Yusuf GEZGİN
http://www.yusufgezgin.com/beyazlard....html#more-247
“Açılım” diye bir şey attı ortaya, başarısız oldu, projesi memleketi böldü, olaylara neden oldu, teröristleri azdırdı, ülkücüleri kızdırdı. Bu açılım projesi yüzünden hükümet eleştirildi, başbakan eleştirildi, ama bu adamı kimse eleştirmedi. PKK’lıların sınırdan içeriye başına bir şey gelmeden girebilmesi için, sınıra, teröristlerin ayağına hakimler-savcılar gönderildi. PKK’lılar devlete meydan okurcasına, birilerini tahrik edercesine aymazlıklar içinde, alayişlerle nümayişlerle girdiler. Konvoylarla, zılgıtlarla kahramanlar gibi karşılandılar ve bu tablolar adeta “demokratik açılım tıkansın!” diye kare kare Tv’lere verildi. İçeriye giren PKK’lılar DTP mitinglerine katıldılar, seminerler verdiler, konferanslara katıldılar, her gittikleri yerde PKK propagandası yapmaya devam ettiler. Hükümetin en küçük açığını değerlendiren, bakanlara yüklenen malum medya enteresan bir şekilde bu vakaların hiçbirisinde bu bakana dokunmadı. Halaylarla içeriye alınan ve güya barışa hizmet etmesi gereken PKK’lılar bir süre sonra propagandalarını, psikolojik harekâtını tamamlayıp dağa geri döndü, ama malum medya bu bakana yine toz kondurmadı.
Muhsin Yazıcıoğlu kazasında bir vali yanlış bilgi vererek, yanıltıcı açıklama yaparak arama kurtarma çalışmalarını sabote etti (Kayseri valisi; “Muhsin başkan yaralı, ayağı kırık şu anda Yozgat’ta hastanede” dedi.) Daha sonra bu bilgiyle valiyi maniple edenin şu anda yolsuzluktan içeride olan Ankara Emniyet Müdürü, eski Kayseri Emniyet Müdürü Orhan Özdemir olduğu ortaya çıktı; ama bu iki bürokrata da herhangi bir işlem yapılmadı. Dahası bu vakadan sonra Orhan Özdemir terfi ederek Ankara Emniyet Müdürü yapıldı.
Orhan Özdemir, Kayseri Emniyet Müdürü iken hakkında yolsuzluktan, ihaleye fesattan soruşturma olduğu halde, bu bakan tarafından Ankara Emniyet Müdürü yapıldı; ama bu atama ve yolsuzluk dosyası sorgulanmadı. Ancak müdür aynı iş ilişkilerine, ihalelere Ankara’da da devam edince yakayı ele verdi ve içeriye tıkıldı. Ama bakanı yine kimse gündeme getirmedi. Bu zatın bakanlığında bir Emniyet Genel Müdür Yardımcısı da mafya babaları ile içiçe olduğundan tutuklanmış ve içeriye atılmıştı.
Ankara Özel İdare Genel Sekreteri iken hakkında yolsuzluk dosyaları olan bir adam bir ile vali yapıldı. Vali olduğu ilde de yolsuzluklarına devam ettiği gibi, iş verdiği dul kadınla beraber yaşamaya başladı. Bu adamı ahlaksızlıklarından ve yolsuzluklarından dolayı görevden almak zorunda kaldılar; ama görevden alınma meselesi “özürlü çocuğu sütre edilerek” örtüldü. Dahası “özürlü çocuğu için görevinden feragat eden vali” havasıyla hovarda ve hırsız bir adam kahraman yapıldı; hatta kendisine “yılın babası” ünvanı verildi. Aleyhinde olan bir meseleyi lehine çeviren bu hokkabaz, şimdi AKP’den milletvekili olmanın yollarını arıyor. Yarın AKP’den milletvekili olursa hiç şaşırmam.
Bu adamın getirdiği bir istihbarat müdürü geldiğinden bir süre sonra cemaatlerin ve tarikatların takibi konusunda bütün illere yazı yazdı, gelen tepki üzerine paldır küldür görevden alındı. Ama bakanı yine kimse sorgulamadı.
Bu bakanın döneminde AKP’ye Başbakan’a küfreden adamlar vali yapıldı, bu adamlar vali olduktan sonra da hükümete ve Başbakan’a küfretmeye devam ettiler. Sanırım bunlardan Başbakan’ın haberi olmadı veya bu adama hesap sormaya gücü yetmedi!
Bu eleman sağa sola koşturdu, “ispatı vucud”da bulunmaya çalıştı. Terörle ilgili yine pembe tablolar çizdi. İnsanımızın beklentilerini kabartacak beyanatlar verdi. Ama alandan, bölgeden gelen haberler bakanın pembe tablolarıyla hiç örtüşmedi. Bilakis örgüt sürekli zaman kazandı, mevzisini genişletti, toplum üzerindeki baskısını, etkisini artırdı. Önemli şeyler yapılıyormuşcasına topluma, kamuoyuna ümit pompalandı ; ama ülkenin, insanımızın umutları çökertildi. Muhalefete ve ulusalcı gruplara da çok iyi kozlar verilmiş oldu. En kötüsü de bölge insanı devletten, güvenlik görevlilerinden ümidini kesmeye ve örgüte teslim olmak zorunda kalmaya başladı. Çözüm arayışları uluslararası aktörlere kaydı. Bu durum zamanla insiyatifin Türkiye’nin elinden çıkması ve çözümde edilgen hale gelmesi demektir. Bir süredir Kürt meselesinin Uluslararası bir konu haline getirilip farklı zeminlere çekileceği konusunda kaygılar var.
Bu bakan bir sürü hata yaptı, ama ne hikmetse MHP-CHP-beyaz medya dahil kimse sorgulamadı, eleştirmedi.
Pek çok bakan mercek altına alındı, eleştirildi, malum medya ve muhalefet tarafından yerden yere vuruldu. Ama bu adam söz konusu olduğunda kimsenin gıkı çıkmadı; çıkmıyor; dahası bunun hatalarını bile Başbakan’a yıkıyorlar.
Bu bakanı hükümetten (belki de köşkten?) birileri koruyor, himaye ediyor. Son zamanlarda bu eleman stratejik bir bakanlığa geçmek, Milli Eğitimi ele almak için kulisler yapıyor. Başbakan’ı yönlendiriyor, Cumhurbaşkanı‘nı etkiliyor.
Benim asıl merak ettiğim CHP-MHP ve malum medya bu elemanı neden eleştirmiyor; eleştirmedi. Bunca hatasına rağmen neden bakana toz kondurmuyorlar. Bu bakanın bilmediğimiz ilişkileri, derin cenahlarca himaye görmesini gerektirecek özellikleri mi var?
Bilin bakalım bunca açığına, eksiğine, hatasına, tutukluğuna, başarısızlığına rağmen eleştirilmeyen, medyanın ve bazı kesimlerin koruduğu, önümüzdeki dönem yeniden önemli bir bakanlığa gelecek olan bu bakan kim?


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla