Temmuzda ağustosta günler, akşamüzerleri, gecelerdi; Attila İlhan'la son soluklu görüşmelerimiz o zamanlarda olmalı.
Kanlıca'da, tam koyda, deniz üstü taraçamsı bahçede. Her cumartesi Çolpan İlhan'la Sadri Alışık'ın yaz evlerinde buluşuyorduk, bazan cumaları da.
Sadri Bey'i kaybetmiştik. Çolpan günbatımından sonra, atelyeden yorgun argın gelirdi.
Biz Attila Ağbi'yle Nam-ı Diğer Kaptan / Attila İlhan'ı Dinledim'e çalışıyorduk. İş Bankası Yayınları için bir ırmak-söyleşi. Dediğim gibi, meğer son görüşmelerimiz; geriye kalan zamanda da*ha seyrek, daha kısıtlı, biraz da böyle geçecekmiş günler, son yıllar.
Her şey bittikten sonra geriye dönüyorum. Herhalde yarım yüz*yıl öncesine.
Mutlaka yarım yüzyıl geçmiş olmalı. Çünkü Sisler Bulvarı'yla kitaplar sevdalısı olduğum ilk günlerde karşılaştığımı açık se*çik hatırlıyorum. Bu satırları boğucu yaz öğledensonrasında yazı*yorum ama, Sisler Bulvarı'nın 'gördüğüm' öğledensonra serin, hat*ta ayazlı bir güz gününe rastlıyor.
Taksim'den Galatasaray'a doğru yürüyenler, 1960'lı yıllara geri dönerlerse, yüzümüz Tünel yönünde, sol koldaki küçük came*kanlı, dar kapılı kitabevini gözlerinin önüne getirebilirler. Kitabevinin asıl adı bilinmez. Burası "Madam'ın Kitabevi"dir.
Madam daima siyahlar giyer, saçları daima kırçıl kocakarı to*puzudur. Daima bir matem havası estirir. Yasına işin tuhafı hain*lik karışmıştır. Yüzü asık, dudakları ve elleri titrek; kendini kitaba, edebiyata, okurlara adamış görünür.
Dükkândan içeriye adım atmanıza izin vermez. Aradığınız, is*tediğiniz, edinmeniz gereken kitabı içerideki 'dehliz'den kendi getirir. Kitap hırsızlarını çokça mı yaşamıştır, kestirilemez. Tel çerçeveli gözlüklerinin altından sizi uzun uzadıya süzer, para pul konusunda titizdir.
Kendisine bazan oğlu yardım eder. Oğul da annesi gibi ufak tefek, çelimsiz, beli bükük, fakat sözüm ona daha güleryüzlüdür.
Oğul kimi günler, özellikle yaz günleri, dar kapıda durur, soluklanır. Sonra bu oğul ikide birde ortadan kaybolur. Cihangir'*de kitaba, romanlara, hatta şiir kitaplarına meraklı, tutkun son hanımların istihbaratına bakılırsa, Madam'ın Kitabevi'nde gizli dolar alışverişleri filan da olmaktadır. "...Polis basmış, Mada*m'ın oğlunu içeriye almışlar..."
Ablamın yarı ders yılında okuyup özetini çıkaracağı roman, Yakup Kadri'nin Yaban'ıdır. Yaban, koskocaman Kitap Sarayı'nda bi*le bulunamamış, sonra, tavsiye üzerine gidilmiş Madam'ın Kitabevi'nde çarçabuk ele geçirilmiştir.
Ayazlı gün, o gün. Dar kapıya asılı cep kitaplarından birinde, tam o sırada fark ediyorum, sisli bir bulvar! Sislere karışmış ışıklar kapak resmi olup çıkmış. Ablam ciltli Yaban'a dalıp git*mişken, o kitaba vurulup kalıyorum, daha doğrusu kapaktaki illüstrasyona.
Attila İlhan / Sisler Bulvarı. Ama o an Attila adını beylik alışkanlıkla Atilla diye okuyorum. (Bu yanlış okumanın öyküsüne ayrıca değineceğim.)
Sisler Bulvarı... Bir roman!
Roman olmalı. Şiir sanatından o kadar nasipsizim ki, ders kitaplarımızdaki manzumeler pek hoşuma gitmiyor, babamın Namık Kemal'den, Tevfik Fikret'ten ezbere okuduğu dizeleri -hep aynı dizeler- tam kavrayamıyorum. Şiir handiyse umurumda değil.
Oysa 'roman' Sisler Bulvarı, adıyla bile bin çeşit macera uyandırıyor, öylece bir süre aklıma takıldı. Gittim geldim, Taksim-Tünel, Tünel-Taksim, nihayet, harçlığımı elden çıkarmak paha*sına Sisler Bulvarı'nı edindim. Artık daha ayazlı, soğuğu iyice işleyen bir güz sonu günü. Koşar adım Cihangir'e, evimize dönü*yorum. Attila İlhan'ın Sisler Bulvarı romanını okuyacağım. Bir an önce okumalıyım.
Yazdıkça şimdi, dönem usul usul beliriyor: Galatasaray Lise*si'nde hazırlık sınıfında öğrenciyim. Edebiyatı hepi topu sürükle*yici, gerilimli romanlar sanan, derslerinde başarısız, adamakıllı sıkılgan, içine kapanık, hayli tutuk bir öğrenci...
Sisler Bulvarı'ndan birdenbire şiirler dökülüşüyor
Hayal kırıklığı çıkageliyor, bastırdıkça bastırıyor.
Ama kısa bir süre paramı sokağa attığım kanısıyla savrulmuş*ken, kitaba adını vermiş şiir, imgeleri, duyuşları, duyuruşlarıyla fırtına yaratıyor: elinin arkasında güneş duruyordu
Bu ne demek? Güneş elimizin arkasında nasıl durur? Ne var ki üzerinde durmuyorum. Hatta, o güneşin 'soğuk', ısıtmayan bir güneş olduğunu hissediyorum.
aylardan kasımdı üşüyorduk
ağacın biri bulvarda ölüyordu
şehrin camları kaygısız gülüyordu
her köşe başında öpüşüyorduk
Hemen şu dizelerle Aksaray'ı, Laleli'yi, bütün o semtler sil*silesini alınılıyordum. O zamanlar annemin halası Nezihe Hala La*leli'de oturduğundan, biz de sık sık gidip geliyor, şehrin bu yö*resinde yeniyle eskinin tuhaf kaynaşmışlığına her defasında kapı*lıyordum.
Caddede o zaman için yeni, modern yapılar, derken git git, ara, arka sokaklarda hâlâ kafesli, cumbalı, birbirine yaslanmış ahşap evler. Attila İlhan'ın ünlü şiiri "Sisler Bulvarı", kitap kapağındaki illüstrasyon, söze dökemediğim o kapılıp gidişe yorum getirmişti.
Bu şiiri üst üste kim bilir kaç kez okudum, öylesine heyecan*lanmıştım ki, ilk dizelerden sonra durakalıyor, gerisini, şiirin bütününü aralıklarla okuyabiliyordum. "Sisler Bulvarı" çağdaş şiirimizden sevdiğim ilk şiir oldu.
Attila İlhan kitabının yeni basımlarında şiirin arka plandaki öyküsünü, yazılış öyküsünü kaleme getirdi. Sislerin kuşattığı, sa*rıp sarmaladığı bulvarı Paris'in bir bulvarı sananlar çok olmuş. Tanığım: 1970'lerde okuryazar, hatta şiire düşkün bazı arkadaşla*rım "Sisler Bulvarı"ndan ezbere dizeler okurlar, nedense "yeni kapı'da bir tren vardı" dizesini atlayıp Paris tutkularından söz açarlardı.
Oysa Attila İlhan şöyle yazıyor:
"Bu pek ünlü şiiri çoğu Paris'te yazdığımı, adı geçen bulva*rın paris bulvarlarından birisi olduğunu sanır, öyle değildir, şii*ri paris dönüşü, Laleli'de, Şair Nigar Sokağı'nda emekli öğretmen Melahat Hanım'ın evinde pansiyon kalırken yazdım, Atatürk Bulvarı üzerinde, o zaman, Günseli Pastanesi diye bir pastane vardı, ak*şamları oraya düşer, sonbahar sisleri basıp sokak lambaları puslu puslu yandı mı, yürüyerek taa Atatürk Köprüsü'ne kadar inerdim..."
Kapaktaki resmin çekim alanı da duyumsanıyor. O günleri ya*şamış bir sanatçının, geçenlerde yitirdiğimiz, ölümüne sessiz kal*dığımız, değerli Güngör Kabakçıoğlu'nun imzasını taşır kapaktaki resim.
Bu şiirin derin etkisini çok sonraları çözümlemeye çalıştım. Bir defa, her şeyden önce, mevsimdi ses yönelten:
sisler bulvarı bir gece haykırmıştı
ağaçlar yatıyordu yoksuldu
bütün yaprakları sararmıştı
bütün bir sonbahar ağlamıştı
Fakat o günlerde, Attila İlhan'la nice sonbaharlar geçeceği elbette aklımın ucundan geçemezdi.
Selim İleri - Zaman


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla