Bu yazıyı ne amaçla ve hangi kaynaktan yayınladığım altta belirteceğim gerekçede açıklanmıştır.
TÜRKİYE'DE GİZLİ SAVAŞ
Türkiye'deki gizli ordu, Batı Avrupa'daki diğer tüm gölge ordulardan daha zorba bir tarihe sahip. Etnik Türk milliyetçi hareketiyle sıkı sıkıya bağlantılı olan bu şiddetin kökleri yirminci yüzyılın başlarına dayanmakta.
1923 'te Osmanlı İmparatorluğu 'nun yerine, çok daha küçük bir ülke olan yeni Türkiye Cumhuriyeti kuruldu ve saltanata son verildi. Ancak farklı toplulukların yoğunlaştığı bölgelerde, çatışmalar patlak vermeye devam etti. Yeni başkent Ankara'daki yönetici zümreyi ve nüfusun yüzde 80'ini temsil eden Türk etnik grubu, homojen bir ulus yaratmakta kararlıydı; yasama, yürütme ve yargı organları da bu doğrultuda organize edildi ve çalıştırıldı.
Yeni Türk devletinin güç savaşıyla başlayan doğumu, Türk Komünist Partisi'ni de vahşice hedef aldı. 1921 'de yeni kurulan Komünist Parti'nin tüm liderleri Karadeniz'de öldürüldü ve parti yüzyıl boyunca yasal olarak yasaklandı.
Milliyetçi Türkler, Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra, Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşü nedeniyle pek çok Türk'ün yeni Türk devletinin sınırları dışında "tutsak Türkler" olarak yaşamak zorunda kalması gerçeğini sorgulamaya devam ettiler. İdeolojilerini, on dokuzuncu yüzyılda, Çin'in batısından İspanya'nın belirli bölümlerine kadar uzanan tüm Türkler'i tek bir çatı altında birleştirme hayali kuran pantürkizm hareketine dayandırmaktaydılar. Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılmasının ardından bu "tutsak Türkler'in" çoğunluğu yeni Komünist Sovyetler Birliği'nde ve Kıbrıs'ta kaldı. Pantürkizm hareketinde birleşen ve Sovyetler Birliği yıkıldıktan sonra tüm tutsak Türkler'i daha geniş bir Türk devleti içinde toplamayı ümit eden Türkler için, Sovyetler Birliği ve komünizmin çökertilmesi, baskın antikomünist ideolojinin yanı sıra, bu nedenle de bir zorunluluk haline geldi.
Her ne kadar Türkiye İkinci Dünya Savaşı süresince resmi olarak tarafsız kalmış ve ancak 1945'te, kazananların tarafında olmak adına Almanya'ya savaş ilan etmiş olsa da; pantürkizm hareketi içinde Hitler ve Mussolini'yi destekleyen çok sayıda milliyetçi vardı. Almanya'daki faşist hareketin ırkçı teorilerinin etkisi altında kalan pantürkizm, Türk insanlarının ortak ırksal bağlarını giderek daha fazla vurgulamaya ve ırksal üstünlük doktrini vaazları vermeye başladı.! Almanya'nın 1941 'de Sovyetler'e saldırması, pantürkizm hareketi tarafından açıkça selamlanıp göklere çıkarıldı. Ve, 1942'de Stalingrad'ın düşeceği beklentisiyle, pantürkizm örgütleri, Sovyetler Birliği'nin çöküşünü avantajlı bir durumda karşılamak amacıyla Kafkas sınırına birlikler yerleştirdi.2*
Sovyetler Birliği İkinci Dünya Savaşı'nı çökmek bir yana zaferle noktalayınca, büyük bir hayal kırıklığı yaşandı. Ancak yarım yüz yıl sonra, 1991 'de, Sovyetler Birliği çöktüğünde, pantürkizm örgütleri Türkiye'nin doğu komşusu Azerbaycan'da pantürkizm düşüncesini destekleyen bir rejim kurulmasını sağladı.3*
İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinin ardından, Birleşik Devletler'in Türkiye'yle ilgili öncelikli düşüncesi, ülkeyi Batılı antikomünist savunma sistemine entegre etmek oldu. Coğrafi konumu nedeniyle, Türkiye çok değerli stratejik bir bölgeydi.
---Hem Soğuk Savaş süresince hem de sonrasında ABD ve NATO'nun Ortadoğu ve Kafkasya'daki petrol ülkelerine yönelik operasyonları için, özellikle de 1991' deki İkinci Körfez Savaşı sırasında önemli bir balkon görevi gördü.
---
Daha da ötesi ülke, Soğuk Savaş boyunca NATO'nun en doğu karakolu durumundaydı.
Kuzeydeki Norveç dahil hiç kimse, Moskova'ya daha yakın değildi; dolayısıyla Türkiye yüksek teknoloji ürünü tertibatla donatıldı ve dinleme noktası olarak kullanıldı.
Türkiye, NATO'yla Varşova Paktı ülkeleri arasındaki toplam sınırın üçte birine korumalık ettiği için; Türk elitleri Birleşik Devletler askeri sanayisi için mükemmel bir müşteri haline geldi ve aynı zamanda milyarlarca dolarlık ABD yardımı aldı. Soğuk Savaş süresince Birleşik Devletler tarafından silahlandırılan Türkiye, Avrupa'daki en büyük, NATO'daki ABD'den sonraki ikinci büyük silahlı kuvvetleri kurdu. Birleşik Devletler 1961 'de gözü kara bir ***** oynayarak, Türkiye'ye Sovyetler Birliği'ni hedef alan nükleer füzeler bile yerleştirdi. Sovyet lideri Nikita Kruşçev, bir yıl sonra gözü kara stratejiyi kopyalayıp Küba'ya Birleşik Devletler'i hedef alan füzeler yerleştirince, Küba Füze Krizi patlak verdi ve Dünya nükleer savaşın eşiğine geldi. Başkan Kennedy, Kruşçev'in nükleer füzeleri Küba'dan çekmesi karşılığında, Jüpiter füzelerini Türkiye'den çekme sözü vererek krizi barışçıl yollardan çözdü.4*
Birleşik Devletler, Türkiye'nin NATO'daki varlığını sağlama bağlamak için, baskın pantürkizm hareketini kullandı.
Pantürkizm hareketinin de çıkarlarına uyan bu süreçte, aşırı sağcı Kurmay Albay Alpaslan Türkeş merkezi bir rol oynadi.
Türkeş, İkinci Dünya Savaşı sırasında Alman Naziler'in Türkiye'deki bağlantı kişisiydi.
Ülke çapında ismini ilk kez 1944'te, antikomünist bir gösteriye katılma suçlamasıyla yamndaki 30 kişiyle birlikte tutuklandığında duyurdu. Genel de ırk üstünlüğü teorisine, özelde de Türkler'in üstünlüğüne inanan Albay Türkeş, kariyeri süresince beyanatlarının çoğunda Hitler'in Mein Kamp! (Kavgam) kitabından alıntılar yaptı. Savaşın ardından 1948' de CIA ile bağlantıya geçti ve söylenenlere göre bu süre boyunca, CIA emirleri doğrultusun 'Türkiye'de gizli bir gölge ordu kurma çalışmalarına katıldı. Birleşik Devletler'le işbirliği güçlendikçe, karizmatik lider Albay Türkeş ülkesiyle Birleşik Devletler arasında mekik dokumaya başladı ve hem Pentagon'la hem de CIA'yla samimi bağlantılar kurdu.
1955'ten 1958'e kadar NATO'yla ilgili Türk askeri görevi nedeniyle Washington'da görev yaptı.5*
Türkiye 4 Nisan 1952'de NATO'ya katıldığında, Alb.Türkeş'in de katkılarıyla ülkede çoktan bir gizli ordu kurulmuştu. Karargahın adı Seferberlik Tetkik Kurulu'ydu (STK' ve Amerikan Askeri Yardım Heyeti'nin (JUSMATT) Ankara Bahçelievler'deki binasında faaliyet gösteriyordu. Seferberlik Tetkik Kurulu 1965'te yeniden yapılandınldı ve adı Özel Harekat Dairesi (ÖHD) olarak değiştirildi.
1990 Gladyo açIklamaları sırasında Türk gizli askerlerin komuta merkezi bu adla anılıyordu. Özel Harp Dairesi, teşhir edilen bu ismi bir kez daha değiştirmek zorunda kaldı ve Özel Kuvvetler Komutanlığı (ÖKK) adıyla faaliyet yürütmeye başladı.6*
Paris'te bulunan Intelligence Newsletter 1990'da "Türkiye'de 'Gladyo'nun Kökenleri" başlığıyla "Batı Avrupa 'stay behind' ya da 'Gladyo' şebekelerini meydana getiren, çok gizli statüsünden henüz çıkarılmış orjinal strateji belgelerinden birini" ele geçirdiklerini bildiriyordu: "ABD Ordusu Genelkurmay Başkanlığı, Çok Gizli, 28 Mart 1949, Kapsamlı Stratejik Görüşler."
JSPC 891/6 sayılı ekli belgenin "B" Bendi'nde Türkiye'ye özel bir atıfta bulunularak, pantürkizm hareketinin satratejik olarak Birleşik Devletler tarafından nasıl kullanılabileceğine dikkat çekiliyordu. Pentagon belgesinde Türkiye "gerilla birimleri ve Gizli Ordu Rezervleri'nin kurulmasına fazlasıyla uygun bir ülke" olarak tanımlanıyordu. "Türkler politik anlamda güçlü bir milliyetçi ve antikomünist anlayışa sahipler. Ve Kızıl Ordu 'nun Türkler içinde varlık göstermesi milliyetçi duyguların kabarmasına neden olacaktır." Intelligence Newsletter ardından Türk gizli ordusu kontrgerillanın Özel Harp Dairesi tarafından idare edildiğini ve beş daldan oluştuğunu belirtiyordu: "Sorgulama ve psikolojik savaş tekniklerini de kapsayan Eğitim Kurulu, 1984'ten bu yana Kürtler' e karşı yürütülen operasyonlarda uzmanlaşan Özel Birim, Kıbns'taki operasyonlan yürüten Özel Seksiyon, Üçüncü Büro olarak da anılan Koordinasyon Kurulu ve İdari Böıüm."7*
CIA tarafından finanse edilen Özel Harp Dairesi 'nin Soğuk Savaş süresince bir kaç kez ismi değiştirilmiş olsa da; liderlerinin direktifleri doğrultusunda sayısız operasyon düzenlemekten ve gizli düzensiz harp yürütmekten ibaret görev ve stratejileri değişmedi. Klasik tarz gerginlik yaratma operasyonlarından biri, Türk gizli askerlerinin, 6 Eylül 1955'te Atatürk'ün Selanik'teki evine bomba atmasıydı. Türk gölge ajanlar kanıt bırakmaksızın gerçekleştirdikleri eylemin ardından suçu Yunan polisinin üzerine attılar. Yanlış yönlendirme operasyonu işe yaradı; Türk hükümeti ve basını, saldırıdan Yunanlılar'ı sorumlu tuttu.
******************
Dip notlar:
"Doğan Bayazıt ve Kemal Yılmaz 3 Aralık 1990'da yapılan basın toplantısında Özel Harp Dairesi'nin beş birimini
a) Karargah, b) Öğretim-Eğitim Grubu, c) Özel Kuvvetler, d) Özel Hava Grubu, e) Bölge Başkanlıkları olarak tanımlamaktadır. Özel TİM, Özel Kuvvetler'in alt birimi olarak gösterilmekte, Bölge Başkanlıklan 'nın alt birimleri ise savaşta teşkil edilecek unsurlar, gerilla,yeraltı, kurtarma kaçırma olarak tanımlanmaktaydı (ç.n.).
***********
Özel Harp Dairesi ve kontrgerillasının resmi görevi şöyle ifade ediliyordu:
"Komünist işgal ya da ayaklanma durumunda, işgale son vermek için gerilla yöntemlerini ve mümkün olan tüm yeraltı faaliyetlerini kullanmak."9*
Ancak gölge görevler, yurtiçi kontrol ve yanıltma operasyonlarıyla o kadar içe geçti ki; kontrgerillaları teröristlerden ayırt etmek giderek zorlaşmaya başladı. CIA ve Adnan Menderes hükümeti arasında 1959'da imzalanan askeri bir anlaşmada gizli ordun yurtiçi görevi ifade edilirken, gizli askerlerin "rejime karşı iç ayaklanma durumunda da" harekete geçirileceği belirtiliyordu.ıo*
CIA ordusu gerçekten askeri bir darbeyi engellemek için mi oluşturulmuştu?
Böyleyse bile, başarıdan hayli uzak bir yapılanma olduğu kesin. Çünkü Türkiye, 27 Mayıs 1960'da askeri bir darbe yaşadı; CIA liyezon askeri Kurmay Albay Türkeş'in de aralarında bulunduğu 38 asker hükümeti alaşagı edip Başbakan Adnan Menderes'i tutukladı. Gizli savaş uzmanı Selahattin Çelik, Türk ordusunun Özel Harp Dairesi' 'gizli duvarları arkasından seçilmiş hükümetlere defalarca müdahale ettiğini belirterek, ÖHD'nin Türk demokrasisini korumak için oluşturulmuş bir birim olmaktan çok, Türk demokrasisinin karşı karşıya bulunduğu en büyük tehdit olduğunu söylemektedir. Türk ordusu generalleri, çok gizli Özel Harp Dairesi komutanlığına getirilmeden önce, kural olarak resmen "emekli" ilan ediliyordu; böylelikle gizli komutanlık görevini görünmezlik zırhı altında sürdürebiliyorlardı.11*
Çelik, "Özel Harp Dairesi'nin en önemli faaliyetleri, üç askeri darbeydi" yorumunda bulunuyor.12*
Birleşik Devletler'in, 1960 darbesindeki rolünün tam olarak ne olduğu net olmamakla birlikte, bugüne kadar elde edilen kanıtlar Beyaz Saray'ın darbeyi hoşgörüyle karşıladığını çünkü Türkiye'nin NATO üyeliğinin tehlikeye atılmayacağı konusunda kendisine daha önce garanti verildiği gösteriyor. Fikret Aslan ve Kemal Bozay pantürkizm hareketi analizlerinde "Birleşik Devletler askeri darbeden haberdar olduğu ve özel ikili anlaşmalar gereği, yasal olarak müdahale hakkı bulunduğu halde, hiçbir şey yapmadı" notunu düşüyorlar. "Darbecilerin çoğunun, Birleşik Devletler'e ve NATO'ya karşı olmadığını biliyorlardı."13*
Darbeden sonra cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturan Orgeneral Cemal Gürsel yönetimindeki Türk darbeciler sözlerini tuttular; darbe sabahı, Kurmay Albay Alpaslan Türkeş'in Türk Silahlı Kuvvetleri adına Ankara Radyosu'ndan yaptığı açıklama şu sözlerle bitiyordu:
"Bütün ittifaklarımıza ve taahhütlerimize sadığız. NATO'ya inanıyoruZ ve bağlıyız CENTO'ya inanıyoruz ve bağlıyız.14*
Aslın da Türkiye'de bir askeri darbe hazırlığı yürütüldüğüne dair ipuçları, yıllar önce yaşanan bir olayla da açığa çıkmıştı.1957 yılında Türkiye 'nin gündemine damgasını vuran ve "Dokuz Subay Olayı" diye adlandırılan bir skandal yaşandı.
Samet Kuşçu adlı bir subay, Aralık 1957'de Başbakan Adnan Menderes' e giderek, ordudan bir grubun darbe hazırlıkları yürüttüğü ihbarında bulundu ve bu gruptan dokuz subayın isminiverdi. Kuşçu 'nun, başlangıçta bu gruba dahilolmak istediği, ancak sonradan vazgeçtiği belirtiliyordu. Askeri mahkemede, ordu içinde gizli bir ihtilal hazırlamak suçlamasıyla yargılanan subaylar, altı ay sonra beraat ettiler. Samet Kuşçu , yanlış ihbarı nedeniyle iki yıl hapis cezası aldı.15*
Darbeden sonra CIA'nın Türkiye'deki bağlantısı Kurmay AlbayTürkeş, Cemal Gürsel'in sağ kolu ve kişisel sekreteri oldu.
Demokratik yapıların yok edildiği süreci Türkeş yönetti.
Tutuklanan Başbakan Adnan Menderes, dört siyasi liderle te idam edilirken, toplam 449 politikacı ve hakim tutuklanaark ağır hapis cezalarına çarptırıldı. Ardından darbeyi gerçekleştiren 38 subayarasında anlaşmazlıklar baş gösterdi. Albay Türkeş, yanındaki bir düzine subayla birlikte,pantürkizm vizyonuna sadık kalarak otoriter bir devlet yapıası kurulmasını isterken darbeci askerlerin çoğunluğu ülkede hukukun ve düzenin yeniden sağlanması için yeni bir anayasa hazırlanmasından ve seçimlere gidilmesinden tavır aldılar.
**********
Not:
Yazarın yer verdiği Türkçe demeç veya açıklamalarda, mümkün olduğunca orjinal metinlere yer verilmiştir (ç.n.).
***********
Kurmay Albay Türkeş, Hindistan Yeni Delhi'de ki Türk büyükelçiliğine askeri ateşe olarak gönderilerek siyasi arenadan soyutlandı. Darbeci yönetimnde kalan diğer subaylar yeni bir anayasa oluşturdular ve anayasa Temmuz 1961' de yapılan referandumla kabul edildi.
Yaşamı boyunca kendisine ilham veren pantürkizm vizynundan asla sapmayan Türkeş, 1963 Mayıs ayında Hindistan'dan döndükten sonra, subayarkadaşı Talat Aydemir'le birlikte bir kez daha hükümeti devirme girişiminde bulundu. Darbe girişimi başarısız oldu ve ikili tutuklandı.
Aydemir ölme mahkUm edilirken Türkeş "kanıt yetersizliği nedeniye serbest bırakıldı.
16* Türkeş,başansız darbe girişiminden hemen sonra politikaya geri dönerek, önce sağcı Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi'nin (CKMP) başına geçti, ardından, 1965'te aşın sağcı Milliyetçi Hareket Partisi'ni (MHP) kurdu. MHP'nin kuruluşu Türkeş'in sonraki on yıllarda sahip olduğu güce de taban oluşturdu. Demokratik prosedürlere ve şiddet dışı çözümlere tamah etmeyen Türkeş, MHP'nin "Gençlik Örgütü" kisvesi altında, silahlı sağcı kuvvet Bozkurtlar'ı oluşturdu. Bozkurtlar isimlerini ve amblemlerini (Bozkurt başı), pantürkizm hareketine uygun olarak, Asya'dan Anadolu'ya göç sırasında Türkler'e yol gösterdiği inanılan bozkurt efsanesinden alıyorlardı. Nüfusun yüZde 80'inin Türk etnik gruptan oluştuğu Türkiye'de, Kurmay Albay Türkeş, milliyetçi ve sağcı ideolojisiyle milyonlarca kişinin yüreklerinde ve akıllannda yer etmeyi başardı. Bozkurtlar'ı onaylamayanlar ise onlardan korkuyorlardı.
Bozkurtlar bir gençlik örgütü olmaktan çok, pantürkizim ülküsü uğruna şiddete başvurmaya hazır silahlı ve eğitimli adamlardan oluşan, pek de acıması olmayan bir şebekeydi. Örgütün resmi dergisi Bozkurt'ta yer alan 'Bozkurt Amentüsü'nde şöyle deniyordu."Biz kimiz? Bozkurtçularız! İdeolojimiz nedir? Bozkurt Türkçülüğü! Bozkurtçular neye inanır? Türk ırkının ve Türk milletinin, her ırktan ve her milletten üstün olduğuna.
Bu üstünlüğün kaynağı nedir? Türk kanıdır! Türk doğuştan mı üstündür? Türk doğuştan üstün ve kabiliyetlidir. Türk, zekasını, yiğitliğini, askeri dehasını ve her hususta büyük kabiliyet ve istidadını kanından alır. Bu üstünlük kaybolabilir mi? Kötü idare ve kötü muhitin tesiriyle az alırsa da bu muvakkattir. Türk, kendi gelişmesini temin edecek iyi bir idare ve iyi bir muhit yaratır yaratmaz, bu üstünlüğü yeniden parlar. Bu üstünlük ne vakit büsbütün kaybolur? Eğer Türk'ün kanı, yabancı kanlarla bulanırsa Bu takdirde melez ve karışık kanlı olarak doğacak nesiller, Türk'ün maddi-manevi hususiyetlerini taşımazlar ve öz bir Türk gibi üstün soydan olmazlar ... " Kökenini Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşüne ve Türkler'in çeşitli ülkelere dağılmasına kadar dayandıran yazıda pantürkist mücadeleye de vurgu yapılıyordu:
"Bozkurtçular Türkçü müdür? Evet! Bozkurt Türkleri'nin mukaddes hedefi Türk devletinin 65 milyonluk bir nüfus haline geldiğini görmektir! Bunun için hangi haklı nedeniniz var? Bozkurtçular bu meseleyle ilgili ilkelerini uzun zaman önce açıklamıştır:
"Hakkın olan verilmiyorsa, kendin alacaksın!"
Bozkurtlar hedeflerine ulaşmak için özellikle şiddet kullanmaya yönlendiriliyordu: "Savaş mı? Evet, gerekirse savaş.
Savaş büyük ve kutsal bir tabiat ilkesidir. Bizler savaşçıların oğullarıyız. Bozkurtçu savaş, militarizm ve kahramanlığın, en yüce itibara ve methiyelere layık olduğuna inanır."17*
CIA'nın Türkiye'deki gizli orduyu oluştururken kullandığı ve desteklediği hareket, işte bu milliyetçi faşist hareketti.
Batı Avrupa'da NATO gizli ordularının keşfedilmesinin ardından Türkiye'de, CIA irtibat subayı Türkeş'in kontrgerilla altında faaliyet gösteren gizli gölge orduyu ağırlıkla Bozkurtlar'dan oluşturduğu açığa çıkartıldı. Ancak gerek Bozkurtlar'ın sahip olduğu geniş halk desteği gerekse de 1990'lı yıllarda bile zorbalıklarını devam ettirmiş olmaları nedeniyle, Türkiye'den çok az kişi meseleyi açıkça dile getirme cesareti gösterebildi. Bu cesareti gösterenlerden biri subay Talat Turhan'dı. Talat Turhan 1960 darbesinde yer alan isimlerden biriydi. Dört yıl sonra ordudan Topçu Kurmay Yarbay rütbesi yle emekli edildi.
Türk emniyet sisteminin en karanlık yıları hakkında konuşmayı sürdürdüğü için, 1971 darbesin
sonra ordu Turhan'ı ortadan kaldırmaya çalıştı ve kontrgerillanın işkencesine maruz kaldı. Daha o zamanlar Turhan şu açıklamada bulunmuştu:
"Bu, NATO ülkelerinin gizli birimidir." Ancak 1970'lerin Soğuk Savaş konteksinde kimse Turhan' ı dinlemeye yeltenmedi.18*
Kontrgerilla işkencesinden sağ kurtulan Turhan, yaşamını kontrgerilla gizli ordusunu ve Türkiye'deki örtülü faaliyeri araştırmaya adad. Ve konuyla ilgili üç kitap yayımladı.19* "1990'da İtalya'da NATO tarafından organize edilmiş CIA tarafından desteklenen Gladyo adlı bir yeraltı örgütü bulunduğu ve bu örgütün ülkede düzenlenen terör eylemlerle bağlantılı olduğu ortaya çıktığında, çok sayıda Türk ve bancı gazeteci bana ulaşarak açıklamalarımı haber yaptı.Çünkü bu alanda 17 yıldır araştırma yaptığımı biliyorlardı. Turhan, Türkiye'deki faili meçhul cinayetler göz önüne dığında kontrgerillanın faaliyetlerinin ve CIA, Türk istihb servisi ve Savunma Bakanlığı'yla bağlantılarının ivedilikle araştırılıp tüm detaylarıyla su yüzüne çıkarılması gerektiğini ısrarla vurguluyordu.
Ancak üç askeri darbe yaşayan ülkede silahlı ordu, paramiliter güçler ve istihbarat servisinin Türk toplumunda eşi benzeri görülmemiş bir güce sahip oldğu herkesçe bilinen bir gerçekti; dolayısıyla kontrgerillayla i1gli hiçbir soruşturma yütürülmedi. Turhan "Türkiye'de Gladyo biçimindeki özel kuvvetler, halk tarafından kontrgerilla adıyla la bilinir" diye açıklıyor ve "tüm çabalarıma ve siyasi partilerin, demokratik kitle örgütlerinin ve medyanın girişimlerine karşın, kontrgerilla hala soruşturma altına alınmadL" diyerek Avrupa Birliği'ni konuyla ilgili soruşturma yürütmeye davet ediyordu.21*
Turhan, Bozkurtlar'ın kontrgerilla yapısına dahil olduğuna, İstanbul'un Erenköy semtinde bulunan Ziverbey Köşkü'ndeki işkence odalarında, ilk elden tanık oldu.
Köşk,1950'lerde eski Sovyet ülkelerinden, özellikle de Bulgaristan ve Yugoslavya'dan insanları "sorguya çekmek" için kullanılmaktaydı ve kontrgerilla, işkence teknikleri üzerine ilk eğitimnini bu köşkte almıştı. Köşkün karanlık odalarında, izleyen yıllarda da, kontrgerilla tarafından öldürülen ya da sakat bırakılan yüzlerce insanın çığlıkları yankılandı. Turhan yaşadıklarının bir bölümünü, "İstanbul Erenköy'deki işkence köşkünde, MİT sorgu timi şefi emekli subay Eyüp Özalkuş 'un işkence timi gözlerime gözbağı taktıktan sonra ellerimi ve kollarımı bağladılar. Sonra bana 'artık Ordu üst yönetimi emrinde , anayasa ve yasalardan bağımsız faaliyet gösteren bir
kontrgerilla biriminin ellerinde' olduğumu söylediler.
Bana beni bir savaş esiri gibi gördüklerini ve ölüme mahkum edildiğimi' söylediler. "'22*
sözleriyle aktarıyordu. Turhan, içinde bulunduğu durumu, öncelikle yaşadığı travmatik deneyimi tanımlayarak kavramıştı. "Bu köşkte ellerim ve ayaklarım bağlı, bir yatağa zincirlenmiş vaziyette bir ay geçirdim ve bir
anın tasavvur etmesi güç işkencelerden geçtim" diyordu. Turhan "Kontrgerilla ismiyle ilk kez bu koşullar altında tanıştım" diye açıklıyor ve ardından Bozkurtlar'ın kontrgerillaya doğrudan bağlı olduğunu belirtiyordu ve: "Kendilerine kontrgrilla diyen işkencecilerin çoğunluğu, Türk istihbarat servisi MİT'ten ve Bozkurtlar'dan çıkma adamlardı.
Bu gerçekler meclisin gündeminde olduğu halde, bugüne kadar su yüzüne çıkarılmadı [1977]"23*
diyerek devam ediyordu.
Türk istihbarat servisi MİT'in (Milli İstihbarat Teşkilatı)pek çok üyesi, pantürkizm hareketi ve Türkler'in ırksal üstünlüğünden aldıkları ilhamla kontrgerilla içinde faaliyet göstermekteydi ve Bozkurt dostlarından zorlukla ayırt edilebilir durumdaydı. Türkiye' deki gölge yapı araştırmasında, MİT ve
kontrgerilla birimlerinin CIA sponsorluğunda kapalı bir kutu olan Özel Harp Dairesi komutasında faaliyet gösterdikleri,başka bir anlatımla kurumsal anlamda iç içe geçmiş iki yapı oldukları ortaya çıktı. Özel Harp Dairesi'nin eğitim ve komutasını üstlendiği, uygulaması ise MİT ve kontrgerillaya düşen özel harp metotlan "açık ve sinsi faaliyetler" tanımı altında adam öldürme, bombalama, silahlı soygunculuk, işke,kötürüm hale getirme, adam kaçırmak suretiyle tedhiş ve olayları tahrik, misillerne ve rehinelerin alıkonulması, kundakçılık, sabotaj, propaganda ve yalan haber yayma, zorbalık ve şantaj" faaliyetlerini kapsıyordu.24*
MiT 1965 'te Milli Amele Hizmeti (MAH) gizli servisi yerine kuruldu.
Her iki teşkilat da ağırlıkla ordu mensupların'danoluşuyordu ve CIA'ya aşırı derecede bağımlıydı.
Soğuk Savaş sırasında MiT personelinin üçte biri silahlı kuvvetler mensuplanrından, geri kalanı emekli subaylardan oluşuyordu. Genelkurmay Başkanlığı ya da Özel Harp Dairesi tarafından Şeçilen MiT başkanı yasalar uyarınca silahlı kuvvetler mensubu olmak zorundaydı. CIA'mn gerek MİT ve diğer Türk istihbat servisleri üzerinde kurduğu egemenlik gerekse de gizli yoldan siyasete müdahale etme yeteneği Soğuk Savaş süresince Türk sivil görevliler tarafından eleştiri konusu edildi.
Pentagon Sahra Talimnameleri'nde (Field Manuals, kısaca FM) -özellikle çok gizli FM 30-31 talimnamesinde- açıça ABD gizli servisi ve Türk gizli servisi arasındaki yoğun işbirliği, ülke üzerindeki Amerikan nüfuzunun öncelikli bileşeni olarak gösteriliyordu. ABD gizli servis ajanları ve Özel Kuvvetleri için yazılan Sahra Talimnamesi'nde "İç savunma stratejileri bağlamında ABD askeri gizli servisi tarafından geliştirilen iç istikrar operasyonlarının başarısı, büyük oranda ABD personeliyle ev sahibi ülke personeli arasındaki anlayış düzeyine bağlıdır" deniliyordu. Talimnamede CIA'yave ABD'nin diğer gizli servislerine ev sahibi ülkedeki kirli işleri dikkat çekmeden yürütmeleri için lokal gizli servisi nasıl kullanacaklan anlatılıyordu:
"ABD personeliyle ev sahibi ülke personeli arasındaki karşılıklı anlayış ne kadar yüksek olursa, ABD askeri gizli servisinin, problemlerinin çözümü için gerekli faaliyetlerde ev sahibi ülke gizli servisinin ajanlarını ikna etme ve harekete geçirme kabiliyeti de o kadar sağlam temellere oturtulmuş olur. Ev sahibi ülke gizli servisinde uzun süredir görev yapan ajanlar gibi kıdemli istihbarat mensuplarına yönelik angajman faaliyeti bu nedenle son derece önemlidir. "25*
FM 30-31 dırektifleri uyarınca Türk ve Amerikan askeri ile gizli servis kuvvetleri arasında kuvvetli ilişkiler geliştiriIdi ve Askeri Destek Programı ve Uluslararası Askeri Eğitim ve Terbiye Programı kapsamında 1950 ile 1979 yılları arasında tam 19 bin 193 Türk'e ABD tarafından eğitim verildi.26*
FM 30-31 'de "Söz konusu servislerde uzun züredir görev yapan ajanlara yönelik angajman faaliyetinde özellikle üzerinde durulması gereken bir grup" olduğu ifade edilerek bu grup "ABD askeri eğitim programlarına aşina olan, özellikle de doğrudan Birleşik Devletler'de eğitim almış olan askerler" kategorisi altında tanımlanıyordu.27*
CIA, Türk gizli servis yapısına öylesine nüfuz etmişti ki MİT'in önde gelen mensupları dahi Beyaz Saray'a bağlı olduklarını kabul ediyorlardı.
MİT Müsteşar Yardımcısı Sabahattin Savaşman, 1977'de CIA hesabına casusluk yaptığı gerekçesiyle tutuklandıktan sonra yaptiğı açıklamada, böyle bir suçlamanın gülünç ve Türk güvenlik sisteminin en temel gerçeklerinden bihaber kimseler tarafından yapılabileceğini söylüyordu.
Savaşman, "CIA'dan MİT'le. birlikte çalışan en az 20 kişilik bir grup vardı ve bunlar MİT içindeki en yüksek organı oluşturuyorlardı" diye açıklıyordu. "Hem istihbarat alış verişini, hem de Türkiye içi ve dışındaki ortak harekatlara dönük işbirliğini sürdürmekle görevliydiler." Savaşman işbirliğinin kendi görev süresi esnasında başlamadığını ısrarla vurguluyordu: "Bizim istihbarat servisimizle CIA'nın işbirliğinin geçmişi 1950'lere dayanıyor. .. Teşkilatın kullandığı bütün meknik malzemeler CIA tarafından temin edilmiştir. Birçok personel Amerikalılar tarafından yurtdışındaki kurslarda eğitilmiştir. Teşkilat binası CIA tarafından kurulmuştur." Savaşman'ın ifadelerinden CIA'nın Türkler'e işkence aletleri de verdiği ortaya çıkıyordu: "Sorgu odalarındaki tüm aletler, en basitinden en kompleks yapıdakilere kadar CIA' dan temin edilmişti. Bu çalışma içinde ben de vardım, oradan biliyorum." MİT personelinin "yıllardan beri CIA gibi çalışmakta ve "Amerikan Servisi hesabına görev almakta" olduğunu belirten Savaşman, özellikle vurguluyordu: "[Personel] yurt içi ve yurtdışındaki operasyonlarda ücret kabul etmektedir."28*