KORKULARA DEĞİL, UMUDA OY VER!
İNANDIĞIN PARTİYE OY VER!
İlk kez böyle bir durumla karşı karşıyayız. Seçim süreci ‘kriz‘den çıkış için bir umut değil, bizzat kendisi bir kriz kaynağı olarak ortaya çıkmış durumda. Devletçi-statükocu bir egemen odak, bütün gelişmeleri istediği gibi yönlendirmek için her türlü yola başvuruyor.
Cumhurbaşkanlığı seçimi, egemenler arası çatışmanın yükseldiği bir süreç olarak yaşandı. Önce ‘laiklik‘ elden gidiyor, yaşam tarzımız tehdit altında denilerek bir kriz yaratıldı. AKP Hükümeti eliyle gerici kadrolaşma, Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde yapılan dayatmalar bir anda ‘şeriat tehlikesi‘ üzerinden yaratılan korkuya dönüştürüldü. Yüzbinlerce insan çeşitli kentlerde yaşam tarzlarına yönelik tehdit karşısında miting meydanlarını doldurdu.
AKP‘nin, temsil özürlü Meclis‘teki gücüne dayanarak Cumhurbaşkanlığı seçiminde tek belirleyici olmaya çalıştığı ortamda bir ordu muhtırası gündeme bomba gibi düştü; ardından Anayasa Mahkemesi 367 şartıyla AKP‘nin Cumhurbaşkanı seçmesini engelledi. Siyasetin üzerine muhtıranın gölgesi düştü.
Henüz bu tepkiler canlıyken, bir anda artan asker cenazeleri ve Kuzey Irak‘a operasyon düzenlenmesi ihtimali gündeme oturdu. ‘Şeriat‘ tehlikesi birdenbire, ama şimdilik unutuldu ve bu kez de ‘terör‘ baş sorun ve baş korku haline geldi. Ardından bir ordu muhtırası daha ortaya çıktı.
Bu seçimler darbe ve savaş tehlikesinin gölgesinde yapılıyor. Siyasetin merkezi yeniden tahkim edilsin diye, her şey göze alınmış gibi. Yeter ki, mevcut düzen yara almasın, darbe de, savaş da, linç de mubah. Ancak şu çok açık ki, her ne gerekçeyle olursa olsun askeri vesayetin artması, darbe ihtimali ve Kuzey Irak operasyonu bu ülke için bir felaket olacaktır.
Bu koşullar da gösteriyor ki, ordunun siyaset üzerindeki vesayetine, siyasal alanı daraltan militarizme karşı mücadele temel bir önem taşıyor. 12 Eylül hukukunun mirası olan Seçim Yasası ile siyaseti işlevsizleştiren anlayışa karşı siyasetin etkinleştirilmesi, kitlelerin karar alma mekanizmalarına seslerini taşıyacak kanalların korunması ve genişletilmesi gerekiyor.
Öte yandan kapitalist küreselleşmenin ortaya çıkardığı yıkımın sonuçları yoğun biçimde yaşanıyor. Yeni liberal politikaları uygulayan AKP eliyle yoksullaşma, işsizlik, kamu hizmetleri ve tarım alanında köklü bir tasfiye olanca hızıyla sürüyor. Sosyal devlet uygulamalarının tasfiyesi, yoksulluğun, işsizliğin ve dışlanmanın derinleşmesi, geniş halk kitlelerinin sermayenin küreselleşmesinden mağdur olmalarına yol açıyor. AKP, toplumda tarihsel kökenleri olan muhafazakarlığın ve gericiliğin argümanlarını kullanarak arkasına aldığı kitle desteğini kullanarak yeni liberal politikaları fütursuzca uyguluyor.
Bu süreç yükselen bir ırkçı ve milliyetçi dalga ile beslenip örtüşüyor. Siyasete yabancılaşma ve ekonomik yıkım, mağdur olanlar arasında, devletçi-statükocu güçlerin kendinden olmayanı yok sayan anlayışına eklemlenen ve ‘yabancı olan‘a karşı bir savunma aracı olan ırkçı milliyetçi düşüncelere yönelişe neden oluyor.
Bir çıkış yolu var mı? Evet!
Yaşam tarzımızı korumak ve geliştirmek için, laikliğin elden gitmemesi için korkuya değil, özgüvene ihtiyacımız var. Yaşam tarzımızı garanti altına alabilecek tek şey, daha fazla özgürlük ve daha fazla demokrasidir, özgürlükçü bir laiklik anlayışının yaygınlaşmasıdır. Siyasetin sivilleşmesi ve toplumsallaşmasıdır.
Bir çıkış yolu var mı? Evet!
Her gün can verdiğimiz çatışmaların bitmesinin yolu, daha fazla barışın sesini yükseltmek, milliyetçiliğe, ırkçılığa karşı daha kararlılıkla karşı çıkmaktır. Birarada yaşamanın ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel yollarını hep beraber bulmaktır; barıştır, kardeşliktir. İşi savaş olanların barışı getiremeyeceğini bilerek davranmaktır.
Bir çıkış yolu var mı? Evet!
Solun kendini büyütebileceği alan, sermayenin küreselleşmesinden mağdur olan, ancak bugün ırkçı ve milliyetçi düşüncelerin hegemonya alanı içinde yer alanları da örgütleyecek politikalardan geçiyor. Dolayısıyla, ırkçı-milliyetçi düşüncelere karşı mücadele ile sermayenin küreselleşmesinin ve emperyalist müdahalelerin yarattığı yıkıma karşı sosyal ve siyasal alandaki eşitlik ve adaleti kapsayan somut gündelik talepler mücadelesi bir gelecek umudu inşa etme çabasıyla gündemin başında yer alıyor.


LinkBack URL
About LinkBacks

Alıntı Yaparak Cevapla
