Konu başlığı aynı zamanda okuduğum kitabın adıdır.
Örneğin, yakın tarihimizde meydana gelen Zonguldaktaki maden kazası, Erzincan ve Dinar depremleri, Senirkent sel felaketi gibi doğal olaylar devletimizin en yüksek mercii tarafından ''Allah'ın takdiri'' olarak nitelenip, bu olaylarda can kaybına sebebiyet veren ve insandan kaynaklanan ihmaller soruşturma konusu olmaktan çıkmıştır. Benzer bir hadise de Suudi Arabistan'da hacc mevsiminde yaşanmıştır (1990). Tünelde mahsur kalan 500 hacı ölmüş, Kral Fahd, bu olayı ''Allah'ın takdiri'' olarak izah edip sorumluluğunu ortadan kaldırmıştır.
Böyle bir Allah Tasavvuru ve O'nun insanlarla ilişkisini düzenleyen kader teorisine sahip olan toplumumuzda nasıl koruyucu hekimlik, trafik kazaları, çocuk ölümleri vs. üzerine ciddi politikalar geliştirilebilir ? Kaderine inanan bir mümin nasıl olur da toplumundaki ekonomik fırsat eşitsizliklerini, ekonomik sömürüyü ortadan kaldırmak için mücadeleye girişebilir.
Bu tip insanların dünyası, Brezilyalı eğitim filozofu p. Freire'nin deyişiyle insani olmaktan çıkarılmış, kendi kendinin farkında olunmayan, varoluşu belirleyen toplumsal güçlerin bilincinde olunmayan bir dünyadır... Bu insanlar tarihin akışı içinde aktif olamazlar, sadece tarihin etki ettiği insanlar olurlar. Buna Freire ''Sessizlik Kültürü'' diyor.
her neyse kitap gerçekten çok güzel, kader anlayışı ile ilgili bir kitap.
kahpe felek
zalim felek
felek vermedi
alın yazısı
kadere karşı gelinmez
kaderine küs
göreceği varmış
her işte bir hayır vardır
kaderin cilvesi
kader kurbanı
kader mahkumu
Bu ve türevi bir sürü şey, Allah'ın ahlakiliği ile bağdaşır mı? veya bizim tasavvurumuz olan Allah ahlak anlayışı nasıldır nedir ?
Not: İlhami GÜLER : Allah'ın Ahlakiliği Sorunu ( Ehl-i Sünnetin Allah tasavvuruna Ahlaki Açıdan Eleştirel Yaklaşım )


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla

