Yazının başlığını Melih Cevdet Anday'dan ödünç aldım. Bilerek, farkında olarak aldım. Özellikle aldım.

Düşündükten sonra aldım. Her ne kadar bambaşka anlamıyla kullanmış olsa da kelimeyi o, ben yine de aldım. Kendime basamak yaptım. 1961 basımı, Ataç Kitabevi tarafından küçük boy basılmış elimdeki kitap. Doğu-Batı adını taşıyor. Ve sözünü ettiğim başlık da bu kitabın içinde. Bula bula bu yazıyı bulmuş değilim. Bir sahaf dükkanında, umutla merak arası göz gezdirirken sayfalarda birden şu cümleye rastlayıverdim; '...ben, okuduğum bir yazıda, çelişmeler yakalamakla, o yazının aksaklıklarını, tutmazlıklarını belirtmekle yetinmeyi sevmem; ana düşünceyi arayıp onu eleştirmektir en iyisi.' Şimdi ne yapacaktım? Bir süredir zihnimde yuvalanan, akacak dil arayan cümleleri, nasıl şekillendirecektim? İşte buna yaradı o başlık ve o cümleler. Uyandırdı beni. Elimden tuttu. Işık oldu. Fakat dedim ya, ben bambaşka anlamıyla kullanıyorum çıkmayı. Bir derkenar notu olarak düşünmüyorum.

Çıkma, sanat ve edebiyat dünyasının dışında sıklıkla ve farklı anlamlarıyla kullanılan bir kelime. Hatta, ıskarta ile kullanıldığında saklı bir ironisi bile var. Her sabah özenle meyvelerini parlatıp düzenleyen manavı düşünelim. Onun çıkma anlayışını gözden geçirelim. Her tür, ezik, çürük, kötü görünümlü, soluk, pörsümüş meyve birer çıkma maldır o manavın gözünde. Yanda, alt tarafta duran sandıklardan birisine doldurur elmaları, erikleri, portakalları, çilekleri, kirazları, mevsimine göre. Pop ve modern sanat, fotoğraf sanatçıları hatta minimal öykü yazanlar böylesi bir çıkma manzarası ile ilgilenirler mi acaba? Bir manav, hiçbir zaman çıkmanın felsefi karşılığıyla ilgilenmez. Zayiat olarak görür onları. Daha ötesi çöp. Anlayacağınız bir eylemdir çıkma manavın gözünde. Sonuçtan çıkarılmış bir düşünce değil.

Manavdan vazgeçtik geniş ölçekte tekstil üreten bir firmayı düşünelim. Top top, desen desen, kalite kalite kumaşları açacak ve kendi ihtiyacına göre kesip biçecektir o kumaşları. Toplar açıldıkça aralarında desen kaymaları, istenmeyen lekeler, ölçüme uymayan, kısalıp uzamayan parçalarla baş başa kalacaktır ustalar. İlkin bu kumaşlar çıkma hükmündedir. Sonrasında ise üretim hataları, yanlış dikişler, istenmeyen kazalar arka arkaya gelecek ve çıkmaların sayısı çoğalacaktır. Bu malların da bir alıcısı, meraklısı vardır elbet. Ancak kumaştan ve üretimden asıl maksat, kusursuz üretimdir. Dileyen bu kumaşları kendi maksadına zevkine göre şekillendirecektir elbette. Lakin bütün bu nesnelerin çıkma hali asla ortadan kaybolmayacaktır. Çıkma bu sebepten biraz da istenmeyen ancak engellenemeyendir.

Bir kere çıkmadan bahsettik ya, sözün sınırlarını alabildiğine genişletmek mümkündür artık. Kiremit, tuğla fabrikaları, çimento üretim tesisleri, demir-çelik kompleksleri, beyaz eşya fabrikaları, elektronik aletler, bilgisayarlar, cep telefonları ve daha nicesi. Bu çıkma ürünler ki nice gelişmiş kalite kontrol ve denetim aşamalarının sonucudurlar. Üretici, kusursuz mal ve hizmet iddiasını yerine getirebilmek için çıkmaları hem özenle seçer hem de üretim maliyetleri bakımından bu ürünlerin sayıca azalmasını ister. Buna rağmen olur. Hep olur. Her yerde olur. Her zaman olur. Ne zaman durur. Ne üretim biter. Ne çıkma mal piyasadan çekilir. Farklı sosyal ve ekonomik gerekçelerle çıkma mallar özellikle tercih edilir. Sorulur. Aranılır. Çıkmanın peşine düşmek beraberinde nice öyküyü de sürükleyecektir. Öykü deposudur çıkma.

Ya insanlar, ya fikirler, ya tutumlar diyor içimden bir ses. Sanki sırasını beklermiş gibi, asıl söylenilmesi gereken oymuşçasına yükseltiyor tonunu. Söyle, hadi hadi söyle, bilirim, aman insan incinmesin, söz insana varmasın, onun varlığını sarsmasın diye temkinle dönüp dolaşıyorsun diyor. Diyor, çünkü haklı diyor. Ama insan sözün havuzu değil mi? İnsan sözün damarı, insan sözün kökü toprağı değil mi? Söz bir demir gibi sözün örsünde dövülmeden şekle girebilir mi? Böyle insanlar vardır ne yazık ki. Çıkma insanlar vardır. Onca seciye birikimi. Kültür. İnanç. Ahlak. Bilgi. Onca koruma içgüdüsü. Titreyiş. Sanat, hele sanat. Düşünce iklimi...Önleyemez, insanın bu çıkma halini önleyemez. O sebepten, bir hakaretle, bir haksızlıkla, bir münasebetsizlikle karşılaştığımda, tıpkı Anday'ın sözünü ettiği çelişkiler, aksaklıklar, tutmazlıklarla ilgilenmem ben. Ana fikre amaca bakarım. İşte o zaman, çıkmanın oyunundan kurtulmak kolay. Çıkmanın dilini kendi kumaşında seçmek daha kolay. Kayırmadan kimseyi. Yücelmek daha kolay. Çıkma çıkmadır bir de, işte o kadar.


Ufuk Bozkır - Zaman