Çokeşlilik meselesi gündemimize periyodik olarak gelen hususlardan biri. Türkiye’de meseleler çözülmek için değil de laf olsun diye gündeme geldiği için sürekli aynı şeyleri dönem dönem konuşup duruyoruz. Bu meselenin son olarak bir hanım danışmanın sözleriyle gündeme gelmesi aynı şekilde, hiçbir ortak sonuç üretmeden geldiği gibi gitti.

Bu konu gündeme geldiğinde genelde Müslüman camiada ikili bir tavır geliştiriliyor: Birinci durumda kişiler, meseleyi hiç aklına yatıramadığı, hiç kabullenemediği için hemen savunma psikolojisine giriyor ve anlamsız argümanlar geliştirerek köşesine çekiliyor. Bu tipin bir diğer türü, iş bizzat dine laf etmeye kadar gideceği için, Müslüman erkeklerin ahlâksızlığından dem vurarak meseleyi savuşturmayı tercih edebiliyor (bkz. NBK, Habertürk). İkinci tip ise tam tersine, günümüzün şartlarında zinaya düşmemek adına çokeşliliğin zaruri olduğunu düşünüyor ve bunun çare olarak görüyor. İlkinde kadınlar, ikincisinde erkekler ağırlıkta.

Çokeşlilik konusu gündeme geldiğinde her iki gurubun yaptığı önemli bir hata, sanki bu meselenin genel uygulanabilir bir yöntem olduğunun sanılmasıdır. Oysa basit dört işlem matematiği bunun böyle olmadığını söyler bize. Çok basit bir hesap var çünkü: Genelde ülkelerde, kadın erkek sayısı birbirine eşittir, demek ki özel bir savaş vs. olmadığı müddetçe normal olan, 1 kadınla 1 erkeğin eşleşmesinin beklenmesidir. Hatta tam şöyledir: Doğumda erkekler biraz daha fazla doğarlar (105 erkek çocuğa, 100 kız çocuk gibi bir oran). Fakat doğumdaki bu erkek nüfus fazlalığı, erkek nüfusun her yaştaki daha fazla ölümü ve kadınların daha uzun yaşamasıyla dengelenerek, kadın erkek sayısı birbirine yaklaşır.

Yani isteseniz de istemeseniz de açık bir sınır var, herkes çokeşli evlenemez, insanların geneli çokeşli olamaz, tekeşliliğe normalde zaten mecbursunuzdur. Genelde erkeklerin hemen her yaşta daha fazla evlenebilir nitelikte olduğu, kadınların ise özellikle yaşlılıkla birlikte evlenme ihtimallerinin daha da azaldığı düşünüldüğünde fark iyice açılır. Türkiye gibi, “ille de genç olsun” anlayışının hepten köklü olduğu bir ülkede bu fark muazzamdır. Yeterince kadın yok ki yahu, insanların büyük kısmı nasıl çokeşli olabilir ki? Hadi Rusya’ya sefer düzenleyelim deseniz, bu sefer Rus erkekleri ne yapacak, hepten votkaya mı dalacak?

Basit iktisat bilgisi herhalde şöyle derdi: Eğer arz sabitse, denge noktasını geçtikten sonra istediğiniz kadar talebi arttırın, ticaret hacmi değişmez. Fakat talebin fazlalığı şuna yarar: Fiyat artar. 18-30 yaş arasında bekar kadın arzı sabitken, erkekler istediği kadar çokeşlilik hayali kursun, ne değişir ki? Bu hayali sadece ve sadece çok az, çok istisna bir kesim gerçekleştirebilir, o da muhtemelen zengindir. Gerisi sadece züğürt çenesidir, o kadar.

Fakat dikkat: Tek bir şartla; nüfusta ciddi bir dengesizlik olmadığı müddetçe. Nitekim bu denge, özellikle büyük savaş ve felaket dönemlerinde erkekler aleyhine bozulma eğilimindedir. Bunu bir insanın Türkiye’de yaşayıp bilmemesi tuhaftır; çünkü Osmanlı’nın son döneminde peş peşe gelen savaşlarla, erkek nüfusun kırıldığı malumdur. Erkek nüfusun öldüğü, sakat kaldığı, kalanların işsiz güçsüz olduğu bir devirde; evlenebilir erkek sayısının evlenebilir kadına oranla azaldığı, tarihçiye sorulmasa bile, dede hikâyeleriyle bile öğrenilebilir. Anadolu’da bir yüzyıl öncesine gittiğinizde bütün evliliklerin çokeşli olduğu kasabalar görürsünüz. Ne yapacaksınız, hem o insanların sağlıklı bir aile ortamına kavuşması, hem de nüfusun çabuk toparlanması adına çokeşliliğe mecbursunuz. Çokeşlilik böyle bir vasatta kadını ve gelecek nesilleri koruyan bir kimliktedir.

Peki bugün için savaş yok, çokeşliliğe neden izin verilsin, zaten istisna bir kesime hitap edebilecek çokeşlilik ihtimaliyle, kadınların çoğu neden kâbus görsün? Açıkçası bu bir tercihtir ve dinî hususunda uzman olmamakla birlikte, tekeşliliği zorunlu kılan bir yasanın, hele ki ayetin de tekeşliliğe tavsiye etmesi sebebiyle, büyük ölçüde İslâmî çerçeveye uygun olduğu da bilinmektedir. Pekâlâ, “tekrar evlenmek isteyen kişi boşansın, işi karıştırmasın” da denilebilir (bu örneğin en bilineni, Efendimiz’in, kızı istemediği halde evlenmek isteyen damadına, “o zaman boşan” demesidir).

İslâm’ın çokeşlilik noktasındaki tavrı son derece dengelidir. Tekeşliliği teşvik etmiş ama istisnaî durumlarda işe yarayabilecek bu durumu da reddetmeyip, insanların kendisine bırakmıştır. Tekeşliliği de yasalaştırabilirsiniz, çokeşliliği de, her ikisi de belirli kriterlerle meşru olur. Demek ki “bu devirde bu tartışma olur mu canım?” ukalalığı anlamsız; bir şey bilen varsa söylesin.

Dolayısıyla soruyu tersten de sorabiliriz; neden belli kriterlere uyduğu durumda, çokeşliliğe izin verilmesin? Bugünkü durumda, problemler büyük ölçüde kriterlere uyulmadığı için çıkıyor aslında; mesela önceki eşinin rızası olmadan, hatta ona haber vermeden evleniyor adam. Oysa, böyle bir amelin meşru olması, ancak ilk eşin ve yeni gelenin tam rızasıyla mümkündür, habersiz yapamazsınız. Bu işten en çok zarar gördüğü düşünülen ilk eş de kabul ediyorsa, rıza gösteriyorsa niye engellensin ki? Sonuçta Katolik nikâhı yapılıyor değil, “evlenmekten sonra boşanmak” yasaktır demiyorsanız, yani boşanmayı kabul ediyorsanız, ki ediyorsunuz, aynısı bugün de oluyor. Bugün de öyle değil mi zaten, kafası başka yerde ve ikinci evliliğini yapmayı düşünen erkek, boşanmayı göze almışsa boşanıyor, göze alamazsa vazgeçiyor. Çokeşlilik, bu durumda sadece ilk kadına sunulan bir fırsat gibi de düşünülebilir, istiyorsa reddeder ve boşanır. Eğer bütün kadınlar reddediyorsa, bugünkü gibi olur.

Kadınlar ya da erkekler neden çokeşliliğe rıza göstersin? Olabilir bu; çocuk olmuyordur, kadın yalnız kalmak istemeyebilir, boşanıp nafaka almak daha az cazip gelebilir ve işe yaramaz biriyle evlenmektense, çokeşliliği tercih edebilir. Duygusal gerekçeler de olabilir. Çokeşlilik isteyen bir erkek de büyük ihtimalle zengindir ve zinaya düşmek istemiyordur, çünkü tekeşli gibi davranıp 40 eşli yaşaması, bugün ikinci bir kadının sorumluluğunu almaktan çok daha kolay, neden kendini yorsun ki? Tabi hayal kuruyor da olabilir.

Bir de bu var: Kendisi 40 eşli yaşayıp ahlâk bekçiliği yaptığını zanneden adamlardan bu mevzuda öğrenebilecek hiçbir şey yok. Otel odalarında karşısındakinin adını bile sormadan hayatını geçiren adamlardan, yıllarca evlenme ihtimaliyle metres oyalayıp, iş en ufak ciddileştiğinde hemen kapı önüne koymayı adet haline getirmiş bir zihniyetten bu mevzuda öğrenebilecek tek kelime yok. O kadınlar insan değil mi yahu, neden onları tartışmıyoruz?

Özetle böyle yani: Çokeşlilik istisnaî zamanlarda yaygınlaşabilir ve işe yarar. Normal zamanlarda ise yaygınlaşamaz ve istisnaî olarak işe yarayabilir. Fakat bugün için her durumda genel kitlenin dertlerini çözmez, yani bugünkü zina ve türevleri, evlenme sıkıntıları, aile meselelerini çözecek bir araç değildir, bunun için başka yollar lazım. Çokeşlilik bugün için, belki erkeğin çok zengin olduğu durumda işe yarayabilir, o kadar. Yasalaşması ya da yasalaşmaması hiçbir şey değiştirmez, sadece bugün var olan ama yasal olarak tanınmayan ikinci kadınların mağduriyetini giderir. Yasalaştığı durumda da, öyle insanların akın akın başvurabileceği bir araç değildir, bugün ne kadarsa o zaman da o kadar olur, hatta daha az olur, çünkü daha tekellüflü hale gelir. Bugün bile yaygın değil ve mümkünlüğü, büyük ölçüde gizlilikten kaynaklanıyor.

Ferhat Güneş-Moral HABER