»” (el-Mâide, 17)
    Daha evvelce de ifâde edildiği gibi birçok araştırmacıya göre Hazret-i Îsâ’nın ulûhiyeti fikri, Hristiyanlığa, Yunan, İskenderiye ve Hind felsefelerinin tesiriyle girmiştir.
    Nitekim Britanica Ansiklopedisi’nde şöyle denilmektedir:
    “Îsâ, tabiat üstü bir unsurdan olduğunu asla iddiâ etmedi; beşer tabiatından üstün bir tabiatı olduğunu da söylemedi.” (5. cilt s. 636)
    Hazret-i Îsâ
    şöyle demiştir:
    “Dinle ey İsrâîl! Allâh’ımız Rab, bir olan Rab’dır.” (Markos 12, 29. Ayrıca bkz. Matta 23, 8; Luka 13, 33)
    Yine başka yerlerde de şu ifâdeler bulunmaktadır:
    “Herkesi korku aldı ve aramızdan büyük bir peygamber çıktı dediler.” (Luka, 7/16)
    “İmdi Îsâ’nın yapmış olduğu alâmeti halk görünce dünyâya gelecek peygamber budur, dediler.” (Yuhanna, 6/14)

    Görüldüğü üzere, aslında bizzat hristiyan kaynaklarındaki bilgiler bile Hazret-i Îsâ’nın Allâh’ın kulu ve Rasûlü olduğunu, O’nun ulûhiyetle bir alâ*kası bulunmadığını ispat etmeye kâfîdir. Fakat Pavlos gibi sahte din adamları, îman kisvesi altında din düşmanlığı yapmışlar ve Hazret-i Îsâ hakkında insanları yanıltmakla yetinmeyip sayısız yanlış bilgilerle onları dalâlete sürüklemişlerdir. Böyle olduğu hâl*de hristiyanlar bugün, kendi kendilerini kandırarak Allâh’ın sevgilileri olduklarını ve cennete yalnız kendilerinin gireceğini ifâde eder*ler. Onların bu zanlarını Cenâb-ı Hak şöyle cevaplandırır:
    “(Ehl-i kitâb «Yahûdîler ve hristiyanlar hâriç hiç kimse cennete giremeyecek!» dediler. Bu, onların kuruntusudur. (Ey Rasûlüm!) Sen onlara de ki: «–Eğer sâhiden doğru söy*lüyorsanız, delîlinizi getirin!»” (el-Bakara, 111)

    “Hristiyanlar ve Yahûdîler: «Biz Allâh’ın oğulları ve sev*gilileriyiz!» dediler. De ki: Öyleyse günahlarınızdan dolayı si*ze niçin azâb ediyor? Doğrusu siz de O’nun yarattığı insan*lardansınız. O, dilediğini bağışlar ve dilediğine azâb eder. Göklerde, yerde ve ikisinin arasında ne varsa mülkiyeti Allâh’a âittir. Sonunda dönüş de ancak O’nadır.” (el-Mâide, 18)
    Hristiyanların içine düştükleri bu hazin âkıbet, onların da yahûdîler gibi kendilerine gönderilen ilâhî kitabı arzuları istikâ*metinde bozmuş, muhtevâsını beşerîleştirmiş olmalarından kay*naklanmaktadır. Çünkü böyle yapmak, nefislerine daha câzip gö*rünmüş ve irtikâb ettikleri cürümleri, ilâhî kitaplarına dâhil ederek onları meşrû*laştırma imkânı elde etmişlerdir. Ancak bu durum, tabiî olarak âhiret saâdetini kaybetmelerine mâl olmuştur. Allâh Rasûlü -sallâllâhu aley*hi ve sellem-’in teşrîfiyle bile intibâha gelemeyecek kadar bâtıla saplanmış olan pek çok ehl-i kitâbın hâli ne hazindir!
    Necran hristiyanlarından bir hey’et Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e gelerek:
    “–Kur’ân-ı Kerîm de Hazret-i Îsâ’nın babasız doğduğunu kabûl ettiğine göre O Allâh’tır!” dediler.
    Bunun üzerine şu mübâhele (haklının ortaya çıkması için karşılıklı lânetleşme) âyeti inzâl oldu:
    “(Ey Rasûlüm!) Sana bu ilim geldikten sonra Sen’inle bu hususta çekişenlere de ki: Geliniz, sizler ve bizler dâhil ol*mak üzere, siz kendi çocuklarınızı biz de kendi çocuklarımı*zı, siz kendi kadınlarınızı biz de kendi kadınlarımızı çağıra*lım. Sonra da duâ edelim de Allâh’tan yalancılar üzerine lânet dileyelim.” (Âl-i İmrân, 61)
    Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, âyet-i kerîme muktezâsınca teklifini yaptığında Necranlı hristiyanlar buna ya*naşamadılar. Müslümanların himâyesine girmeyi kabûl eden bir anlaşma imzâlayarak memleketlerine döndüler.
    Allâh Teâlâ, ehl-i kitâbı îkaz sadedinde şöyle buyurur:
    “Ey ehl-i kitâb! (Gerçeği) görüp de bildiğiniz hâlde niçin Allâh’ın âyetlerini inkâr edersiniz?” (Âl-i İmrân, 70)

    “Ey ehl-i kitâb! Neden doğruyu eğriye karıştırıyor ve bi*le bile gerçeği gizliyorsunuz?”
    (Âl-i İmrân, 71)


    “Ey ehl-i kitâb! (Gerçeği) görüp bildiğiniz hâlde niçin Allâh’ın yolunu eğri göstermeye yeltenerek mü’minleri Allâh yolundan çevirmeye kalkışıyorsunuz? Allâh, yaptıklarınız*dan habersiz değildir.” (Âl-i İmrân, 99)
    Hristiyanların, âyet-i kerîmelerde ifâde edilen görüp bildikle*ri gerçek, kendi dinlerinin tahrîf edilmiş olup aslından uzaklaşmış bulunduğu, bu sebeple son ilâhî kitap olan Kur’ân-ı Kerîm ile Haz*ret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in Cenâb-ı Hak ta*rafından gönderildiğidir. Onlar bunu açığa vurmasa da Allâh Te*âlâ açık bir şekilde beyân buyurur:
    “Kendilerine kitap verdiklerimiz, O’nu (Peygam*beri), öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Buna rağmen on*lardan bir grup, bile bile gerçeği gizler.” (el-Bakara, 146)

    “(Lâkin bilsinler ki) indirdiğimiz açık delilleri ve kitapta in*sanlara apaçık (bir şekilde) gösterdiğimiz hidâyet yolunu giz*leyenlere hem Allâh, hem de bütün lânet ediciler lânet eder.” (el-Bakara, 159)
    Allâh indinde tek makbul dîn olan İslâm’a son derece uzak duran ehl-i kitâba çok yazık! Ancak onlardan yüce hakîkati anlayarak Allâh’a gerçek mânâda kulluğa yönelenlere de ne mutlu! Nitekim âyet-i kerîmede, ehl-i kitâbın, âhir zamanda Hazret-i Îsâ’nın yeryüzüne inmesiyle birlikte îmân ede*cekleri ifâde buyrulmaktadır:
    “Ehl-i kitâbdan her biri, ölümünden önce O’na muhak*kak îmân edecektir. Kıyâmet gününde O, onlara şâhid ola*caktır.” (en-Nisâ, 159)
    Hristiyanların bugün içinde bulundukları dalâleti terk edemeyişlerinin yegâne sebebi ise, İncîl’lerin durumudur. Onları kaleme alanlar, İncîl’leri kendi arzuları istikâmetinde o hâle getirmişlerdir ki, gerçek İncîl-i Şerîf’i gönderen Cenâb-ı Hak:
    “Elleriyle (bir) kitap yazıp sonra onu az bir bedel karşılığında satmak için «Bu Allâh katındandır» diyenlere yazıklar olsun! Elleriyle yazdıklarından ötürü vay onların hâline! Ve kazandıklarından ötürü vay onların hâline!” (el-Bakara, 79) buyurmuştur.
    Çünkü onların yaptıkları ilâhî kitâba müdâhale meselesi, peygamberlere dahî müsâade edilmeyen ilâhî bir yasaktır. Nite*kim bu husustaki ilâhî ferman, Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz hakkında dahî vârid olmuştur. Cenâb-ı Hak buyurur:
    “Eğer (Peygamber) Biz’e atfen bazı sözler uydurmuş ol*saydı, elbette O’nu kıskıvrak yakalardık! Sonra O’nun can damarını koparırdık (O’nu yaşatmazdık). Hiçbiriniz buna mânî de olamazdınız!” (el-Hâkka, 44-47)

    (Alıntıdır)
    Bu mesaj en son " 02.02.11 " tarihinde saat 09:45 itibariyle DETEKTİF tarafından düzenlenmiştir...
    Adaleti çiğneyen devlet adamlarını cezalandırmayan milletler çökmek zorundadır. HZ. MUHAMMED (S.A.V.).

  2. #2
    ÇOK GENİŞ FİKİRLİYİMDİR. DETEKTİF adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-03-2010
    Mesajlar
    6,659
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    4
    Kur'an-ı Kerim'de segi diye bir şey yokmuş güya!.Alın, size çeşitli ayetler:

    İnsanlar içinde, Allah'tan başkasını 'eş ve ortak' tutanlar vardır ki, onlar (bunları), Allah'ı sever gibi severler. İman edenlerin ise Allah'a olan sevgileri daha güçlüdür. O zulmedenler, azaba uğrayacakları zaman, muhakkak bütün kuvvetin tümüyle Allah'ın olduğunu ve Allah'ın vereceği azabın gerçekten şiddetli olduğunu bir bilselerdi.


    (BAKARA SURESİ / 165)



    Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik değildir. Ama iyilik, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman eden; mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyip-dilenene ve kölelere (özgürlükleri için) veren; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahidleştiklerinde ahidlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır). İşte bunlar, doğru olanlardır ve müttaki olanlar da bunlardır.


    (BAKARA SURESİ / 177)


    Andolsun, insanlar içinde, mü'minlere en şiddetli düşman olarak yahudileri ve müşrikleri bulursun. Onlardan, iman edenlere sevgi bakımından en yakın olarak da: "Hristiyanlarız" diyenleri bulursun. Bu, onlardan (birtakım) papaz ve rahiplerin olması ve onların gerçekte büyüklük taslamamaları nedeniyledir.


    (MAİDE SURESİ / 82)



    Onlar şöyle demişti: "Yusuf ve kardeşi babamıza bizden daha sevgilidir; oysa ki biz, birbirini pekiştiren bir topluluğuz. Gerçekte babamız, açıkça bir şaşkınlık içindedir."


    (YUSUF SURESİ / 8)


    Şehirde (birtakım) kadınlar: "Aziz (Vezir)'in karısı kendi uşağının nefsinden murad almak istiyormuş. Öyle ki sevgi onun bağrına sinmiş. Biz doğrusu onu açıkça bir sapıklık içinde görüyoruz." dedi.


    (YUSUF SURESİ / 30)


    Katımızdan ona bir sevgi duyarlılığı ve temizlik (de verdik). O, çok takva sahibi biriydi.


    (MERYEM SURESİ / 13)


    İman edenler ve salih amellerde bulunanlar ise, Rahman (olan Allah), onlar için bir sevgi kılacaktır.


    (MERYEM SURESİ / 96)


    "Onu sandığın içine koy, suya bırak, böylece su onu sahile bıraksın; onu benim de düşmanım, onun da düşmanı olan biri alacaktır. Gözümün önünde yetiştirilmen için, kendimden sana bir sevgi yönelttim."


    (TAHA SURESİ / 39)


    (İbrahim) Dedi ki: "Siz gerçekten, Allah'ı bırakıp dünya hayatında aranızda bir sevgi-bağı olarak putları (ilahlar) edindiniz. Sonra kıyamet günü, kiminiz kiminizi inkar edip-tanımayacak ve kiminiz kiminize lanet edeceksiniz. Sizin barınma yeriniz ateştir ve hiç bir yardımcınız yoktur." (ANKEBUT SURESİ / 25)
    Onda 'sükun bulup durulmanız' için, size kendi nefislerinizden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet kılması da, O'nun ayetlerindendir. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir kavim için gerçekten ayetler vardır.


    (RUM SURESİ / 21)


    O da demişti ki: "Gerçekten ben, mal (veya at) sevgisini Rabbimi zikretmekten dolayı tercih ettim." Sonunda bu atlar (koştular ve toz) perdesinin arkasına saklandılar.


    (SAD SURESİ / 32)


    İşte Allah, iman edip salih amellerde bulunan kullarına böyle müjde vermektedir. De ki: "Ben buna karşı yakınlıkta sevgi dışında sizden hiç bir ücret istemiyorum." Kim bir iyilik kazanırsa, biz ondaki iyiliği arttırırız. Gerçekten Allah, bağışlayandır, şükredene karşılığını verendir.


    (ŞURA SURESİ / 23)


    Eşlerine sevgiyle tutkun (ve) hep yaşıt,


    (VAKIA SURESİ / 37)


    Allah'a ve ahiret gününe iman eden hiç bir kavim (topluluk) bulamazsın ki, Allah'a ve elçisine başkaldıran kimselerle bir sevgi (ve dostluk) bağı kurmuş olsunlar; bunlar, ister babaları, ister çocukları, ister kardeşleri, isterse kendi aşiretleri (soyları) olsun. Onlar, öyle kimselerdir ki, (Allah) kalplerine imanı yazmış ve onları kendinden bir ruh ile desteklemiştir. Onları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacaktır; orda süresiz olarak kalacaklardır. Allah, onlardan razı olmuş, onlar da O'ndan razı olmuşlardır. İşte onlar, Allah'ın fırkasıdır. Dikkat edin; şüphesiz Allah'ın fırkası olanlar, felah (umutlarını gerçekleştirip kurtuluş) bulanların ta kendileridir.


    (MÜCADELE SURESİ / 22)


    Ey iman edenler, benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları veliler edinmeyin. Siz onlara karşı sevgi yöneltiyorsunuz; oysa onlar haktan size geleni inkâr etmişler, Rabbiniz olan Allah'a inanmanızdan dolayı elçiyi de, sizi de (yurtlarınızdan) sürüp-çıkarmışlardır. Eğer siz, Benim yolumda cihad etmek ve Benim rızamı aramak amacıyla çıkmışsanız (nasıl) onlara karşı hâlâ sevgi gizliyorsunuz? Ben, sizin gizlediklerinizi ve açığa vurduklarınızı bilirim. Kim sizden bunu yaparsa, artık o, elbette yolun ortasından şaşırıp-sapmış olur.


    (MÜMTEHİNE SURESİ / 1)


    Belki Allah, sizlerle onlardan kendilerine karşı düşmanlık besledikleriniz arasında bir sevgi-bağı kılar. Allah, güç yetirendir. Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.


    (MÜMTEHİNE SURESİ / 7)


    De ki: "Ey Yahudi olanlar, eğer siz, (bütün) insanlardan ayrı olarak yalnızca sizlerin gerçekten Allah'ın velileri (dost ve sevgili kulları) olduğunuzu öne sürüyorsanız, şu halde ölümü temenni edin; eğer doğru sözlü iseniz (bunu çekinmeden yapın)."


    (CUM'A SURESİ / 6)


    Kendileri, ona duydukları sevgiye rağmen yemeği, yoksula, yetime ve esire yedirirler.


    (İNSAN SURESİ / 8)


    Muhakkak o, mal sevgisinden dolayı (bencil ve cimri tutumundan) çok katıdır.


    (ADİYAT SURESİ / 8 )
    Adaleti çiğneyen devlet adamlarını cezalandırmayan milletler çökmek zorundadır. HZ. MUHAMMED (S.A.V.).

  3. #3
    ÇOK GENİŞ FİKİRLİYİMDİR. DETEKTİF adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-03-2010
    Mesajlar
    6,659
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    4
    Kur'an'da, Allah'ın EL- VEDUD ismi şerifi

    Yüce Allah'ımızın 130 civarında İsmi vardır( Bize Kur'an-ı Kerim ve Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) vasıtasıyla bildirdiği isimleri, yoksa Rabb'imizin isimlerinin sayısı sonsuzdur). Peygamberimiz (s.a.v.) bir hadis-i şeriflerinde "Allah'ın doksan dokuz -yüzden bir eksik- ismi vardır. Kim bunları ezberlerse Cennet'e girer." diye beyan edip ardından, bu İsimleri saymıştır. Bu 99 özel İsim'in hepsine birden ESMA'ÜL-HÜSNA (Ki -İsimlerin en güzelleri demektir) denir. İşte bu 99 özel İsimden 48'inci sırada olan İsim, Allah'ımızın EL-VEDUD İsmidir.

    O'na bu isimle dua ederken YÂ VEDUD ismiyle ile yalvarırız...

    "Yâ" kelimesi ise bildiğin gibi, Arapça'dan Türkçe'ye "EY" diye çevrilen bir hitap ve seslenme kelimesidir. Mesela Yavuz Sultan Selim Hazretleri bir şiirinde gazilere şöyle sesleniyor:

    "EY gaziler yol göründü
    Yine garip serime
    Dağlar taşlar dayanamaz
    Benim ah u zârıma" .
    Aynı şekilde Arapça'daki "Yâ Rabbi" şeklindeki seslenme ifadesi, Türkçe'ye " Ey Rabb'im" diye tercüme edilir.

    Peygamber aleyhisselam bize, dualarımızda Allah'ımızın bu GÜZEL İSİMLERİNE yer vermemizi şiddetle tavsiye etmiş , bunun dualarımızın kabulüne vesile olacağını beyan etmiştir . Bu tavsiyeyi emir şeklinde Kur'an-ı Kerim'de de görüyoruz:"En güzel isimler Allah'ındır. O halde O'na o güzel İsimlerle dua edin...Araf suresi/Ayet 180" . İşte bu nedenle Müslümanlar, dualarına mesela Allah'ımızın 99 özel İsminden RAB ismini kullanarak "Yâ Rabb'i" veya Allah'ımızın RAHMAN ve RAHİM isimlerini kullanarak "BismillahirRAHMANirRAHİM" diye başlarlar. Ve duanın içinde de mesela günahlarının affedilmesini istiyorlarsa Allah'ımızın o konuyla ilgili İsmini duaya eklerler. Bu konuya şöyle bir dua parçasını örnek olarak verelim:" ...Yâ TEVVAB (Günahları bağışlayan demektir) günahlarımı affet, Yâ MUCİB(Duaları kabul eden demektir) dualarımı kabul et, Yâ SELAM (Selamete erdiren demektir) beni şu anki sıkıntılarımdan kurtarıp selamete erdir, Yâ REZZAK (Her yaratılmışa rızkını veren) ailemin,milletimin ve müslümanların rızkını genişlet, Yâ VELİ (Dost,arkadaş ve yardımcı demektir) üzerimdeki yükü hafiflet, Yâ MUMİD ( Eceli gelen canlının canını alan) son nefeste İman-Kur'an nasip et, Yâ MANİ (Kötülüğe ve istemediğinin olmasına engel olan demektir) Sen'in Rıza'na kavuşmamın önüne taş koymak isteyen her ne varsa onları engelle,..."

    VEDUD ismi ise, "Çok seven ve çok sevilen. İyi kullarını seven, onları rahmet ve rızasına erdiren; sevilmeye ve dostluğu kazanılmaya biricik lâyık olan" demektir. İşte yukarıda verdiğimiz örnekte olduğu gibi SEVDİĞİNE KAVUŞMAK İSTEYENLER; EŞİ , kardeşi , ana-babsı , arkadaşı gibi çok sevdiği kişilerle ile arasındaki muhabbeti incir çekirdeğini doldurmayacak sebeplerle azalanlar; Allah'ın sevgisini kazanmak isteyenler dualarında ve diğer zamanlarda zikir olarak "Yâ VEDUD, yâ VEDUD, yâ VEDUD..." şeklinde bu ifadeyi sık sık tekrarlamalıdırlar.
    Adaleti çiğneyen devlet adamlarını cezalandırmayan milletler çökmek zorundadır. HZ. MUHAMMED (S.A.V.).

  4. #4
    ÇOK GENİŞ FİKİRLİYİMDİR. DETEKTİF adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-03-2010
    Mesajlar
    6,659
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    4
    Allah kimleri sever kimleri sevmez...

    Osman Nuri Topbaş Hocaefendi'yi dinleyelim..

    http://www.osmannuritopbas.com/image...hbet_50304.wmv
    Adaleti çiğneyen devlet adamlarını cezalandırmayan milletler çökmek zorundadır. HZ. MUHAMMED (S.A.V.).

  5. #5
    RAMAZAN TOPTAŞ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-07-2009
    Mesajlar
    9,424
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    4
    ALLAH tabikide en çok kendisini seveni ve kendisinden en çok korkanı sever.
    CUMA6 – De ki: “Ey kendilerine Yahudi diyenler! İnsanlar arasında yalnız kendinizin Allah’ın dostları olduğunu iddia ettiğinize göre, bu iddianızda tutarlı iseniz, haydi hemen ölmeyi temenni edin de bir an önce O’na kavuşun.
    ENBİYA23 – O, yaptıklarından sorumlu değildir. O’nu sorguya çekecek kimse yoktur, ama insanlar mutlaka sorgulanacaklardır.
    30 – Hakkı, inkâr edenler görüp bilmediler mi ki göklerle yer bitişik (bir bütün) idi, onları Biz ayırdık, hayatı olan her şeyi sudan yaptık. Hâlâ inanmayacaklar mı?

  6. #6
    ÇOK GENİŞ FİKİRLİYİMDİR. DETEKTİF adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-03-2010
    Mesajlar
    6,659
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    4
    Alıntı RAMAZAN TOPTAŞ tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    ALLAH tabikide en çok kendisini seveni ve kendisinden en çok korkanı sever.
    Aynen...
    Adaleti çiğneyen devlet adamlarını cezalandırmayan milletler çökmek zorundadır. HZ. MUHAMMED (S.A.V.).

  7. #7
    Misafir GöKBöRü adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    16-06-2005
    Mesajlar
    6,169
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı RAMAZAN TOPTAŞ tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    ALLAH tabikide en çok kendisini seveni ve kendisinden en çok korkanı sever.
    bana göre eksik söylemişsin kendi görüşümüde aktarmak istedim


    kendisinden korkanı sever
    dürüst, namuslu, ahlaklı, emirlerini yerine getireni...


    kısacası DOĞRU olan insanları sever. diye düşünüyorum

  8. #8
    RAMAZAN TOPTAŞ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-07-2009
    Mesajlar
    9,424
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    4
    Alıntı GöKBöRü tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    bana göre eksik söylemişsin kendi görüşümüde aktarmak istedim


    kendisinden korkanı sever
    dürüst, namuslu, ahlaklı, emirlerini yerine getireni...


    kısacası DOĞRU olan insanları sever. diye düşünüyorum
    Çok haklısın, ama ALLAH'dan en çok korkan ve onu en çok seven bunları elinin geldiğince zaten yapar yapmasa bu söze sadık kalaz.

    Bir insanın imanını kontrol etmesinin en kolay ve en dogru yoludur, bu soruyu kendine sorsun eger en çok korktuğu ALLAH DEGİLSE BİLKİ BİR YERDE YANLIŞ VAR DEMEKTİR ZİRA SEVGİ AÇISINDANDA BU SORUYU SORMALIDIR.


    ben en çok kimden korkuyorum ve en çok kimi seviyorum diye sorsun ve VİCDANINDAN ALACAGI CEVABA GÖRE İMANI HAKKINDA KARAR VEREBİLİR.
    CUMA6 – De ki: “Ey kendilerine Yahudi diyenler! İnsanlar arasında yalnız kendinizin Allah’ın dostları olduğunu iddia ettiğinize göre, bu iddianızda tutarlı iseniz, haydi hemen ölmeyi temenni edin de bir an önce O’na kavuşun.
    ENBİYA23 – O, yaptıklarından sorumlu değildir. O’nu sorguya çekecek kimse yoktur, ama insanlar mutlaka sorgulanacaklardır.
    30 – Hakkı, inkâr edenler görüp bilmediler mi ki göklerle yer bitişik (bir bütün) idi, onları Biz ayırdık, hayatı olan her şeyi sudan yaptık. Hâlâ inanmayacaklar mı?

  9. #9
    Ra_
    Ra_ çevrimdışı
    oysa ben ... Ra_ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    17-02-2009
    Mesajlar
    7,338
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    5
    Alıntı DETEKTİF tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Allah kimleri sever kimleri sevmez...

    Osman Nuri Topbaş Hocaefendi'yi dinleyelim..
    Osman hocaya gerek yok..! Kur'an da Allah kimi sevip kimi sevmediğini alenen belirtmiş.
    bunu Kuranın yan ürünlerine ihtiyaç duymadan ilk elden öğrenmek kolay.
    Her gidiş zamansızdır, bir yosmanın gülüşü kadar
    vurdumduymaz...
    dönüp bakmak istersin ardına, geride bıraktığın piç
    sevdalara...
    üşürsün bencilce..
    .....

  10. #10
    RAMAZAN TOPTAŞ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-07-2009
    Mesajlar
    9,424
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    4
    FECR
    27-30 – Ey gönül huzuruna ermiş ruh!Sen Rabbinden razı, O senden razı olarak dön Rabbine!Sen de katıl has kullarımın içine, gir cennetime!

    119 – Bunlardan sonra Allah buyurur ki: “Bu gün o gündür ki, doğruların doğruluğu kendilerine fayda verir. Onlara içinden ırmaklar akan cennetler var. Orada daimî kalırlar. Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. İşte büyük başarı ve mutluluk budur!”
    CUMA6 – De ki: “Ey kendilerine Yahudi diyenler! İnsanlar arasında yalnız kendinizin Allah’ın dostları olduğunu iddia ettiğinize göre, bu iddianızda tutarlı iseniz, haydi hemen ölmeyi temenni edin de bir an önce O’na kavuşun.
    ENBİYA23 – O, yaptıklarından sorumlu değildir. O’nu sorguya çekecek kimse yoktur, ama insanlar mutlaka sorgulanacaklardır.
    30 – Hakkı, inkâr edenler görüp bilmediler mi ki göklerle yer bitişik (bir bütün) idi, onları Biz ayırdık, hayatı olan her şeyi sudan yaptık. Hâlâ inanmayacaklar mı?

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Kurtlar Vadisindeki Karakterler Gerçekte Kimleri Anlatıyor.İşte Karşılaştırmalar
    2006 Konuları bölümünde DarkRuger tarafından açılmış
    Yanıt: 0
    Son Mesaj: 10.03.06, 17:49
  2. Danıştay'ın Harcırah Kararı Kimleri Kapsıyor? 16.02.2006
    2006 Konuları bölümünde dervish tarafından açılmış
    Yanıt: 0
    Son Mesaj: 17.02.06, 13:19

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •