Geçen çarşamba Amerikan Kongresi'nin koridorlarında Ermeni-Yunan lobisi prodüksiyonu Türkiye'yi iğneleyici yeni bir önergeden dolayı koştururken, zihnimin diğer bir köşesinde Etyen Mahçupyan'ın aynı gün Zaman'da çıkan 'Kürtler çözüm istiyor mu?' başlıklı yazısını evirip çeviriyordum.
Etyen Ağabey, başta Taşnaklar olmak üzere Osmanlı'nın son dönemlerinde bir kısım Ermenilerin eşitlik ve özgürlük talep etme üslubuyla PKK dahil bazı Kürt grupların davranış biçimleri arasında paralellikler kuruyordu. Ve o devirde yapılan 'tarihsel ahmaklık'ların bugünün Kürtlerince tekrarlanmaması telkininde bulunuyordu.
Mahçupyan'ın isabetli tespitleri, malum Kürt kesimler şöyle dursun, bir asırdır hâlâ aynı duvara kafasını toslayıp duran radikal Ermeni diasporasına dahi tesirden maalesef uzak görünüyor. Türkiye'ye ve Türk milletine tehacümle, nefretle ve hatta şiddetle hak devşirmeyi kendine yol belleyen zihniyet, hassaten Amerikan Ermeni diasporasında baskınlığını sürdürüyor.
ermeni ve rum lobisi umduğunu bulamadı
Benzer kafalı Rumlarla omuz omuza veren bir kısım Ermeniler, son olarak Osmanlı ve Türkiye'yi din özgürlüğü alanında yerden yere vuran 306 numaralı tasarının geçen ay Temsilciler Meclisi Dışilişkiler Komitesi'ne sunulmasına önayak olmuştu. Osmanlı'yı Hıristiyan nüfusunun çoğunu 'kasten yok etmek' ile (yani bir nevi Hıristiyan soykırımıyla) suçlayan tasarının bayraktarlığını ise son zamanlarda Türkiye'nin canını acıtmaya pek hevesli görünen Komite'nin eski Başkanı Demokrat Howard Berman yapıyordu. Neyse ki Komite'nin Cumhuriyetçi başkanı İleana Ros-Lehtinen, Türk grupların telkinlerinin de etkisiyle, biraz insafa gelerek tasarıdan desteğini çekti. Ancak Berman ve arkadaşları çarşamba günü tasarının nispeten daha az tartışmalı son paragraflarını bir başka kanuna eklemleyerek Komite'den geçirmeye muvaffak oldu.
Komite oturumlarının yapıldığı Rayburn ofis binasının 2172 numaralı salonunda, dinî kıyafetleriyle arz-ı endam eden papazlar da dahil, Ermenilerin görünürlüğü nispeten fazlaydı. O papazlardan biri, verilen ara sırasında koridorda Türk gazetecilere yanaştı. Düzgün Türkçesiyle kendini tanıttı. Doğu Anadolu'da doğmuş, Ermeni davası için koşturan uluslararası bir şahsiyet olmuştu.
Ermeni papaz, Kongre'de o gün olanlarla ilgili kanaatimi sordu. Kendisine, Türkiye'yi yaralayıcı bir dille hak mücadelesinin aks-ül amel yapacağını, karşı milliyetçi tepki doğuracağını, daha makul, yapıcı ve sabırlı bir üslup gerektiğini, Türkiye demokratikleştikçe Hıristiyan olgusuyla daha da barışacağını, bu yönde özellikle son yıllarda büyük mesafeler kat edildiğini anlattım. "Yüz yıldır bekliyoruz, daha ne kadar bekleyeceğiz?" diye serzenişte bulundu. Ben de cevaben "Biz Türkler de en az sizin kadar uzun süredir ülkede bazı şeylerin değişmesini bekliyoruz. Kürtler de öyle. Hak ve özgürlük sorunlarımızı hâlâ tam aşamadık." cevabını verdim. "Türkiye, Ermenilerden bir özür dilemekten bile niye aciz?" diye sordu. Ona karşılık olarak da, Türkiye'de devletin ve toplumun demokratikleşmeye paralel olarak tarihsel özeleştiriye daha yatkın hale geldiğini, bir gün bir çeşit özür dileneceğine inandığımı, ama hukuki bağlayıcılığı da olan 'soykırım' kelimesinde ısrarın yanlış olduğunu, bu tabirin görünür gelecekte devletten ve toplumun geniş kesimlerinden hüsn-ü kabul görmeyeceğini söyledim.
Bazı Ermeni ve Rum grupların Türkiye'ye yönelik yarı histerik tutumları Washington'da gerek yasama gerek yürütme çevrelerinde çoklarına da artık yaka silktiriyor. Evet, bu gruplar siyasi etkileri nedeniyle kendilerine her zaman destekçiler bulabiliyor. Ama özellikle Kongre'de önayak oldukları önergelere destek verenler arasında bile illallah diyenler var. Bunlardan biri olan California milletvekili Dana Rohrabacher, rahatsızlığını çarşamba günkü oturumda şöyle dillendirme cesaretini gösterdi: "Burada çok açık bir çifte standart var, lehte oy kullanacağım, tasarının içeriği doğru, ama bu Türkiye'ye karşı çifte standart yapılmadığı anlamına gelmiyor. Yahudiler odama geliyor, 'İsrail için ne yaptınız?' diye soruyorlar, İrlandalılar geliyor, kendileri için ne yaptığımızı soruyor. Rumlar ve Ermeniler ise Türklerin canını acıtmak için ne yaptığımızı soruyor. Evet, ilkeli olacağız ama konu Türkiye olunca korkunç bir çifte standart uyguluyoruz. Ermeni ve Rumların meşru kaygıları var ama diğer Müslüman ülkelerin dinî özgürlükler karnesi daha zayıfken sürekli Türkiye'yi hedef alır gibi görünmemeliyiz. Eğer onları gittikleri yönün aksine çekmek istiyorsak, bu tip şeyler yaparak Türkiye'deki özgürlükleri desteklemiş olmuyoruz. Onlarda sürekli Türkiye'yi hedef alıyoruz ve çifte standart yapıyoruz düşüncesi yaratıyoruz."
heybeliada sorunu çözülmeli
Şimdi çuvaldızı da biraz kendimize batıralım. Bölgesinin ve dünyanın parlayan yıldızlarından biri haline gelen Türkiye'nin adı neden hâlâ uluslararası platformlarda bazı insan hakları problemleriyle anılmaya devam ediyor? Niçin hasımlarımıza malzeme veriyor, dostlarımızı hayal kırıklığına uğratıyoruz?
Azınlık hakları demokrasinin ana unsurlarındandır. Türkiye'deki tüm azınlıkların haklı hak ve özgürlük talepleri karşılanmalıdır. Özellikle uluslararası platformlarda Türkiye'nin başını en çok ağrıtan Heybeliada Ruhban Okulu sorunu bir an evvel çözülmelidir. İnsan hakları arızalarını zayıf karnı olmaktan çıkarmış bir Türkiye'yi kimse tutamayacaktır. Azınlık meselelerimizi kaşıyarak bizi zayıflatmak, yükselişimizi durdurmak isteyenler ise avuçlarını yalayacaktır. Rayburn binasından, tüm tarafların tarihsel ahmaklıklara son verdiği bir Türkiye hayaliyle ayrıldım. Ümitvarım, bu hayal de er geç gerçek olacak inşallah...
Ali H. Aslan - Zaman Gazetesi


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla