Türkiye on gündür, olmayan bir krizi konuşuyor. Avrupa'daki kriz Türkiye'yi etkiler mi? Devalüasyon olur mu? Dolar dışarıda düşüyor, TL karşısında yükseliyor. Dolar nereye kadar yükselir?.. Hafta boyunca piyasalarda bunlara benzer bir dizi sorular soruldu.
Bu sorulara cevap aramak yerine, birkaç yıldan beri dünya piyasalarında dönen entrikalara bakmak gerekiyor. 2007'de Amerika Birleşik Devletleri'nde (ABD) konut sektöründe başlayan ve 2008 yılının son çeyreğinde global hale dönüşen kriz sırasında, gelişmiş ülke merkez bankaları ortak hareket ederek sisteme yüklü miktarda para verdiler. Söz konusu ülkelerde olası ekonomik durgunluğu aşmak amacıyla ABD'de yapılan likidite artışı, bankalar aracılığı ile halkın eline değil, belli başlı spekülatörlerin, kısacası tefecilerin eline geçti. Yüklü parayı ellerinde tutan dünya spekülatörleri, çeşitli oyunlarla paradan para kazanmanın peşinde. Onların, üretim ve istihdam oluşturan yatırımlarda işleri yok.
Finansal kriz sırasında ele geçirdikleri yüklü paralar, kurdukları etik olmayan manipülatif oyunlarla katlamalı olarak büyüyor. Birkaç yıldır, borçlanma yapısı zayıf ülkelere saldırıyorlar. Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları da, o ülkelerle ilgili olumsuz raporlar yayınlayarak ekonomik görünümlerinin hızla bozulmasına zemin hazırlayıp, spekülatörlere yardımcı oluyor. İlk kurbanları İzlanda'daydı. Oradan Doğu Avrupa ülkelerine geçtiler. Bu ülkelere, uluslararası bankalar aracılığıyla yüksek faizle para sattılar. İki yıl önce aynı oyunu Dubai, Yunanistan ve İrlanda'da gerçekleştirdiler. Dubai kısa sürede toparlanmasına rağmen, Yunanistan ve İrlanda bunların pençesinden kurtulamadı. Çok yüksek faizle borç almak zorunda kaldılar. Son aylarda komşumuz Yunanistan'ın yaşadıklarını hepimiz yakından izliyoruz. Yunanistan ekonomisi uçurumun kenarından döndü. Özel kreditörlerden 49 milyar Euro ve Avrupa Birliği, Uluslararası Para Fonu'ndan (IMF) üç yıl vadeyle toplam 100 milyar Euro borç almak zorunda kaldı. Ardından İtalya geldi. İtalya, Euro cinsinden Hazine tahvili satarak yüzde 5,4 gibi yüksek faizle borçlanabildi. Şimdi sırada İspanya var. Kredi derecelendirme kuruluşu İspanya'yı izlemeye aldığını açıkladı. Aynı düzen devam ediyor.
Türkiye, güçlü finans yapısı, siyasi ve ekonomik istikrarı sayesinde, finansal krizin etkisinden en az etkilenen ve en kısa sürede çıkan ülke olarak dikkatlerini çekiyor. Cari açığın yüksekliği Türkiye ekonomisinin en zayıf halkasını oluşturuyor. Genel seçimlerden yine istikrarla çıkan Türkiye'nin, Avrupa'daki krizden etkileneceği ileri sürülerek ağlarına düşürmeye çalışıyorlar. Son haftalarda; öncü birlikleri, kredi derecelendirme kuruluşlarının gerçeği yansıtmayan abartılı olumsuz ekonomik raporlarıyla Türkiye'de kriz var görüntüsü vermeye çalışıyorlar. Bölgesinde ve dünyada yıldızı parlayan Türkiye'yi, içerideki işbirlikçileriyle birlikte ucuza kapatmanın hesabını yapıyorlar. Türkiye'nin yatırım yapılabilir ülke notuna yükseltilmesi, bilerek geciktiriliyor. Hükümet bu saldırılara karşı yılbaşından beri tedbirini alarak rehavete ve zafiyete düşmediğini gösteriyor.
Çin, küresel sermayenin adamları olarak bilinen kredi kuruluşlarını tanımadığını belirterek, kendi derecelendirme kuruluşlarını kurdu. Hükümet üç yıllık orta vadeli ekonomik programını bir an önce açıklayarak, Türkiye'nin güçlü ekonomisini sürdüreceğini tüm dünyaya göstermeli. Güvenleri sıfıra düşen bu kredi kuruluşlarıyla Türkiye'nin de anlaşmasını tek taraflı feshetme zamanı geldi. Diğer ülkeler de aynı yolu izleyebilir. Aksi halde, global piyasalar hızla, küresel sermayenin yani tefecilerin eline geçecek.
M. Ali Yıldırımtürk - Zaman


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla


